Giresunca

Son Güncelleme : 04 Nisan 2021 02:04
Giresunca

Giresun Yöresel Dil Sözlüğü

- A -
Aba: Abla.
Abani: Baş örtüsü.
Abat olma: Zengin olma.
Aburcubur: Karışık.
Abruka: Çevirme, Kontrol altına alma.
Abrul: Nisan.
Acamı: Acemi.
Accuk: Az olan.
Acap: Acaba, Acep.
Aclanmak: Acıkmak.
Adamakıllı: Doğru, Dürüst.
Adref: Etraf, Çevre.
Afkurma: Sinirlenme.
Afur: Ahır.
Aga: Arkadaş.
Agıbet: Acaba, Gelecek.
Ağanamak: İnlemek, Anlamak.
Ağarlamak: Misafir etmek.
Ağartı: Yarı açık hava.
Ağır: Yavaş hareket eden.
Ağırmak: Yüksek sesle bağırma.
Ahacuk: İşte.
Aha: Burada, İşte.
Ahmak: Aptal, Salak.
Akak: Ormandan su akmayan taşlı su yolu.
Akınmak: Kayak, Kaymak.
Akunduruk: Çam sakızı, Reçine.
Akunduz: Geniş yapraklı yabani bir bitki.
Akuru gitme: Yamaç yerde düz gitme, Paralel.
Alaf: Hayvan yiyeceği.
Alamuk: Yarı güneşli hava, Bunaltıcı sıcaklık.
Alartı: Aydınlık.
Allancak: Hamak.
Alaşağı: Horonda eğilme.
Alemeşkere: Alani, Açıkça yapma.
Aluşuk: Devamlı gelen, Alışkan, Ucu yanan odun.
Amade: Hazır olan.
Ambar: Kiler.
Amel: İshal.
Andaval: Salak, Aptal.
Andır: Adı bilinmeyen, İşe yaramayan.
Andır kalsın: Uzak dursun.
Angaz: Büyük, Ağır ve hantal eşya.
Angut: Aptal, Avanak.
Annak: Meydan, Görünür.
Annaklama: Gözetleme, Bakma.
Anlak: Açık alan.
Argış: Yük taşımada verilen mola.
Arpacık: Gözde çıkan sivilce, Ekilecek küçük soğan.
Arı Sokması: Arı ısırması.
Arkuru: Paralel.
Arkurulamak: Yan tarafa doğru gitmek.
Artuk: Yemekten arda kalan.
Aruk: Zayıf.
Aruklama: Zayıflama.
Aşak: Yünden ip yapma aracı.
Aşar: Olgun turşu.
Aşana: Evlere giriş kısmı.
Aşıkatma: Yarışma, Rekabet.
Aşlama: Meyve ağacına aşı veya ekleme.
Aşki: Olayın nedeninin belli olması.
Aşmak: Geçmek.
Aştı: Geçti.
Atkı: Omuza alınan örtü, Şal.
Atlak: Dereden kolay geçme yeri.
Atlama: Ayıklama, Fındık ocağına budama yapmak.
Avcuk: Elin iç kısmı.
Avu: Zehir, Orman güllü.
Avuz: Doğum yapan ineğin ilk sütü.
Ayam: Hava, Hava durumu.
Ayama: Takma ad, Lakap.
Ayalama: Koruma, Yetiştirme.
Ayetse: Yavaş yavaş.
Ayırtlama: Temizleme.
Aykuru: Ters.
Aylak: Avare gezen.
Ayı kulağı: Zehirli bir bitki.
Azgun: Çılgın, Deli.
Azık: Yolculukta bahçede yenecek yemek.
Azma: Olduğundan fazla gözükme, Gelişme.
Azman: Melez.

- B -
Bacca, Bahça: Bahçe, Fındık bahçesi.
Bad: Koyun geceleme yeri.
Baddal: Geniş, Bol.
Bahalı: Fiyatlı.
Bakraç: Kulplu süt, Su kabı.
Balçık: Çok sulu çamur.
Baldıran: Yabani bir bitki.
Bannık: Yabani mor çiçekli bitki.
Bar: Beyaz küf.
Baraballi: Tabanca çeşidi.
Bardabaş: Çok gürültü yapan kişi.
Bat: Tahta avlu, Çit.
Batıl: Geçersiz.
Batırma: Sokma, Delme.
Batman: Bir sürü, Ağır.
Basuk: Zayıf ve cılız çocuk, Kısa, Cüce.
Basur: Mayasıl, Kaşıntı.
Başak: Fındık toplandıktan sonra yerde kalan fındık.
Bayak: Az önce, Demin.
Bece: Gece.
Bed: Kötü, Çirkin.
Beduru: Kuyu kazanı.
Bel: Çatal ağızlı tarım aleti.
Bellemek: Toprağı işlemek.
Belertmek: Korkutmak için gözünü iyice açmak.
Berata: Tabanca çeşidi.
Bere: Koyun sağım yeri.
Beri: Burası.
Besbelli: Herhalde, Belli ki.
Beşbıyık: Muşmula meyvesi.
Beter: Çok fena.
Beylik: Fabrikasyon.
Bezene: Bezelye.
Bıldır: Geçen sene.
Bızdıklama: Hızla koşmak, Tekme.
Bıllak: Parlak.
Biçik: Yeni doğan buzağı.
Bibi: Büyük hala.
Bidutam: Az, Biraz.
Bile: Beraber.
Bileki: Ekmek pişirilen kap.
Bidorama: Azıcık.
Bisürü: Çok fazla.
Bişi: Önemli gizli söz.
Bitduma: Azıcık.
Bittik: Çok az, Minnacık.
Boduç: Ağaç kap.
Bohça: Beze sarılarak taşınan eşya.
Bostan: Hıyar.
Boydak: Yalnız başına.
Boyuna: Sürekli, devamlı.
Bozaltı: Alaca karanlık.
Böce: Fasulye.
Böcük: Böcek.
Böğün: Bugün.
Böğür: Göğüs.
Bökenek: İnekleri ısıran büyük sinek.
Börmek: Uzun sesli öksürmek.
Börülce: Yabani bir bitki.
Bucaklık: Evlerdeki mutfak odası.
Buğuz: Eziyet, Zulüm.
Buğuz Etme: Eziyet, Zulüm etme.
Bukma: Ters çevirme, Sıkma.
Bulaşuk: İspiyoncu.
Bunamak: Çok canı darlanmak, Sıkılmak.
Buruk: Acı.
Buymak: Üşümek.
Bük: Düzlük arazi.
Bükük: Eğri olan.
Büngüldemek: Yerinde duramamak, Oynak.
Bürümcek: Beyaz başörtüsü.
Büsumuk: Bunaltıcı, Sıkıcı, Kapalı.
Büz: Beton boru.
Büzük: Toplu, Buruşuk, Kırışık.

-C-
Cadaloz: Geçimsiz, Çirkef.
Cahal: Bilgisiz, Cahil.
Cahdetmek: Azmetmek.
Camedan: Vitrin, Cam arkası.
Cam Işığı: Gaz lambası.
Camadan: Keçi kılından yapılan sırt çantası.
Camış: Manda.
Canketme: Yeni anlama, Aklı başına gelme.
Cankettirme: Suratına vurma.
Caplama: Az kalın kereste, çıta.
Cara: Akıntı.
Caranak: Sağanak yağmur.
Cavaloz: Sincap.
Caydak: Yalnız, Tek başına.
Cazgır: Çok konuşan.
Cazı: Kurnaz, Hırçın, Fesat kadın.
Ceccal: Çok yaramaz çocuk.
Celecoş: Keş pişirilerek yapılan yemek.
Celep: Koyun sürüsü.
Çember: Başörtü çeşidi.
Ceek Garga: Bağıran alakarga.
Cenderme: Jandarma.
Cenik: Yaylaya göre sahil.
Cepken: Yağmurluk
Cerahat: İltahap, İrin.
Cereme: Zahmet, Eziyet, Sıkıntı.
Cerlemek: Sinirlenme, Bağırma.
Cıbban: Alkış.
Cıbıl: Yırtık pırtık giyinen, Yarı açık elbise.
Cıbıldak: Çıplak, Yoksul.
Cıdık: Ağaç dalından kuş kapanı.
Cıftır: Çok hızlı şekilde.
Cılga: Küçük ark, İnce su yol, Dar yol.
Cılk: Sulu bozulmuş yumurta.
Cımak: Kök, Ağaç kökü.
Cımbış: Komiklik, Şaka.
Cındık: Küçük.
Cıngıl: Küçük su kapı.
Cırank Ettirmek: Vurmak, Ses çıkartmak.
Cırcır: İplik sarma aleti, Devamlı olan ses.
Cırıfta: Küçük ekmek, Kızartma.
Cırıtla: Hamur işi yağda pişen lokma.
Cırım Cıngıl: Çok fazla, Yırtık pırtık.
Cıscıbıl: Çırılçıplak.
Cırtlık: Küçük çalı kuşu.
Cızan: Oyun bozan.
Cızıltı: İnce sızan akan, İnce ses.
Cızmak: Çizmek.
Cibilliyet: Soy, Sülale, Secere.
Cicik: Meme, Göğüs.
Cidduk: Küçük sevimli çocuk.
Ciğik: Küçük ses.
Ciğikleme: Gizlice gözetleme.
Cilim: Yapışkan çam ağacı.
Cimbar: Harabe yer.
Cimcik: Cimdik.
Cinibiz: Keskin zekalı, Kurnaz.
Cingan: Çingene.
Civirtmak: İshal, Oyundan çıkan.
Cont:Lastik çizme, Potin.
Cöbre: Suyu alınmış ezik üzüm posası.
Cöbül: Süzülecek üzüm şırası.
Cufar: Zehir.
Cufarlanmak: Sıcaktan bunalma, Zehirlenme.
Cücük: Civciv.
Cümbür Cemaat: Kalabalık.
Cürüm: Çevre, Etraf.

- Ç -
Çakıldak: Olmamış ham meyve.
Çalan: Şelale.
Çaldırmak: Uyumak.
Çalık: Bakımsız, Zayıf.
Çalım: Gösteriş, Caka.
Çalım Satma: Gösteriş yapma.
Çalpalamak: Çalkalamak.
Çalpara: Kalaylı tencere.
Çangal: Uzun fasulye sırığı.
Çarpık: Felçli.
Çaplama: Sallamak.
Çapula: Ayakkabı.
Çaput: Kalın bez parçası, Eski elbise.
Çardak: Çatı kısmı.
Çatmak: Rastlama, Rast gelme.
Çavgun: Sağanak yağmur.
Çavun: İz.
Çaytak: Bacakları dışa eğri kimse.
Çebiç: Keçi yavrusu, Oğlak.
Çeç: Ayıklanmış tane fındık.
Çekek: Küçük gemi barınağı.
Çekerez: Bir sincap çeşidi.
Çekişme: Ağız kavgası.
Çelik: Oyunda kısa çubuk.
Çençük: Kapı kilidi, Mandalı.
Çenti: Dastardan yapılan süslü çanta.
Çentik: Çizik, İşaret, İz.
Çeltuk: İçi boş fındık çotanağı.
Çepin: Küçük kazma.
Çepni: Karadeniz Bölgesi’ne yerleşen Türkmen Boyları.
Çettüğüm: Kördüğüm.
Çıban: Büyük derin sivilce.
Çıbarca: Eğrelti otu çeşidi.
Çıkıntı: Evlere sonradan ilave edilen oda, Görülen uç.
Çıkrık: Yünden iplik yapma tezgâhı.
Çılmık: İnce çubuk.
Çılpı: Doğrultu.
Çıngıl: Sakık, Sallanan.
Çıpır: Alaca, Çok renkli.
Çıpırdak: Çok parlak renkli.
Çıtır: İnce sık dallı dikenli.
Çıtlaböcü: Ateşböceği.
Çıtlak: Ateş parçası, Kıvılcım.
Çibre: Yazı yazma ucu, dolmakalem ucu.
Çiğselti: İnce yağan yağmur, Çiğse.
Çil: Yeni çimlenmiş tohum.
Çileklik: Çalı çileği, Yaprağından çorba yapılan çilek.
Çillenme: Tohumların çimlenmesi yeşermesi.
Çilli: Yüzü gözü benli.
Çimmek: Yıkanmak.
Çit: Küçük sebze bahçesi.
Çitemek: Dikmek tutturmak.
Çivil: Küçük tane.
Çivit: Çekirdek.
Çomak: Oyunda uzun çubuk.
Çort: Dikenli fundalıklı alan.
Çökelik: Yoğurttan yapılan kuru peynir.
Çömen: Ot yığını, Otluk.
Çömez: Acemi.
Çöllemek: Bahçeden meyve çalma.
Çölük: Küçük ağaç parçası, Kuru ince dal.
Çöör: Mısırın alt sap kısmı.
Çöten: Mısır kurutulan ambar, Darı ambarı.
Çörtük: Yabani küçük armut ağacı.
Çükelik: Çökelek, Kurutulan ayran peyniri.
Çürük ayı: Temmuz ve Ağustos ayları.

- D -
Da: Gösterme sıfatı.
Dadanık: Alışkın.
Dadanmak: Alışmak, Devamlı olmak.
Dadduk: Çok sevimli.
Dadlı: Tatlı.
Dağarcuk: Meşin deri çanta.
Dalaşma: Kavga etme, İt kavgası.
Damlalık: Çatıların alt kısmı.
Dandik: Eğri, Büğrü.
Danil: Geveze, Dangalak.
Darı: Mısır.
Darlanma: Sıkılma, Bunalma.
Dastar: Yün ipliğinden kilim.
Daşgun: Sel, Çok yağan yağmur.
Davun: Zehir, Veba, Kötü.
Dayança: Koltuk değneği, Destek.
Dayaşgan: Destek yapmak.
Dazırtlatma: Hava çıkarma, Yellenme.
Debertmek: Karıştırmak.
Debme: Sıkıştırma.
Değermen: Değirmen.
Değme: Dokunma, Temas.
Dekmük: Tekme.
Denizlik: Pencere cam önü betonu.
Depebızdık: Takla atmak.
Depmek: Ayakla sıkıştırma, Vurma.
Depreşme: Gelişme, Oynak.
Depük: Kuru hava, Islak olmayan.
Derbey: Lüks lastik ayakkabı.
Derleme: Toplama.
Derlen: Toplan.
Derviş: Okumuş, Hoca.
Deşme: Delik açma, Patlatma, Yırtma.
Deydağa: İşte orada.
Deyha: İşte burada.
Deze: Teyze.
Dırmaç: El örgüsü iplik.
Dıtdırıbızdık: Baldırı çıplak.
Dıvılcık: Dolu tanesi.
Dip: Ağaç altı, En son yer.
Dibek: İçinde mısır buğday dövülen oyuk taş.
Dible: Pirinç ve bulgurla yapılan lahana yemeği.
Didinmek: Çok uğraşmak, Çalışmak.
Didişme: Tartışma.
Dikme: Meyve fidanı.
Dildan: Kıskaçlı böcek.
Dillendirmek: Herkesçe bilinilen, Dedikodu, Yaymak.
Dilmek: Kesmek, Bölmek.
Dirgen: Ot toplama tırmığı.
Ditmek: Tırnakla kaşımak, Karıştırmak.
Dişemek: Bilemek, Keskin hale getirmek.
Divit: İplik boyası.
Divildek: Çok hareketli.
Divrin: Bir ağaç türü.
Divron: Ucu V şeklinde uzun sopa.
Diyelmek: Ayakta durma.
Diyek: Ayakta dik duran.
Dizme: Tahtadan oda bölmesi.
Dizlik: Uzun paçalı don.
Dobuş: Sivriliğini kaybetmiş, Körelmiş.
Dongurak: Büyük çan.
Doh: Konuşan birini susturmak ve dikkat çekmek için kullanılan ünlem.
Domagöz: Bezelye haşlaması.
Donatmak: Hazırlamak, Süslemek.
Dolamak: Sarmalamak.
Dolaşmak: İpliklerin karışması.
Doruk: Ladin ağacı.
Dozik: Dangalak, Başı boş.
Dozirik: Delik fındıktan yapılan oyuncak.
Dönbek: İri yuvarlak.
Döngel: Muşmula ağacı.
Döş: Göğüs kemiği.
Döşek: Yer yatağı.
Döşlük: Kolsuz yelek.
Döşürmek: Toplamak, Hasat etmek.
Döşürücü: Dilenci.
Dulanmak: Çok sevmek, Sevincini belirtmek.
Dundar: Üstü kapalı yer, Sakin yer.
Dutak: Kulpsuz el bezi.
Düdek: Olgunlaşmamış meyve tomurcuğu, Gonca.
Düdüklük: Düdük yapılan bir ağaç çeşidi.
Dürzü: Yaramaz insan.
Düşgün: Fakir, Fukara.
Düşük: Erken olan, Erken doğan.
Düşün: Mola, Ara verme.
Düve: Yaşına gelen genç inek.

- E -
Ebegümeci: Yemeği yapılan yabani bir bitki.
Ebelik: Geniş yapraklı bitki.
Ebeguşağa: Gökkuşağı.
Ebrimek: Erimek, Eskimek.
Ecir: Yaptığı davranışın karşılığı, Olacaklar.
Ecünnü: Cin.
Efgurma: Sürekli bağırma.
Efil: Yanma hissi, Esmek.
Efsi: Ucu yanmış odun.
Efrini Almak: Acıdan dolayı aklını almak.
Eğercek: Yün iplik eğirme aleti.
Eğraltlık: Bir tür imece.
Ehel: İyi, Güzel, Usta.
Ekinci: Güneyli, Güneyde iç bölgelerde yaşayanlar.
Elçi: Evlilikte aracı olan kimse.
Elektirik: Pilli el feneri.
Elleme: Dokunma.
Elikgeçi: Geyik, Yabani keçi.
Elmek: Avuç dolusu.
Ellik: Eldiven.
Elti: Erkek kardeşlerin eşleri.
Emi: Oldu mu?, Tamam mı?.
Emmi: Amca.
Emlek: Tutam, Demet, Buket.
Encamı: Toplam, Topu topu, Olancası.
Entari: Kadın elbisesi.
Enni: Geniş.
Enük: Köpek yavrusu.
Erguvan: Mor renkli çiçekli ağaç.
Erikme: Şımarma.
Erinmek: Üşenmek, Çekinmek.
Erzak: Kullanılan ihtiyaçlar.
Erzem: Gerekli, Lazım.
Esbap: Elbise, Çamaşır.
Essah: Gerçek, Hakikat.
Eşkere: Açıkça, Aleni yapılan.
Eşmek: Toprak kazmak.
Eşü: Ekşi, Acı.
Eşün: Ekmek çevirme aleti.
Eteklik: Etek.
Eviik: Üveyik kuşu.
Evcimek: Eli ev işlerine yatkın.
Everme: Evlendirme.
Evcülük: Çocukların aile oyunu.
Evlek: Bir dönüm arazi, Bir çeşit mantar.
Evsi: Bir kısmı yanık odun parçası.
Evlürür: Yeterli.
Evza: Kibrit.
Ey: Bir seslenme biçimi.
Ey vermek: Seslenen kişiye cevap vermek.
Eyce: En iyisi, Âlâ, Güzel.
Eyhe: Başkasına göre hava hoş.
Eylenmek: Oyalanmak, Vakit geçirmek.
Ezentere: Turşu yapılan yabani bir bitki.
Ezgün: Çok olgun, Yumuşak.
Ezme: Çiğneme.
Ezber: Akılda tutma.
Ezük: Çok olgun meyve, Yumuşak.

- F -
Fagaz: Bir tür armut çeşidi.
Fanila: İçlik, İç elbisesi.
Fanle: Kollu atlet.
Fanya: Gaz lambası çeşidi.
Farfar: Şişeden yapılan gaz lambası.
Farfara: Bir tür meşale.
Farime: Çok hafif.
Fasarak: Hafif.
Faşırtı: Ses bozukluğu.
Faşlak: Kötü, Bozuk.
Fayrap: Ucu ateşli odun parçası.
Feğelfeşkil: Paramparça.
Felfekiç: Buruşuk, Yırtık, Parçalanmış.
Fellah: İçten pazarlıkçı, Sahte, Kurnaz.
Fellik: Telaş.
Fer: Derman, Kuvvet.
Fene: Çok, Fazla.
Ferik: Piliç, Genç tavuk.
Ferimek: Hafiflemek.
Feriştah: En iyisi, Çok iyi.
Feşel: Yaramaz.
Fetir: Saçta pişen buğday ekmeği.
Feyri: Renk, Yüz rengi.
Fıraktı: Çubuklardan örülmüş çit.
Fırfıkıç: Ağzına kadar dolu, Sıkışık.
Fırıç: Pişirilmiş meyve.
Fırın Darısı: Fırında kurutulan mısır.
Fırtana: Fırtına, Yağmur.
Fışırtmak: Fırlatıp atmak.
Fışkı: Dışkı.
Fıydırma: Kaldırıp atma.
Fiğ: Yemek yapılan bir bitki.
Firavun: Art niyetli, Fenalık düşünen kişi.
Fiske: Yavaşça.
Fittik: Ağaç kabuğu, Düdük.
Fodul: İtiraz eden.
Fol: Follukta tek olan yumurta.
Follamak: Kabuğundan ayıklamak.
Folluk: Tavuğun yumurtladığı yer.
Foltak: Bolca, Geniş.
Foni: Kabın içine su doldurmaya yarayan gereç.
Fosaldak: Suyu çekilmiş, Susuz.
Förtlek: Dışarı fırlamış nesne.
Förtleme: Kaynama.
Förtletmek: Ateşte kaynatmak.
Fösük: Dişsiz, Dişleri sökülmüş.
Fuzuli: Boşu boşuna, Gereksiz

- G -
Gaale: Dikkat, Dikkate alma.
Gabalak: Yabani bir bitki.
Gaban: Yamaç, Bayır.
Gabzımal: Manav, Sebze ve meyve satıcısı.
Gaccuk: Kadar.
Gacır: Fındığın yaş kabuğu.
Gacırgucur: Sürekli ses yapan, Gürültü.
Gadaklı: Dertli, Sorunu olan.
Gadimi: Sürekli, İki de bir.
Gaflet: Dalgınlık, Yanılgı, Durgunluk.
Gagiliç: Biçimsiz, şekilsiz.
Gagit: Kuru, Dölsüz.
Gagmuk: Parmakları bükmek.
Galemlik: Baca.
Galabalık: Kalabalık, Çokluk.
Galdirik: Yemek yapılan yabani bir bitki.
Galeze: Angarya yapılan iş.
Galp: Zamanı dolmuş, Geçersiz.
Gamalik: İşe yaramaz, Uyuşuk.
Gambak: Kel, Düz.
Gambazlama: Başkasına söyleme, Kandırma.
Ganayaklı: Mazlum, Sessiz, Uslu, Sakin, Uysal.
Gancık: Dişi köpek.
Ganayak: Uslu, Sakin, Olgun, Gariban.
Gandak: Eğrelti dikiş, Tutturma. Ekleme.
Gapcuk: Yara kabuğu, Üst kabuk.
Gapı: Evin ön kısmı, Kapı.
Gararbazar: Yaklaşık olarak, Göz kararı, Aşağı yukarı.
Gara Lastik: Lastik ayakkabı.
Garamuk: İçi çürük fındık.
Garavu: Orman gülü, Pembe çiçekli.
Garçaşturma: Tartıştırmak, Tahrik etmek.
Garduf: Patates.
Garegen: Yabani diken.
Garer: Karar, Tam kıvamı.
Gargara: Karıştırma.
Gartoloz: Yaşlı.
Gartopu: Patates.
Gartobak: Patates, Yer elması.
Garsamba: Fazla olan eşya.
Gasavet: Dert, Sıkıntı.  
Gasla: Yalan.
Gasmak: Germek, Sıkıştırmak.
Gasmuk: Çam kabuğu altı zarı, Kabuk.
Gasmuklu: Çok pis, Kirden kabuk bağlama.
Gatık: Ayran, Aperatif yemek.
Gasıttan: Kasıtlı olarak.
Gavsuk: Fındığın dışındaki yeşil kabuk, Çotanak.
Gavsun: Fındık çotanağı.
Gavun: Bir armut çeşidi.
Gavunç: Sıkma.
Gavut: Kuru ahlat unu.
Gaybana: İşe yaramaz, Hayrı olmayan.
Gaybet: Arkadan konuşma.
Gayde: Türkü, nağme.
Gaydelenmek: Kendi kendine türkü söylemek.
Gaymak: Çok güzel.
Gaymam: Benim güzelim.
Gaza: Kaza, Yaralanma.
Gazel: Kuru yapraklar.
Gazelen: İstemeden olan, Kaza.
Gebic: Kenarı düzgün olmayan.
Gebiçci: Değirmenci.
Gecin: Ayıklanmış fasulye kabuğu.
Geçek: Merdiven, İskele.
Geçi: Fena şey, İnatçı insan.
Gedik: Oyuk, Çukur.
Gedük: Çok oyuk yer.
Gegecen: Bir çeşit orak.
Gelberi: Tırmık.
Gelek: Yaprak.
Gelgeç: Merdiven, İskele.
Gelincik: Küçük yabani bir hayvan.
Gelinçi: Düğün alayı.
Gelişin: Gelince, Geldiğin zaman.
Gemük: Kemik.
Gergen: Dikenli sarmaşık.
Gerce: Sarmaşık.
Gertik: Çetene, Yiv.
Gevmek: Ağızda çiğnemek.
Gerevü: Ucu çatallı dalları çekme sırığı.
Gerzek: Geri zekalı.
Gevük: Kuru odun parçası.
Gı: Kız anlamında.
Gıbrağa: Kurbağa.
Gıcık Sinir bozucu.
Gıcır: Yeni.
Gıcırgıcır: Yepyeni.
Gıcırık: Dönen ağaç oyunu.
Gıç Atmak: Hayvan tekmesi.
Gıdık: Küçük kuplu sepet.
Gılla: Sıradan, Dümdüz, Çok yoğun.
Gıllak: Yağlı, Parlak, Kaygan.
Gımbıl: Oynak.
Gınağ: Bıkmak, Usanmak.
Gınnap: İp.
Gılık: Kıyafet, Görünüm.
Gılkuyruk: İnce, Uzun, Mızmız.
Gıpcık: Meyve sapı.
Gıpta: Kıskançlık.
Gırağı: Donmuş sabah çiğsesi.
Gıran: Tepenin üstündeki düz arazi.
Gırdap: Düğüm, Dönerek kıvrılan su.
Gırkmak: Tıraş etmek.
Gırklık: Koyun yün kırkma aleti.
Gıksı: Kıskaç.
Gısmak: Derisini sıkma, Çimdikleme.
Gışmık: Hayvan tekmesi, Çifte.
Gıt: Az olan.
Gıtlık: Yoksulluk, Açlık.
Gıvırzıvır: Öteberi, Küçük eşyalar.
Gıynak: Tekleme fındık çotanağı.
Gıymık: Küçük ağaç parçası.
Gibcak: Ağaç budağı.
Gidişme: Kaşınma.
Gilik: Yuvarlak küçük ekmek.
Girebi: Dal kesen küçük balta.
Girinti: Tırpan.
Girişme: Başlama.
Gobca: Düğme.
Godura: Oyunda küçük düz taşlar.
Gofil: Fıçı.
Gofti: Haylaz, İşe yaramaz.
Gogil: Saç örgüsü, Ensede toplanan saç topuzu.
Goğuk: Delik, Ağaç kovuğu.
Goğuz: Aralık, Hafiften açık.
Gohnik: Yaşlı kimse, Moruk.
Gol: Kol, Raf.
Golan: Odun taşırken sırta sarılan ip, Semer.
Golit: Taş fırında pişen ekmek.
Gomit: Balık çeşidi.
Gonak: Süslü büyük ev.
Gonuk: Bir yere konmuş.
Goruk: İçi boş fındık.
Gopuk: Bağlantısı olmayan.
Goşmak: Avuç içi, Yanına ekleme.
Goşama: Avuçlama, Avuç ölçüsü.
Got: Külek, Ölçü kovası.
Got Kafa: Büyük, Kalın kafa, Salak.
Gotmak: Kısa ve küçük ağaç kütüğü.
Govuk: Çukur, Mağara.
Goya: Sanki, Yani, Güya.
Gozak: Olgunlaşmamış, Ham meyve.
Gozalak: Çam ağacı kozalağı.
Göbel: Köpek yavrusu.
Göbelek: Şişman, Yuvarlak.
Göçük: İçeri batmış, Uçurum.
Göden: Su kurbağası.
Göfterek: Avare, Haylaz.
Göğ: Yeşil, Olgunlaşmamış meyve.
Göğnümek: Meyvenin yumuşaması.
Göğnük: Yanık, Ateşli kül.
Göğsükızıl: Bir kuş çeşidi.
Gölük: Yük hayvanı, Katır, Hayvan sürüsü.
Göreslenmek: Birini göresi gelmek, Hasret, Özlem.
Görpe: Taze, Yeni.
Gön: Hayvan derisi.
Göscek: Gözlük.
Göze: Suyun topraktan ilk çıktığı yer.
Gukguk: Guguk Kuşu.
Gumbul: Sepet.
Guruş taşı: Ocak başı raf çıkıntısı.
Guşak: Bele bağlanan giysi.
Guşluk: Sabah vakti.
Guvak: Başta bulunan kepek.
Guytak: Çukur yer, Kuyu.
Gübür: Toz birikintisi, Toz kırıntısı.
Gücenme: Alınganlık gösterme, Alınmak.
Gücük: Küçük, Ufak.
Gücük ayı: Şubat ayı.
Gücüktene: Yaylada yetişen çayır bitkisi.
Güdine: Mısır koçanı, Odunsu kısım.
Güfe: Ağaçtan yapılan kap, Fıçı.
Güfine: Hayvanın yiyeceğinin konduğu ağaç kap.
Güğüm: Bakır su kabı, Büyük ibrik.
Güllük: Eğrelti otu.
Gümbül: Birden yuvarlanma.
Gün Darısı: Güneşte kurutulan mısır.
Gündelik: Yevmiye.
Gündelikçi: Yevmiyeli işçi.
Günni: Evden uzak bahçe, orman.
Gürgen: Kayın ağacı.
Güsgün: Dargın.
Güveği: Damat.
Güvenek: İnekleri ısıran büyük sinek.
Güveç: Ağaçtan yapılan kap.
Güverme: Yeşerme, Üstü yeşillenme.
Güzine: Yemek ve ekmek pişirilen fırınlı soba.
Güzlek: Yayla dönüşü sahil.
Güzlük: Yayla dönüşü hayvan beslenen yer.
Güzün: Sonbahar.

- H -
Haarda: Nerede.
Hau: İşte bu.
Haura: İşte şurası.
Haböle: Böyle.
Habu: Bu.
Habura: Burası.
Hacat: İhtiyaç.
Haccak: Güzel.
Haçan: Madem, Öyle ise.
Haçan ki: Ne zaman ki.
Hadi: Başlama, Başlangıç.
Halatım: Kadar, Bu ana gelene dek.
Halefet: Sohbet, Muhabbet.  
Halik: Küçük çakıl taşları, Küçük taşlar.
Halpıtmak: Yiyecek, Yoğurt yemek.
Haltuk: Hayvan bağlama ipi, Tasma.
Hamamlık: Banyo odası.
Ham Etmek: Yemek yeme, Lokma yutma.
Hampal: Biraz zor.
Hamtevek: Yabani ve sarılan uzun bitki.
Hanum: Kadın.
Happak: Sade yoğurt.
Haptirik: Delidolu.
Harar: Çubuktan yapılan büyük örme sepet.
Harhar: Yoğun çalışma.
Harez: Boş arazi.
Harın: Dayanaksız.
Harız: Terkedilen boş tarla.
Hark: Su kanalı.
Hartama: Çatıya kaplanan ince tahta.
Has: İpek, Parlak kumaş, Ona özgü, Yakıştı.
Hasbağal: Dostluk kurma.
Hasbel: Az buçuk.
Haset: Kıskanç, Fesat.
Hasgız: Hanım hanımcık, Nazik.
Haşarı: Yaramaz çocuk.
Haşıl: Mısır yarması yemeği.
Haşimdi: Şu anda, Hemen, Tam şimdi.
Haşlak: Yakıcı, Kavurucu, Yarı pişmiş.
Haşöle: Şöyle.
Hauşu: İşte şu.
Hatça: Hatice adının yöresel söylenişi.
Haus: Hafız adının yöresel söylenişi.
Hatırtı: Gürültü.
Havli: Güç kuvvet, Derman.
Havruz: Çocuk lazımlığı.
Havse: Hafize adının yöresel söylenişi.
Hayan: Yineleme, Yola gitme.
Hayana: Önden, Devamlı.
Hayat: Eve giriş bölümü, Balkon, Antre.
Hayda: Böyle mi olacaktı, Bu da ne.
Hayde: Gel, Gelmesi için sesleniş.
Haylaz: Avare dolaşan.
He: Evet, Onaylama.
Hedik: Karda batmayan ayakkabılık.
Helenpir: Külüstür.
Helim: Halim adının yöresel söylenişi.
Helle: Undan yapılan sulu çorba.
Hendek: Derin kazılmış çukur sınır.
Henki: Şımarık.
Henkirleme: İhtiyarlamak.
Hennük: Islak, Nemli, Tavlı, Verimli yağmur.
Hepek: Kapak, Gizli geçit kapağı.
Hepenk: Evlerde gizli geçit.
Hepirhepir: Alelacele.
Herdem: Her zaman.
Heri: Henüz.
Herk: Tarlayı toprağı sürme işi.
Herkeş: Elalem, Herkes.
Herkiş: Açıkça yapılan.
Hers: Hırsla karışık sinir.
Herslenmek: Sinirlenmek.
Hevlane: Küçük tencere.
Hevle: Aynı, Öyle.
Hevlek: Bir mantar çeşidi.
Heyleme: Hayvanlara seslenme.
Heysin: Hasan adının yöresel söylenişi.
Hılli: Göründüğü gibi olmayan.
Hımbıl: Uyuşuk.
Hınkırmak: Sümkürmek.
Hıntak: Gevşek, Sıkı olmayan.
Hınzır: Gizli, Art niyetli, Fesat.
Hırpani: Biçimsiz giyinen.
Hırpetmek: Birleştirmek, Eklemek, Örtmek.
Hırtlama: Ezerek parçalama.
Hışım: Sinirli bir şekilde birden hareketlenme.
Hışır: Yıkık, Dökük, Eski, Kullanılmaz.
Hışırlak: Yarı eski, Eskimeye başlamış.
Hıtlamak: Kesmek, Parçalamak.
Hıytık: Yırtık, Parçalı.
Hıza: Sıra, Dizi.
Hızan: Çocuk.
Hızar: Büyük testere.
Hızım Darı: Zayıf mısır.
Hilefsiz: Saf, Temiz, Pürüzsüz.
Him: Duvar temelin toprağa oturduğu yer.
Hirtik: Geçimsiz, Dirliksiz, Fesat çıkaran.
Hodul: Kaba, Kabaca.
Hoğol: Çabuk olma.
Hoğoldama: Çabuk koşma.
Hokka: Mürekkep.
Hokkabaz: Cambaz.
Holasa: Gelişigüzel yapılan iş.
Hollama: Fındık ayıklama, Taneleme.
Hombul: Kaba davranan insan, Şişman.
Homhom: İnsanlarla fazla konuşmayan.
Honça: Küçük yün torba.
Hopalak: Tombul.
Hopcin: Fasulyeli ve soğanlı lahana yemeği.
Hopculama: Zıplama.
Hoplama: Yüksek yerden atlama.
Hopul: Unun tortusu.
Horon: Yöresel bir halk oyunu.
Horsa: Heves.
Horsasını Almak: Hevesini almak.
Horsası Geçmek: Hevesi geçmek.
Hortlak: Hayalet, Cin.
Hortik: Küçük yavru.
Hotur: Bodur kalmış ağaç.
Hoşaf: Suda pişirilen meyve, Komposto.
Hoşkil: Bir tür kâğıt oyunu.
Hoşmak: Fasulye ezmesi.
Hoşran: Yemeği yapın yabani bir bitki.
Hoşthoş: Köpek kovalama.
Hoşuran: Yabani bir bitki.
Hoyda: Hep beraber, Birlikte.
Hoyrat: Başıboş, Avare dolaşan.
Hozan: Sık çalılık.
Höl: Çok sulu, Islaklık.
Höldirik: İçi dışı görünen, Basit yapılı eşya.
Höldüredek: Birdenbire.
Höltek: İşi bitmiş, Süresi dolmuş.
Hörelenmek: Kafa tutmak, Dayılanmak.
Hösdüremük: Tatsız içilemeyen çay.
Hörtük: Ayı yavrusu.
Höşül: Bozulmuş ezilmiş meyve ve sebze.
Höşmek: Ekmek ezmesi.
Hulukcu: Çok kalabalık.
Huy: Alışkanlık.
Hütceten: Aniden, Birdenbire, Beklenmeden olan.

- I -
Ibalı: Nemli, Islak.
Ilgın: Baygın.
Imık: Sıcak.
Imımak: Isınmak.
Ipımık: Çok sıcak.
Irgag: Gevşek, Bol olan.
Irgamak: Sallama.
Irganmak: Sallanmak, Kımıldamak.
Irgat: Amele, İşçi.
Irıb: Yöntem, Püf noktası.
Isgarbin: Ayakkabı, Kundura.
Islak: Sulanmış, Yaş.  
Islık: Ağızla çağırma, Tiz ses.
Istınka: Ağzına kadar dolu.
Işgın: Fındığın taze sürgün dalları, Fındık filizi.
Işımak: Gecenin aydınlanması.
Işıldak: Bir çeşit gaz lambası.
Işmal: Yeni taze sürgün.
Işmar: Göz ile işaret etmek, Göz kırpmak.
Iymak: Sermek, Yaymak.

- İ -
İbrik: Kuplu su kabı.
İçellenmek: Üzülmek, Alınganlık göstermek.
İçlik: Gömlek.
İğdiç: Eğri bacaklı.
İkretmek: Tiksinmek, Nefret etmek.
İlenmek: Beddua etmek.
İleriki Gün: İki gün sonrası, Önceki gün.
İlik: Düğme deliği, Kemik içi.
İlistir: Delikli bakır süzgeç, Metal kalbur, Kevgir.
İlmek: Düğüm.
İndem: O kadar değil.
İnme: Felç olma.
İrepata: Ekmek yapmaya yarayan araç.
İrin: İltahap, Cerahat.
İs: Duman, Ateşten çıkan duman lekesi.
İsin: Hüseyin adının yöresel söyleme.
İskemle: Sandalye.
İstif: Yığın, Öbek yapma.
İşmar etmek: Baş, göz ve elle işaret etmek.
İt Dirseği: Arpacık.
İyicene: Hepten, İyice.
İzavra: Köle, Amele.
İzmarit: Sigara artığı, Bir balık çeşidi.

- K -
Kabakcı: Giresunluların Ordululara verdiği lakap.
Kabarcık: Sivilce.
Kabcuk: Boş fındık kabuğu.
Kaçmak: Koşma.
Kağat: Kâğıt.
Kahyası: İlgili, Alakadar.
Kakma: Çivileme, Vurma.
Kakmuklamak: Yumrukla itip kakalamak.
Kaliser: Şebinkarahisar İlçesi’nin yöresel söylenişi.
Kaltak: İşe yaramaz.
Kanca: Askı çengeli.
Kancık: Dişi köpek.
Kanma: Doyma, İnanma.
Kapçak: Su toplama çukuru, Yalak.
Kapşon: Giyeceklerin başlığı.
Karaltı: Gece belli olmayan nesne.
Karakış: Aralık ayı.
Kara Lastik: Lastik ayakkabı.
Karatavuk: Bir çeşit kuş.
Karduf: Patates.
Karşılama: Giresun halk oyunu çeşidi, Geleni bekleme.
Kasele: Ayarlama.
Kasnak: Yuvarlak tahta.
Kaşmir: Parlak kumaş.
Katakulli: Üçkâğıtçılık, Oyun.
Katır: Yük hayvanı.
Katran: Zift.
Katuk: Ayran.
Kav: Kuru ağaç mantarı.
Kavşatma: Genişletme, Yumuşatma.
Kavruk: Çok kurumuş.
Kavuma Gitme: Düğünde gelin evine ziyarete gitmek.
Kavut: Kuru kepekli un.
Kaykılma: Yana kayma, Öte gitme.
Kaynar: Çok sıcak olan.
Kaynarı: Azarlama deyimi, Ölmeyesice.
Kaynana: Eşlerin anneleri.
Kaynata: Eşlerin babaları.
Kayıncı: Hanımın erkek kardeşi.
Kayıntı: Aperatif yapma.
Kazma: Tarım aleti, Toprak eşeleme.
Kebelek: Kelebek.
Keçe: Keçi kılından dokuma, Sert dokuma.
Keçemen: Kertenkele.
Keçibaş: Yarı kel kimse.
Keçilik: Yabani ağaç.
Kef: Cüruf, Tortu.
Kefli: Kir, Kirli.
Kekeç: Kekeme.
Kelep: İplik çilesi.
Kelçük: Meyvelerin iç kısmı, Meyve koçanı.
Kelle: Mısır koçanı.
Kelek: Hayvanların boynuna asılan çan.
Kelem: Karalahana gövdesi.
Keleplemek: Fırlatıp atmak.
Keller: Kertenkele.
Kelif: Basit yapılışlı sığınak, Baraka.
Kelpenti: Çivi sökme aleti.
Kemçük: Biçimsiz, Çukurca.
Keme: Büyük fare.
Kemre: Hayvan gübresi.
Kendir: Kenevir.
Kenef: Tuvalet.
Kerenti: Tırpan.
Kesek: Kısa çubuk, Kuru toprak parçası.
Kesik: Yara, Yaralı.
Kesmük: Tahıl başağı.
Kestirme: Kısa mesafeli yol.
Kesitmek: Dedikodu yapma.
Keşan: Başa ve bele bağlanan yöresel örtü, Peştamal.
Keşap: İçilebilinir berrak temiz su.
Keşgül: Su kabağı, su kabı.
Keşik: Dizi, Sıra.
Keşir: Meyvenin yenilmeyen kısmı.
Ketun: Eli sıkı, Cimri, Bağlı.
Kevgir: Süzgeç.
Keyfanı: İhtiyar kadın, Kocakarı.
Keyif: Rahatlık, Yatmak.
Kıble: Güney’den esen rüzgâr.
Kımıldamak: Ayağa kalkmak, Hareket etmek.
Kıpkızıl: Çok kırmızı.
Kışkış: Kovma, Gönderme.
Kışla: Böğürtlen kaplı orman.
Kıt: Çok az bulunan.
Kıvrıl: Eğri, Bükük.
Kıymık: İnce odun parçası.
Kıytırık: Hafif işe yaramaz, Değersiz.
Kızıl: Olmamış, Ham.
Kile: Ağırlık ölçüsü.
Kiltik: Küçük sabun parçası.
Kivra: Tutarsız kadın ya da kız.
Kiraz ayı: Haziran ayı.
Kiraz duzlusu: Kirazın tuzlu salamurası.
Kirko: Tirizma vurma aleti.
Kodaman: Yaşlı zengin kimse.
Kof: İçi boş.
Kofil: Fıçı.
Konuşuk: Söz birliği, Laf, Söz.
Kopça: Düğme, Kısa bacaklı kimse.
Kopil: Küçük çocuk.
Kopuk: Bağlantısı olmayan, Serseri.
Kor: Ateş.
Korgon: Mısır çorbası.
Koruk: İçi boş fındık.
Kot: Tahıl ölçüme kabı.
Kotmak: Ağaç tabura.
Köhne: Çok eski.
Kökçeğiz: Küçücük ağaç kökleri.
Kökleme: Fındık fidanı.
Köm: Toprak ev, Hayvan ahırı.
Kömeç: Kuru ağaç parçası.
Kömsük: Kısa küçük mısır koçanı.
Kömüş: Manda.
Kösere: Yuvarlak bileği taşı.
Kösmük: Sigara izmariti.
Köstü: Köstebek.
Köstüre: El ile çevrilen yuvarlak bileme taşı.
Kötek: Dayak, Kısa değnek, Sopa.
Köz: İyi yanmış odun, Ateş.
Krizma: Toprağı derin kazma.
Kub: Tutulacak yer, Sap.
Küçüleme: Çember ile sıkı baş bağlama.
Kuduruk: Kuduz, Deli hali olan.
Kufa: Tahta su kabı.
Kulaç: Açılan iki kolun arası.
Kulaklı: İki kulplu tava.
Kulübe: Küçük tek odalı yapı.
Kuma: Aynı erkekle evli kadınlar.
Kuytu: Çukur.
Kuzlak: Kuzey’e bakan, Fazla güneş almayan.
Külek: Yuvarlak tahta kap.
Külek Kafalı: Büyük kafalı, Geç anlayan.
Küllük: Ocakbaşında kül toplanan yer.
Külür: Bezelye.
Külüstür: İşe yaramaz, Eski.
Kümbet: Değirmen unluğu, Büyük ağaç kap.
Kümbül: Kambur.
Küpbaş: Koca kafalı, Başı büyük.
Küpü: Baltanın sırtı, Arka tarafı.
Kürtük: Buz tutmuş erimeyen kar yığını.
Kürün: Su içilen ağaç çeşme.
Kütmek: Küçük tahta oturak, Tabure.
Kütük: Kalın kereste, Kesik ağaç kökü.
Küveç: Ağaçtan yapılan kap.

- L -
Lapçin: Takunya.
Lavaş: Yassı yumuşak ekmek, Pide.

Laz Armudu: Giresun’da yetişen bir armut çeşidi.
Leftir: Karışık.
Lepelek: Hafif, İnce, Tül.
Leş: Hayvan ölüsü.
Lobut: Büyük değnek, Şişman iri kimse.
Lobya: Kuru fasulye.
Lomya: Taze fasulye.
Löç: Islak, Suya doymuş.
Lök: Çok sulu.
Löküz: Piknik tüpünün gazı ile ışık veren lamba.
Lül: Undan yapılan tavuk yemi.
Lülemek: Bir şeyin ucunu yontmak, Sivriltme.
Lülü: Yemlemek için tavuğu çağırma.

- M -
Mabeyin: Oda, Bölme.
Macir: Göçmen.
Macirce: Göçmenlerin konuştuğu dil, Şive.
Mada: İştah.
Madalı: İştahlı.
Madema: Niçin, Neden.
Mafir: Defa, Kere, Kez.
Mağatcama: Meğerse. Onun için.
Mağzer: Tüfek.
Mahna: Mazeret.
Mahnalık: Sebep, Dayanak.
Mahlukat: Yabani havyan, Yaratık.
Makluvat: Zayıf yabani hayvan.
Maksus: Yalandan, Kandırmaca.
Makta: Orman kesim yeri, Arazi bölümü.
Malak: Manda yavrusu.
Mam: Bir tür oyun.
Mamali: Peynir kurdu.
Mandalin: Mandalina.
Mapus: Cezaevi.
Marguç: Biberon.
Mastı: Çoban değneği, Sırık, Sepet çubuğu.
Maşagat: Uzun çalışma, Uğraş.
Maşat: Çalışma, Çaba.
Maşraba: Su içme kabı.
Maraz: Ruhi hastalık, Sıkıntı.
Matrak: Dalga geçme, Güldürme.
Mavzer: Tüfek.
Mayıs: Yabani çilek.
Maza: Dükkân.
Mazı: Direkler üzerine yapılan kiler.
Medek: Dişi manda.
Meci: İmece, Irgat.
Meğel: İsteme yanlısı.
Meğersem: Başka türlü, Alternatif.
Meh: Al, Buyur.
Melanet: Bela, Baş belası.
Melavcan: Diken filizi.
Melhem: İlaç, Merhem.
Melun: Tehlikeli, Şeytan, Yılan.
Mendabur: Kötü, Kirli.
Mendek: Yemeği yapılan yabani bir bitki.
Merek: Hayvan yemleri konulan yapı.
Mertek: Kereste, Direk.
Merulcan: Yenilen taze diken sürgünü.
Mes: Deri ayaklık, Çorap.
Meşagat: Uğraşma, Zorluk çalışma.
Meşebe: Su kabı, Maşrapa.
Mıcır: İnce çakıl taşları.
Mıh: Çivi.
Mırık: Ses çıkarma.
Mırız: Zayıf, Hastalıklı.
Mısgıç: Eli sıkı, Cimri.
Mısmıl: Uyuşuk, Tembel.
Mıymıntı: Huysuz, Sorunlu kişi.
Mızıkçı: Oyun bozan.
Mızmız: Çok nazlı.
Mil: El işi yapılan tığ.
Mintan: Gömlek.
Misir: Domates.
Mitil: Yer yatağı, Döşek.
Miz: Buzağın ağzına takılan çatal demir.
Momuli: Küçük böcek.
Mostra: Kösele.
Mort: Düşüp bayılan.
Mökem: Sağlam.
Mööşkokan: Kötü kokan.
Muabin: Evin ana direği.
Muallak: Sahipsiz.
Mudara: Sağlam olmayan, Eğrelti duran.
Mugalif: Zayıf, Dayanıksız.
Mugayet Olmak: Sahip olmak, Korumak.
Mundar: Birdenbire ve kesilmeden ölen hayvan, Pis.
Munzur: Baş belası, Dert.
Murç: Kalın demir delgi, Keski.
Muska: Boyuna takılan dua.
Musluk: Mutfakta bulaşık yıkama yeri, Lavabo.
Mükgem: Sıkı, Kuvvetli, Sağlam.
Münafık: Fesat, Cadı.
Müsrif: Savurgan, Savruk.
Müşkül: Zor, Zorluk.

- N -
Nacak: Küçük balta.
Nah: Al, Alsana anlamında.
Namazlağ: Seccade.
Namazlık: Beyaz başörtüsü.
Nalça: Ayakkabının alt demiri.
Nalgun: Nakliye, Geçiş ücreti.
Namlu: Mısır sapı, Ot demeti, Tabanca borusu.
Nar: Ateş, Ateş parçası.
Nebri: Gayrimüslim olan kimseler.
Nebze: Azıcık, Zerre kadar.
Nene: Nine, Babaanne, Anneanne.
Ne olisin: Neden karışıyorsun.
Nelik: İhtiyaçlar, Yiyecekler.
Nendabur: Kirli, Kötü.
Nerdek: Üzüm suyu, Şırası.
Nezik: Güzel, Taze.
Nezük: Çok taze, Tatlı.
Nifi: Gayrimüslim kadın, Açık giyinen, Açık saçlı.
Nire: Nereye.

- O -
Oba: Yaylada konaklama yeri.
Obuz: Küçük dere, Dar vadi.
Okarı: Yukarı.
Okka: Ağırlık ölçüsü.
Orak: Mısır ve ot biçme aleti.
Orak ayı: Temmuz ayı.
Oslama: Boşuna.
Osmak: Kıyaslamak.
Otlak: Hayvanların otladığı yer, Mera.
Otluk: Uzun ağaca sarılan mısır sapı, Yığın.
Oyrak: Çukur arazi, Uçurum.
Oysama: Oysa, Halbuki.

- Ö -
Öbür: Başka, Başkası.
Öd: İrin, Cerahat.
Ödlek: Korkak.
Öğürmek: Kusmaya başlamak.
Öğürsek: Kızgınlık gösteren hayvan.
Öklemek: Bağlamak, Sabitlemek.
Öklü: Bir yere bağlı olan.
Ölin: Öğlen vakti.
Ölümcür: Çok hasta.
Ömeç: Tereyağlı taze mısır ekmeği ezmesi.
Örkürmek: Bir kişinin taklidini yapmak, Özenmek.
Örüzger: Rüzgâr, Yel.
Öse: Ateşte ucu tutuşmuş yanan odun.
Öte: Uzak taraf.
Öteki: Diğeri.
Öteberi: Eşya.
Ötürük: İshal.
Öveç: Yaşına gelmiş erkek koyun, Koç.
Öyme: Sürme, Bulaştırma, Dokundurma.
Özül: Yabani ağaççık.

- P -
Pakça: Küçük ev, Serentiye benzer yapı.
Paçuri: Paçavra, Bez parçası.
Padar: Çam ağacı kabuğu.
Pağac: Kor ateşli külde pişirilen ekmek.
Pahal: Bencil, Kıskanç.
Pakla: Fasulye.
Palak: Manda veya ayı yavrusu.
Palan: Minder çeşidi, Kalın örtü.
Palaska: Kemer.
Palaspandıras: Apar topar, Birden, Patır kütür.
Paldır: Otsu hayvan yiyecekleri.
Palıç: Hamur ekmeği.
Paltan: İri kurbağa.
Pancar: Karalahana.
Pança: Pençe, Çok kıllı el.
Pandır: Hayvan yiyeceği yabani ot.
Papara: Ekmek tatlısı, Dayak.
Parıltı: Işık, Alev.
Parlama: Bağırma.
Pasa: Habire, Devamlı.
Paşapaşa: Mecburen, Zorunlu olarak.
Paşka: Tek odalı küçük ev, Kibrit kutusu.
Patar: Kısa kalın kereste.
Patapat: Berabere, Eşit.
Patırtı: Gürültü.
Patik: Kısa örme çorap.
Patlanguç: Yabani bir bitki, Oyuncak.
Patoz: Fındık ayıklama makinesi.
Patpat: Bahçede kullanılan küçük boyutta kamyonet.
Payanda: Destek.
Payandura: Çok kuvvetli destek.
Paydak: Yan yürüyen.
Payırtma: Yırtma, Parçalama.
Paykırtmak: Kaçırmak, Ürkütmek, Korkutmak.
Peğ: Bahçe kenarı taş örgü, Duvar, Engel.
Pek: Sağlam.
Peklik: Kabızlık.
Pelte: Parça, Ayrı.
Peltek: Kekeme.
Pelit: Meşe ağacı çeşidi.
Pere: Koyunların toplandığı yer.
Perçem: Alındaki saçlar.
Pervaz: Kapı pencere kenarı.
Pestil: Pekmez kurutması.
Pestili çıkma: Çok yorulma.
Peş: Yama, Ek.
Peşt: Arka taraf.
Peşgi: Küçük soba.
Peşgir: Havlu.
Peşi: Art, Arka.
Peştamal: Başa ve bele bağlanan yöresel giysi.
Peydah Olma: Meydana gelme.
Pezük: Karalahanaya benzeyen yenilen bir bitki.
Pıddak: Patlamış mısır.
Pıllamak: Uçmak
Pıllaböcü: Uğurböceği.
Pırıltı: Işık yansıması.
Pırlak: Parlak olan.
Pırtı: Elbise, Giysi, Çamaşır.
Pıtırak: Yapışkan.
Pıtlak: Patlamış mısır.
Pıtlak Darı: İnce taneli mısır.
Pıykırtmak: Kaçırmak.
Pıymak: Hızla koşmak.
Picali: Bezelye.
Piç: Fındık kökünden çıkan yeni sürgün.
Pinekleme: İş yapmadan bekleme.
Pipirik: Cesaretsiz, Şüpheci, Gölgesinden korkan.
Pisi: Kedi.
Pişt: Bir çeşit seslenme.
Poğul: Koçanı ile pişmiş mısır.
Port: İşe yaramaz yün.
Porsuma: Yıpranma, Aşınma.
Posurma: Giysilerin eskimesi.
Pörtlek: Patlak.
Pösteki: Yünlü koyun derisi.
Pöstekisi çıkma: Çok çalışarak yorulmak.
Pöşge: Soba.
Pur: Bir çeşit toprak.
Putuna: Turşu konulan büyük tahta fıçı.
Pür: Çam dalı yaprağı.
Pürcek: Çok sık uzun püskül, Salkım.
Püre: Sebze veya meyve haşlaması, Ezmesi.
Püs: Mısır koçanı püskülü.
Püskül: Süs.

- R -
Rafan Gitmek: Çok hızlı gitmek, İlerlemek.
Rahle: Kitap okuma sehpası.
Rahmet: Yağmur.
Reşat: Altın.

- S –
Saablanma: Sahip çıkma.
Sabat: Sabır, Bekleme.
Sac: Üzerinde ekmek pişirilen tandır.
Saçayağı: Sac altı üç ayaklı yuvarlak demir.
Sadır: İdrar.
Sağnak: Yağmur.
Sağrak: Tereyağı saklanan ağaç kap.
Sahan: Geniş ve derince bakır yemek kabı.
Sakar: Hayvanın alında bulunan beyazlık.
Sakat: Vücutta çıkan yaralar, Çıban.
Sakarca: Beyaz çiçekli kökü yenen yabani bir bitki.
Sakırtlak: Kan emici böcek, Kene.
Sal: Tabut.
Salamuk: Tuvalet.
Salık: Tarif, Yön gösterme.
Sali: Salı günü.
Salma: Serbest bırakma.
Salman: Köy bütçesine verilen para.
Sandım: Zannettim.
Saplık: Balta veya kazma sapı.
Saplıayak: Ayran metal kepçesi.
Sarıavu: Sarı çiçek açan ormangülü.
Sarıcalı: Yabani sarı arı, Eşek arısı.
Sarma: Etrafını çevirme, Lahana dolması.
Sasuk: Tatsız, Lezzetsiz.
Savak: Değirmen suyunu yönlendirme.
Savmak: Atlatmak, Kesmek.
Savruk: Müsrif, Eli açık.
Savuşma: Gitme, Sırasını geçirme.
Sayfan: Bahçelerde bekçi kulübesi.
Sazak: Bataklık, Çamurlu.
Sazlık: Sürekli su tutan arazi, Batak.
Sazmak: Islak çimen.
Sef: Yanlış, Hata, Ters yön.
Seflik: Yanlışlık.
Seğirtmek: Koşmak, Fırlamak.
Seki: Tarlalar arası tümsek sınır.
Sekmen: Küçük tahta oturak.
Selek: Orta boy sepet.
Semekse: Üzüm çorbası.
Semete: Sebep, Neden, Uyku sersemliği.
Sendeleme: Dengesini kaybetme.
Sepetbaş: İçi boş kafalı.
Sepgen: Rüzgarla birlikte yağan yağmur.
Serenti: Direkler üstüne yapılan kiler.
Sergü: Üzerinde kurutma yapılan örtü, Çarşaf.
Set: Oturma yeri, Koltuk, Sedir.
Sıbıç: Sebze ve meyve sapı.
Sıçan: Küçük fare.
Sığ: Derin olmayan.
Sıksapı: Sökülüp kurutulan ince mısır sapı.
Sınnak: Hayvanların ayak tırnakları.
Sıpartlama: Elbise kolunu ya da pantolon paçasını kıvırma.
Sıpa: Eşek yavrusu.
Sırf: İnadiye, Onun için.
Sırappa: Sıraya dizili.
Sırgan: Isırgan otu.
Sırıtma: Gereksiz gülme.
Sırnaşık: Şımarık, Yapışkan.
Sıvışma: Saklanma, Kaybolma.
Sıymak: Kaymak, Kayak.
Sıypırmak: Kaydırma, Kenara vurdurma.
Sıytarmak: Alaylı gülmek.
Sibekbaşlı: Gıcık, Aksi, İnat huylu.
Sifde: İlk önce yapılan.
Sifdiin: İlk olarak.
Sille: Tokat.
Silek: Paspas.
Sim: Yaldız, Parlak tel.
Simelek: Uyşuk, İşe yaramaz.
Sin: Saklan.
Sini: Büyük tepsi, Sofra.
Sinmek: Saklanmak.
Sinsi: Gizlice yapmak.
Sirke: Yeni doğan bit yavrusu.
Siron: Yufkadan yapılan yoğurtlu yemek.
Sitil: Madeni su kovası.
Sivil: Ekilecek küçük soğanlar.
Sivsiv: Küçük fare yavrusu.
Sofa: Evin giriş bölümü, Odası.
Soğlama: Fındık hasadı sonunda bahçede tekrar fındık arama.
Somun: Yuvarlak fırın ekmeği.
Somurtgan: Dargın duran.
Söfe: Kapı üstü.
Sökütmek: Üzerindeki elbiseyi çıkartma.
Söykenmek: Bir yere yaslanma.
Su Dökünme: Küçük tuvalet ihtiyacı.
Sulusepken: Sulu yağan kar.
Summuk: Yumruk.
Susak: Su kabağı, Su kabı.
Suluk: Süzme konulan yer.
Sülfü: Pasaklı.
Sümüç: İki parmak arası ölçü.
Sümsük: Yalaka, Şımarık.
Süsme: Hayvanların başı ile insanı iteklemesi.
Süzme: Kurumayan yaş çökelek, Suyu süzdürülmüş yoğurt.

- Ş -
Şablak: Tokat, Şamar.
Şal: Başa ve omuza alınan örtü.
Şalak: Zamanı geçmiş hıyar.
Şalgam: Tohumluk hıyar.
Şamar: Sille, Tokat.
Şangır: Dökülme, Dökme.
Şankurşunkur: Çarçabuk toplanma, Acele.
Şap: Acı, Zehir.
Şapırtdatma: Yemek yerken ağzından ses çıkartmak.
Şapurtma: Sesli öpme.
Şarba: Baş örtüsü.
Şavadak: Aniden, Birdenbire.
Şavulgu: Kısa süren gelip geçen yağmur.
Şayet: Eğer.
Şebek: Balık pulu.
Şelbet: Şekerli su.
Şelek: Küçük sırt sepeti.
Şenlik: Sebze ekilen küçük tarla, Küçük bahçe.
Şıma: Beton, Sıva.
Şilte: Bez örtü, Yatak yorgan astarı.
Şindik: Şimdi.
Şincik: Hemen.
Şiş: Örgü yapmak için kullanılan madeni çubuk.
Şişek: Yaşına gelmiş koç ya da koyun.
Şöfer: Sürücü, Şoför.

- T -
Ta: İşte.
Tacir: Esnaf.
Taflan: Karayemiş.
Taflan Duzlusu: Taflan tuzlaması yemeği.
Tahtakurusu: Kötü kokulu bir böcek.
Takguma: Ağaçkakan kuşu.
Talanmak: Durmadan bir şeylerle uğraşmak.
Talaş: Mısır koçanının dış yaprağı.
Tam: Ağıl, Ahır.
Tangır: İçi boş şekilde ses çıkaran.
Tangırtı: Nerden geldiği anlaşılamayan ses.
Tapma: Dalma, Kaparak alma, Koparma.
Tapış: Paylaşma.
Taran: Sudaki taşın altındaki boşluk, Balık yuvası.
Tarumar: Dağınık.
Tas: Bakırdan yemek ve su kabı.
Tasal: Tembel, İşe yaramaz, Takatsiz.
Tasattuk Etmek: Malının bir kısmını hayrına dağıtmak, Bağış yapmak.
Tay: Taşınacak yük parçası, Küçük at yavrusu.
Taylanmak: Hazırlanmak.
Tazı: Köpek.
Tazılanma: Çabuk olma.
Teçin: Taze tuzsuz peynir.
Tedarik: Hazırlık.
Tehin: Çok hızlı hareket eden küçük bir hayvan.
Tehin Gibi: Atik olmak, Eli çabuk olan.
Tekne kazıntısı: Ailede son doğan çocuk.
Telaşa: Panik, Telaş.
Telaşiye Kalma: Telaşlanmak, Telaşa düşmek.
Telef: Çok yorgun düşmek, Perişanlık.
Telef Tasal: Yorgun argın olmak.
Telesimek: Susamak.
Tesbermek: Kurumak.
Tembi: Uyarı, İkaz.
Tenkme: Tekleme.
Tente: Büyük bez parçası, Sergü.
Terbüşlü: Mutfakta kapaklı tabak.
Terki: Sırt çantası, Eyer çantası.
Terkeş: Ters, Çok karışık.
Tesbermek: Yorulmak.
Tesce: Çok aceleci.
Testi: Toprak kap.
Tevek: Üzüm, kabak ve hıyarın uzun dalları.
Tevekkel: Sakin, Sessiz kişi, Gariban.
Tez: Çabuk, Hızlı bir şekilde.
Tıfıl: Küçük, Küçücük.
Tıkaç: Tıpa.
Tıkız: Sıkıca kapalı, Bağlı, Kapalı.
Tıngırak: Hayvanlara takılan konik çan.
Tibal: Giyimine çok titiz olan.
Tiftik: Keçi yünü.
Tiken: Diken.
Tili: Çok titiz kişi.
Tir: Yemek seçen.
Tirebezi: Pamuklu dokuma, Basma bez.
Tirizma: Toprağı derin kazmak.
Tivsi: Küçük balık, Hamsi.
Toftaşma: Sakinleşme.
Tokarak: Yuvarlakça.
Tokaç: Çamaşır yıkamada kullanılan sopa.
Tokmak: Ağaç takoz.
Toklu: Yaşına gelmiş koyun.
Tombul: Yuvarlak, şişman.
Tonga: Tuzak.
Topuk: Ayağın arka kısmı.
Topuk Otu: Yaylalarda yetişen bir ot.
Topur: Dalda dikenli kestane meyvesi.
Tor: Boncuk, Oya boncuğu.
Toy: Acemi.
Tozak: İnce ve hafif yağan kar, Çok tozlu yer.
Tömbek: Diken meyvesi, Böğürtlen çileği.
Tömbelek: Küçük davul.
Töngel: Muşmula meyvesi.
Tulkurma: Şişme.
Turkurma: Sinirlenme.
Tulum: Peynir konulan koyun ya da keçi derisi.
Tumba: Ham tevekten yapılan balık tutma sepeti.
Tutak: Mutfakta sıcak kap tutacağı.
Tuzlak: Koyunlara tuz verilen yer.
Tüksü: Yakma, Yanmış.
Tülemek: Başlangıç, Meydana gelme.
Tüllermek: Aniden üşümek.
Tümsek: Yüksek yer, Seki.
Tünek: Kümeste tavuk oturakları.
Tünekleme: Oturup bekleme.
Tünemek: Tavuk oturması.
Tütmek: Yanarak duman çıkarmak.
Tütsü: Yakılarak duman çıkarma.
Tüy: Hafif, Kıl.

- U - Ü -
Uçgur: Bel bağı, Don lastiği.
Uçkurusu: Kuru dal.
Ufra: Ekmek pişirmeden önce sacın üzerine serilen un.
Uğurlama: Gönderme.
Uğurak: Varılan yer.
Ula: Erkeklere seslenme.
Ulo: Kadınların eşlerine seslenişi.
Uluk: Pis, Pasaklı.
Umma: Ümit etmek
Umsunma: Ümit ile beklemek.
Unluk: Değirmende un konulan yer.
Urgan: Halat.
Uruf olmak: Üzülmek.
Uslu: Akıllı, Sakin insan, Ailenin yaşı büyük kişisi.
Usulca: Yavaşça.
Uşak: Erkek evlat.
Uy: Bir hayret nidası.
Uyartmak: Uyandırmak.
Uyluk: Hayvanları arka kısmı.
Uyra: Rüya.
Uyuz: Zayıf, Hastalıklı.
Üğüm: Fındık dalları.
Üğütmek: Un haline getirmek.
Ül: Undan yapılan civciv yemi.
Ürkme: Korkma.
Ürmek: Haylamak.
Üşmek: Toprağı eşmek, Çukur kazma.
Üşenmek: Çekirgenlik, İçinden gelmemek, İsteksiz.
Üveç: Yaşı gelmemiş erkek koyun, koç.
Üvez: Küçük sinekler.
Üzmek: Dalından koparmak.
Üzüm ayı: Ekim ayı.

- V -
Vacur Vucur Konuşma: Çok ve boş konuşmalar.
Vakırtı: Gürültü.
Vakur Vukur Etme: Çok gürültü yapmak.
Vallah: Yemin.
Vana: Çeşme musluğu.
Vapur: Gemi.
Varmak: Ulaşmak.
Varta: Zorluklar, Tehlikeli durumlar.
Vay: Şaşma sözü, Şaşkınlık.
Verep: Yamaca karşı düz yol, Düz gitmek.
Vıcık: Sulu çamur.
Vıcırtlatma: Ezme işi yapma.
Vıyık: Kısık ses.
Vızıklanma: Nazlanma, Şımarıklık.
Vire: Daima, Devamlı.
Viy: O da ne.

- Y -
Yaba: Çatal ağızlı tel kürek.
Yaban: Orman.
Yafta: Resmi kâğıt.
Yağlaş: Mısır unu ve tereyağı ile yapılan yemek.
Yakarma: Yalvarma.
Yal: Hayvan yiyecekleri.
Yalak: Su toplanan çukur.
Yalavu: Ateş alevi, Ateşin sıcaklığı.
Yalavuz: Yalnız, Tek başına olan kimse.
Yaltaklanma: Çıkar için kişiye yanaşma.
Yama: Yokuş, Yamaç, Elbiseye ek yapma.
Yamalık: Yamada kullanılan bez parçası.
Yambul: Topal.
Ya Ne: Ne sandın.
Yapma: El ile yapılan aletler.
Yar: Uçurum.
Yardaklanma: Kişiye yağcılık yapma.
Yarık: Açılmış.
Yarma: Mısır kırması.
Yarmaça: Kızılağaç odunu, Yarılmış odun.
Yasan Olmak: Ortadan kaybolmak.
Yaş: Islak.
Yaşmak: Baş örtüsü.
Yavan: Tadı az olan, Tuzsuz.
Yavşak: Bit yavrusu.
Yavşu: Tarlada yetişen yenilen bir bitki.
Yaykın: Kızılağaç.
Yaylım: Otlak, Mera.
Yaymak: Sermek, Hayvan otlatmak.
Yazlık: Yaylaya çıkma.
Yazma: Başa örtülen beyaz örtü.
Yetişme: Bir yere varmak, Büyümek.
Yelönü: İçi boş fındık.
Yen: Süt hayvanı memesi.
Yenlik: Hafif.
Yesir: Koşularak ebelemece oynanan bir oyun.
Yevgi: Hayvan yiyeceği otlar.
Yezit: İnatçı, Menfaatçi kimse.
Yıldırak: Kaygan.
Yılışık: Yalaka, Dalkavuk.
Yılkı: Yaylada dolaşan başıboş yabani atlar.
Yıprak: Becerikli.
Yitmek: Kaybolmak.
Yivdin: Kokulu yabani bir bitki.
Yolluk: Gelin alırken arkadaşlarına verilen bahşiş.  
Yolmak: Bitkileri el ile koparmak, Toplamak.
Yoluşma: Birbirini tutarak çekiştirme, Güreşme.
Yonga: Odun parçası.
Yosma: Güzel alımlı, Boylu boslu.
Yorgan: Yatakta üste örtülen örtü.
Yoz: Kıraç arazi.
Yörek: Beşik bezi.
Yufka: İnce açılan hamur.
Yuğlamak: Devirmek.
Yuka: Derin olmayan, Suyun derin olmayan kısmı.
Yukarı: Üst taraf.
Yunmak: Yıkanmak.
Yüğleme: Bileme, Ucunu sivriltme.
Yüklü: Hamile.
Yürük: Atik, Çevik.
Yüzme: Gölde yıkanma.

- Z -
Zaar: Köpek.
Zabaccak: Yarın sabah, Ertesi gün.
Zahra: Değirmene giden öğütülecek mısır.
Zara: Tahıl, Mısır, Buğday.
Zaten: Halbuki.
Zatiberi: Eskiden beri.  
Zebelemek: Ayağı dolaşmak.
Zebil: Fazla, Çok.
Zeğele: Akşam üstü.
Zeklenme: Konuşarak alay etmek.
Zembelek: Yay.
Zembil: Kıldan dokunan sırt çantası, Askı, Zincir.
Zemheri: Ocak ayı.
Zıbaddatma: Kıvrılıp yatmak.
Zıbarmak: Ölmek.
Zıbıç, Zıbçık: Sebze meyve sapı.
Zıkkım: Zehir.
Zıkkımın Kökünü Ye: Zehirlen. (Beddua.)
Zıldırın Zaarı: Çok gezen, Gezmek.
Zıpka: Yöresel pantolon.
Zırnık: Çok az, Zerre kadar.
Zırvalamak: Dağıtma, Saçmalama, Tutarsız konuşma.
Zırzır: Sürekli gereksiz konuşma.
Zırzop: Delidolu.
Zıt: Ters.
Zıtlık: Terslik.
Zibçik: Zurnanın öttürülen kısmı, Düdük.
Zifir: Sigara dumanı.
Zil: Beşiğe takılan küçük yuvarlak çan.
Zilli: Kavgacı kadın.
Zilzurna: Sarhoş.
Zivzik: Küçük, Küçük fare.
Zollu: İyi, Çok güzel.
Zorlu: Güçlü, Kuvvetli.
Zote: Saklanmaç oyunu.
Zu

Kaynak : www.kerasushaber.net

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorumunuz site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra görünecektir.

Yorum Ekle