Bugün: 20.06.2018

Ayaklı Kubbelli Camii


Ankara’ya ilk geldiğim yıllarda zincirli camii ismini duyunca hayretler içerisinde kalmıştım, ‘Caminin de zinciri olur mu?‘  diye. Zamanla şunu gördüm ki bırakın camileri Allah’ın evi Beytullah’a bile zincir vurmuşlar. Şöyle ki;  Beytullah’ın içerisinde üç kişi bir araya gelip İslami konuları tartışıp konuşamaz, İslam ilmi üzerine çalışma yapamaz. Zaten cehennem zebanileri gibi, zemzem tavır isimli tapınaklarında yeryüzü tanrıları boy göstermektedirler. Bunlar kendilerince Allahın evine tepeden bakmaktadırlar. Bu yapılar, mimari açıdan bir garabet, afet açısından da yangın ve sele karşı açık yapılardır. Görüntü olarak da firavunların yüce yaratıcımızla yarışı gibi bir görüntü oluşturmaktadırlar, oysa kendi tanrıları ABD’ye petrolü bir gün dahi pahalı vermeye kalksa, saltanatları yıkılıp gidecektir.

İslam dini zalimlere, adaletsizlere başkaldırma ve insanlara zincirsiz özgürlük sağlama dinidir. Bu özgürlüğü İslam Peygamberi zincirli tapınaklarda değil; ayaklı, kubbeli, zincirsiz özgür camilerde vermiştir. Bu camiler ilim yuvalarıdır, dertleşme yerleridir ve toplumsal paylaşım alanlarıdır, asla ve asla tapınak değildir. İslam dininde ilk zincirli camiyi Muaviye yaptırmıştır. Özellikle toplumsal namaz olan Cuma namazının şeklini değiştirmiştir. Hz. Ömer Bin Abdulaziz, Muaviyenin Hz.Ali’ye (r.a) küfrettiği bölümü değiştirmişse de, Cuma namazının ilk sünnetinin sonunda ki, imamın vaaz bölümünü bugüne kadar değiştiren olmamıştır. Cuma namazı halen Muaviye sünnetine göre kılınır. Her ne kadar Peygamberimizin (S.A.V.) ilim irfan yuvası Camiler; Ömer Bin Abdulaziz zamanı, Memlüklüler zamanı ve Osmanlılar zamanı ilim irfan yuvası olmaya devam etmişse de gerçek özgürlükler alanına oturtulamamıştır.

Gidişat gidişat değil. Bugün yeryüzünde 1700 yıllarından beri hangi evrensel değer Müslümanlar tarafından üretilmiş gösterebilir miyiz. Motoru biz mi bulduk, bilgisayarı biz mi bulduk, uçağı biz mi bulduk. Bu başarısızlığımızın temel nedeni ayaklı, kubbeli, zincirsiz özgür camileri bırakıp taş tapınaklar ve saraylar gibi gösterişli ve kibirli yapılar peşinde koşmamızdır.

Bugün de bu işlev sürüp gitmektedir. Rektörler İl, ilçe ve belde başkanlarının arkasında yürüdükçe bu devran böyle sürüp gider. Bizde rektör intiharlarına bile seyirci olmaktan ileri gidemeyiz. Ancak üniversiteler zincirsiz özgürlüğün ve evrensel değerlerin üretim merkezi olursa bizimde evrensel boyutta ürettiğimiz şeyler olabilir. Geçmişte başörtüsü gibi illimle ve bilimle ilgisi olmayan kısıtlamaların yerini özgürlükler alması gerekirken bugünde başka kısıtlamaların gelmesi, bırakın camilerimizi, üniversitelerimizi de bilim üretemez hale getirir. Maalesef üniversitelerimiz ve camilerimiz bilimi öğretmek yerine, tüketim, gösteriş ve kibir öğretir hale gelmiştir. Düşünebiliyor musunuz, üniversitelerimiz ne YÖK’e, ne Sayıştay’a, ne Danıştay’a, ne de devletin üst kurumlarına kendi özgür iradesiyle üye seçip gönderemiyorlar. Ülkemizde on yıl içerisinde Ulaştırma Bakanı hiç değişmemişken, Milli Eğitim Bakanı 5 kez değişiyor ve her gelen bir öncekinin yaptıklarını ters yüz ediyor. Olacak şey değil!

Üniversitelerimizde ayaklı, kubbeli, zincirsiz özgür bilim adamları yetiştirmek istiyorsak; öğretim üyelerini ve öğrencileri özgür bırakalım, onlar nasıl giyinirse giyinsinler. Ancak kafaları özgür olsun, bilim dolsun ve onlar evrensel değerlere ve evrensel buluşlara imza atsınlar. Onlar özgürce, özgürlük yolunun sevdalısı olarak çalışmalarını sürdürsünler.

Bizler ayaklı, kubbeli, zincirsiz özgür bilim adamları yetiştiremezsek, Irak kimyasal silah üretti diye işgal olur, Afganistan işgal olur, Arap baharı adı verilen özünde demokrasi kurumlarının ülke halkları tarafından tanınmaması sonucu ortaya çıkan Arap zehiri, Suriye başta olmak üzere Mısıra, Tunus’a, Libya’ya ve diğer Müslüman ülkelere içsel çatışma ve kan gölüne çevirme anlayışı getirir.

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ