Bugün: 21.10.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Barak Obası ve Amerika’nın Barack Obama’sı

Barak Obası ve Amerika’nın Barack Obama’sı


Barak Obası’yla Amerika’nın Barack Obama’sının bu kadar yakın isim benzerliğinin çözümünü, biz tarihçilere bırakalım. Bu araştırmalar neticesinde etkin bir illiyet bağı kurulamasa da yetkililer turizm açısından, Alucra Barak köyünün eski yaylası olan Barak Obasıyla, Amerika’nın Barack Obama’sı arasında bir bağ oluşturabilirler. Hatta bu benzerlik nedeniyle, Sayın Obama’yı, Barak Obası’na davet edebilirler. Biz, yaylaya göçten sonraki yaşamı anlatmaya kaldığımız yerden devam edelim.

Obaya gelindikten sonra, öncelikle üretim aracı olan hayvanlar yerleştirilirdi. Onların yemliklerine, geçen yıldan hazırlanmış olan yem koyulurdu. Eğer yerler hala karla örtülüyse yem koyma işi günlerce devam ederdi. Tirebolu’dan, Eynesil’den ve daha birçok yerden gelmiş olan yüzlerce insan ve binlerce hayvan öpüşüp koklaşarak hasret giderirlerdi yayla düzünde.

Günler geçtikçe çiçekler fışkırırdı yayla topraklarından. Mis kokusuyla bin bir derde deva rengârenk çiçekler ve buğulu sular deli ederdi adamı. Hayvanların sütleri ve diğer ürünleri mis gibi kekik ve yayla çiçeği kokardı. Çocuklar öncelikle Kuran mektebinde buluşurlar ve hasret giderirlerdi. Obada, geçen yıldan hazırlanmış olan alanlara karalâhana, patates, soğan ve diğer tarım ürünleri ekilerek işe başlanırdı.

Çobanlar heyledi mi sürüyü, obada hayat tam olarak başladı demektir. Bu arada, hartaması bozulmuş çatıların hartamaları değiştirilirdi. Genellikle erkekler ve gençler çama, oduna giderlerdi. Çam kıranında Fidelik ve elim ateş oynamak gençlerin ve çocukların buluşma oyunu, düğünü ve bayramı demekti.

Obada, bırakın insanları hayvanlar bile kavga etmezlerdi. Problemli işler ehli vukufla çözüme kavuşturulurdu. Bugün, yaylalarda nesli tükenmeye yüz tutmuş binlerce koyun ve onlarca çoban köpekleri bulunurdu. Öğlen vakti küçükbaş hayvanlar süt sağımı için bereye geldiler mi yaylacılar bayram ederlerdi. Yaylacının dilinde ve gönlünde bere demek; fabrika demek, ürün demek, ekmek demek, emek demek ve üretim demektir. Süt sağımından sonra kuzuların bayramı başlardı. Ancak anasız ve öksüz kalmış kuzular yalnız benim değil, yüreği olan herkesin gönlünü kan ağlatırdı.

Koyun kırkımından sonra oba kadınlarında hummalı bir yün çalışması başlardı. Öncelikle iplik eğrilir, boyanır ve dokumaya hazır olsun diye keleplenirdi. Dokuma tezgahı olan dağan kurulur, seren ve kılıçlar hazırlanırdı. Bundan sonra, çorap, kazak, dastar, çul, çuval, çanta, camadan, heybe ve daha niceleri dokunurdu. Devir; köyü bırak yaylacının bile üretime katkıda bulunduğu devirdi. Ah! Bir de makineleşebilseydi benim obalım…

Sütü ve yünü bir değer olan hayvanların, kemreleri de gerek lahana gerekse patates gibi diğer doğal tarım ürünlerinin üretiminde kullanılırdı.

Pazara, Kazıkbeli Yaylası veya Kara Ovacık Yaylası’na gidilirdi. Ancak sürü sahipleri yağ satıp mısır almak için Alucra’ya giderlerdi. Nadiren de olsa beyaz mısır almak için Şiran’ a gidenlerde olurdu.

O dönemde araba olmadığı için bu gidiş gelişler atlarla veya tabanvaylarla olurdu. O dönemde halinden şikâyetçi olanda çok olmazdı yayla düzünde. Rusya komünistmiş, Amerika kapitalistmiş neyine yaylacının. Yerine göre bir kuzu bir bahçeden değerliydi.

Vargit çiçekleri açtıktan sonra, yaylanın tapulu olduğu köylülere kırtılları da ödedin mi, artık ceniğe dönüş yolu göründü demektir. Yayladan göç toplu olduğundan göç hazırlıkları da toplu başlardı. Gelecek yıl için ot balyaları yerlerine yerleştirilir, atların nalları çakılır, semerleri tamir edilir ve topluca yayla göçü ceniğe doğru başlardı.

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ