Bugün: 16.12.2018

Barak Yaylası'na Göç


1980’den önce ki yıllarda Ordu ilinden büyük olan Giresun’umuz, şimdilerde Ordu iline peyk olarak düşünülüyor. Güzel şehrim, seni bu hallere düşürenler utansın. Liman, kâğıt fabrikası, sunta fabrikası ve daha niceleri mürül olup gittiler. Oysa Kümbet sende, Bektaş sende, Kale sende, Ada sende. Kısaca eşsiz güzellikler ve tarih sende. Ancak Büyükşehir olacak şehirlerarasında esamen okunmuyor. Okunmadığı gibi seni bu hallere düşüren suçlular da ortalık yerlerde caka satıyor. Eskiden köyleri bırak yaylalar bile üretim yaparlardı. İşte o yaylalardan biride benim ve babamın çocukluğunun geçtiği Barak Yaylası.

Bahar ayların da bir heyecan sarardı yaylacıları. Uykularımız kaçardı geceler boyu. Hazırlıklar bitse de bir yola koyulabilsek. Sürü sahipleri hayvanlarının tüm eksiklerini giderdikten sonra sıra onların süslenmesine gelirdi. Öncelikle tekelere ve büyük koçlara kazan kelekleri satın alınmakla işe başlanırdı. Eğer diğer koçların ve keçilerin kelekleri eksikse onlar da tamamlanırdı. Daha küçük hayvanların ve ineklerin zilleri de bulundu mu artık sıra, süslenecek atların ve katırların korlarına gelmiş olurdu. Keçi kılından yapılmış büyük çuvallara, yaylaya gidecek yüklerde koyuldu mu yaylacılar göçe hazır demektir.

Ertesi gün şafak vakti sürüdeki tekelerin kazan keleklerinin sesinin yeri göğü inletmesiyle göç borusu ötmüş demektir. Aman Allah’ım! Ne müthiş bir şey. Bir tarafta koyun, keçi, çoban köpekleri, inekler, atlar ve sabah horozlarının sesi diğer tarafta ise kazan kelekleri, kelekler, ziller ve atların korlarının sesi. Yemin ederim böyle bir müzik ahengini Mozart bile oluşturamaz.

Yola düştün mü çoluk çocuk, Barak Obası’na göç başlamış demektir. İlk günün sonunda, Tirebolu’da düşün eder yayla göçü. Eğer yağmur yağıyorsa kıl çulu çadırları kurulur ve orada yatılır, ertesi sabah tekrar yolculuk başlar. Aslancık, Zendinbaşı ve Eymürbaşı arası yapılan yolculuk bazen Çilekli Hanı’nda, bazen bir düzlükte bazen de Sıraca’daki Han’da son bulurdu. Üçüncü geceyi Ağaçbaşındaki kahvede geçirdikten sonra dördüncü gece ya Kazıkbeli’nde yatılır ya da Barak Obası’na ulaşılırdı.

Tüm bu çileli yolculuklara rağmen oradaki samimiyeti, paylaşımı ve dostluğu hayatımın hiçbir döneminde ve hiçbir kimsede görmedim.

Bu dost yolculuğunda, açlığımızı ayrandan yapılmış süzme, mısır ekmeği, keçilerden sağılan süt ve pekmezlerle giderirdik…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ