Bugün: 20.06.2018

Namlunun Ucundaki Kadınlar


Kadına karşı şiddetin engellenmesi yönünde bildirgeler ve kanunlar olmasına rağmen bugüne kadar hala kadına karşı şiddet engellenebilmiş değildir. Bunun nedeni, erkek egemenliğinin hüküm sürdüğü bir dünyada yaşıyor olmamız ve üretim araçlarının erkeklerin hâkimiyetinde olmasıdır.

Bugüne kadar duyduğum ve okuduğum kadarıyla, kadın egemenliğindeki tek toplum amazonlardır. Kadının uygulamada egemen olduğu toplum ise, 1960-1970 yılları arasında benimde içinde yaşadığım toplum olan yayla toplumudur. Yaylada üretim araçlarına kadınlar hâkimdir. Şöyle ki;

Sütü berede kadın sağmakta, yoğurdu ve çökeleği de kadın yapmaydı. Koyunların yünlerinden ip yapmakta ve o iplerden de dastar, çul, kazak ve çorap dokumaktaydı. Böylece üretim araçlarına sahip olan bilge kadınlar obada oldukça fazla söz sahibi olmaktadır.

Günümüzde ise alkol, yoksulluk, ekonomik zorluklar, kıskanma, töre ve kadına tecavüz olguları kadına şiddeti azaltma yerine arttırmıştır. Biz şunu iyi biliyoruz ki en gelişmiş toplum dediğimiz ABD’de bile bu güne kadar kadın başkan seçilememiştir. Yine gazetelerin yazdıklarına göre gelişmiş ülkeler arasında yer alan Almanya’ da iş arayan genç bir kıza “gel fahişe ol” denilebilmektedir.

Hemen hemen her toplumda kadın tecavüze uğramış veya kocasını aldatmışsa “kötü kadın”, aynı işi ve işlevi erkek yapmışsa “sapına kadar erkek” denilmektedir. Bu zihniyet yapısı cinsel ayrımcılığın ve erkek egemenliğinin zihinlerimize kazındığının bir göstergesidir. Toplumumuzda öyle enteresan olaylarla karşılaşıyoruz ki kadın katilleri mahkemelerden tahrik indirimleri talep edebiliyorlar. Korkarım ki geçtiğimiz günlerde yürürlüğe giren üçüncü yargı paketiyle kadına karşı şiddet ve cinayetler daha da artacaktır.

Ülkemizde ise “ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun” çıkmasına ve son yıllarda yasal olarak bu alanda epey yol alınmasına rağmen zihinsel değişimler henüz yerli yerine oturmamıştır. Resmi Kayıtlara göre sadece 2012’nin ilk 6 ayında 100’ e yakın kadın cinayeti işlenmiştir. Yine Resmi Kayıtlara göre her gün ortalama 3-5 kadın şiddet görmektedir.

Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanunlar olmasına rağmen töre, onur, namus ve haysiyet kavramları adı altında  “ailenin korunması için” kadına karşı şiddet hala devam etmektedir.

Üzüntüden kahrolmamak elde değil. Erkek boşanmaya karar verdiğinde tüm değerli mal ve eşyalarını alarak kadını sokağa atıyor. Kadın erkekten ayrılmak istediğinde dayak, kıskançlık, saldırı, şiddet ve ölümle sonuçlanabilen olaylar olarak karşımıza çıkıyor. Fiziksel ve psikolojik olarak karşı tarafa hükmetme arzusu sonlanmadığı sürece, erkek egemenliğinin hüküm sürdüğü bir dünyada, kadına karşı şiddet sürekli devam edecektir. Kadının illa ki bir çocuk doğurması veya bir hizmetçi gibi kullanılması dinen de uygun değildir. Hatta erkeği boşama yetkisini, kadınlar dinen ellerine alabilirler. Mutsuz bir yuva, aile içi huzursuzluğun en önemli nedenleri arasında yer alır. Bunun sonucunda ise ayrılmalar ve aile içi şiddetin sessiz kurbanları çocuklar perişan olmaktadır. Bu çocuklar ve şiddet gören kadınlar, fiziksel, duygusal ve ekonomik olarak güçsüz olurlar, ayrıca şiddetten dolayı özgüvenleri azalır hatta psikolojik sorunlar ortaya çıkmaya başlar.

Şunu iyi bilmeliyiz ki kadınlar bizim anamızdır, bacımızdır, eşimizdir, arkadaşımızdır, sevdamızdır, uğruna canımızı adayabildiğimiz aşkımızdır ve dünya ahiret ebedi dostumuzdur.

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ