Bugün: 15.08.2018

Özgürlük = Takva

Eylemlerinin belirleyicisi olan insan, bu eylemlerinin sonuçlarından da sorumludur” der KANT.
“Biz özgürlüğü göklere, yere ve dağlara sunduk onlar onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korktular onu insan yüklendi.“ (Ahzab Suresi - 7) İşte bu özgürlüğü yüklenen insan, yaratılmışlara boyun eğmediği sürece özgür ve Hakperesttir. Aksi durum onu hakikatten uzaklaştırır ve putperestliğe götürür.  

Özgürlük, Hakk’a güvenmek ve korkuyu yenme demektir. Sahte tanrılar her ne kadar despotça davransalar da,  özgürlükten korkar ve sorumluluktan kaçarlar. İnsanların ekseriyeti de sorumluluktan korktukları için kendilerine sahte tanrılar arar.

Avrupalı dil bilimciler özgürlük kavramının sevmek düşüncesini ifade eden “prei“  kökeninden geldiğini ifade ederler.   Dolayısıyla bazı din bilimciler özgürlüğü,  yaratılanları Allah’ı sever gibi sevmekten ve yaratılandan Allah’tan korkar gibi korkmaktan uzak durma olarak da tanımlamışlardır.
Özgür insan;  zenginliğin,  yoksulluğun, acının, paranın ve sahte tanrıların ötesine geçen yani nefsani arzularından arınan insandır.   Özgür insan hakiki mutluluğun tadına varabilen insandır.  Dolayısıyla özgürlüğün tadını almış filozoflar : “vücudum köle olsa da düşüncelerim özgürdür“ demişlerdir. Özgürlük insanı düşünmeye ve sorumluluğa sevk eder.   Özgür insan,  her istediğini yapabilen değil, başkalarına zararı olabilecek her türlü eylemden sakınan insandır.  

Günlük yaşantımızda defalarca kullandığımız, sokaklarda yumruklarımızı sıkarak sloganını attığımız, dahası çocuklarımıza isim olarak verdiğimiz özgürlük kavramı.   Kuran’da takva ve türevlerinin yerlerine özgürlük ve türevlerini yerleştirdiğimizde,   herhangi bir anlam kaymasına yol açmayacağı kanaatindeyim.  Kur’ani özgürlük anlayışı, nefsani yani dünyevi bütün arzulardan arınıp Allah’a yaklaşmadır. Tasavvuf erlerinden Hasan-ı Basri’den Cüneydi Bağdadi’ye, Şahı Nakşi Bend ’ den Şehabeddin Sühreverdi ’ye kadar özgürlük yolunun yolcuları hep bu yaklaşımı seçmişlerdir. Onlar bir iddia sahibi, bir makam sahibi ve bir servet sahibi olma düşüncesini hiç taşımamışlardır. Onlar günümüz kavramıyla özgürlük yani “hiçlik“ yolunu seçmişlerdir. Kim gösterebilir ki Hz Muhammed’e ait bir sarayı, yine kim gösterebilir ki,  otuz milyon kilometre karelik bir coğrafyaya hükmeden Ömer Bin Abdülaziz’in sarayını.

Onlar servetin, iktidarın ve gücün körleştirmesinden korkarak özgürlüğe hicret ettiler. Kur`an’da bize öyle söylemiyor mu : “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, hısımınız, kabileniz, elinize geçirdiğiniz mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret, hoşunuza giden meskenler size Allah ve Resulü`nden ve onun yolunda cihaddan daha sevgili ise artık, Allah`ın emri gelinciye kadar bekleyin, Allah öyle fasıkler güruhunu hidayete irdirmez ” (Tevbe 24 ).
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 985