Bugün: 16.12.2018

Sevda Türküleri

Doğduğumuz ortam gönül ehli, tasavvuf sevdalılarının yoğun olduğu bir köydü.

Başat Tasavvuf Okulları, Kadrilerin Vakfıkebirli Osman Hafız’ın toplumu ve İhramcızadenin Vekale kültürü okulu. Süleymancılar ve Bolulu Hayrettin Efendi yapıları da bunlara yakın etkinlik alanları buluyorlardı. Gönlümüze, sevdamıza, yüreğimize ve kardeşliğimize seslenen bu okullar ortamdan dolayı bizleri kendisine çekiyordu.

İlkokulun sonlarına doğru halk edebiyatının ilk ışıklarından; Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Arzu ile Kamber gibi samimi ve gönülden gelen halk sevdaları da bizlerin sevda ağlarını örüyorlardı ve doğru da oluyordu.

Yunus Emre, Mevlana, Fuzuli, Niyazi Mısri, Karacaoğlan, Emrah, Sümmani gibi gönül erleri de tarihin derinliklerinden bizlere sesleniyordu. Türkistan’dan Ahmet Yeseviler, Şah-ı Nakşiler hep bu aşkı anlatmışlardı bizlere. Kısaca kurulacak medeniyetimiz ve kurulan medeniyetlerimizin temeli sevgi ve özgürlük diyorlardı.

Bizler mi anlayamadık, bizi yetiştirmeye çalışanlar mı başarısız oldu veya emperyalizmin oyunu mu bilemem ancak kendine yol arayan ülkemin gençliği 70’li yıllarda sağ-sol gibi bir bloklaşmanın içerisine düşürüldü ve o günlerin gençliğine çok yazık oldu. Sokaklar yürünemez oldu, kimse ne olduğunu anlamadan sağcılık ve solculuk kompartımanlarına yerleştiriliyordu. Farklı bir ses olan Merhum Sayın Erbakan’ın sesi de gürültüler içerisinde kaybolup gidiyordu. ‘İslam kardeşliği’, ‘İslam alimleri yetiştirelim ve kavga etmeyelim’ gibi söylemleri çeşitli kampanyalarla köşeye sıkıştırılıyordu. Daha önce Bağdat’’ta Moğollar tarafından İslam’ın ilmi birikimi ortadan kaldırılmış, sonra emperyalistler Çanakkale’de ilim sahiplerini bitirmişlerdi.

Cumhuriyet döneminde Köy Enstitüleri gündeme gelmiş ve amacından saptırılarak ortadan kaldırılmış,12 Eylül 1980’den önce beslenen sol, ihtilalle silindir gibi ezilmiş ve ondan sonra Merhum Özal başta olmak üzere tüm iktidarlar merhum Erbakan Hocamıza karşı gibi bir davranışla ülkenin zeki çocuklarını cemaatte toplamışlar fakat aynı şekilde ortadan kaldırılmalarına veya intihar etmelerine karar kılınmış gibi bir durum gözlenmektedir.

Derken, düdük çaldı ve 12 Eylül 1980’de sokakların her şeyi değişti. Aklımda kalan en önemli olay; 11 Eylül’de kavga eden yapı, 12 Eylül’de kaybolup gitmişti.

Toplum yorulmuştu. Gece gündüz kitap okuyup araştırmak isteyen gençliğin bir kısmı umutsuzluğa kapılmıştı. İslam’ın ilim ve gönül alanlarında ilerlemek isteyenlerde siyaset ve çatışmacı ortamdan kendilerini kurtaramamışlardı. Oysa hepimiz biliyoruz ki Moğol baskınlarından; Anadolu’yu Belh’ten yola çıkıp, Tebrizli Şems’le Konya ovasında buluşarak yoğuracak olan ve devamında Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye gibi devletleri kuruluş temellerini oluşturan Mevlana ve Şemslerin aşkı, Farabilerin ilmi ve Ömer bin Abdülaziz gibi meymarlarların yönetim anlayışıdır. Bu anlayış ışığını; özgürlük meydanı Kâbe’den, özgürlük okulu Mescidi Nebevi’den ve özgürlük yolu Hicret’ten almıştır. Aynı anlayışı, değil Müslüman toplumlar, tüm dünya barış, mutluluk, sosyal adalet ve Kâbe’nin özgürlüğü gibi özgürlük aşkıyla beklemektedir.

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 580