Bugün: 16.10.2018

Tekbir ve Müstekbirler


‘Tekbir’ herkesin bildiği gibi ‘Allahû Ekber’ cümlesidir ki, ‘Allah en büyüktür’ anlamına gelir. Farklı tanrılara inanan kimseler, tapındıkları tanrıları büyük bilirler. Birtakım zorbaların, diktatörlerin, zalimlerin önünde secde edenler, ya da onlara itaat edenler; onları en büyük tanırlar ve onlara taparlar. Hükmeden güç odaklarını, iktidar seçkinlerini ve seçkinlerin iktidarını en güçlü ve en büyük zanneder. Rabbimiz insanlara Allahû Ekber’i öğreterek, bu hatalı "büyük" anlayışından, "büyüklük" ve "büyüklenmek" yanlışlığından onları uzaklaştırmak istemiştir. En büyük olan; eşi ve benzeri olmayan, her şeyi yoktan var eden, sonsuz güç sahibi, her an diri ve canlı, ezelî ve ebedî olan Allah’tır. ‘Allahû Ekber’ var olma ifadesidir. Allah’tan başka herhangi bir yaratılmışa boyun eğmeme ifadesidir. Iman eden insan, bu cümleyi söyleyerek kimi büyük tanıdığını, kime ibadet edeceğini ilân eder.

Toplumsal hayatta bazı insanlar dünyevî ölçütlerden hareketle varlıklarına güvenerek, (haşa) ALLAH’a hiçbir ihtiyaçları yokmuş gibi bir anlayış ve zihniyet içerisine girerler. İşte birey ya da toplumların, kendilerini ALLAH’a ihtiyaç hissetmeme tavrı içerisinde olmaları ve başkalarını küçük görerek alçaltıcı tavra girmeleri ‘kibir’; bu sıfatın davranışlara yansımasına ‘tekebbür’; kendilerini büyük görme eylemine ‘istikbar’;  kendilerini büyük görerek seçkinci bir havaya girmelerine de ‘müstekbir’ denilir. Müstekbirler insanları hor görerek onların hayatlarını kafalarına göre tanzim ederler. Onları yok sayarlar ve güç yetirdikleri herkesi ötekileştirirler. Kendi anlayışlarına göre bu hak onlara verilmiştir. Onları denetleyebilen güç, kuvvet ve bir ölçüt yoktur. Onlar, kendi çıkarları için her şeyi sömürürler. Rüşvet, emek sömürüsü, halkın malına el koyma, aldatma, hırsızlık ve toplumsal zulüm onlar için sanki bir görevdir. Bütün insanlar, hiç bir karşılık olmaksızın zenginleşen toplumlar ve bireyler hesabına çalışan bir üretim aracına dönüştürülür. Büyük devletlerin özellikle de ABD'nin politikalarında bunu gözlemlemekteyiz. ABD gibi şirket devletleri, bu şirketler vasıtası ile diğer mazlum ülkeleri birbirleri ile savaştırmakta, iç karışıklıklar çıkarmakta ve başta onlara silah satışı olmak üzere her türlü malzeme satışı yapıp, onların kanını sülük gibi emerek geçimlerini sağlamaktadırlar. Direnmeyi bilmeyen mazlum insanlar ve toplumlar birer “gönüllü kul” olarak onların emrine amade olmaktadırlar. Onların verdikleri makam mevki ve varlıklarla kendilerince diğer ezilenlere müstekbirlik yapmaktadırlar. Oysa en büyük sadece ve sadece yüce Allah’tır. Gerisinin büyüklüğü ancak ve ancak Allah’a yakınlıkla ölçülebilir. Kim Allah’a daha yakınsa o kadar bir değer kazanır.

Müstekbir ülkelerin, fabrikalarındaki silahların satışlarının yapılabilmesi için medya ve diğer yayın organları ile çatışma ortamı hazırlanmakta ve toplumlar buna alıştırılarak işgal edilmek ve parçalanmak istenen ülkelerde gereği yapılmaktadır.

Örneğin Türkistan’ın doğal kaynaklarına el koymak isteyen Çin emperyalist devletlerle anlaşarak Doğu Türkistan’ ı dünyanın gözü önünde işgal etmiş ve doğal kaynaklarına el koymuştur. Doğal kaynakları yönü ile zengin olan Afganistan’ ı Rusya’ dan sonra işgal eden ABD, hem Taliban’ı hem de yönetimi yöneterek birbirleriyle çarpıştırmaktadır. Irak işgali Suni gündemle oluşturulmuş ve kendi adamları olan zalim Saddam’ı götürerek yerine parçalanmış ve çatışmacı bir yapı oluşturulmuştur. Arap baharı diye başlayan harekette toplumsal barış hangi devlette oluştu söyler misiniz? Suriye’ de muhaliflerin Başbakanı olarak atanan kişinin yıllardır Amerika’ da yaşıyor olması sizce bir tesadüf eseri mi? Sonuç olarak insanoğlu müstekbirlere taptığı sürece daha çooook tanrılar bu dünyadan gelip geçer. Benden söylemesi.

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ