Bugün: 19.12.2018

Yeni Sistem ve Yeni Atatürk

Üstesinden gelemediğimiz siyasal meselelerde sorunu hep sistemde aradık; bir şekilde işimizi halledince ise, sistem kötüde olsa bile önemli olan insan faktörüdür diyerek kendi hanemize artıyı konduruverdik. Son günlerin siyasal gündemi ise yeni siste
1900’lü yılların başlangıcında, Osmanlı’nın yeni sisteme geçiş süreci başlamıştı. O yıllardan sonra, ortaya çıkan Kürt, Ermeni ve Rum isyanlarının benzerleri, bu günkü yeni süreçte de kendini tekrar göstermiştir. Ancak devlet kurma sevdasıyla isyan eden Ermenilerin Anadolu’yu terk etmek zorunda kalmaları da unutulmamalıdır.  Oysa o dönemlerde,  Giresun Belediye Başkanı bile bir Ermeni idi.

Sistem tartışmaları yeni değil. Yeni sistem tartışmaları, 1980’lerden sonra “federasyona geçilebilir” diyen Sayın Kenan EVREN ve “ Musul-Kerkük bizim olacak ” diyen Sayın Turgut ÖZAL’la başladı. Osmanlı sisteminin yerine inşa edilen  yeni sitemin  baş aktörlerinden Enver Paşa da büyük Türk İmparatorluğunun kurulması sevdasıyla yola çıkmıştı. Anlaşılan o ki   Sayın ÖZAL,  kurulacak yeni sistemin Enver Paşa’sı rolünü üstlenmişti. Önceki sistemde devletin şirketleri olur anlayışı vardı. Yeni sistem ise öncekinin aksine, şirketlerin devleti olur anlayışını benimsedi.

Her ne kadar Sayın Özal’ın ölümünün ardından yaşanan çatışma ve çalkantılı dönem, sürecin tıkandığına işaret etse de, yeni sistem arayışının önüne geçilebilmesi için daha ciddi hamlelere ihtiyaç vardı. Yeni sistem arayışına karşı olanlara göre bir yanda terörü bir araç kullanırken, diğer yandan da dini yönü ağır basan ve  “Beytül Mal”ı savunan Sayın Erbakan’ı saha dışına itelemeyi planladılar. Tıpkı Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın saha dışına itilmesi gibi. Nitekim de öyle oldu. Fakat Sayın ERBAKAN’ı saha dışına iterek kurdukları sistemin bin yıl süreceğini ifade eden 28 Şubatçılar,  bir anda kendilerini saha dışında buldular.

Türkçülüğün oldukça baskı altına alındığı, bir taraftan her türlü etnik milliyetçiliğin ayaklar altına alınması gerektiği söylenirken, öte yandan  aktif olarak Gürcücülük, Kürtçülük ve Lazcılık yapılmaktadır. Öyle ki şimdi Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da Türk,  Arap,  hatta Zazaların da varlığını ifade etmek neredeyse suç olarak addedilmektedir.

Şirketlerin devleti anlayışını benimseyen yeni sistem,  sorgusuz-sualsiz sadakat ve  sermayeye taşeron istiyor. Şirketlerin devleti anlayışı, halk için  geçinebileceği kadar sadakayı kafi görmektedir. Şirketlerin devletinde yetkili fakat hesap sorulmayan  bürokrasi  yaklaşımı vardır. Buna göre  evrak üzerinde de olsa denetim görevini yapan Sayıştay’ın yetkileri ortadan kaldırılarak,  bir sistemin işlevsellik ve devamlılığını sağlayan  denetim ve hesap sorma  organları yok edilmektedir.
Sistem bu defa gerçekten değişiyor ancak yöntemler hiç değişmiyor. Yeni sistemin İsmet Paşası hazır. Ege’nin  Galip Hocası yani Celal Bayar’ı  tamam. Eski  sistemin kuruluşunda rol oynayan isyancısı,  yani  bugünün Seyit Rıza’sı da belirlenmiş. Şimdi tamamlanması gereken tek bir eksik var: Evet yeni sistem yeni  Atatürk’ünü bekliyor.

“Yeni sistem” olarak ve “Soros” partilerinin ancak taşeron olabileceği bu planlara demokratik siyaset, ne kadar müdahale edebilir? Söz konusu planları engelleyebilir mi?

Yeni sistemin çarklarını durduracak tek faktör dar bölgeli seçim sistemidir.

Tarihe tekrar baktığımızda Osmanlı yıkılırken devlet umuduyla ortaya çıkan Ermenilerin Anadolu’yu terk ettiğini görüyoruz. Büyük Türk İmparatorluğu hedefiyle  yola çıkan Enver Paşa ve beraberindekiler de büyük bir hüsrana uğradılar. Sonuçta koskoca İmparatorluktan elimizde sadece  780 bin kilometre karelik bir  bakiye  kaldı.

Sonuç mu? Emperyalistlerle oyun kurmaya kalkışanların kimlerin oyuncağı olduklarını en son Irak ve Libya’ da  birlikte gördük.
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 882