Bugün: 12.12.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Allah'ın Kulu - Müftü'nün Oğlu

Allah'ın Kulu - Müftü'nün Oğlu


Yani Abdullah Müftüoğlu!

Her defasında ismini yazmak yerine A.M diye anacağım.

O da kim, demeyin. Yazıyı okuyunca, siz de onu tanımış olduğunuzu hatırlayacaksınız.

Yakinen bildiklerimi ve şahit olduklarımı yazacağım.

Liderimiz Erbakan Hocamız tarafından Avrupa Milli Görüş Teşkilatlarımızın hizmetine gönderildi. 1982 yılından itibaren bu teşkilatların organlarında çeşitli görevlere getirildi. A.M kısa sürede etkili konuşmaları ile tanınmaya başladı. Çalışkanlığı, aşkı “şevki” ve hiç kimseden “yılmaz” oluşu ile öne çıktı.

1987-1991 ve 1994 yılı seçimlerine girdi ve Refah Partisi’nden şirin bir ilimizin belediye başkanı seçildi. Bu tarihlerde A.M seçim kampanyaları dönemlerinde Türkiye’ye gelir, çeşitli konuşmalar yapardı. Sadece kendi aday olduğu seçim bölgesi değil, yurdun her yerinde düzenlenen programlarda konuşmalar yapardı. Sivri dilliydi. Haddini ve maksadını aşan ifadeler kullanırdı. Alkış bol geldikçe coşar, coştukça da kantarın topuzunu kaçırır, hedefindeki kişilere belli fiillerinden dolayı, p..ç ya da p..enk benzeri nezaket ve nezahetten uzak sıfatları yakıştırmaktan çekinmezdi. Programları kalabalık olurdu. Ama dikkat ettiğinizde birçok dinleyicinin, o nereye giderse tekrar tekrar onun peşinden gidenler olduğunu görebilirdiniz. Yine dikkat ettiğinizde, tanımadığınız ve camiadan olmadığı her halinden belli olan kişilerin, konuşmayı baştan sona kadar banda aldıklarını görürdünüz. Sadece kendisini değil, dinleyenleri de çekmekte oldukları aşikârdı.

O seçimlerin tamamında İstanbul İl’inde İl Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında, partimizin mali komite ve seçim malzemeleri tedarik ve dağıtım başkanlığını yürüttüm. İl Seçim Koordinasyon Merkezi olarak zaman zaman toplanır, bu ve benzeri kişilerin konuşmalarının başımıza işler açabileceğini müzakere eder ve konuşturmama kararı alırdık. Lakin bu kararımızı her zaman yürütmek mümkün olmaz, ilçelerimizin yoğun isteklerini kıramaz, bazen gelmelerine göz yummak zorunda kalırdık.

Yine yaptığımız toplantılarda seçim bürolarımızda onun kasetlerinin izlettirilmesine yasaklar koyardık, ama bu yasakları uygulamayı hiçbir zaman tam olarak başaramazdık. Çünkü onun fanatikleri yasak falan dinlemezlerdi. Bunun üzerine seçim bürolarında arama tarama yapıp, bu tür kasetlere el koymak üzere komiteler kurar ve fiili tedbirler de alırdık. Bu tür komisyonlarda başta Mehmet Ali Şahin, Ekrem Erdem ve Ünal Kaçır gibi, bugün parlamentoda bulunan arkadaşlarımız görev yapmışlardır. Nitekim ne kadar haklı düşündüğümüz 28 Şubat sonrası belli olmuştur.

Bu zatı muhterem, gerek öncesi ve gerekse Belediye Başkanlığı döneminde böyle sorumsuz konuşmalarına devam ettiği için, oluşan dosyalardan hapse girme tehlikesi belirdiğinden, Liderimiz tarafından 1995 seçimlerinde belediye başkanlığından istifa ile Milletvekili olması için talimat verildi. Ama o mecliste de sorumsuz konuşmalarını emrivaki usullerle devam ettirdi. Lider tarafından kendisine yapılan ikazları hep kulak ardı ediyordu.

28 Şubat süreci malum şekilde başladı. Milli Görüş en çok o ve onun gibilerin geçmişte yaptıkları sorumsuz konuşmalarına dayanılarak haksız uygulamalara hedef oldu ve bu süreçte Avrupa’ya hicret söz konusu oldu.

Başta Liderimiz olmak üzere birçok kişi, bu arada da bu zatı muhterem ABD güdümündeki yetkililer tarafından haksız ve hukuksuz bir şekilde mağdur edildi, yasaklı oldu, hakları gasp edildi… Avrupa veya başka yerlere hicret etmek zorunda kalan Milli Görüşçüler, maalesef yakınlarının cenaze veya düğünlerine bile katılma imkânı bulamadılar. Bu da savundukları davada başlarına gelmesi muhtemel zorluklardı ve önceden bilinerek yola çıkılmıştı.

Liderimiz Prof. Dr. Necmettin Erbakan bu şekilde hicrete mecbur olan Milli Görüşçülerin, gittikleri yerlerde mağdur olmamaları için tedbirler alınmasını emretmişti. Bu emre uyan Avrupa’daki Milli Görüşçüler, kendi harçlıklarından fedakârlık yaparak bu şahıslara maddi ve manevi gerekli desteklerde bulunuyorlardı.  Mesela A.M’ye her ay 2050 (yazı ile: İki bin elli) Euro maaş vermeye başladılar. Ayrıca avukatlık ücretleri, telefon faturaları ve oturdukları evlerin kiraları da bu kardeşlerimiz tarafından karşılanıyordu. Derlemiş olduğu kitabı ücretle sattığı halde, basım ve yayım masraflarını karşılamış olan bu fedakâr insanlara bunu bile ödememiştir. Bütün bunların bilgileri de muntazaman Liderimize ulaşıyordu.

Tuhaftır, bu zatı muhterem, yurt dışında bulunduğu 6-7 yıl süre içinde her gittiği yerde, her önüne gelene, Erbakan’ın kendisine sahip çıkmadığı, arkasında durmadığı “yalan”ını alenen söylüyordu. Sadece yalanla da kalmıyor, zor durumda olduğunu, aç kaldığını, kendisine hiç yardım yapılmadığını beyandan sonra, acındırma ortamı meydana getiriyor, kendisi için para toplama gibi “dolan” fiilini de işliyordu. Dediğim gibi bütün bunlar Lidere muntazam olarak rapor ediliyordu. Bu raporlarda enteresan birçok bilgi bulunmasına rağmen, bu yazının hacmi bu bilgileri aksettirmeye yeterli değildir. Ama ihtiyaç olursa başka yazılarımızda bunları açıklayabiliriz.

2004 yılında Türkiye’ye döndüğünde, yurt dışındayken işlediği yalan dolan fiillerine rağmen, Lidere giderek teşkilattaki görevinin bundan sonra ne olacağını soruyordu. Kim bilir belki “genel başkanlık” bile gözlüyor da olabilirdi. O eşiz nezaket sahibi olan Erbakan Hocamız yaptığı bu uygunsuz fiilleri onun yüzüne vurmuyor, sadece şunu söylüyordu:

-Siz bu dönemde evinizde ebeveyninizle meşgul olun. Onların hayır dualarını alın!

İşte kahramanımızın dili bu süreçte açılıyor, yeni yüzü ile milletin içine çıkıyordu. Her gittiği yerde Liderin aleyhinde bulunuyor, önceki savunduğu fikirlerin tam zıddı fikirler savunmaya başlıyordu. Geçmişte kendisinin de dâhil olduğu Milli Görüşçülerin, Din’i kullanarak istismar ettiklerini söyleme garabetini bile gösteriyordu. Olayları yakinen takip edemeyen Milli Görüşçülerde şok üstüne şok yaşayanlar oluyordu. Nasıl olur da bu insan Lider ve Milli Görüş aleyhine olan söylemleri ile var olan “şevki”mizi kırabilirdi? Nasıl olurdu da hiçbir şeyden ve hiçbir kimseden “yılmaz” olarak bildikleri bu kişi, içinde bulunduğu yeni şartlardan “yılan” bir karaktere bürünebilirdi? Ama önceki yalan ve dolanları bilenler bu duruma hiç şaşmıyorlardı.

Yine çok tuhaftır ki, aynı A.M, Liderin 2011 yılında vefatından sonra tekrar çark ediyordu. Bu defa da Erbakan’a olan sevgi ve vefa seli karşısında onun aleyhinde bulunmanın ters tepeceğini anlamış olmalı ki, onu methetmeye başladı. Lakin onun fikirlerinin, yine onun talebeleri olan Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları tarafından temsil edilmekte olduğu yalanını yamaya başladı. O lider ki, hayatında televizyon ekranlarında defalarca “Milli Görüş’ün tek partisi Saadet Partisidir, bunun dışında Milli Görüşçü olduğunu iddia edenler palyaçodur…”  diye ifade etmesine rağmen…

Hep aklımı kurcalamıştır: Bu ve benzeri şahıslar, zamanında Milli Görüş kuluçkasının altına maksatlı konulmuş yabani yumurtalar mıdır, yoksa bunların başını yükseklik duygusu mu döndürmektedir?

“Yalan, dolan” ile malul ve ortamdan “yılan” bir karakterde bulunan bu şahıs, neler söyleyecek de, etrafındaki insanları inandıracak?

Şaşıyorum.

BÜYÜK DEĞİŞİM

Nasıl unuttu Milli Görüş’ü?

El öpüyordu dün yalar gibi...

Sisli bir ormanda ilerliyor,

Sanki büyülü dünyalar gibi...

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ