Bugün: 20.01.2018

Altımızdan Kayan Toprak


Çanakkale Zaferimizi dünyanın gündemine getirmek için yollardayız. Yurt içinde ve yurt dışında bir ayda, yaklaşık 20 bin kilometre yol katettik. Halen devam etmekteyiz. İnsanlarımızla haşır neşir olduk, dert aktardık, dert dinledik.

En büyük dertlerden bir tanesi olan “toprağımızın el değiştirmesi” olayını geciktirmeden okuyucularımızla paylaşmam gerektiğini düşünüyorum.

Önce yabancıya toprak verilmesi ile ilgili bir tarihi olayı hatırlayalım. Filistin’e İsrail’in yerleşmesi neticesini doğuran, toprağın el değiştirmesi olayını yazacak değilim. O artık herkesin bildiği klasik ve uğursuz bir olay. Ben 1400 yıl öncesinin bir olayını aktarmak istiyorum:

Peygamber Efendimizin, vefatından 5 yıl önce, Hendek Gazası günlerinde müjdelediği bir takım fetih olayları vardır. Bunlardan birisi de İran’ın tümden Müslümanların olacağı müjdesidir.

Efendimizin vefatının üzerinden henüz 3-4 yıl geçmiştir. Hazreti Ömer’in halifeliğinin ilk yıllarıdır. İslam orduları, ünlü Sahabi Sad Bin Ebi Vakkas kumandasında İran kapılarına dayanmıştı. İran’ın fethiyle sonuçlanan Kadisiye savaşı öncesi süreç yaşanmaktadır. Halife Hazreti Ömer’in emri ile İran Kisrası’na elçiler gönderilmiş, kendisi ve halkı İslam’a davet edilmiştir. Elçiler heyetinde ashaptan Numan Bin Mukarrin, Yüsr Bin Huveyte, Kays Bin Zürare, Eşas Bin Kays ve Asım Bin Amr gibi şahıslar vardır. Elçiler İran Kisrası Yezdi Cürd’e İslam’ı tebliğ ve telkin etmişlerdi. Sözün sonunda da:

-İşte ordularımız kapınıza dayandı. İslam’ı kabul ederseniz, size bir takım ilim adamlarımızı bırakır gideriz. Siz de İslam’ı öğrenip tatbik etmeye başlarsınız. İslam’ı kabul etmeyip cizye vermeye razı olursanız, yine ülkenizi size bırakır gideriz. Şayet bunları kabul etmezseniz sizinle savaşırız. Bu toprakları feth ederiz. Savaş kuralları gereği hakkınızda işlem yaparız…

dediler. Yezdi Cürd son derece hiddetlendi. Baldırı çıplak ve karnı aç olan bu Araplar nasıl böyle küstahça teklifler yapma cüretini gösterebilirlerdi? Ateş püskürerek cevap verdi:

-Geleneklerimizde elçi öldürmek bulunsaydı sizi şimdi hemen öldürürdüm. Bu ne küstahlık? Siz bizim topraklarımızı istiyorsunuz ha!

dedikten ve bazı hakaretlerden sonra, adamlarına emr etti, bir küfe toprak getirtti. Şöyle dedi:

-Toprak mı istiyorsunuz, alın size bir küfe toprak. En ulunuz kimse bu küfeyi sırtına yüklensin götürsün. Arkanızdan başkumandanım Rüstem’i ve ordularımı Kadisiye’ye gönderip sizin hepinizi orada hendeklere gömdüreceğim! Hadi defolun gidin!

Hemen Asım Bin Amr ileri atıldı:

-Bu heyetin eşrafı ve ulusu benim. Bu küfeyi ben götüreceğim!

diyerek toprak dolu küfeyi sırtlandı ve geri hareket ettiler. Asım Bin Amr yolda arkadaşlarına şöyle diyordu:

-Müjdeler olsun! Yemin ederim ki, Allahü Teala bize onların mülk ve saltanatlarının anahtarlarını vermiş bulunuyor. dedi.

Kisra Yezdi Cürd, başkumandan Rüstem’i yanına çağırarak elçilere yaptığı hakareti ballandıra ballandıra anlattı. Toprak dolu küfe olayı için de:

-Bunların en ulusu en ahmakları imiş. Küfeyi gönüllü olarak yüklendi!

diye alaycı bir ifade ile kahkaha ile nakletti. Rüstem ise son derece telaşlı bir ifade ile:

-Çok kötü bir iş yapmışsınız! Toprak vermek çok uğursuz bir olaydır. Korkarım ki, bu bütün topraklarımızın elden gideceğinin işaretidir. O ahmak dediğiniz adam da son derece akıllı bir hareket yaparak ve bunu düşünerek seve seve küfeyi yüklenip gitmiştir.

cevabını verdi.

Kadisiye’deki ünlü Sahabi Sad Bin Ebi Vakkas kumandasındaki İslam ordularının, Rüstem kumandasındaki 4-5 misli kalabalık ve güçlü İran ordusunu perişan ederek tüm İran’ı fethetmiş olduğunu tarihler yazmaktadır. Bir küfe toprak, bir ülke toprağının sembolü olduğunu da bu şekilde öğrenmiş oluyoruz.

Hükümetin son toprak satış politikaları gereği, ülkemizin arazileri süratle yabancılara gitmektedir. En güzel yerler, en stratejik noktalar, en verimli araziler…

Yetkililerin yakasından iki ellerimle tutup bütün gücümle sarsıyorum:

“Sırtında mı götürecekler?” tesellisini bir taraf bırakıp, masa başından kalksınlar ve Türkiye’yi dolaşsınlar. Güneydoğu’ya gitsinler, Güney’e gitsinler, sahilleri dolaşsınlar, olanları gözleriyle görsünler. Alanya’ya, Manavgat’a, Side’ye, Kaş’a, Kalkan’a gitsinler. Topraklarının satılması yüzünden yüzde ellisinden fazlasının, yabancıların kontrolüne çoktan girmiş olan beldeleri görsünler. Gayrı menkul piyasasının nasıl İngiliz’in, Fransız’ın eline geçmiş olduğunu görsünler. Gayrı menkul alımı ya da satımı için vatandaşlarımızın, nasıl İngiliz’e Fransız’a Alman’a başvurup olur almak zorunda bırakıldığını gözleri ile görsünler. Buraların Müslümanların yaşadığı birer yer olmaktan nasıl hızla uzaklaştığını görsünler. Yarın bir seçim olsa buralarda kimin kazanacağını şimdiden endişe ile tahmin eden vatandaşları dinlesinler.

Konu çok önemli ve acildir. Yezdi Cürd’ün yaptığı mı daha büyük ahmaklıktır, yoksa bugün toprak satarak borç ödemek, faiz ödemek ya da lüks ithalat yapmayı kar saymak mı daha büyük ahmaklıktır?

Tarih mi bilmiyoruz?

Tarihten ders mi almıyoruz?

Bu ülkenin toprakları kimsenin babasının malı değildir. Vazgeçin bu politikadan. Çok geç olmadan!

Bilge Lider Erbakan’ın sözüne kulak verin:

“Toprak kayıyor altımızdan toprak!...”


SATIN, SATIN!

Tezgâhlarda toprak dolu bir pazar,

Anlamadım bu nasıl bir iktisat?

Tapu daireleri her gün yazar,

Borç birikti sat, faiz birikti sat!

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ