Bugün: 19.01.2018

Eşkiya İle Müzakere

Dünyada ve Türkiye’de terörün geldiği seviye akıl boyutlarını geçti.

Türkiye’deki durumdan bir iki kesit:

Silah ve patlayıcı yüklü araçlar, canlı bombalar sınırlarımızı rahatça geçip, başkentimize kadar gelebiliyor, kalabalıklar patlatılıyor, yüzlerce insanın hayatına mal olan saldırlar gerçekleştiriliyor.

Güvenlik güçlerinin kum gibi kaynadığı bir meydana, silahlı militanlar elini kolunu sallayarak dolu araçları sokabiliyor, aynı anda polislerimiz şehit edilebiliyor, masum insanların canına kıyılıyor, yaya olarak koşarak meydandan çıkabiliyorlar. Hem de delil ve ipucu bırakmadan! Meydanların, caddelerin altında yerleştirilmiş patlayıcılar ölüm kusuyor.

Sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş bir semtte aramalar taramalar yapılıyor, ertesi gün olay yeri incelemesine giden görevlilere onca güvenlik tedbiri arasında roketatar ile ateş açılabiliyor, görevleri engelleniyor, ama bunlar tespit bile edilemiyor.

Demek ki gizli yerler silah ve cephanelerle dolu, her yer terörist kaynıyor ve ipuçları bulunup bunlar ele geçirilemiyor.

Şimdi birazcık arkamıza yaslanalım ve tarihe bir göz atalım:

Bir asır geriye gidelim. İttihat ve Terakki denilen parti 2.Meşrutiyet’in arkasından Osmanlı Devlet yönetimini ele geçirmişti. O günlerde ülkenin her tarafında yurdu parçalamayı amaçlayan terör örgütleri vardı. Mesela:

Bulgar komitacılar, Ermeni çeteleri, Rum ihtilalcileri gibi...

İttihat ve Terakki Partisi bunlarla içli dışlı iken iktidara gelince silahları susturmak mevkiine gelmiş durumdaydı...

Kendileri de çeşitli hileli metotlarla iktidarı elde etmiş bulunan İttihat Ve Terakkiciler büyük bir saflık ve bilgisizlikle, zannediyorlardı ki, bunlarla görüşmeler yoluyla problemlerini hallederler, silah bıraktırırlar ve Osmanlı mülkünde asayişi sağlarlar.

Nitekim terör örgütleri ile masalara oturup temaslara başladılar. İttihatçıların liderlerinden Cemal Paşa’nın hatıralarından okuyoruz:

“En evvel Bulgar çetecileri ile görüşmeye başladık. Sandanski, Çerneboyef ve yandaşları ile müzakereye giriştik. Biz Osmanlı ülkesindeki sulh ve sükündan bahsederken, bunlar hiç oralı olmuyorlardı. Makedonya’nın muhtariyeti fikrinden asla vazgeçmiyorlardı. Aynı şekilde Ermeni ihtilal çeteci başları Malumyan ve Şahrikyan ile görüşmeler yaptık. Bunlar gayelerinden asla vazgeçecek gibi değillerdi. Yaptığımız müzakereler neticesinde artık bundan böyle gizli bir cemiyet olarak değil de, açıktan siyasi mücadeleye başlamalarını kararlaştırdık. Şu kadar ki, bunların üyeleri vazifelerini ifa etmeye devam edeceklerdi.”

Yani çeteciliğe devam edeceklerdi, demek isteyen Cemal Paşa devamla diyor ki:

“Bittabi bu durumları kabul etmekten başka çaremiz yoktu.”

Talat Paşa da diyor ki:

“Bu komitalara daima azami müsamahayı gösterdim.”

Buraya kadarki açıklamalarından anlıyoruz ki, o gün memlekette ne kadar terör örgütü varsa bundan böyle açıktan siyaset yapacaklar, lakin çete faaliyetlerine de devam edeceklerdi. İnsanın tüyleri diken diken oluyor.

İş bu kadarla da kalmadı:

O günlerde hükümet silah ithalat ve ticaretini serbest bırakan bir karar da almıştı. Artık serbest çalışan bu ihtilal komitaları, rahatça ve serbestçe silah da ithal etmeye başlamışlardı.

Nitekim bu rezalet durum ilk acı meyvelerini Adana’da Ermeni katliamıyla verdi. Bilanço yaklaşık 20 bin ölü!..

Sonrası mı?

Çok acı!

1912 Balkan savaşları ve bozgunu nasıl meydana geldi? Ermeni katliamları neden yaşandı. Koca ülke çatır çatır nasıl bölündü gitti, şu izahlar açıkça ortaya koymuyor mu?

Bu olayların üzerinden bir asır geçti ama maalesef ne okuyan var, ne de ders alan!

Demek ki, bu günkü iktidar mensupları PKK ve temsilcileriyle masaya oturduklarında 100 yıl önceki bu yaşananları hiç bilmiyorlarmış.

Bilmiyorlarmış ki, sınırlarımızdan çetecileri büyük tezahüratlar altında içeri sokarken, güvenlik kuvvetlerimize “göstere göstere, alay edercesine” edindikleri silahlarını sallaya sallaya 2-3 yıl silah ve cephane stoku yapmalarına göz yumulmuş.

İçlerinden tarih bilen bir Allah kulu çıkıp da:

“Efendiler kendinize gelin. Bu metot yanlış. Bak burada 100 yıl önce bu yanlış metotla koskoca devlet yıkılmış!” dememiş.

Onlara hep İRA’nın, ETA’nın veya Batı’daki bir iki uygulamanın başarıları empoze edilmiş! Lakin coğrafyaların, insan yapılarının ve terörü kışkırtanların bizimkilerle ne kadar farklı olduğunu anlatan olmamış.

Şimdi yollar patlatılıyor, uçaklara saldırılıyor, roketatarlarla meydanlar zapt ediliyor, şehirlerin göbeğinde ağır ve uzun namlulu silahlarla halkın psikolojik teslimiyeti sağlanıyor, şehirler sözde kurtarılıyor, özerklik ilanlarına cüret bile ediliyor.

Ama yetkililerimiz sanki bu olaylar tarihte hiç vuku bulmamış gibi ders almamış olarak, şaşkınları oynayıp, belini kırdık, kafasını ezdik edebiyatına devam ediyorlar.

Sahi Erbakan Hocamızın “devlet yönetmek çoluk çocuk işi değildir” dediğinde neden alınmıştınız ey yetkililer?

Teröristlerin hamileri ile al takke ver külah içli dışlı olacaksınız, onların yardımlarını engellemek için kılınızı kıpırdatmayacaksınız, sonra da terörün neden azgınlaşmakta olduğunu anlamamış gibi davranacaksınız!

Bölge ülkeleri ile barışıp, yabancı güçlerin bu topraklardan çekilmesi gerektiğini ne zaman konuşmaya başlayacaksınız?

MÜZAKERE

Eşkiya ile müzakere,
Hem kimlerle kaç kere?
Yazık değil mi ülkeye,
Sivile, polise askere?

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 345