Bugün: 19.06.2018

Herkese Anladığı Dilden

“İnsanlara akıllarının aldığı kadar anlatın.” Hadisi Şerifi harekesin malumudur.

Hak davayı anlatmakla görevli isen bu kaide gereği hareket etmen, davanı tebliğ etmen şarttır.

Konuşmadan anlayana konuşmak, yazıdan anlayana yazmak, konferanstan anlayana kürsüden anlatmak,  öykü ve roman veya başka şekillerde yazılı olan eserlerden anlayana kitaplar yazmak, şiirden anlayana manzum yazmak, ekrana hevesli olanlara ekrandan anlatmak, internet müdavimlerine oradan yazmak, çizgiden anlayana çizerek anlatmak, mizahtan anlayana anladığı dilden tebliğ etmek gerekir.

Bu tebliğ çeşitlerinin kullanılmaması vebal altına girmek demek olur.

Bu Hadisi Şerif’i biz böyle anlarız.

Bu şekillerde davayı anlatırken tek gayen insanlara ulaşarak derdini anlatman olmalıdır.

Mesela, konuşurken, özenli konular, özenli kelimeler, yine özenli şekilde cümlelere dönüşmeli, vurgular yerli yerinde yapılmalıdır. Amma bu özeni söz ustası olarak anılmak için değil, derdini anlatabilmen için göstermelisin.

Yazıdan anlayana davanı anlatabilmen için çalakalem yazmak değil, sana sağlanan imkânları en verimli bir şekilde en özet ve çarpıcı cümleleri kurarak yazman için, yazacağın şeyler rüyana girecek kadar seni uzun uzun meşgul etmeli, bin düşünüp öyle yazmalısın. Amma bunu yaparken bir edebiyatçı olarak isim yapayım, şöhret kazanayım, ücret alayım diye değil, davanı en iyi şekilde anlatabilmeyi başarmak için yazmalısın. Zaten de davanı anlatma derdinde olduğundan dolayı yazdıklarının edebi değerinin olduğunu, atalarının şiirsel söylemlerini diriltmeye çalıştığını kimse düşünüp fark edemeyecektir.

Konferanslar mı vermen gerekiyor? Yılmak yok, yorulmak yok, uzak yakın ayırımı, katılımın azlığı veya çokluğu ile meşgul olmaksızın, koşup giderek, bildiklerini en çarpıcı örneklerle, kimseyi usandırmadan akıcı bir şekilde anlatman gerekir. Amma söz ustası olarak tanınmak, anılmak veya sivrilmek için yapılmamalı bu faaliyet. Asla ve asla maddi bir beklentin olmamalı. Mütevazı bir şekilde yol ve ibate, iaşe giderlerin karşılanıyorsa öpüp başına koymalısın. Peki, her gün veya çok sık aralarla uzak yakın demeden konferans ve seminerlere koşmak zorunda kalıyorsan, neyle geçineceksin? Şayet yazmış olduğun kitapların varsa onları bedeli mukabili isteyenlere imzalayacaksın. Kimseye dayatmadan, kimseyi mecbur tutmadan, kimsenin okuma alışkanlığı olmamasını yüzüne vurmadan. Sana kitaplarını pazarlamak için geliyor diyenler bile çıkacaktır, amma bunlara hiç aldırmadan devam etmelisin.

Davanı tebliğ etmek için şiir mi yazman gerekiyor? İddialı olmayacaksın. Lakin yazdıkların da ilgi çekecek cinsten olmalı. Kısa ve öz olmalı. Sanat kaygısı taşımamalısın. Davanı anlattığın şiirlerde sanat mı olurmuş? Zaten sanat kaygısı taşıyacak şekilde şiir yazan birçok şair var. Edebiyat sayfalarını onlar işgal ederler, ödülleri onlar alırlar, onların kitaplarının tanıtımı çok önemlidir. Yazdıkları şiirlerin hangi anlama geldiği de pek önemli değildir. Onların yazmış olması önemlidir. Senin şiir kitapların olsa bile bunu kimse kale almaz. Sen davanı anlatmak için yazmak zorunda olduğun şeyler şiir bile sayılmayacak. Manzumelerinle böyle methiyeler, ödüller, tanıtımlar beklemeyeceksin. Hatta ve hatta davanın ileri gelenlerinden, zaman zaman yazdıklarını hakir gören negatif methiyelerin yüzüne karşı söylenmesine de hazır olacaksın.

Davanı anlatmak için kitap mı yazmak zorundasın? Daha önce kalem oynatılmamış sahalar bulacaksın. Konuyu çok iyi tetkik edeceksin. Davan ile ilgili konuları öne çıkaracaksın. Zamanım yok demeyeceksin. Gerekirse otel köşelerinde, yolculuk esnasında, yemek yerken veya uyku arasında yazacaklarını tasarlayıp bir araya getireceksin. Fiyatını maliyete kadar çekeceksin. Kendi insanlarının okuma alışkanlığı olmamasına kafanı asla takmayacaksın. Okuyup takdir eden bir kaç kişinin teselli dolu sözleri ile sıcacık bakışlarındaki ilhamla yetineceksin. Gittiğin ve faaliyet gösterdiğin yerlerdeki eli cebine gitmeyen bazı kişilere hediye dağıtacaksın. Rızkından fedakârlıklarda bulunacaksın. Bazen safında bulunan kardeşlerinin hakarete varan eleştirilerine katlanacaksın. Hatta binlerce sayfalık eserlerinden bir cümleyi bahane edip gözünün önünde kitabını parçalayıp yırtan ve hakaret edenlere bile husumet değil sempati besleyeceksin. Kitap satmak için il il, ilçe ilçe dolaşmakla itham edilsen bile sineye çekeceksin.

Ekranlar için yayınlanacak programlar mı yapıyorsun? İsminin yazıldığına şükredecek, başka beklenti içine girmeyeceksin! Davanı tebliğ eden yayın organlarında bu çalışmaların hiç yer almasa bile sen anlayış göstereceksin.

Vel hâsıl “Herkese anladığı dilden konuşacaksın.”
Gönüllere girme sanatını öğreneceksin.
Bu senin görevindir.

ÇİLİNGİR

Kapıları aletlerle açar amma,
Sermayesi bilgidir her çilingirin.
Siz gönüllere girmek mi istersiniz?
Elbet bunun da ilmi var, bilin girin!..

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 394