Bugün: 19.01.2018

İstanbul Dostluk Derneği

1984’te kurulup, 1998’de kapatılan Milli Görüş’ün üçüncü partisi Refah döneminde, İstanbul İl Teşkilatı’nda görev yapmış arkadaşlar tarafından, partinin kapatılmasından sonra “İstanbul Gurubu” adıyla oluşturulmuş bir sohbet ve dostluk platformudur.
Milli Görüş’ün bölünmemesi ve AK Parti’nin kurulmaması için mücadele etmiş ama muvaffak olamamıştık.



Uzun yıllar arkadaşlarımızla buluşma vesilesi olarak ayda bir toplanıp dertleşiyorduk. Ayrı partilere bölünmüştük ama kopmamıştık. Maalesef bir iki sorumsuz arkadaşımızın bilinçsiz, itici ve ayrıştırıcı konuşmalarından sonra dağılır gibi olduysa da, ortaya atılan bir fikir üzerine aynı dönem ilçe, belde mahalle, köy ve Milli Görüş’ün diğer kuruluşlarında görev yapmış arkadaşlarımızın da katılımı ile bir dernek statüsü kazandırılmış, başkanlığına da arkadaşımız Ahmet Aluç Bey getirilmişti. İsmi de “İstanbul Dostluk Derneği” oldu. Böylece binden fazla tabii üyeye ulaşan derneğin içinde, başbakan, bakanlar, milletvekilleri,  belediye başkanları, bürokratlar, siyasi parti genel başkan ve yöneticileri, işadamları, serbest meslek mensupları v.s. olmak üzere çok sayıda insan bir arada bulunuyor…

Başkan Ahmet Bey o sorumsuz ve bilinçsiz arkadaşlarımızın da içinde bulunduğu bir yönetimle derneği bir dönem götürdü.  Olumsuzluklar devam ediyordu. Sonraki kongreden sonra daha uyumlu bir yönetimle iyi şeylere imza atmayı başardı.

Derneğin 27 Mayıs 2013 akşamı Küçükçekmece Nikâh Sarayı’nda “Dostluk ve Ahde Vefa Gecesi” isminde bir programı vardı. Milli Görüş öncülerinin takdim ve onore edildiği bir geceydi. Takribi 750 üye katılmıştı. Belediye Başkanı Aziz Yeniay arkadaşımızın konuğu olan davetlilere sanırım “belediye hizmetleri” faslından yemek ikramında bulunuldu.

Sofrada arkadaşlarımızdan Halit Demirel ile eski hatıralardan bir demetçik canlandırarak sohbet etme imkânı bulduk. İlginç bir cümle söyledi:

“Yakup Sucuoğlu arkadaşımız, Refah Partisi İl yönetiminde hep not tutardı. Notlarından ilginç bir cümle okudum. Şöyle yazmış; biz bu güzide kadro ile ileride Türkiye’yi yönetiriz. Yalnız büyük bir tehlike var, içimizden çıkacak bir fitne dolayısıyla bizi bölmeleri…”

Cümle gerçekten bana da ilginç geldi.

Kısa bir süre sonra rahmetli arkadaşımız Hasan Hüseyin Koç’un mahdumu Yavuz Selim Koç Bey’in güzel sunumu ile program başladı. Kuranı Kerim tilavetini arkadaşımız Ali Güner, hoş sesi ve kıraati ile yaptı. Okunacak ve meali verilecek ayetler titizlikle seçilmişti. Ali İmran Suresi:

Ayet 103-Hep birlikte Allah’ın ipine (Kuran’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de, O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.

Ayet 104-Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.

Ayet 105-Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.

Ayetleri dinlerken içim ürperdi. Yemek masasında yaptığımız sohbetle nasıl da örtüşüyordu? Olan biteni nasıl da önceden haber verip bizi sakındırıyordu ayetler? Bunlara rağmen kapatmakla başemedikleri hareketimizi, bilerek, isteyerek ve planlayarak bölenlere, Ulu Çınarımıza dağ armudu aşılayanlara hangi sıfatlar yakışmazdı ki?

Derken Milli Görüş’ü tanıtıcı bir sinevizyon devreye girdi. Kurucu ve Lider Erbakan, bağımsızlar, Milli Nizam, Milli Selamet, Refah dönemleri vurucu cümlelerle ve yer yer Liderin sözleri ile kısa kısa canlandı. Havuz sistemi, bolluk, bereket ayları, D-8 uygulamaları… Alkışlar, alkışlar… Arkasından sivil ve asker cunta heveslileri ile kararan ufuklar, Refah’ın haksız yere kapatılması…

Derneğimizin varoluş sebebi Refah burada bitiyor. Ama sinevizyon devam ediyordu. Fazilet döneminden sahneler gösterildi. İçim cız etti. Yanlış şeyler gösterilecek diye. Bereket ki sadece, adeta Milli Görüş gömleği hala sırtında imiş gibi çıkış yaptığı “Van Minüt” sahnesi gösterildi ve Başbakan’a alkış tufanı ile sinevizyon sona erdi.

Ya şu sahneler de gösterilseydi:

“Halkın yüzde doksanının karşı olmasına rağmen Irak konusunda ABD’ye destek…”

“İslam ülkelerinin temsilcileri, dünya artık global ve küreseldir. Kuracağınız birlikteliklerde Din’i esas almayın!”

“Türkiye’ye verilmiş bir misyon var: Genişletilmiş Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika projesi. Türkiye bu projenin eş başkanlarından biridir…”

“Irak’ta görev yapan kahraman ABD askerlerinin sağ salim evlerine geri dönmeleri için dua ediyorum…”

“Ben Sayın Obama’ya söylemiştim, Irak’ta demokrasiyi kurmadan oradan çıkmakta acele etmeyin diye…”

“Suriye konusunda ABD’de yapacağım görüşmelere göre adım atarız…”

“Tarihteki büyük Haçlı seferleri Müslümanlara yönelik bir saldırı ve katliamdan ziyade medeniyet alışverişi ile sonuçlanan seferlerdir…”

“Müslüman Arap ülkelerine bizdeki laikliği bir model olarak tavsiye ediyorum…”

Bu ve benzeri sahnelerden örnekler verecekler diye korktum. Şayet korktuğum olsaydı derneğimiz büyük yara alırdı.

Arkadaşların basiretli davranışlarını tebrik ediyorum.

Sırada Milli Görüş davasına ömrünü vermiş şahısların onore edilmesi vardı. Milli Görüş’ün hizmetinde 70-80 li yaşlarını deviren, Süleyman Arif Emre, Recai Kutan, Kahraman Emmioğlu, Osman Nuri Önügören, Zeki Çamlı, Necati Molder, Şerafettin Töbü ve Şule Yüksel Şenler; her birinin hayatından kesitler sunularak sahneye davet edildiler. Moderatör Ekrem Kızıltaş idi. Duygu yüklü sözler söyleyen ve nasihatlerde bulunan bu vefakâr ve cefakâr insanlara baktığımızda, dava anlayışlarında zikzakların bulunmadığını ve açılış Kuran’ındaki ayetlerin özüne titizlikle uyduklarını, bizlere de daima örnek olduklarını gördük. Gerek Milli Görüş Lideri Merhum Erbakan’ın, gerekse bu vefakâr büyüklerimizin herhangi bir sözlerini ve fiillerini alsanız, Milli Görüş’ten kesitler görmüş olursunuz. Adeta bu büyüklerimizin her bir söz ve hareketleri yıldızlar gibi gideceğiniz yönü tarif etmektedirler. Sağa sola devrilmeden, yalpalamadan. Allah bundan sonra da bereketli ömürler versin.

Ama yukarıdaki ayetlerin hilafına hareket ederek tefrika çıkarmış olanların sayılamayacak kadar zikzakları olduğunu fark ediyoruz. Daha bu dünyada görüyoruz çelişkiler yumağını. Öbür tarafını ise Yüce Rabbimiz bilir.

Duamız odur ki, henüz vakit varken, her birimiz yukarıdaki ayetleri tekrar masaya yatırıp, varsa hatalarımızı düzeltip, bundan sonra kalan ömürlerimizi Hakk’ın rızasına uygun tamamlayalım.

Başkan Ahmet Aluç’u tebrik, İstanbul Dostluk Derneği’ni takip etmek gerekiyor…

ÇINAR VE ÇÖRDÜK

Çınarı kaç kere kestiler
Hep yeniden fışkırdı, gördük.
Büyük şeytan buldu bir çare:
Dalına aşıladı çördük…
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 879