Bugün: 25.06.2018

Kadir Mi, Sıroğlu Mu?


Lise çağlarımda başladı Kadir Mısıroğlu tutkum. 1968-69 ve devamındaki yıllar.

Onun adıyla yayınlanmış ne bulursak adeta içiyorduk lıkır lıkır. Hem de şifa niyetine. Lozan’ı, Moskof zulmünü, Yunan zulmünü, Milli Mücadele’yi…

Üniversite için İstanbul’a gitme zamanımız gelmişti. Bizim için İstanbul demek, Necip Fazıl’a ve Kadir Mısıroğlu’na kavuşmak, onlarla aynı şehirde olmanın ayrıcalığını yaşamak demekti.

Sebil Mecmuaları, bir tarih hazinesi idi. Böylesi bir bakıştan tarihe bakmak her babayiğidin karı olamazdı. Velhasıl çok şanslı idik. Onun mecmuasının veya kitabının yayınlandığı gün bizim heyecan fırtınamızın estiği gün olurdu. Harçlık namına cebimizde ne varsa Kadir Mısıroğlu ile paylaşırdık. Yani üçüne beşine bakmadan bayide ne bulmuşsak alır, eşe dosta dağıtırdık, hediye olarak ve tebliğ görevimiz adına.

Kendisini doğal Milli Görüşçü Üstad olarak kabul ederdik. Şayet kabul etseler hapishanede bulunan Üstad ile yer değiştirmeye gönüllü olabilirdik. O çıksın hizmete devam etsin diye. Onun Milli Görüş’ün müessese olarak hayata geçirilmesindeki rollerini hep anardık. Milli Görüş’ün teklif ve gayretleri ile 1974 yılında çıkarılan ceza kanunundaki 163-141-142 maddelerin affı ile hapishane hayatının sona ermiş olmasını vefa borcunun ödenmesi olarak görmüştük. Milli Görüş davasını ondan öğrenmeye çalışırdık. Milli Selamet Partisi’nin Millet nezdinde karalanması için yapılan çirkin iftiralar arasında, Erbakan Hocamızın plajda çıplak kadınlarla uygunsuz vaziyette gösterilmesi veya S.Arif Emre’nin evlatlarının hippi olarak yansıtılması için yapılan fotomontajların, gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlandığı günlerinde aynı çevreler, Kadir Mısıroğlu’nun sesini Genel Başkan S. Arif Emre’nin sesi imiş gibi montaj yaparak partiyi kapattırmaya çabaladıklarını da öğrenmiştik. 1977 yılı genel seçimlerinde MSP den Milletvekili adayı oldu. Erbakan Hocamız onu ilk sıraya değil de ikinci sıraya koymuştu. O gün Hocamıza biraz içerler gibi olmuşsak da elbet bir bildiği vardır diye üstünde durmamıştık.

Arkadan 1978’de Üstad’ın, MSP Genel İdare Kurulu üyeleri arasında yer alması bizde bayram sevinci doğurmuştu.

1980 ihtilali bizim cephede cımbızla suçlu arayıp içeri tıkmak için çabalıyordu. Sıranın kendisine geleceğini anlayan Üstad Mısıroğlu, henüz ortalık sakinken yurtdışına hicret etti. Önce Almanya, ardından İngiltere… 1970 li yıllardaki hapishane hayatından sonra şimdi de hicret yıllarının çileli hayatını yaşamaya başladı. Piyasada bulunan kitapları kapışılmış, belki destek olabiliriz ümidiyle ne var ne yoksa tarafımızdan satın alınmıştı.

1983-84 yıllarındayız. Başta Liderimiz Erbakan olmak üzere birçok ileri gelenimiz ya hapiste, ya namlunun ucunda, ya da yakın takipte. Çile çekiyorlar. Üstad Mısıroğlu da yurt dışında gurbette. İstanbul’da RP teşkilatı kurulmuş. Kurulmuş diyorum, birkaç nüfus cüzdanı ile ancak kurulabilmiş. Mühür kazıtmaya bile para yok. Tam yokluk dönemi. Cuntacılar siyasetçileri neredeyse bulduğunuz yerde linç edin, dercesine halkın nazarında kötülüyorlar. Halkın çoğu onlara kanmış, bizi “çorba yediği çanağa eden” kişiler olarak görüyor. Erbakan Hocamdan gizli bir mesaj geldi. İstanbul’da N.U ve İ.E öncülüğünde en az şu kadar lira para toplanacak. Bu paralar yurt dışında gurbete mahkum bulunan Üstad Kadir Mısıroğlu’na gönderilecek. Gün bu gündür, o insanımıza sahip çıkılacak.

Teşkilatlarımızda ısınacak yakıt parası olmadığı için titreyerek çalışmalar yapıyorduk ama, söz konusu Üstad ise ailemizin nafakası ya da cep harçlığı ayırımı yapılabilir mi? Hemen kampanyalar başlatıldı. Fedakar Milli Görüşçüler nafakalarını paylaştı. Toplanan paralar Üstad’ın buradaki yakınları vasıtası ile yerine ulaştırıldı. Çok para mıydı, belki değildi ama candan koparırcasına, zorlama ile değil ama zorlukla toparlanmıştı. Bize bu emri veren Liderimizi Rahmet’e uğurladık ama, N.U ve İ.E halen hayattadırlar. Üstad da hayattadır.

Her şeyin bir sonu olduğu gibi, çileli hayat da bir gün bitecekti. 1990’lı yıllarda mevzuatta yapılan değişiklikler sonucu Üstad’a kavuştuk. Bunun sevinci ile yanına varıp tebrik edelim dedik ama, Üstad’da tuhaf değişiklikler görmeye başladık. Eski sevecen, babacan, nasihat veren Üstad gitmiş; insanı döver gibi konuşan, tepeden bakan, ben bilirim, başka kimse bilmez tavırlarında, elinde bastonu terbiye aracı gibi kullanan bir garaip kişi ile karşılaştık. Birkaç sene sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne gidip gelir oldu. Ne işi vardır bilinmez, başkanımızla saatlerce görüşür, tekrar gider, tekrar gelir olmuştu. Arsa arazi işleri çevirdiği gibi rivayetler dolaşıyordu. Yeni kitapları da çıkıyordu, biz gene kapışıyorduk. Ne de olsa bizim Üstadımızdı. Üsküdar ve Boğaz civarlarında bir takım, ticari işler yaptığını duyuyor, bundan mutlu da oluyorduk. Ama ne yalan söyleyeyim, halen bunları bilemem, bilmek için bir çabam da olmaz.

Söz çok uzarsa yazının hacmi genişler.

Bugüne geliyorum:

Bugün Üstad’da büyük değişiklikler var. Tv kanallarında dolaşıyor, başka yerlerde konuşuyor, akla hayale gelmedik şeyler söylüyor. Bir iki örnek:

“Tayyip Erdoğan Belediye Başkanı iken gittim, Erbakan’ın bundan böyle hep önünü keseceğini, yükselmesini istemeyeceğini, bunun için kendisinin bir parti kurmasının gerekliliğini telkin ettim. AKP nin kurulması böylece gündeme geldi. AKP’yi kurduran benim!”

Fesüphanellah! Erbakan Hocam onun için çabalarken, biz varımızı yoğumuzu Liderin emriyle ortaya koyup, ona destek olmaya çabalarken, o demek ki kuyu kazmakla ve hançer bilemekle meşgulmüş. Demek ki belediyeye bunun için gelir, saatlerce oturur konuşur sonra da gidermiş. Üstad Osmanlıların Dramı’nı anlatırken, tefrika olmasın, devlet bölünmesin diye padişahların evlatlarını nasıl feda ettiklerini gözyaşları ile bize izah ederken, bugünkü Milli Görüş davasının bölünmesi için çalışıyormuş. Fesüphanellah!

“Büyük Ortadoğu Projesi, aslında benim projemdir. İlk defa ben dillendirdim. Sonra ABD ve Batılılar aldılar. Bu proje hayra vesile olacak olan büyük bir projedir. AKP ve Tayyip Bey’in bu projeyi hayata geçirmek için “eşbaşkan” olması ve çaba harcaması çok güzel bir gelişmedir.”

Fesüphanellah! Milyonlarca Müslümanın öldürülmesi, yüzbinlerin ırzının kirletilmesi, çocukların bebeklerin köpeklere boğdurulması, şu kadar İslam ülkesinin sınırlarının cebren değiştirilmesi, trilyon dolarlarca yağmaların fikir babası Üstad’mış. Allah, Allah!.. Nasıl sırlara sahipmiş bu Üstad. Sır oğlu imiş. Rüyalarımızın üstadı bu imiş! Fesüphanellah!

Onun bulunduğu sohbet ortamlarına yaklaşmak ne mümkün? Sigara dumanından, ben ben ben diye başlayan nutuklarından dolayı soru sormaya fırsatınız olmaz. Araya girip bir kelime söyleyecek olsanız, kocaman asa havaya kalkar, maazallah kafanız kırılabilir. İşi gücü kalmamış gibi şimdi de büyük lider Selahaddin Eyyubi düşmanlığı başlamış. Evet evet o Selahaddin. Ömür boyu cihadla meşgul olmuş, at sırtından inmemiş Selahaddin! Fesüphanellah!

Duymuşsunuzdur. Metaller ağır yüklere uzun müddet maruz bırakılırlarsa, moleküllerinde bozulmalar olurmuş. Buna “metal yorulması” denirmiş. Bence Üstad’ın beyni de benzer bir şekilde “beyin yorulması” na uğramıştır.

Erbakan Hocamızın 1977 seçimlerinde onu alt sıraya koymakta ne kadar haklı olduğunu ancak kavrayabiliyoruz. Demek oluyor ki, Hocamızın bizimle en az 40 sene farkıyla olayları tahmin edebilme kabiliyeti varmış.

Geçen gün bir arkadaşımla aramızda şöyle bir konuşma geçti:

-Üstad Mısıroğlu yeni bir kitap çıkarmış!

 

-Bilmek istemiyorum!

 

-Hani hiçbir kitabını, hiçbir makalesini kaçırmazdın, okumayacak mısın?

 

-Aman kalsın, okumayacağım!

 

-Satınalmayacak mısın?

 

-Hayır almayacağım! Sana bir şey daha söyleyeyim mi? Azrail ikimizin etrafında da kol geziyor. Hangimizi erken haklayacak bilinmez. Şayet Üstad’ı erken ziyaret ederse, şuraya yazıyorum, cenazesine de katılmayacağım.

 

-Aaaa!

 

-Yeter be! Mecbur muyum?

 

NE SIRLARI VARMIŞ!

 

Yıllarca Üstad bildiğimiz,

Gerçek Kadir Mısıroğlu mu?

Nasıl böyle yanılmışız biz?

Gerçek Kadir mi, Sıroğlu mu?

 

Ekrem Şama

ekremsama@hotmail.com

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ