Bugün: 19.01.2018

Şerbet Tuzağı

Sömürgeci batılılar, özellikle bu çağda Amerikalılar avlarını kendilerine çekip yakalamak için şerbet tuzağı kullanıyorlar.
Avlayacakları devletin yöneticilerini kendilerine çekmek için, onlara bolca “nimet” sunarlar. Dost gibi görünürler. Dâhilde ve hariçte bulunan sorunlarını çözmelerine yardımcı oluyor gibi yaparlar. Sırt sıvazlarlar, taktik öğretirler, ödüller verirler.

İstihbarat desteği vererek rakiplerini alt etmelerini sağlarlar.

Şerbet tuzağındaki av etrafına caka satmaya bile başlar:

“Her şey ne kadar da güzelmiş, ne kadar da kolaymış! İstediğim kanunları hiç muhalefetsiz çıkarıyorum, istediğim seçimleri iptal edebiliyorum, kendimi aday gösterebiliyorum, muhtar bile olamazsın diyenlere nispet, milletvekili oluyorum, iktidar oluyorum, başbakan oluyorum. Elimde sanki sihirli değnek var gibi bir şey. Medyayı ele geçiriyorum, cuntacıları hizaya getiriyorum. Çok kolay oluyor. Bunları yapacak “cesaret”im de mevcut…”

Ama elbette ileride kullanacakları istihbarat bilgilerini belirli yerlerde depolarlar. Çaktırmadan sağlam iplerle avlarını sağlam kazıklara bağlarlar.

Av ülke ve yöneticileri bu dostluk karşısında ufak tefek tavizleri verirler:

Büyük Ortadoğu Projesi`ne eşbaşkanlık etmek, milletin yüzde 90 ı karşı olmasına rağmen Amerika ile beraber olmak, koalisyon ortağı olarak, sınırlardan, havaalanlarından, limanlardan, hava koridorlarından geçmelerini sağlamak. Üsleri kullandırmak, sortilere göz yummak. Demokrasi götürmek bahanesi ile Irak’a ve Afganistan’a giren işgalci zalimlere lojistik ve askeri destekler vermek. Maddi destekler yetmezse dualar ederek manevi destek de vermek…

Geçmişteki Haçlı vahşetlerini hoşgörü edebiyatına konu etmek. Dinlerarası diyalog çerçevesinde kiliseler, sinagoglar, manastırlar yapıp ibadete açmak, dinler bahçesi inşa etmek, gayrımüslimlere ait eski vakıfları ihya etmek. İslam Birliği gibi safsataların (!) önünü kesmek! Kıbrıs’ta çözümsüzlüğü savunanları (!) alaşağı edip istenen tavizleri masaya koymak. Bunlar gibi hiç kıymeti harbiyesi olmayan (!) daha bir sürü teferruat. Şu kadar milyon Müslüman’ın öldürülmesi, ırzlarına geçilmesi, sömürülmesi, memleketlerinin yakılıp yıkılması… Olacak o kadar! Bu kadar şerbete karşılık bunlar ne ki?

Ama bağlar koparılmayacak kadar sağlam bağlandığı için ve av şerbetin içinden çıkamaz duruma geldiği için artık gerçek tavizlerin istenmesine sıra gelmiştir:

-Rasmussen denen İslam ve Peygamber düşmanını NATO’nun başına geçireceksin!

-Hık, mık! Tamam peki!

-Libya’da katliam ve yağma yapacağız! Bize yardım edeceksin!

-Hık mık! Tamam peki!

-Düşmanımız İran’a karşı İsrail’i desteklemek için füze kalkanlarımızı topraklarına yerleştireceğiz!

-Hık, mık! Tamam peki!

-Senin ülkenin en orta yerlerine, şuralara, şuralara silahlarımızı yığacağız ve beraberinde ajanlarımızı göndereceğiz!

-Eh peki!

Peki der ama, kendi durumunu kontrol eden av, bakar ki şerbet göletinden çıkması mümkün değil. Yapışmış çünkü. Ayrılmak için büyük güç gerekiyor. Çabalasa da nafile! Çabaladıkça daha fazla batmaktadır.

Bu arada istekler gelmeye devam etmektedir:

-Şu haritayı gerçekleştirmemize yardım edeceksin! Bu BOP`un haritasıdır! İşin başında sen başkansın, bu gerçekleşecek!

-Aman etmeyin, burada bizim de sınırlarımızın değişeceği yazılı, ben bunu nasıl yaparım?

-Mırın kırın ediyorsun madem ki, al sana istihbarat desteği, taze bilgi paylaşımı, dikenlerini kırman, ısırganlarını etkisiz hale getirmen için sana destek. Bak büyüklerinin uğraşıp da yapamadığı eğitim sistemini yapman için destek! Şimdi gidip Arap ülkelerine “laiklik” modeli olduğunu ilan edip empoze edeceksin! Suriye’de de iyi komşuluk, vizelerin kaldırılması, hükümetlerin ortak çalışma yapması gibi icraatlar senin güçlenmen içindi. Şimdi oraya da demokrasi götürmemize yardımcı olacaksın! Bak kurduğumuz tezgâhla Müslümanların katliamını başlattık, Esed zaten Müslüman düşmanı. Bu tezgâha kolayca geldi, katliama devam ediyor. Bunları gösterip halkını kolay ikna edersin!

-Hık, mık olmaz! Bu bizi savaşa sokmak demek!

-Öyle mi? Bak uçağını düşürdüler, bak köylerini bombaladılar, canlı bombalarla Reyhanlı’yı çökerttiler. Daha ne duruyorsun, yürü! Buradaki harita değişikliğini sen yapacaksın. Rasmussen’in görev süresi bitti, hemen uzatacaksın! Suriye sınırına bizim askerlerimizi yerleştireceksin! Mezhep savaşı çıkarmamız için bize yardım edeceksin!

-Hık, mık! Sızlanmalar…

Fazla karşı koyarsan bak senin ülkene de “Türk Baharı” getiririz ha! Karışıklık çıkarır arkadan destekleriz! Biliyorsun başka devletlerin iç işlerine karışma konusunda seni yetiştirdik! Şimdi de sana karşı biz kullanırız. İtiraz edecek durumun yoktur ona göre! Bir terör örgütünü bitirir, binini kurarız, itiraz şansın yok!

Ama dostları ve en yakın “kardeş”lerinin bile aykırı sesleri kendisine ulaştıkça, istifa ve partisini bölme tehditlerini duydukça yapayalnız kaldığını görerek dehşete düşüp dilinin kontrolünü bile kaybedecektir.

-Oturun oturduğunuz yerde, ben şunu yapmıştım, ben bunu yapmıştım. Ben!.. Ben!.. Ben!.. Velhasıl onun işi artık çok zordur.

Eski bir yazımızda sizlere “ibrik otu”nu tanıtmıştık. İşte o yazımızdan bir alıntı:



“Enteresan bir ot.

Kelebek etiyle beslenir. Ona göre yaratılmıştır.

Kısaca tanıyalım:

Yaprakları ibrik biçimindedir. Üstünde kapağı olan, boğaz kısmı biraz dar, gövde kısmı biraz genişçe ve en altta da içi sıvı dolu kısmı. Tıpkı dibinde bir miktar su bulunan bir ibrik. İbriğin ağzı içeriye doğru kıvrık, cazip tatlı balözü ile kaplıdır. Dışı parlak canlı renklerle donatılmış olan ibriğin içyüzü, balözü denen, kelebekler için çekici, kaygan ve yapışkan bir maddeyle sıvalıdır. Dibindeki sıvı da yapışkan balözüdür. Cazip bir yiyecek deposu bulduğunu sanan kelebek, ibriğin üst dudak kısmına konup iştahla balözünü yemeye başlar. Karnı doyunca uçmak ister ama, bacaklarını yapışmış olduğu yerden çıkaramaz. Tuzağa düştüğünü çok geç anlamıştır. Debelendikçe aşağı kayar, kaydıkça daha fazla güç harcayıp yukarı çıkmak ister. Sonunda sıvıya düşerek çabalaya çabalaya boğulur. İbrik otu da onu sindirerek beslenir.

Çoğu zaman pusuda bekleyen bir de örümcek vardır. O uzun bacakları ile yapışkan sıvıya tutulmadan ibriğin içine girip çıkabilir. Bir kelebek tuzağa düştüğünde örümcek onun ölmesini bekler. Sonra da ibriğin içine girip ava ortak olur. İbrik otu ile işbirliği içindedir. Bu işbirliğinden ibrik otunun ne gibi yararı olduğu henüz keşfedilememiştir. İbrik otunun içi ölmüş kelebek kalıntıları ile doludur.”

Arif olan ne demek istediğimizi anlamıştır. İbrik otu Haçlı tuzağı, kelebek av olan ülkenin yöneticileri, örümcek ise ziyafet anını bekleyen Siyonist’tir.

TUZAK

Çoğu bünyeyi berbat ediyor,
Un aktır, şeker aktır, tuz aktır;
Bakın, Başbakan feryat ediyor,
Parti Ak’tır, şekeri tuzaktır.
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 945