Bugün: 19.06.2018

Tarihin Çöplüğü

Mısır’da seçimle iş başına gelmiş olan meşru Cumhurbaşkanı ve yönetimine karşı darbe yapıldı.
Gerek darbecilerin söz ve hareketleri, gerek “iki yüzlü” Batı’nın tutumu, gerekse İsrail’in sevincekliği, darbenin asıl arkasındakilerin ABD, Avrupa ve İsrail’in olduğunu açıkça ortaya koydu.

Darbeyle gasp edilmiş haklarının iadesi için, silahsız, şiddetsiz, namaz kılarak, oruç tutarak, iftar ve sahur ile meydanları dolduran Mısırlı Müslümanlar, Haçlı ve Siyonistlerce motive edilmiş kendi orduları tarafından defalarca katliama uğratıldılar. Dünyanın gözleri önünde binlerce masum insan öldürüldü, aşağılandı, cesetleri bile yakılarak tanınamaz hale getirildi.

Batılıların ve onların kontrolünde olanların tepkisizliği, hatta zalimlere milyarlarca dolar yardım yapmaları eşyanın tabiatına aykırı değildir. Çünkü dünyayı böyle dizayn etmek için onlarca yıldır çalışıyorlar.

Asıl üzerinde durulması gereken, bu zulümlere uğrayan ve daha da uğrayacağı aşikar olan İslam dünyasının, birlik ve beraberliği olmayışıdır. Mısır’da açık ve net olarak bir defa daha görüldü ki, Müslümanlar bir şekilde birliklerini sağlamadan, bu tür zulümlerden kurtulmaları mümkün değil.

Mısır direnişi ve katliamı gösterdi ki, Müslüman halk böyle bir birlik için çoktan hazır. Bu uğurda gözünü kırpmadan kurşunlara göğsünü açabiliyor. Tankların üstüne ve altına atlamaya hazır. Yeter ki ümmetin birliği ve gasp edilen hakları için harekete geçilsin, birileri önder olsun.

Bu Mısır’da böyle de, diğer İslam ülkelerinde değişik mi? Hayır!.. Halk hazır, ancak Haçlı ve Siyonistlerin işbirlikçisi olan iktidarlar buna engel. Bu da demektir ki, liderlik yapabilecek bir ülkenin ciddi girişimleri ile iktidarlara rağmen, halkı harekete geçirerek, halkın baskısını kullanarak İslam Birliği’ni sağlamak mümkündür. Mümkündür ve son çaredir. Bu lider ülke ise, herkesin gözlerinin çevrildiği Türkiye’den başkası değildir.

Oniki yıldır Türkiye’de iktidar olan arkadaşlarımız, baştan dışarıya karşı “takıyye” makamında Haçlı ile işbirliği yaptıklarını, Haçlı Medeniyeti’nin üstünlüğünü kabul etmiş gözüktüklerini fısıltı ile yayarak; “Sabredin, biz de biliyoruz çarenin İslam Birliği olduğunu, ama şimdilik “Hudeybiye Anlaşması” misali onlarla anlaşmalar yapıyoruz. Göreceksiniz sonunda neler yapacağımızı!” diyerek halk kitlelerini ikna ediyorlardı. Kendi ifadelerine göre İslam Birliği’nin aleyhine bile çalışıyorlardı. Ama bu dışarıya karşı “takıyye” icabıydı. Mesela 2004 yılı Ocak ayında Cidde’de İslam Ülkeleri’nin yöneticilerine bir konuşma yapmıştı Sayın Başbakan. Orada İslam Birliği’nin, İslam Ortak Pazarı’nın, İslam Birleşmiş Milletleri’nin bu küresel çağda, bırakın gerçekleşmesini, düşünülemeyeceğini bile ifade etmişti. Din temelli birlikteliklerin asla mümkün olamayacağını İslam Ülkelerine telkin etmişti.

Yine el altından böyle demek zorundayız ama biz yapacağımızın bilincindeyiz diye halka fısıltıyla izahta bulunuyorlardı.

Şimdi yumurta geldi kapıya dayandı. Haçlı ve Siyonistler “Demokrasi” “insan hak ve hürriyetleri” “seçimle iş başına gelme” gibi maskelerini indirdiler. Gerek direkt kendileri, gerekse maşalarını kullanarak acımasızca katliamlara başladılar. Hiçbir devlet diyebilir mi ki, bizde demokrasi var, bize bir şey yapamazlar? Diyemez, çünkü artık maskesiz saldırıyorlar. Tüm Müslümanlar katliam tehdidi altına girmiştir. Tek çare İslam Birliği’dir.

Şimdi beklentilerimizi şöyle ifade ediyoruz:

Oniki yıldır hep fısıltıyla yaydığınız tedbirleriniz nerede? Bir “usta” olarak bu tedbirlerinizin elinizdeki en büyük koz olarak masaya konulma zamanı gelmedi mi? Böyle ciddi çalışmalarınız var ise iyi niyetle bekliyoruz. Bu yönde yaptığınız hazırlığın hemen hayata geçmesi için en önde canımız dahil her şeyimizle mücadele ve mücahede etmeye hazırız. Dışarıya karşı takıyyenin devam ettirilmesinin zamanı geçti. Yurdumuz istilacıların üsleri tarafından donatılmış, silahları her yerimize sokulmuş, katliama komşularımızdan başlanılmış, bize de gelmesi an meselesidir. Demokrasimizin olmasına güvenemeyiz. Herkes biliyor ki, bir deneme yaptılar. Nitekim Sayın Başbakan da itiraf etti ki, İslam dünyasına karşı tuzaklar ve tezgahlar kurulmuş olup, bu tuzak ve tezgahlar Türkiye için de kurulmuştur.

Mısır’daki maşalarının kimin tarafından göreve getirildiğini ve nasıl kandırıldıklarını asla unutmayın!. Onların değirmenine su taşırsanız, rejiminiz ne olursa olsun “demokratik”tir. Lakin çıkarlarına aykırı tek davranışınızı gördüler miydi, Mısır’a dönmemiz muhtemeldir.

Takıyyeniz dışarıya karşı idiyse gün bu gündür, kozlarınızı koyun masanın üzerine. Beraberce çalışalım.

Yok, “takıyye”niz içeriye karşı idiyse İslam âlemi yanıyor, biz de yanarız, ama siz de kurtulamazsınız!

Unutmayalım, mezarlıklar “bensiz olmaz, ben yaparım, ben en iyi bilirim, en iyi yaparım” diyenlerin mezarları ile doludur.

Yine unutmayalım tarihin çöplüğü; yöneticilerinin ve halkının gazı alınmış, cihadı terk etmiş, tefrikaya alet olmuş, dışarıya karşı dost olmuş, sömürgeci Medeniyetlerin üstünlüğüne inanmış ve güçlüyüm zanneden nice devletlerin enkazı ile doludur.

Unutmayın son virajdayız!

UNUTMAYIN!

Müslüman’a asla dost olmaz şu Batı;
Unutmayın, Mayıs’ı, Eylül’ü, Şubat’ı!..
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1186