Bugün: 17.08.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Türkiye ve İslam Dünyasının Kayıpları

Türkiye ve İslam Dünyasının Kayıpları

Gaybın yalnız Allah tarafından bilineceğini Kuranı Kerim muhtelif ayetleri ile bildiriyor.
Kullar ise ancak tahmin yoluyla geleceğe ait bazı şeyler söyleyebilirler. Bu tahminlerin gerçek olup olamayacağını da yalnız Allah bilir.

Biz de bugün Türkiye ve İslam dünyasının kayıpları ve kazançları hakkında, elimizdeki verilerle sebep sonuç ilişkileri içinde bazı tahminlerde bulunmak istiyoruz.

Milli Görüş’ten 1996-97 yıllarında fikren, daha sonraki yıllarda da fiilen sapmalar olmasaydı; diye bir temel cümle kurarak tahminlerimizi bunun üzerine bina edelim:



Meşhur 28 Şubat MGK’da dayatılan maddelere için direnmeye başlayan Başbakan ve hükümete karşı, Refah’ı içerden bölme planlarını devreye soktuklarını herkes biliyor. O dönemde içerdeki “birileri” bu bölme planları elinde olanlarla görüşmeye kapılarını kapatıp, birlik bütünlük görüntüsü gösterseydiler, içerdeki ve dışarıdaki cuntacıların taktiği değişik olurdu.

Ne olabilirdi?

Darbe yapabilirlerdi. Eza cefa ve Mısır benzeri cinayet olaylarının olması da mümkündü. Ama Milli Görüş asla bölünmez, meydanlara yansımasına gerek olmayan bir direniş içinde olurdu. Cuntacıların yapmak zorunda kalacakları ilk seçimlerde daha büyük bir oy oranı ile ipi göğüslerdi.

Milli Görüş’ün muhtemel alacağı oyların hesabını o günkü cuntacılar yapmışlar ve basına yansıtmışlardı. Buna göre ara seçimlerde %34 alan RP, sonraki seçimlerde %46 müteakip ilk seçimde ise %64 oy oranı ile gelecekti. Milli Görüş’ten ayrılarak hazıra oturan bu günkü iktidarın oyları, bu orandan halen çok daha düşüktür. Bunların hayal olmadığını hepimiz biliyoruz. Çünkü Milli Görüş’ün arkasında elini kaldırıp yemin ederek söz vermiş, yüzde 90 ı seçmen olan yaklaşık 25 milyon insan vardı. Şayet yukarıda potansiyel lider olacaklarda sapma olmasaydı, taban sabit kalacaktı. Bu rakamlar ise cuntacıların ve onların payandalarının asla yok etmeyi göze alamayacakları insan topluluklarıdır.

Bu şartlarda 2013 yılına gelindiğinde Türkiye ve dünyanın tablosu nasıl olabilirdi?

D-8’ler, D-64 seviyesine geleceğinden, Dünya “sömürü, zulüm ve katliam” merkezi ile “barış, istikrar ve kalkınma” merkezi olmak üzere iki kutba ayrılmış olurdu.

Haçlı işgal ve katliamları olmazdı. 3-4 milyon Müslüman öldürülmezdi. Ülkeler yağmalanmazdı. Dünya enerji kaynaklarının büyük kısmı Müslümanların kontrolünde olurdu. Türkiye’nin dış ticaret hacmi bugünkünün kat kat üstünde olur, açık değil fazla verirdi.

İslam dünyasındaki diktatörler D-8 gözetiminde seçimlere gitmek zorunda kalırlardı. İslam ülkeleri ile vizeler kaldırılmış olurdu.

Türkiye’de çözümü gören halk, en az %70 seviyelerinde bir oy oranı ile istikrarı, kalkınmayı, sanayileşmeyi, bayındırlık hizmetlerini yakalamış, öz kaynaklarını harekete geçirmiş, borç alan değil, kredi veren ülkeler sınıfına girmiş olurdu. 15 yılda rantiyeciye ödenen 400-500 milyar dolar faiz parası ülkede kalır, refaha, yatırıma ve üretime dönüşürdü. İslam dünyası ile işi olan önce Türkiye ile temas aramak durumunda olurdu. Fert başına milli gelir bugünü en az üçe dörde katlardı. Ar-ge için ciddi kaynak tahsisleri olacağından ilmi seviyemiz de bugünün çok üzerinde olurdu.

Milli Görüş’ten ayrılarak bir yerlere gelmiş bulunan bu günkü yöneticilerin çoğu, eli kana bulanmamış, sömürüye alet olmamış, alnı ak, başı dik olarak o makamlarda oturuyor olurlardı.

Kendi silahını ve teçhizatını kendi üreten, ordusu dosta güven, düşmana caydırıcı olan bir Türkiye mevcut olurdu. Gavurun silahları adeta böğrümüze dayatılmazdı.

Cunta, darbe, çete suçları asgariye iner, suça itilenler bulunmazdı.

En başta söyledim bizimkisi sadece tahmin. Ama dostlar bu tahminimiz uçuk bir tahmin mi? Hayır! Eldeki verilerle yaptık bu tahmini.

 Mısır’ı iyi takip edelim. Destek ve duamızı eksik etmeyelim ama, Müslüman kardeşler yüzlerce şehit vermelerine rağmen cuntacıları ve arkalarındaki payandalarını nasıl yola getirmekte olduklarını görelim. Bunu birlik ve beraberliklerini bozmayarak başarıyorlar. Daha çok şey başaracaklar inşallah! Onları bekleyen en büyük tehlike ise, içlerinden birilerinin kandırılması ve teşkilatı çatlatmasıdır. Şayet bu olursa bugünkü direnişin hiçbir kıymeti harbiyesi olmayacaktır. Aynaya bakıp gerçekleri kavramalıyız.

Bugün geriye doğru baktığımızda Türkiye’nin neler kaybettiğini esefle görüyoruz.

Dünya neler kaybetti?

Çok şey kaybetti ama, en başta barışı ve hürriyeti kaybetti.

AKSİLİK

Hakk’ı bulmak kolay mı?
Gönderde her aksilik.
Yeşili örtmüş katran,
Kara parlak, ak silik...
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 834