Bugün: 21.08.2018

Yazmadan Geçmek Olmazdı


Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Sayın Egemen Bağış, aralık ayının son günlerinde bir televizyon kanalında adeta kükredi:

-Kaşınanları kaşıyoruz!

Sanırsınız ki, sınırlarımıza dayanan bir küffar ordusuna darbeyi indirip, egemenliğimizi kurtarıp haddini bildirmiş. Tıpkı akıncı dedelerimiz gibi…

Sonra sözüne açıklık getirince anlıyorsunuz ki şunu kastetmiş:

“Biz Avrupa Birliği’nde herkese kafa tutmayız. Müzakereler esnasında kaşınanları kaşıyoruz. Şimdi birisi gelip sizin değerlerinize hakaret ediyorsa, size küfretmeye kalkıyorsa, sizin Peygamberinize hakaret eden bir karikatürü vermeye kalkıyorsa, onu benim almam söz konusu olmaz.”

Olayı o zaman hatırladım. Müzakereler esnasında Efendimize hakaret için çizilmiş karikatürlerin birisini, haddini bilmez bir “Avrupalı”, Sayın Bakanımıza vermeye çalışmış, o da bunu almayarak münasip bir iki cümle ile cevap vermişti. Böyle yapmakla o haddini bilmez Avrupalı’yı “kaşımış” oluyormuş.

Sayın Bakanımız kabinenin diğer üyeleri gibi tribünlere oynamak konusunda çok başarılı. Ama perdeler indirilip kapalı kapılar arkasında “müzakere” başlayınca, o parlementer bozuntusuna karşı nasıl tavır takındığını bilemiyoruz. Bilemiyoruz ama, ondan önce aynı mahiyette, hatta daha galiz bir şekilde Efendimize hakaret eden karikatüristleri adeta ödüllendirircesine himaye eden “Avrupalı” başbakanlara karşı nasıl davrandıklarını gördük, biliyoruz.

Hatırlayalım; 2009 yılıydı, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve diğer Bakanlar; Danimarka’nın Peygamber düşmanı küstah Başbakan’ı Anders Rasmussen’i perde önünde nasıl yerden yere vurdulardı. Yani adamı iyice kaşımışlardı. Böylece Milletimizin göğsüne su serpmişler, epey puan toplamışlardı. Ama perdeler indirilip görüşmeler başlayınca, bu küstah kişiyi İslam düşmanı NATO’nun başına getirmemişler miydi? Yüzbinlerce Müslüman’ın katledilmesi ile geçen görev süresini birkaç ay önce tekrar uzatmadılar mı?

Daha yenice perde önünde her vesile ile “kaşıyor” gözüktükleri İsrail’i, perde arkasında “gıldır-gıcık” tavizler karşılığı vetoları kaldırarak; İslam Düşmanı NATO’nın korkunç silahlarının tetiğine yapışmasına giden yolda önünü açmadılar mı?

Demek oluyor ki, Sayın Egemen Bağış’ın “kaşınanları kaşıma” sözü; perde önünde paylamak ama perde arkasında “başını okşayıp öne geçirmek” anlamına kullanılmış olabilir. Çünkü hep böyle yapıyorlar.

Sayın Bakan’ın söylediklerine bakarsak, Avrupa Birliği “kıtasal bir barış projesi” imiş. Biz bu projenin içine girerek “küresel” hale getirecekmişiz. Kıtasal barış projesi olduğu şuradan belli oluyormuş ki, Avrupa Birliği kuruldu kurulalı kıtada hiç savaş çıkmamış.

Bu sözleri duyunca barış cennetinde yaşıyoruz sanırsınız.

İnsaf edin, Avrupalılar şu yakın çağda, son yıllardaki kadar hiç Müslüman kanı dökmüşler miydi? Bu kadar vahşeti bu Haçlı zihniyetli Avrupa ve Amerikalılardan başka kim işleyebilirdi?

Sayın Bakan Bağış! Bosna’daki bir avuç Müslüman’a tahammül etmeyip, bir kaşık suda boğmak için akla hayale gelmeyen yöntemlerle yüz binlercesini katleden, kirleten, yurdundan süren, eza cefa eden Avrupa’yı neden görmezden gelir? Bu vahşetlerin işlenmesinde Avrupa Birliği ülkelerinin doğrudan ya da dolaylı yardımlarını neden görmezmiş gibi davranır? Birleşmiş Milletlerin hinoğlu hinliklerini neden bilmezden gelir? Aynı Avrupalı ve Amerikalının, Müslüman olmaktan başka “kusuru” olmayan Afganistan’daki, Irak’taki, Libya’daki, Afrika’daki milyonla Müslüman’ı katletmesini hangi kıtasal barışa sığdırıyor? Kıtasal barış illa Avrupa’da bunların birbirleri ile savaşmaması anlamına mı kullanılıyor? Böyle ise bu nasıl bir mantık? Biz de Avrupa Birliği’ne girelim, onlar gibi NATO yumruğu ile mazlumları ezik ezik ezelim, katledelim, sömürelim, zulmü “küresel” boyuta taşıyalım, anlamına gelmiyor mu?

Sahi biz bu Avrupa Birliğine gireceğiz diye neden yalvarıyoruz? Bizi kapıdan kovuyorlar, bacadan inmeye çalışma “yüzsüz”lüğüne neden düşüyoruz? Onların Haçlı zihniyeti ile hareket ettiklerini milyon defa görmedik mi? Bilmiyor muyuz?

Başımızdaki terör belasını bunların desteklediklerini bilmiyor muyuz?

Celladına aşık olan dilber pozisyonumuz içimizi acıtmıyor mu?

Sözlerinin ilerleyen bölümlerinde “efendim vatandaşlarımızın serbestçe Avrupa’da dolaşmasını ancak böyle temin ederiz” demeye getiriyor Sayın Bakan!

Şu tezat dolu sözlerine bakar mısınız?

“Hangi ülke ile görüşsek bize vize kolaylığı öneriyorlar. Biz vize kolaylığı değil, vize muafiyeti istiyoruz. Bizim vatandaşlarımız serbestçe Avrupa’ya gidebilmelidir. Biz Türkiye’yi daha müreffeh bir ülke haline getirelim, vizeler zaten kalkacaktır” diyor.

Sayın Bakan!

Türkiye’yi müreffeh bir ülke haline getirin, vizeler kendiliğinden kalksın. Neden yalvarıp duruyorsunuz o halde? Ben anlamıyorum, illa köleliğe neden talibiz? Ülkemizde ve İslam dünyasında Allah’ın verdiği zenginlikleri servete çevirmek, elin gavuruna gıptayla bakmak yerine, gıptayla bize bakmalarını sağlamak imkansız mı? Yılda 50-60 milyar faiz ödemek zorunda mıyız bu ülkelere? 10 yılda 500-600 milyar faiz ödemişiz. Neden kamu tek hesabına geçip de bu külliyetli paranın büyük bölümünün ülkemizde kalmasını sağlamadık? Hala da sağlayamıyoruz. Bu para kalkınmamıza sarf edilseydi, o Avrupalı sömürgeciler bize gıpta ile bakmazlar mıydı? Neden illa Avrupa? Neden bu eli kanlı zalimin yanında yer almak isteriz? Sayın Başbakan ve sayın Dışişleri Bakanı defalarca açıklamadılar mı, “Biz zalimin değil mazlumun yanında yer almalıyız” diye! Bu sözler Milletten puan almak için mi söyleniyor, yoksa samimi olarak mı? O halde neden illa sömürgeci zalim Avrupa’ya girmeye çalışmak?

Egemenliğimizi başkasına devrederek nereye varırız? O egemenlik ki, uğruna milyonlarca, belki milyarlarca şehit vermişiz. Binlerce yıldır egemenliğimizle yaşamışız. Neden bu en mukaddes değerlerimizden biri olan egemenliğimizi devretmeye çalışıyorsunuz? 

Hakkıdır Hakk’a tapan Milletimin istiklal! 

Bu İstiklal Marşımızın son Mısra’sındaki “İstiklal” Sözü “egemenlik” demek değil mi?

O halde neden “Egemen”liğimizi zalimlere “Bağış”lamak için bir yerlerimizi yırtarcasına çabalıyoruz? 

Bu kadar ucuz mu bu egemenlik?

Bu basit söylemler tam “Egemen”lik! 

Ekrem Şama

ekremsama@hotmail.com

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ