Bugün: 12.12.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Allah’a Ulaşmayı Dileyen, Mutluluğa Adım Atar…

Allah’a Ulaşmayı Dileyen, Mutluluğa Adım Atar…

Ve anlarsın ki bu âlem gerçekte bir serapmış… İçini yakan özlem ALLAH’a kavuşmakmış… (Muhsin Yazıcıoğlu)

Allah’ı sevmeden, Allah’a candan yakın olmadan, dünyaya rahat yok. Allah; “Şükredin, nimetini arttırayım” diyor…

“Neden başka insanlar mutlu ben mutlu değilim?” diyen insanlara bunları söylemelisiniz: “Sen mutlu değilsen demek ki; sen başka insanları mutlu edemeyen birisin. Mutlu etmek gereğini duymayan birisin. Öyleyse bunu dene. Eğer sen onları mutlu edecek olan davranışların sahibi olabilirsen göreceksin ki; asıl sen mutlu olacaksın”.

Kişi zikretmiyorsa, nefsinin kalbinde manevi temizliğin oluşması yani afetlerin kapı dışarı atılması, yerine hasletlerin gelmesi, kalbi afetlerin işgal etmesi mümkün değildir. Bütün insanlar için Allah’û Tealâ’nın dizaynı açık ve kesindir. O herkesin mutlu olmasını ister ve bütün insanlar Allah yolunda ne kadar gayret ediyorlarsa o kadar mutluluğun sahibi olurlar.

ZiKRiN, kalbimizdeki afetlerin temizleyicisi olduğunu hiç UNUTMAYIN…!

Bunu hep elinizde bir silah olarak bulundurun. Üzüldüğünüz zaman, huzursuz hissettiğiniz zaman kendinizi, hemen zikre başlayın. Çünkü zikir, nefsinizin kalbine kesintisiz bir şekilde nurları taşıyan, Allah’ın bir sevgi metodudur.

Zikir ve nefs tezkiyesi birbirine paralel seyir takip eden iki unsurdur. Zikir yoksa nefs tezkiyesi olmaz. Nefs tezkiyesinin var olabilmesi ise ancak zikirle mümkündür. İki açıdan da baktığımızda aynı şeyi görüyoruz. Zikir, nefs tezkiyesinin anahtarı ve sahibidir.

Bir olayla karşı karşıyayız.! Günlük zikir seviyesiyle mutluluk paralel bir dizaynı ifade eder. Dünyadaki en mutlu insanlar daimî zikrin sahipleridir. Çünkü onların nefislerindeki bütün afetler yok olmuştur. Onlara yanlışlıklar yaptıracak olan ve bu yanlışlıkların neticesinde onların üzülmelerini vücuda getirecek şeytanın talepleri, daimî zikre ulaşmış bir kişi için asla geçerli olamaz. Onlar şeytanın bu istikametteki taleplerinin hiç birisini gerçekleştirmezler.

ZUHRÛF-36: “Ve kim Rahmân’ın zikrinden yüz çevirirse, şeytanı ona musallat ederiz. Böylece o (şeytan), onun yakın arkadaşı olur.”

Allah’ın zikrinden yüz çevirenler, şeytanın dostu olurlar. Ne diyordu Allahû Tealâ Nûr Suresi’nin 21. âyet-i kerimesinde: NÛR-21: “Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah’ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem’î’dir (en iyi işitendir) Alîm’dir (en iyi bilendir).

“Şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Kim şeytanın adımlarına tâbî olursa; onlar, şeytanın adımlarına tâbî olanlar, münker ve fuhuşla emrolunurlar.” diyor Allahû Tealâ.

Ondan sonra diyor ki: “Eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı kalbinize ulaşmazsa, içinizden hiçbiriniz nefsinizi tezkiye edemezsiniz. Yani şeytandan kendinizi kurtaramazsınız.”

İfade son derece açık olarak geliyor. Nefs tezkiyesi yükseldikçe, nefsin kalbinde biriken nurlar artacaktır. Şeytan da sadece afetlere tesir edebildiği için, nurlar afetleri azaltarak artacağı cihetle; kişinin zikrini artırması halinde hedefe yürümesi söz konusu olabilir.

Öyleyse şeytanın insanlara musallat olması, o kişinin nefs tezkiyesinin olmadığı sürece geçerlidir. İnsan zikir yaptığı zaman, mutlaka şeytanın etkisinden kendisini kurtarır. Zikir, Allah ile olan ilişkinin kurulmasıdır. Zikir, Allah’ın nurlarının kalbe girmesini ve kalbi %100 doldurmasını ifade eder. Nurlar geldiği zaman karanlıklar orada barınamaz. Her zikirde, zikrin başlangıcında bile olsanız zikir yaptığınız zaman nefsinizin kalbi nurla tamamen dolar. Tıpkı daimî zikirde olan birisi gibi olursunuz.

Zikir ile Allah’ın nurunun insanların kalbine girerek, o kalbi şeytanın emrinden kurtarması söz konusudur.

ANKEBÛT-45: “Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et (namazı kıl). Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder). Ve Allah’ı zikretmek mutlaka en büyüktür. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir.”

“Muhakkak ki zikretmek diğer ibadetlerden daha büyüktür. Mutlaka daha büyüktür.”

İfade bu. Neden daha büyüktür? Çünkü Allah’ın katından nurları taşıyabilen tek ilaç zikirdir. O kişinin kalbine gelen nurlarsa o kişinin nefsinin kalbindeki afetleri kapı dışarı ederek nefsin kalbini adım adım daha çok, daha çok, daha çok nurla dolduracaktır. İşte bu daha çok nur o kişiyi büyük mutluluklara ulaştıracaktır. Her geçen gün zikir seviyesi yükseldikçe nefsinin kalbindeki afetler ona paralel olarak azalacağı cihetle o kişi kendini daha mutlu, daha mutlu, daha mutlu hissedecektir. İşte Allahû Tealâ bunun için zikri de, çok zikri de yani günün yarısından daha fazla zikri de, daimî zikri de farz kılmıştır

Allahû Teâlâ’nın bütün insanları mü’min olma şerefine ve daha ötedeki şereflere erdirmesini Allah’u Teâlâ’dan dileyerek, bugünkü yazımı burada İnşallah tamamlamak istiyorum.

Allahû Tealâ’dan istemekten sakın vazgeçmeyin. Ancak Allahû Tealâ’ya müracaat ettiğiniz zaman Allah’ı Rab mevkiine koymuş olursunuz.

Kendinizi O’nun kulu olarak kabul etmiş olursunuz.

Sakın; “Allah benim kalbimden geçeni bilmiyor mu? Nasıl olsa biliyor. Ben istemem, O Kendinden versin.” diyorsanız, bu sizi nefsinizin ve şeytanın tuzağına düşmüş bir hüviyette gösterecek olan en sağlam delildir. Siz Allah’ın doğrularının ne olduğunu bilmiyorsunuz.

Allahû Tealâ Kendisine müracaat edilmesini ister ve bekler.

Gerçekten Allah’a her an müracaat edin. En küçük bir sıkıntınızda hemen Allah’a ulaşın.

İçinizi dökün, hiç korkmayın. İnsanlar hakkında ne kadar kötü sözler kullanırsanız kullanın, Allah’a anlatıyorsanız asla suçlu olmazsınız. Başkalarına anlatırsanız yaptığınız şey dedikodudur, yaptığınız şey gıybettir, belki de iftiradır. Ama Allah’a anlatırsanız, Allah en büyük sır ortağınızdır. İstediğiniz gibi söyleyin.

Allahû Tealâ diyor ki: “Kim Bana ulaşmayı dilerse, Ben onu Kendime ulaştırırım.”

Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de açık ve kesin bir şekilde bu sözü vermiş, böyle bir vaadi var. Allah’ın vaadini tutmaması hiçbir zaman mümkün değildir. Onun için bir kişinin vuslata ulaşması, Allah’a ulaşması, ruhunu hayattayken Allah’a ulaştırması, o kişinin gayretiyle mümkün olacaktır.

Bu bir kurtuluş destanıdır. Her seferinde bunu sizlere en açık şekilde anlatmaya çalışıyoruz. Allah’ın bundan muradı ne? Duymayanların da duyması ve mutlaka kendilerini de cennete ulaştıracak olan bir talepte bulunması: “Yarabbi! Ben de ruhumu Sana ulaştırmak istiyorum. Ne olur, benim de ruhumu Sana ulaştır.” demesi. Çünkü Allahû Tealâ ona mürşid sevgisi verecektir. Eğer gerçekten dilemişse kişi, o mürşide ulaşmak için büyük bir gayretin içine girecektir. Hacet Namazıyla kişi mürşidini Allah’tan sorarsa, Allah, ona mutlaka mürşidini gösterir.. Hacet namazını kılıp bu suali sorduktan sonra kişi ya o gece ya da birkaç gece içerisinde, kısa bir devre içinde mürşidini mutlaka görür. Gören kişi, o mürşide karşı bir sevgi duyduğunu otomatik olarak hissedecektir. Bu sevgi, o kişinin kendisinin vücuda getirdiği bir sevgi değildir; Allah’ın o kişinin kalbine koyduğu mürşid sevgisidir.

Senin dünyaya bakan penceren kirli ise, benim çiçeklerim sana çamur görünür. (Hz Mevlana)

Allah hepinizden razı olsun. Sevgi ile kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 494