Bugün: 19.08.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • Allah, Allah`a Ulaşmayı Dileyenlerin Dostudur

Allah, Allah`a Ulaşmayı Dileyenlerin Dostudur

Mevlam ne güzel söylemiş; "Seni yarattım kul diye, ara Beni bul" diye.

İnsanlardan bir kısmı Allah’a ulaşmayı dilemeyerek nefslerine zulüm etmektedirler.

Allahü Teala’nın tek bir muradı var; biz insanların mutlu olması ve herkesin sonsuz bir saadete ulaşması. Allah yarattığı mahlûkatının içinde en çok insanı seviyor. Bunu nereden anlıyoruz?

Casiye Suresi’nin 13.ayetine baktığımızda Allahü Teala‘nın kainatı insan için yarattığını görüyoruz.

CASİYE-13:  “Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler (ibretler) vardır.”

İnsanları ise Kendisi için (Allah`a kul olsunlar diye) yaratmış. İnsanın yaratılış gayesi Allah’a kul olmaktır. Allah, insanı 3 vücut, serbest irade ve akıl ile yaratmıştır. 3 vücuttan oluşan tek varlık insandır. 3 vücuttan kastedilen ise nefs, ruh ve fizik vücuttur.

Fizik vücudumuz zahiri aleme (bu dünyaya) aittir, doğar, büyür, yaşlanır ve ölür. Bu dünyaya ait olan fizik vücudumuz, nefsimiz ve ruhumuz için bir mekândır. Nefsimiz Şems Suresi 7. Ayete göre sevva edilmiştir (dizayn edilmiştir.)

ŞEMS-7: “Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.” “Yemin ederim ki; o nefs, sevva edildi. (7 kademede.)”

Nefsimiz berzah aleminin varlığıdır (yani ölenlerin yaşadığı alem). Kişi öldüğünde nefs fizik vücuttan ayrılır ve berzah alemine gider. Nefsimizin kalbi %100 afetlerle doludur. Nefsimiz Allah neyi emretmişse onu reddeder, neyi yasaklamışsa onu da mutlaka yapmak ister. Bu nedenle nefsin kalbi zikirle temizlenmeye muhtaçtır.

SECDE-9:  “Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve onu (onun nefsinin kalbine) sem’î (kalbin işitme hassası), basar (kalbin görme hassası) ve fuad (kalbin idrak etme hassası) hassalarına (sahip) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.”

Ruhumuzu Allah kendi ruhundan üfürdüğü için kalbi %100 nurlardan oluşur, sadece aydınlığı temsil eder, saf ve temizdir. Ruh, Allah’ın bütün emirlerine itaat eden, yasak ettiği hiç bir fiili işlemeyen bir muhtevaya sahiptir.

Allahü Teala bütün insanları galu bela günü huzurunda toplamış ve 3 vücudumuzdan dünya hayatını yaşarken Allah`a teslim olmak için yemin almış. Konumuz hidayet olduğu için biz sadece ruhun yemininden bahsetmek istiyoruz. Allahü Teala ruhumuzu, bu dünya hayatını yaşarken Kendisine teslim etmemizi emrediyor.

RAD-21: “Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.”

İnsan, Allah`ın ruhunu üfürdüğü kainattaki tek mahluktur. Ruh emanetini yalnız insan yüklenmiş.

AHZÂB-72: “Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.”

İşte Allahu Teala bize emanet olarak verdiği ruhu, bu dünya hayatını yaşarken O’na ulaştırmamızı üzerimize farz kılmış; Rum Suresi’nin 31. Ayeti’nde Allah’a ulaşmayı dilemek farzdır.

RUM-31: “O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.”

Ölmeden, bu dünya hayatını yaşarken Allah`a ulaşmayı dilememiz ve Allah’a teslim olmamız emredilmiş.

ZUMER-54:  “Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). Sonra yardım olunmazsınız.”

İslam, teslimdir. Kişinin Allah’a teslim olması mutlaka Allaha ulaşmayı dilemesine bağlı.

ŞÛRÂ-13: “Allah, dilediğini Kendisi’ne seçer ve O’na yöneleni, Kendisi’ne ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).”

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bir hadisinde; “Men habbebe likaallahi habbevallahi likai”, “Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, Allah’da o kimseyi kendine ulaştırmayı diler.” buyurmuştur.

Bir başka hadiste ise şöyle buyurmaktadır: “Men kerie likaallahi keriallahi likai”, “Kim Allah’a ulaşmayı dilememişse (kerih görürse), Allah da o kimseyi kendisine ulaştırmayı dilemez. (kerih görür.)” (6/228 Riyazussalihin)

ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK NE DEMEKTİR?

Allah’a ulaşmayı dilemek, biz bu dünya hayatını yaşarken ruhumuzun Allah’a ulaşmasını istemektir.

Üzerimize farz olan bu dilek nasıl söylenir? Nasıl yapılır?

“Allah’ım Sana ulaşmayı diliyorum. Ruhumu ölmeden evvel Sana ulaştırmak istiyorum. Benim ruhumu Sana ulaştır Ya Rabbi!..”

Bu kadar. Kalpten bir dilek!.. İnsanın ruhu, ölmeden evvel Allah’a ulaşırsa, o kişi Allah’a ermiş, ulaşmış olur. Allah’ın evliyasına ermiş denir. Çünkü onlar ruhlarını ölmeden önce Allah’a erdirdikleri, ulaştırdıkları için onlara ermiş kullar denir.

Rabia Hz.’nın yaşadığı dönemde aralıksız olarak sızlanıp duran Hazreti Rabia’ya; “Hiç bir hastalığın yok, sızlanmana ve yakınmana sebep nedir?” diye soranlara şu cevabı veriyor:

“Sinemin dahilinde bir derdim var. Tabibler bu derdin tedavisinde aciz kalmışlardır. Yaramın merhemi O’na vuslattır.” (Feridüddin Attar Tezkiretü’l evliya sf. 121)

ZUMER-18: “Onlar (sahâbe), sözleri işitirler ve onların (sözlerin) ahsen olanına (Peygamber Efendimiz (S.A.V) tarafından söylenilenine) tâbî olurlar. İşte onlar, hidayete erenlerdir (ruhlarını ölmeden evvel Allah`a ulaştıranlardır). Ve onlar, ulûl`elbabtır (daimî zikrin sahipleridir).”

Bütün Allah dostları, Allah’a ulaşmayı dileyerek; bu farz emri yerine getirerek hidayete ermişler.

Allahü Teala, Bakara Suresi’nin 186. Ayeti’nde; “Bana dua edenin duasına icabet ederim. O halde onlarda Benim davetime icabet etsinler, Bana ulaşmayı dilesinler.” buyuruyor.

Bütün gönlümüzden Allah`ı isteyerek yalvaralım:

“Ya Rabbi! Ben Sana ruhumu ölmeden evvel ulaştırmak istiyorum. Benim ruhumu Sana ulaştır. Senin bunca ermiş evliyan var. Hz. Veysel Karani gibi, Hz. Yunus gibi, Hz. Rabia gibi, Hz. Meryem ve daha birçokları gibi… Sana nasıl ermişlerse, ben de o ermişlerden birisi olmak istiyorum. Beni sana ermiş, ruhunu Sana ulaştırmış kullarından eyle ve dostluğuna kabul et!. Eğer dileğim kalbi değilse bana kalbi dilek yapmayı nasip kıl Ya Rabbi!..”

Bu dileğin dilden değil, kalpten istenmesi gerekir.

Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (S.A.V.) ; "Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar, O sadece sizin kalplerinize ve işlerinize bakar." buyuruyor. (Müslim, birr,33; İbn Mace, Zühd,9; Ahmed Hanbel,2/285-539)

Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (S.A.V.); “Ben Hatemül Enbiya’yım, Ben’den sonra nebî gelmeyecek. Ama Ben’den sonra halifeler ve imamlar gelecek. O imamları arayın bulun.” demiştir.

MÜRŞİD KİMDİR?

Mürşid; Allah`ın emriyle insanları Allah`a ulaştırmaya, hidayete erdirmeye yetkili kılınan ve insanları irşad eden Allah’ın vazifelileridir.  Peygamber Efendimiz (S.A.V.) kainatın son peygamberidir.

AHZAB-40: “Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah`ın Resûl`ü ve Nebîlerin (Peygamberlerin) Hatemi`dir (Sonuncusu). Allah, her şeyi en iyi bilendir.”

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) Rahmeti Rahman`a kavuştuktan sonra varisleri olan Mürşidler irşad vazifesini yerine getirirler. Mürşidler vesiledirler. Devrin imamları ise insanları Allah’a ulaştırır, hidayete erdirir. Hidayete erdiren hidayetçiler kıyamete kadar gönderilecektir.

Peygamber Efendimiz; “Benden sonra nebi gelmeyecek. Alimler gelecek, halifeler gelecek. Onlara tabi olan bana tâbî olur, onlara asi olan bana asi olur.” buyuruyor. (Sahih buhari 9.cilt 1409.hadis - sahih buhari 11.cilt sayfa 181)

Kişiyi Allah’a ulaştıran, hidayete erdiren Devrin İmamı ve hidayete erdirmeye vesile olan yani yardımcı olan Mürşid hayatta olmalıdır, yaşıyor olmalıdır. Mürşid hayatta olmalı ki kişi Allah’a olan yolculuğunu devam ettirsin. Rahmetli olan bir Mürşidin irşad görevi bitiyor. Bakara Suresi’nin 45. Ayet-i Kerimesi’ne göre Mürşidi rahmetli olan kişinin HACET NAMAZI ile Mürşidini Allah`tan istemesi gerekiyor.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) Rahmet-i Rahman’a kavuştuktan sonra, daha defnedilmeden sahabe hemen vekâleten Devrin İmamı Hz. Ebu Bekir`e (R.A.) tâbî olmuş.

Allah’a ulaşmak, hidayete ermek için mürşid farzdır. Mürşide tabi olmayan hiç kimsenin ruhu Allah’a ulaşmaz. Çünkü kişi Mürşidine tabi olduktan sonra ruhu vücudundan ayrılır ve Allah’a ulaşan yol olan Sırat-ı Müstakim‘e ulaşır. Nebe Suresi’nin 39. Ayet-i Kerimesi’nde Allahu Teala; “Buyurarak tabi olanın ruhunun sırat-ı müstakime yani Allah’a ulaşan yola oradan da Allah’a ulaştığını açıklıyor.”

Allah’ın tayin ettiği Mürşide ulaşan kişi tabiiyetle nefs tezkiyesine başlar.

ŞEMS-9:  “Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir.”

Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (S.A.V.), insanın en azılı düşmanını şöyle tanıtmışlardır: "Senin en büyük düşmanın, iki kaburga kemiğinin arasında devamlı seninle beraber bulunan nefsindir."

Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (S.A.V.) bir Hadis-i Şerifi’nde; "Ben ümmetimin açık şirke girmesinden korkmuyorum. Fakat gizli şirke girmesinden korkuyorum." buyuruyor.

Allahü Teala, Kehf Suresi’nin 105. Ayeti Kerimesi’nde Allah’a ulaşmayı dilemeyenin amellerinin boşa gittiğini buyuruyor.

Sahabe, Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (S.A.V.)`e: “Lâilâhe illallah cennetin anahtarı değil mi?” diye soruyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) de; “Evet, öyledir ama dişsiz anahtar olur mu? Dişleri olan anahtarın varsa kapın açılır, yoksa kapalı kalır, açılmaz” cevabını veriyor.(Buhârî,Cenâiz1)

O halde; kurtuluşun ve mutluluğun anahtarı Allah`a ulaşmayı dilemektir. Sadece kalpten Rabbimize karşı bir dilek dilemek!..Yunus Emre Hz.’lerinin buyurduğu gibi; “Dervişlik bir dilektir, bilene düğün dernektir.” Allah’ın daveti O’na ulaşmak ve O’na dost olmaktır. Bakara Suresi’nin 257. Ayet-i Kerimesi’nde Allahü Teala şöyle buyuruyor:

BAKARA-257: “..., Allâh’u velîyyullezîne âmenû.”, “Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur.”

Allah, kendisine Allah`ın hidayet yolunu seçmiş, mürşidine tâbî olmuş, Allah`tan kopması mümkün olmayan urvetül vuskaya sımsıkı sarılmış insanların dostudur. Allah`a ulaşmayı dileyen kişi ruhu Allah`tan bir ipe; Sıratı Mustakîm`e, kendisi de insanlardan bir ipe; mürşid`e sarılmıştır. Allah onların kalplerine rahmetini, fazlını ve salâvâtını ulaştırır. onları zulmetten nura çıkarır. Nefslerinin kalbini Allah`ın nurlarıyla doldurur. Îmân kelimesinin etrafında toplanan fazıllar nefsin kalbindeki karanlıkları kovar ve onların yerine yerleşirler. Neticede nefsin kalbini ruhun kalbine çevirirler. Mürşide tâbî olmadan evvel bunların hiçbiri mümkün değildir.

Bütün şeytanlar, insan şeytanlar ve cin şeytanların hepsi tagutu oluşturur. Tagut, bir şeytanlar ordusudur. İnsan şeytanlar, insanları Allah`ın yoluna girmekten men eden insanlardır. Cin şeytanlar, cinleri Allah`ın yoluna girmekten men eden cinlerdir. Bu insanlar ve cinler, şeytanın görevini yaparlar, ona uşaklık ederler. Allah`ın yolundan insanları saptırırlar ve insanların kendileriyle beraber cehenneme gitmelerine sebep olurlar. Çünkü bu insanlar mürşidlerine hiçbir zaman ulaşamayacaklardır. Asla ruhları vücutlarını terkedip Allah`a doğru yola çıkamayacaktır ve kalplerine îmân yazılmayacaktır. Nefs tezkiyesine başlayamayacaklardır. Ömürleri boyunca mü`min olmaları mümkün değildir hep kâfir olarak kalacaklardır.

Allahû Tealâ, âmenû olanları nefs tezkiyesine başlatır. mürşidine ulaştıktan sonra kişinin nefsi zikirle giderek aydınlanır, aydınlanır, aydınlanır. Ruhunu Allah`a ulaştırınca Allah`ın evliyası olur. Ama daha sonra irşad makamından şüphe ederse fıska düşer, kalbinin içine küfür kelimesi yazılır. Tekrar küfre dönen kişi tagutun dostudur. İnsansa insan şeytanların, cinse cin şeytanların dostudur ve şeytanın da dostudur. Kalp karanlık hale gelir. Kalpteki îmân kelimesi silindiği için artık kişi mü`min değildir. tagut tarafından kalbi nurdan zulmete çıkarılmıştır. Ve o ateş ehli olduğu için, gideceği yer cehennemdir.

Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V.); “Ben nasıl müjdeliyorsam sizde öyle müjdeleyin, müjdeleyin ki Allah’ın Zatı’na şahit olanlar cennette birlikte olacaklardır.” buyuruyor.

Bu davet; müjdeye davettir!.. Kurtuluşa davettir!.. Mutluluğa, huzura davettir!.. Sevgiye davettir!..Allah’ın cemaline ve cennete davettir.

Görüldüğü gibi bu yol; Allah’a giden sevgi, muhabbet, mutluluk ve kurtuluş yoludur!..

Bütün insanlığın Allah`a ulaşmayı dileyerek mutluluğa ve kurtuluşa ulaşmasını Yüce Rabbimizden diliyoruz. İnşallah...

Allah razı olsun. Sevgi ile kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 272