Bugün: 12.12.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Barış ve Mutluluk İçin: “İslam Ahlakı”

Barış ve Mutluluk İçin: “İslam Ahlakı”


Allah’ü Teâlâ (c.c.) dünyayı; insanları barış ve mutluluk içinde yaşasınlar diye yaratmıştır. Bunu sağlamak için de dini emirleri kullarına çeşitli vasıtalarla tebliğ etmiştir. Hal böyle iken dünyada barış ve huzur neden yoktur diye hiç düşündünüz mü?

Dünya; zenginler, fakirler; ezenler, ezilenler; güçlüler, güçsüzler şeklinde ikiye ayrılır diye ifade etsek yanılmış olmayız. Zenginler, ezenler ve güçlüler; küçük bir azınlık olarak şu anda insanlığa hükmediyor. İşte bu yüzden insanların önemli bir kısmı fakirlik, açlık ve savaşların yaşandığı bu dünyada yaşam mücadelesi veriyor ve bu sıkıntıları yaşayan insanların çok önemli bir kısmı da İslam coğrafyasında yaşıyor.

Hemen her gün, gazetelerde, televizyonlarda bu insanların görüntüleri yayınlanıyor. Çoğu insan okuduğu gazetenin sayfalarını çevirince veya seyrettiği kanalı değiştirince bu insanların varlığını unutuyor veya unutturuluyor. Tüm dünyadaki insanlar, bu şekilde umursamaz davrandığı sürece, yeryüzünde haksızlık ve acı hiç bitmeyecektir.

Nitekim haksızlıkla ve adaletsizlikle dolu bir dünyada yaşıyoruz. Sebebi de İslam inanç sisteminin yıllar boyu uğradığı erozyondan kaynaklanmaktadır. İnsanları İslam’dan uzaklaştıran en önemli nedenlerden biri, Kur’an-ı Kerim’in doğru şekilde yorumlanmamış olmasıdır. Günümüz Müslümanlarına söylenen; “İslam’ın 5 şartı olan namaz, oruç, zekât, hac ve kelime-i şehadet; sizin dini yaşamanız için yeter.” düşünce yapısının ne kadar doğru olduğu tartışılmalıdır.

Eğer bu doğru olsaydı günümüzde yaşanan İslam’ın mükemmel seviyede olması gerekirdi. Ama maalesef bunu göremiyoruz. Sebebi de çok açık. Kur’an-ı Kerim’in birçok ayet-i kerimesinde açıklanan ama bizden bir şekilde gizlenen ayetleri ayrıntılarına girerek incelediğimizde, Müslümanlığın 5 farzın yapılması ile tamamlanamayacağı gerçeğidir.

Çünkü Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde ‘Zikir’ ifadesi kullanılmaktadır. Örneğin; Ahzab Suresi’nin 41. âyet-i kerimesi gereğince çok zikir ve Nisa Suresinin 103. âyet-i kerimesi gereğince daimî zikir farzdır. Ama nasıl ki İncil ve Tevrat bozuldu diyorsak, Kur’an-Kerim’de bize anlatılan ‘Zikir’ inancı bizlerden gizlenmeye çalışılmıştır. Toplumsal mutluluk için ‘Zikir’ inancı, tıpkı eski nesillerde olduğu gibi yeni nesillere de anlatılmalı ve yaşanmalıdır. İslam’ın emirlerinin, İslam’ın sadece 5 şartını yerine getirerek yapıldığını düşünmek, büyük bir eksikliktir. Bizden gizlenmeye çalışılan ayetlerin detaylarının çok iyi incelenmesi gerekir.

Oysa nefsimizdeki hastalıklardan dolayı insanoğlu, eksik anlatılan mevcut emirlerin üzerine yeni emirleri kabul etmeyecek bir fıtrata sahiptir. Ama bize anlatılanların aksine, insanın ruhu günah işlemez. Çünkü o ruhu Allah’ü Teâlâ (c.c.), kendi ruhundan insana üflemiştir ve bu bilgi Kur’an- Kerim’in Sad Suresi’nin 72. Ayetinde; “Böylece onu sevva ettiğim ve onun içine ruhumdan üflediğim zaman, derhal ona secde ederek yere kapanın!” şeklinde bizlere bildirilmiştir. Hal böyle iken Allah’ü Teâlâ (c.c.) tarafından Âdem (a.s.)’ın bedenine üflenen ruhun günah işleyebileceği inancının bize öğretilmesi ne kadar doğrudur?

Siyasette de Kuran Ahlakı Şart

İnsanların hayatlarının her anında adaletin, güzel ahlakın ve dürüstlüğün hâkim olması gerekir. Bunun en çok önem kazandığı alanlardan biri ise siyasettir.

Çünkü siyasetçi kalabalık insan topluluklarının sorumluluğunu üzerine alan, kendisinden çözüm ve hizmet beklenen kişidir.

Bu kişi adaletle hüküm vermeli, insanlar arasında ayrım gözetmemeli, ihtiyaç içinde olan insanları fark edip, hemen bu ihtiyaçları karşılama yoluna gitmelidir. Hizmet üretirken her zaman uzman kadrolarla birlikte çalışmalı, işi ehline vermelidir. Aksaklıkları, yürümeyen ve tıkanan noktaları hemen fark etmeli, bu konularda çok fazla çözüm üretmeli, hızlı manevralar yapabilmelidir. Acil olanı fark edebilmeli ve hizmeti geciktirmeden yerine ulaştırabilmelidir.

Fakat günümüzde siyaset, bazı insanlar için bir hizmet alanı olmaktan çıkmış, çıkara dayalı bir iş koluna dönüşmüştür. Amaç, sadece makam elde etmek ve bu makamı her şart ve durumda korumak, mümkünse daha üst makamlara çıkmak haline gelmiştir. Böyle olunca da hedefe ulaşmak için yapılan her türlü sahtekârlık, ahlaksızlık makul karşılanır olmuştur.

Dünya üzerindeki her ülkede bu tip olaylarla karşılaşmak mümkündür. Yolsuzluklar yüzünden istifa eden görevlilerin, suiistimallerin, piyasayı yönlendirerek kişisel çıkar sağlayanların yüzlerce örneği vardır.

Örneğin; diktatörlükle yönetilen birçok ülkede halk, sefalet içinde yaşayıp, açlık, susuzluk ve salgın hastalıklarla mücadele ederken, baştaki yöneticiler çok büyük bir zenginlik içinde hayatlarını sürdürmektedirler. Geçtiğimiz senelerde iktidardan devrilen Zaire'deki Mobutu yönetimi bu konuda çok açık bir örnektir.

Mobutu, kendisi için özel uçağıyla her ay Fransa'dan kuaförünü getirtirken, halkı tek bir ekmek için çatışmalara girmekteydi. Mobutu, ülkesinin tüm yeraltı ve elmas kaynaklarını kendi üzerine geçirmiş, batılı ülkelerin kullanımına açmış, fakat kabile çatışmaları içinde mücadele veren halkını görmezlikten gelmişti.

İşte bu tip yönetimlere, Kuran ahlakının yaşanmadığı ortamlarda rastlamak mümkündür. Çünkü dinin olmadığı bir ortamda insanlar için adaletin, yardımlaşmanın, merhametin, sevginin, saygının, dürüstlüğün bir anlamı olmamakta, herkes kendi çıkarı için çaba sarf etmekte ve bu konuda çok hırslı davranmaktadır.

 Allah’ü Teâlâ (c.c.), Kur’an- Kerim’de bir ayette kullarına şu şekilde seslenmektedir:

‘O iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar.  Allah ise, bozgunculuğu sevmez.” (Bakara Suresi, 205)

Müminler ise, dünya hayatının kendilerine ne amaçla verildiğini, dünyadaki zamanın sadece ahiret hayatı ve Allah’ü Teâlâ (c.c.)'ın rızasını kazanmak için kullanılması gerektiğini çok iyi bilirler. Akıllarıyla ve vicdanlarıyla hareket ettikleri için zamanı nasıl kullanmaları gerektiğini ve bunun için nelere dikkat etmeleri gerektiğini rahatlıkla tespit edebilirler.

Dünya üzerindeki çoğu savaşların altında İslam’ın barış ve mutluluk prensiplerinden uzaklaşıldığı için düşmanca duygular yatar. İslam derken sadece Müslümanları kastetmediğimi ifade etmek isterim. Çünkü İslam inancı sadece Müslümanlara gelmiş bir inanç sistemi değildir. İslam’ın emir ve yasaklarını kapsayan İslam şeriatı, Hz. İsa (a.s) ve Hz. Musa (a.s.) tarafından da kendi dönemindeki insanlara anlatılmış. Onlar da bizim bildiğimiz 5 ana şartın yanında Allah’a ulaşma dileğini ümmetlerine anlattılar. İşte bu noktada bozguncular kendi nefislerine ağır gelen bu emirleri erozyona uğratmanın gayreti içinde oldular. Maalesef Kur’an-ı Kerim’deki benzer ifadeleri bizlerden gizlemeye çalışan ‘Sözde! İslam Âlimleri’ sebebi ile biz Müslümanlar da benzer erozyona maruz kalmışız.

İslam ahlakının olmadığı bir dünyada ırkçılık vahşetinin yaşanması da şaşırtıcı değil. İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle birlikte Nazilerin, toplama kamplarında yaptıkları vahşet ve zulüm zaten ortada. Milyonlarca masum insan, sadece ırkları veya düşünceleri nedeniyle, Naziler tarafından ölesiye çalıştırılmış, sonra da açlığa ve ölüme terk edilmişti. Bu vahşet, Darwinist ırkçılığın dünyayı sürüklediği felaketin boyutunu gösteriyor.

Stalin'in ve Rus Kızıl Ordusu'nun zulüm konusunda Hitler'in gerisinde kalmadığı, ilerleyen yıllarda ortaya çıktı. Stalin'in toplama kamplarında da en az Hitler'in kamplarındaki kadar masum insan öldü. Stalin'in işgal ettiği bölgelerde de, Hitler'inkine benzer katliamlar gerçekleştirildi.

Ve 2. Dünya Savaşı denen vahşet, tam 55 milyon insanın hayatına mal oldu. Yeryüzü, bir kez daha şeytani bir kan dökme ayinine sahne olmuştu.

Oysa Allah’ü Teâlâ (c.c.) insanlara, şeytanın yolunu değil, barış ve güvenlik yolunu izlemeyi emretmektedir. Bunun da yolu Allah’ü Teâlâ (c.c.)’ya ulaşmayı dilemektir. Allah’ü Teâlâ (c.c.)’ya ulaşmayı dilemeyenler muhakkak ki Şeytan’a ulaşacaktır.

“Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe" girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.” (Bakara Suresi, 208)

Sonuç olarak, savaşta çarpışan ideolojiler hiçbir ahlaki ve insani ilke tanımadan sırf kendi dünyevi çıkar ve beklentilerini gerçekleştirmeyi amaçlıyordu. Bu uğurda milyonlarca insanın katledilmesine de acımasızca göz yumuyorlardı. Böyle, hiçbir sınır tanımadan her türlü zulüm ve bozgunculuğu meşru görenlere yandaş ve destekçi olmak, onlara tâbi olmak Kuran'da kesin olarak yasaklanmıştır:

“Ve ölçüsüzce davrananların emrine itaat etmeyin. Ki onlar, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik-düzenlik kurmuyorlar. (Şuara Suresi, 151-152)

Tek Çözüm, İslam Ahlakı

Çözüm, insanlara karşılıksız olarak yardım etmeyi amaçlayan bir vicdan anlayışıdır. Bu vicdan anlayışının tek kaynağı ise, İslam ahlakında aranmalıdır. Samimi olarak İslam’a inanan insanlar,  Allah’ü Teâlâ (c.c.)'ın hoşnutluğunu kazanmak için fedakârlıkta bulunup diğer insanlara yardım elini uzatabilirler.

Mutlak barış ve huzur çağı, ancak şiddete dayalı bu sistemin fikren ortadan kaldırılmasıyla oluşabilir. Batıl ve Şeytan’a hizmet eden fikir sistemleri, İslam ahlakının insanların kalbine yerleşmesi ile yok edilmelidir.

Şiddete, gurura, nefrete dayalı olan bu Şeytani sisteme karşı beklenen çözüm; sevgiye, adalete, fedakârlığa, alçakgönüllülüğe, merhamete dayalı olan İslam ahlakıdır.

Hiç şüphe yok ki, Kuran ahlakı, gençlerde meydana getirdiği ağır tahribatı ortadan kaldıracak, onları devletlerine, milletlerine ve insanlığa faydalı hale getirecek olan tek düşünce sistemidir.

Kendisini Yüce Rabbinin yaratmış olduğunu bilen, yaratıcımız olan Allah’ü Teâlâ (c.c.)'a karşı sorumluluklarının bilincinde, yaptıklarının hesabını vereceğinin şuurunda olan bir kimse, her zaman güzel ahlak gösterecek, iyiliği emredip kötülükten sakındıracak, barışa davet edecek, merhameti tavsiye edecektir.

İslami ahlak düşüncedeki kişilerden oluşan toplumlar da ister istemez devletinin başına İslam ahlakını yaşayan yöneticilerini seçeceklerdir. Aslında dünyadaki bu kaos ortamı da kendi kendine çözülmüş olacaktır.

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ