Bugün: 22.04.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Çocuklarınıza Biraz Güvenin

Çocuklarınıza Biraz Güvenin


Çocuklarımız; sokak çocukları, dağılmış aile çocukları, ailelerini geçindirmek için çalışmak zorunda olan çocuklar, SBS-ÖSS kazanma yarışına giren çocuklar, üniversitedeki çocuklar, üniversite bitirip KPSS'de ecel teri döken çocuklar, diplomalı işsiz çocuklar... Tüm bu çocuklar bizim çocuklarımız. Her birinin sorunu ayrı bir köşe yazısına konu olacak kadar çok ve bir o kadar da içler acısı. Bunlarla ilgili pek çok şey yazıldı ve çizildi. Aynı şeylerden bahsedip yinelemeyeceğim. Başka çocuklardan bahsedeceğim.

‘Çocuklarınıza biraz güvenin’  başlığını okuduğunuzda eminim ki hiçbiriniz o çocukları getirmediniz aklınıza. Hangi çocuklar mı? Hani şu, gerek öğretmenlerinin gerekse ailelerinin göğüslerini kabartan, gurur duyulan, teşekkür- takdir belgesi alan başarılı çocuklar. Yani ev-okul-dershane üçgeninde yaşayanlar, sınav merkezliler, ÖSS hedefliler.

Sınavlar, dersler, ödevler cenderesine sıkıştırılmış çocuklarımızın çocukluğunu, gençliğini yaşayamadığını ve her yaşanmamışlığın, ertelenmişliğin çocuklarımıza ne olarak döneceğini tahmin edebiliyor muyuz? O cıvıl cıvıl çağlarında Mutsuz bireyler ordusuna katılmaya hazırlandıklarının kaçımız bilincindeyiz?

Tek hedefiniz ÖSS'dir ileri diyerek kışkırttığımız, yarışa zorladığımız ve bu yarışta ipi göğüsletmeye çalıştığımız çocuklarımızı nereye gönderiyoruz dersiniz? Belki iyi bir doktor, başarılı bir mühendis, dava sektirmeyen bir avukat olacak, hedeflediği meslekle kucaklaşacak. Ya kendisiyle, kendisiyle kucaklaşabilecek mi? Ne yazık ki onlar kendi olma, kendini gerçekleştirme ile yolları, kafaları derslere gömülü yaşamaya başladıklarında ayırıyorlar. Üstelik de Kendine yabancılaşmış insan olmaya doğru gidişi hem bizlerin gözleri önünde hem de bizlerin teşvikiyle oluyor.

Bu çocuklarımız hemen tüm zamanlarında çalışıyor karşılığında da iyi bir karne, teşekkür name, takdirname vs. getiriyorlar. Gurur duyuyor, övünüyoruz. Peki, ıskaladığı sosyal yaşamın karşılığında ödeyeceği bedelin farkında mıyız? Bu çocuklarımızın ASOSYALLİĞE doğru yelken açtığını kaçımız görebiliyoruz?

Bebek olarak dünyaya geliyorsunuz ve büyümeye çalışırken önce ebeveynlerinizi, büyükanne ve büyük babaları, okul döneminde öğretmenlerimizi ve kazandığımız başarılar ile tekrar ebeveynlerimizi, işe başlayınca patronumuzu, sonra evlenip eşimizi ve evliliğin meyvesi çocuğumuzu mutlu etmeye çalışırken buluruz kendimizi. Bu arada çocuğu yetiştirirken de aile büyüklerini mutlu etmeye çalışırız elbette....

En sonunda da her halde ben mutlu edilme kademesine geldim şeklinde bir düşünce tarzı benimsiyor olacağız ki, etrafımızdaki insanların her yaptığına eleştirel gözle bakıp, `Aaaa Aysel sence bu hiç olmuş mu?!` ya da `Mehmet bunu sana hiç yakıştıramadım!` şeklindeki eleştirel cümleleri beynimizin derinliklerine kazıyoruz ve bu bilinçaltı yönetimin neticesinde ise mutsuzluğa tekrar mahkum ediliyoruz. Fakat bu sefer bir şartla... Bunu kendi kendimize yapmış oluyoruz.

Hâlbuki şöyle olabilirdi.

Okul döneminde ebeveynler çocuklarının ne olmak isteyeceğine karar vermek yerine; ‘Kızımın-oğlumun acaba neye istidadı var?’ diye kafa yorsalar zaten olayın en büyük kısmını kat etmiş oluruz.

Ondan sonra da o konuyla ilgili geliştirme çalışmalarını yaptığı süreçte benim evladım bu sınavda başarısız oldu kompleksine girmek zorunda kalmaz; burada herkesle yarışacak düşüncesini kafamıza sokmamış oluruz. Hem çocuk da kendini atletizm yarışmalarındaki koşucular gibi görmeden kendinin farkındalığında, ne istediğini bilerek ve her şeyden önemlisi kendi sorumluluğunu aldığı adımlar atmaya yönlendirmiş oluruz.

Bu kısımda en çok anne babaya ondan sonra da büyük anne ve babalara iş düşüyor. Genel itibari ile büyükler kendi içlerinde ukde kalan şeylerin çocukların içinde de ukde kaldığını düşünürler ve o zaviyeye yönlendirmeye çalışırlar. Bu egoyu yendikten sonra çocuğun arkasında olduklarını göstermeli ve o her ne seçerse onunla gurur duyacaklarını telaffuz etmeliler ve bu yönde davranışlar göstermeliler.

Konunun zaten en can alıcı kısmı burada hallolmuş olacak. En başta belirttiğim gibi birey kendi mutluluklarını göz ardı etmeden ve bilakis kendi de mutlu olarak başkalarını mutlu ederse ileriki zamanlarda mutsuz bireyler yetiştirmeyecek ve kendini yalnızlığa mahkûm etmemiş olacaktır.

Ben bir psikolog ya da bireysel danışman vs... değilim. Etrafımda gözlemlediğim mutsuz insan- mutsuz evlilik- mutsuz çocuk- mutsuz toplum piramidinin bir an evvel yıkılması gerektiği kanısındayım sadece.

Siz anne-babalar şimdi tekrar sorun kendinize: Çocuğunuz için ne istiyorsunuz?

Elit bir meslek sahibi, iyi bir kariyer, maddi zenginlik....vs. hangisi veya hangileri? Bunlardan biri veya birkaçı uğruna;  yalnız, mutsuz veya asosyal olacaksa çocuğunuz yine de ister misiniz? İnanıyorum ki istemezsiniz.

Haydin beyler-hanımlar,  çocuklarınızı çok değil, biraz özgür bırakın. Bırakın ki her şeyi zamanında ertelemeden yaşayabilsinler. İnanın ertelenmemiş yaşamlarıyla çocuklarınız daha mutlu, sağlıklı ve başarılı olacaklardır.

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ