Bugün: 22.01.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Cumhur, Başkanı’nı İlk Defa Kendi Seçti

Cumhur, Başkanı’nı İlk Defa Kendi Seçti

...............
Türk siyaset tarihinde birçok seçim yapıldı. Dikkat ederseniz; “Demokratik Seçim” demiyorum; sadece; “Seçim” yapıldı diyorum. Çünkü ülkemizde yapılan siyasal seçimlerin hepsini ‘Demokratik Seçim’ kapsamına almamız mümkün değil.

En basitinden düşünürsek 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde; ilk kurulduğu yıldan bu yana seçimler yapılıyor ancak ilk çok partili ‘Demokratik Seçim’in 1946’da yapılması bile ülkemizdeki demokrasi anlayışının çok da hızlı ilerlemediğini göstermesi açısından önemli.

1950’de yapılan ve gerçek manada ‘Demokratik Seçim’de ise ülkemizin kurucu partisi olarak lanse edilen Cumhuriyet Halk Partisi’nin ilk seçim mağlubiyetini yaşaması ise, 1946’dan 1950’ye kadar geçen 4 sene gibi kısa bir sürede Türk halkındaki demokrasi algısının şekillenmeye başladığını bizlere göstermektedir.

Maalesef ki; Türkiye’de demokrasi dönemi ile birlikte yükselen diğer bir unsur da askeri darbeler dönemidir. 23 sene boyunca Türkiye’nin tek siyasi partisi ve tek siyasi otoritesi olan CHP’nin iktidardan seçimlerle uzaklaşmasından sadece 10 yıl sonra, yani 1960’da kanlı bir askeri darbe ile seçilmiş bir Başbakan ile seçilmiş 2 Bakan’ın idam edilmesinin acısı; üzerinden 54 yıl geçmesine rağmen hâlâ Türk seçmeninin benliğinde tazeliğini korumaktadır.

1960 askeri darbesinden sonra yaşanan 1971 ve 1980 askeri darbeleri de Türk seçmeninde derin izler bırakmış ve siyasal tercihlerin; askeri darbelerin amaçlarının tam aksi istikamette gelişmesine vesile olmuştur.

Siyasal partilerin 91 yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yaşadıkları kısaca bu şekilde özetlenirken; Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin çok büyük bir kısmı ise demokrasi dışı seçimler, askeri baskılar ve kapalı kapılar ardında yapılan çeşitli pazarlıklar sonucunda neticelenmiştir. Zaten 1989 yılında Cumhurbaşkanı seçilen ve ilk sivil Cumhurbaşkanı olarak da anılan Turgut Özal’dan önceki Cumhurbaşkanlarının hepsinin asker kökenli olması, bir kısmının askeri darbeler sonucu kendilerini Cumhurbaşkanı ilan etmesi ve geri kalanların da halk oylaması olmadan, yani milletvekilleri tarafından seçilmesi demokratik anlamda bir eksiklik olarak görülmüştür. Çünkü milletvekilleri tarafından yapılan Cumhurbaşkanı seçimlerinde demokratik anlamda saygınlık içermeyen tutum ve davranışlar görülmekle birlikte, Anayasa’da olmayan belli bir milletvekili oy sayısına ulaşılması gerektiği dayatması hep yaşanmıştır.

Bu sorunun en son örneğini 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün seçim sürecinde yaşamıştık. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde konu ile yetkili ya da yetkisiz onlarca kişi fikir beyan etmiş ve ülke bir kaosun içine sürüklenmişti. Milletvekillerinin oyları üzerinden yapılan çeşitli pazarlıklar ise demokrasi kültürünü lekeleyen davranışlardı. O dönemde aklımda kalan en önemli notlardan biri ise; AKP tarafından; ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) seçimlerini yenileyelim. Yeni Cumhurbaşkanı’nı yeni TBMM seçsin’ önerisine; ‘Hayır’ diyen CHP’nin; ‘O zaman Cumhurbaşkanı’nı Türk halkı seçsin’ önerisinde bulunan AKP’ye tekrar; ‘Hayır’ demesi olmuştur. Çünkü TBMM’nin ya da Türk halkının seçmediği bir Cumhurbaşkanı, acaba Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı sıfatını kazanabilir mi? Yabancı ülkelerin Meclis’leri ya da halkları mı seçecek Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’nı?

Birçok sıkıntı ve tartışmaların arasında seçilen 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün süresi de 28 Ağustos 2014 tarihinde doluyor. Abdullah Gül’ün adı, tarihe TBMM’nin seçtiği son Cumhurbaşkanı olarak geçecek. 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın adı ise Türk halkı tarafından; bir başka ifade ile cumhur tarafından seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olarak geçecek. Bu da şu demek oluyor ki; cumhur, Başkanı’nı ilk defa kendi seçmiş oldu.

Peki, ne değişecek sizce?

Cumhurbaşkanı’nı TBMM’nin seçmesi ile Türk halkının seçmesi arasında ne fark var? Öncelikle TBMM’deki sıkıntılı Cumhurbaşkanı seçim süreçleri artık bir daha yaşanmayacak. Bir daha hiçbir savcı, Anayasa’da olmadığı halde; ‘Şu kadar milletvekilinin oyu olmadan Cumhurbaşkanı seçilemez.’ diyerek olmayan bir Kanun’u topluma ve TBMM’ye dayatamayacak. Ayrıca Türk halkının oyları ile seçilmiş bir Cumhurbaşkanı’nın TBMM’ye herhangi bir vefa borcu olmayacak. 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile O’nu seçen TBMM’nin o dönemdeki iktidar partisi olan Demokratik Sol Parti’nin lideri ve Başbakan olan Bülent Ecevit’in sağ kolu konumundaki Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan`ın, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in gözlerinin içine bakarak; ‘Sizi buraya getiren iradeye saygılı davranın.’ diye saygısızca konuşamayacak, MGK salonundan çıkarken de Cumhurbaşkanı’na; ‘Nankör kedi.’ diye hitap edemeyecek. Çankaya Köşkü`nde yapılan Milli Güvenlik Kurulu`nun 19 Şubat 2001 tarihindeki toplantısında, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Bülent Ecevit`e anayasa kitapçığı fırlatarak Ülkeyi 2001 Krizi`ne götürmüştü.
Cumhurbaşkanı’nı TBMM’nin seçmesi ile Türk halkının seçmesi arasındaki fark ne mi olacak diye soranlara? Cumhurbaşkanı milletini düşünerek; hiç kimseye Anayasa kitapçığı fırlatmayacaktır.

12. Cumhurbaşkanı seçimi sürecinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın mitinglerde, reklam filmlerinde ve televizyon sohbetlerinde sık sık dile getirdiği bir ifade var: “Cumhur, Başkanı’nı seçiyor.” Daha önceki seçimlerde hep; “Cumhurbaşkanı seçimi” ifadesi kullanılmıştı. Bu iki ifadeye dikkatlice baktığımızda aslında arasında çok büyük anlam farkı olduğunu fark edeceksiniz. “Cumhurbaşkanı seçimi” ifadesi hem TBMM’nin Cumhurbaşkanı seçme sürecini anlatırken; hem de eski sistemin devamı niteliğinde bir Cumhurbaşkanı’nın seçimini anlatıyor. Yani sembolik bir temsil makamı olan Cumhurbaşkanı’nın seçimi söz konusu.

Ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan; “Cumhur, Başkanı’nı seçiyor.” ifadesinde ise çok derin bir anlam var.

Başbakan Erdoğan balkon konuşmasında; “Artık Cumhurbaşkanlığı makamı boş boş oturulacak ve sadece sembolik bir anlamı olan bir makam olmayacak. Cumhurbaşkanı devletin yönetiminde daha çok söz sahibi olacak. Bugün seçimi 77 milyon kazandı. Bugün 81 vilayet kazandı. Bugün yeni bir gün. Yeni bir sayfa açsınlar istiyorum. Bugün yeni bir gündür.

Bugün Türkiye’nin küllerinden doğuşunun, yeni Türkiye’nin kuruluşunun günüdür. Altını çizerek ifade ediyorum şahsıma oy verenlerin değil 77 milyonun cumhurbaşkanı olacağım. Bugün 77 milyon, bugün büyük Türkiye, öncü Türkiye kazanmıştır.

Sadece Türkiye değil, bugün Şam, Hamas, Kudüs, Ramallah da kazanmıştır.

Bugün bir dönemin kapılarını kapatıyor, artık yeni bir döneme doğru ilk adımı atıyoruz. Artık Çankaya ile millet arasındaki tüm kapılar ortadan kalkmıştır. Bugün itibarıyla Çankaya`nın sahibi millet olan Çankaya`yı artık sahibine iade etmiştir. Kardeşlerim artık devletin ve milletin iki ayrı istikameti yok, bugünden itibaren artık aynı istikamete bakıyoruz. Artık devletin ve milletin iki ayrı istikameti bulunmuyor. Bugünden itibaren aynı istikamete bakıyor. Bir olarak aynı rotada yürüyor. 12 Eylül 2010 tarihinde yüzde 58 oy oranıyla kabul edilen Anayasa değişikliği 12 Eylül darbesinin izlerini hatırlayın silmişti.

Bugün ise 27 Mayıs 1960 parantezi artık kapanmıştır. 27 Mayıs’ın bir vesayet aracı olarak Türkiye’ye dayattığı Cumhurbaşkanlığı anlayışı artık tedavülden kalkmıştır. Biz 13 yıl önce 14 Ağustos 2001’de AK Parti’yi kurarken ne demiştik? Menderes gibi “yeter” demiştik. Yeter söz milletindir demiştik. Ama bir şey daha ilave etmiştik. “Yeter söz de milletin, karar da milletindir” demiştik.

İşte şimdi söz de karar da milletin uhdesine geçti. Aracılar vasıtasıyla Cumhurbaşkanı seçmediniz. Bizzat kendiniz seçtiniz. Önemli olan burası. Milletimiz içinde bu seçimin kaybedeni yoktur. Kaybeden vardır statüko kaybetmiştir. Hepimiz aynı ecdadın, aynı kültürün ve aynı medeniyetin aynı tarihin evlatlarıyız. Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir. Yaşam tarzlarımız farklı olabilir. İnançlarımız mezheplerimiz etnik köken ve dillerimiz farklı olabilir. Ama biz hepimiz bu ülkenin evlatlarıyız. Hepimiz bu Ay Yıldızlı Bayrağın gölgesi altındayız. Müslüman, Hristiyan, Musevi, Süryani ve Yezidi’den önce Türkiyeli vardır. Alevi’den Sünni’den önce Türkiyeli var. Türk, Kürt, Arap, Laz, Gürcü, Boşnak, Çerkez, Rum ve Ermeni’den önce Türkiyeli vardır.

Şu anda ben karşımda başı örtülüyü de görüyorum başı açık kardeşlerimi de görüyorum. İşte bunun adı vahdette kesrettir, yani çoklukta birlik. Bunu başarmaya mecburuz. Bunu halletmeye mecburuz. Bayrağımız bir, istiklal marşımız bir, dağlarımız nehirlerimiz bir, türkülerimiz şarkılarımız acılarımız sevinçlerimiz bir. Bizim sadece tarihimiz değil bugünümüz yarınımız kaderimiz biz. Bırakalım aracıları, bırakalım tercümanları, bırakalım fitne odaklarını. Birbirimizin gözüne bakalım gözüne. Birbirimize gönlümüzü açalım. Gönül diliyle konuşalım. Farklı bir Türkiye’yi gelin hep birlikte kuralım." sözleriyle umut vaat etmiştir.

Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi milleti sevindirdi. Hiç şüphe yok ki, Sayın Başbakan milli iradeyi temsil edecektir.

Balkon konuşmasında, kendisini seven, sevmeyen, kendisine oy veren ya da vermeyen tüm seçmenlerin, 77 milyonun Cumhurbaşkanı olacağını ifade etmiştir.

Sayın Başbakan; "Kırgınlıkları eski Türkiye`de bırakalım" diyerek ve geleceğe yönelik önemli mesajlar vererek; Hem devletin, hem milletin Cumhurbaşkanı olacağının sözünü verdi.  Devlette vesayet tartışmalarına son vererek devletin üzerine çöreklenen korkuyu bertaraf etmesi Türkiye’nin önünü açmıştır. Devleti çetelerden temizlemiş, millete nefes aldırmıştır. Osmanlı’nın son dönemlerinde olduğu gibi, Türkiye’yi ‘hasta adam’ görüntüsünden kurtarmış, dünya devletleri karşısında güçlü, sağlam ve dünya Müslümanlarına umut vaat eden bir yapıya kavuşturmuştur.

Sayın Başbakan’ın balkon konuşması, Türkiye’de yeniden hilafet sancağının dalgalanacağına dair umutları körüklemiştir. Müslüman ülkelerin isimlerini tek tek sayarak sadece Türkiye değil, Müslüman ülkelerinde kazandığını söylemesi önemli bir mesajdır. Bu mesaj Müslümanlar arasında heyecana neden olmuştur.

Başka bir deyişle yeni Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD’deki Başkanlık sistemine geçişin ilk adımlarını atmış görünüyor. Cumhurbaşkanlığı yemin töreninin yapılacağı 28 Ağustos 2014 tarihinden sonra bu ABD tarzı Başkanlık sürecinin nasıl şekilleneceğini tüm Türkiye dikkatle takip edecektir.

TBMM’nin seçtiği Cumhurbaşkanlarının yaşadığı sıkıntılara geniş bir çerçeveden baktığımızda Cumhurbaşkanı’nın Türk halkı tarafından seçilmesi hayırlı olmuştur diyebiliriz. Halk tarafından yapılan Cumhurbaşkanı seçimin ne kadar hayırlı olduğunu bu seçimde ilk defa denenen yurtdışı oylamalarının sonuçlarını analiz ederek de bulabiliriz.

Eğer bir aday için yurtdışından en çok oy ABD ve İsrail’den geliyorsa ve o kişi seçimi kaybediyorsa bence seçimden çıkan sonuç hayırlıdır.

Ayrıca Türkiye’de seçilen bir Cumhurbaşkanı’nın zaferi Gazze’de kutlanıyorsa, bu da Türkiye’nin bölgesinin en güçlü ülkelerinden biri olma yolunda hızla ilerlediğini bizlere göstermesi açısından önemlidir.

Netice itibari ile önemli olan Türkiye’nin menfaatleri. Biz de Allah’tan öyle umut ediyoruz ki, her şeyin en iyisi Türkiye için olsun. Hayırlısı olsun İnşaAllah...
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1221