Bugün: 20.08.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Erbakan’sız 28 Şubatlar!...

Erbakan’sız 28 Şubatlar!...


Bugün 28 Şubat 2012.

Rahmetli Başbakanlarımızdan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın 29 Ekim 1926’da yani Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 3. yıldönümünde Sinop’ta başlayan hayatının; 27 Şubat 2011’de Ankara’da vefatı ile son bulmasının 1. yıldönümü. Bir başka bakış açısı ile Necmettin Erbakan’ın 28 Şubat’tan 1 gün önce vefat etmesinden dolayı, Erbakan ’sız ikinci 28 Şubat’ı yaşıyoruz.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan, her sene büyük tartışmaların yaşandığı, çeşitli TV kanallarındaki açık oturumlarda çok sert tartışmalara konu olan ve 28 Şubat 1997'de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla başlayan ve irticaya karşı olduğu iddia edilen, ordu ile bürokrasi merkezli ve basın destekli post-modern darbenin 14. yıldönümünden 1 gün önce ruhunu; her zaman buyruklarına boyun eğdiği Rabbi ’ne teslim etmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nde çok partili ve demokratik seçimlere ilk geçildiği sene olan 1946 yılından başlayarak, 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve son olarak 12 Eylül 1980’de yapılan ‘Fiili Askeri Darbeler Dönemi’ olarak ifade edebileceğimiz ve yaklaşık her 10 yılda bir yapılan askeri darbeler; aslında 27 Şubat sürecini de tetiklemiştir.

Türkiye’de yıllardır kemikleşmiş bir bürokratik yapının bozulmasını istemeyen insan merkezli düşünceden değil; devlet merkezli düşünceden yola çıkarak Türk halkını belli kalıplardaki dar bir gömleğe sokmaya çalışanlar, bunu başaramadıklarını gördükleri yaklaşık her 10 yılda bir gömleğin bedenini genişletmek yerine ağızlarından salyalar akarak; ‘Asker Göreve’ çığlıkları arasında Türk halkını bu dar gömleği giymeye mecbur etmişlerdir. Türkiye'nin sorunlarını aşmak için 21. yüzyılda hâlâ darbe istemek, darbe yapmaya kalkışmak, en hafif deyişle seçmenlere; “Sizin ülkeyi yönetmeye aklınız yetmez. Biz sizin yerinize ülkeyi de, sizi de yönetiriz. Ne de olsa dağlarda çobanlık da yapmış generalleriz” demek gibi bir şey.

Ama takip eden her 10 sene boyunca o dar gömlek Türk halkı tarafından yırtılmış ve bu ‘Sözde Devletçilerin’ darbe talep ve çığırtkanlıkları arasında Türk Ordusu, maalesef Türk halkının başına bir ‘Balyoz’ gibi inmiştir. Bu ülkenin “Sözde!” sahibi olan “Seçkinler”, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusunu kendi adına kaydettirdiğini zannedenler, her zaman darbe planı ve uygulaması yapmışlardır. Zaten demokratik seçimlerden umudu olmayanların, darbelerden medet umması son derece doğaldır. Her 10 yılda bir darbe yapmayı “Milli Gelenek” haline getiren bu demokrasi fukarası postal yalayıcıları, 1980’den bu yana gerçek manada darbe yapamamanın acısı ve üzüntüsü ile kaba etlerinin üzerine bir türlü oturamamışlardır.  Peki, bunu 3 sefer yapan bu darbe sevdalıları, bu dar gömleği Türk halkına giydirebilmişler midir? Günümüzdeki genel siyasi tabloya baktığımızda bunu başaramadıklarını memnuniyetle ifade edebilirim.

Günümüz iletişim araçlarının hızlı gelişimi ve dünya ülkelerinin birbirleri ile olan ekonomik ve siyasal ilişkileri sebebi ile (Bazı ufak tefek ‘Muz Cumhuriyetleri’ hariç); örneğin Türkiye ve bu konumundaki bazı ülkelerde daha önceden yapılmış ‘Fiili Askeri Darbeleri’ imkânsız hale getirmiştir. Getirmiştir de bu darbe sevdalıları boş mu durdular? Tabii ki hayır. 12 Eylül 1980 askeri darbelerin sonu değildir. Sadece ‘Fiili Askeri Darbelerin’ sonuncusudur. Yani 28 Şubat 1997’de yapılan da bir askeri darbedir. Sadece yöntemi değişiktir. İşin acı tarafı bu askeri darbeye bazı sivil kesimlerden de destek gelmiştir. Özellikle bazı üniversite rektörlerinin ‘Ordu Göreve’ pankartları önünde gururla ve böbürlenerek poz vermelerini Türk halkı hiçbir zaman unutmayacaktır. Ayrıca bu sürecin etkili olmasının en önemli sebeplerinden biri de 28 Şubat sürecinin Başbakanı Necmettin Erbakan’ın iktidarda olması sebebi ile devleti hortumlayamayan bazı basın kuruluşlarının, darbeci askeri kanadın basın sözcülüğünü ve darbe yardakçılığı yapmasıdır.

Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya; “İrtica, pkk'dan daha tehlikeli' demişti. Yani o dönemde Refah Partisi’ne oy verenlerin, pkk’dan daha tehlikeli olduğunu ima ve ifade etmişti. Ben o siyasi görüşte olanların bugüne kadar hiçbir askere ya da sivile zarar verdiğini, otobüs ya da otomobil yaktığını görmedim ve duymadım. Yani bu bahsettiğim suçları işleyenler masum; işlemeyenler suçlu. Bu nasıl bir mantıktır? Biraz olsun aklı başında olan herkes bunun saçma bir fikir olduğunu anlayacaktır. Kimi insanlar kabul etse de etmese de İslam inancı, Türk halkının kişilik bilincinin temelini oluşturmaktadır ve asker dâhil hiçbir kuvvetin bu bilinci yok etmesi mümkün değildir. Bunu kabullenmek istemeyenler, darbelerden sonra yapılan seçimlerden ders almalıdırlar. Yani Türk halkı, o ‘Seçkinlerin’ emrettiği şekilde değil, gönüllerindeki İslam sevdası ile tercihlerini yapmıştır ve bunda gocunacak bir durum da yoktur. Ayrıca Türkiye’nin gerçeklerini kabul etmek istemeyenlerin yüzüne, Türk halkı da her seçimde ‘Osmanlı tokadını’ yapıştırmaya devam edecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

Netice itibari ile ne şekilde olursa olsun askeri darbeler, yapıldığı dönem itibari ile toplumun demokratik yaşantısında ağır hasarlara yol açsa da ilerleyen yıllarda darbeye karşı oluşan toplumsal tepki, insanları demokratik dayanışma ruhuna itmesi bakımında hayırlı olmuştur diyebiliriz. Bundan sonra da Erbakan’sız nice 28 Şubatlar göreceğiz ama inşallah bu ülke 28 Şubat 1997’deki post-modern darbeyi bir daha yaşamayacak diye düşünüyorum.

Bu arada yarın 29 Şubat. Aklınızda bulunsun. Bu fırsat ancak 4 senede 1 gelir. Gerçi Necmettin Erbakan artık Başbakan değil; ama gene de ‘Sayın Darbecilere’ soruyorum: “Bu fırsatı değerlendirmeyi düşünür müydünüz; ya da artık eskisi gibi cesaretiniz var mı?...”

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ