Bugün: 23.10.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • İman Varsa, İmkân da Vardır

İman Varsa, İmkân da Vardır

İnsanoğlu sosyal bir varlıktır. Yani tek başına yaşayamaz.

Bu insanoğlunun tabiatına aykırı bir durumdur. Allah’ın (c.c.), Hz. Adem’i yarattıktan bir müddet sonra Hz. Havva’yı yaratmasındaki hükmet bu olsa gerek diye düşünüyorum. Yani konuya bu bakış açısıyla yaklaşırsak, biz insanlar cemaat halinde yaşamak için dizayn edilmiş varlıklarız ve doğamız gereği toplum oluşturmak durumundayız. Bir başka ifadeyle hepimiz birbirimize ihtiyaç duymaktayız ve muhtacız.

Mademki hepimiz birbirimize muhtacız; o zaman neden insanlar birbirlerinin kalplerini kırıyorlar, birbirlerine kötü davranıyorlar? Neden insanlar etraflarındaki insanları huzursuz edebiliyorlar, sıkıntıya sokabiliyorlar ya da kötü davranıyorlar?

Aile içi ilişkiler ile ilgili devletin yapmış olduğu istatistik çalışmalarından alınan sonuçlara göre Türkiye’de eşini döven erkeklerin oranı %70’lerin ötesinde… Hani Hz. Muhammed (s.a.v.) bizim için en önemli bilgi kaynağıydı? Hani O’nun (s.a.v.) davranışlarını örnek alıyorduk? Herkesin kız çocuğundan utandığı ve hatta diri diri toprağa gömdüğü bir şehirde, kızı Hz. Fatıma’yı (r.a.) gururla omzunda gezdiren O (s.a.v.) değil miydi? Hz. Muhammed’in (s.a.v.) kadınlara ve kız çocuklarına gösterdiği saygı ve hürmeti biz neden göstermiyoruz? Neler oluyor bize? Biz nasıl kaybetmişiz gerçek hüviyetimiz olan İslam’ı ve Osmanlılığımızı?

Osmanlı’daki sosyal hayat içinde Müslüman ya da Gayrimüslim olsun, hiç kimseye kötü bir davranış sergilenmezdi. Bu Osmanlı’nın sosyal hayatının temelini oluşturan tasavvuf adabı ile alakalı bir durumdu. Çünkü İslam inancına bağlı olan herkes tasavvuf adabı üzerine terbiye edilirdi.

Toplumun bir bütün olarak terbiye edilmesi lâzım. Bu terbiye anaokulundan başlamalı. İlkokulu, ortaokulu, liseyi ve üniversiteyi kapsamalı. Ta doğuştan itibaren insanları tasavvufa yatkın ve Allah’a (c.c.) yakın hüviyete getirmek mecburiyetindeyiz.

Bu fikrimizi duyanlar ya da okuyanlar hemen buna bir kulp takmak isteyeceklerdir. “İşte irtica hortladı!” Ne irticası?... Osmanlı`yı, Osmanlı yapan; sizin o irtica zannettiğiniz tasavvuf adabının mükemmelliğidir.

İnsanların birbirine sevgi duyduğu, huzur içinde bir toplumda hiç kimsenin hırsızlık yapmadığı, cinayet işlemediği ve kimseyi rahatsız etmediği bir düzen...

Davranış biçimleri açısından Osmanlı’daki insanların muhtevasına bir bakalım. Alışveriş yapanlar ve ticaret yapanlar, ticaretlerine en ufak bir haram karıştırmazlardı. Ticarette haram ve hile asla mümkün olamazdı. Herkes aldığı maldan %100 emindi. Her tarafta tam bir güzellik hâkimdi.

Herkesin birbirine sevgi gösterdiği, büyüklerin küçüklere sevgi gösterdiği, küçüklerin büyüklere hürmet ve saygı gösterdiği bir toplum dizaynı... biz buna kısaca tasavvuf diyoruz.

Ayrıca fakirlerin korunduğu bir toplum dizaynı. Fakir olmaz mı? Her toplumda mutlaka olur. Ama ihtiyaçlarının üzerinde para kazananlar, ellerindekinden küçücük bir kısmını bile olsa fakirler için kullansalar kendileri açısından hiçbir problem olmaz.

Öğretim üyesi Prof. Mehmet Yazıcı, Türkiye çapında bir inceleme yapmıştı. Herkesin zekâtını vermesi ve zekâtın fakirlere dağıtılması halinde Türkiye’de hiç fakir insanın kalmayacağını hesaplamıştı.

Allahû Tealâ (c.c.) kanunlarını boşuna mı koyuyor? Böyle bir şey düşünebilir misiniz? Allahû Tealâ (c.c.) mantıksız bir şey yapar mı? Her şeyin en güzelini Kur’ân-ı Kerim’inde emretmiş.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ki: “Benim hadîslerim tartışılacaktır. Kur’ân-ı Kerim’e bakın. Hiçbir hadîsim Kur’ân-ı Kerim’e aykırı olamaz.” Olması mümkün olabilir mi?

Çünkü Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.); Allah’ın (c.c.) tasarrufundaydı. Bütün peygamberler Allah`ın (c.c.) tasarrufundadır. Bütün peygamber olmayan resûller de Allah`ın tasarrufundadır. Yani tasavvuf adabını en üst düzeyde yaşamışlardır.

Allahû Tealâ (c.c.) bu müstesna olayı onlara yaşatmakla, insanlara ne anlatılmak isteniyor? “Allah’ın (c.c.) dostu olursanız, Allah (c.c.) sizi işte böyle mutlu eder.” diyor.

Bir insanlar Allah’a (c.c.) ne kadar yaklaşırsa, o kadar mutludur. Bir insan Allah’a (c.c.) ne kadar yaklaşırsa çevresindeki insanlara o kadar çok mutluluk ulaştırır.

Allah`a (c.c.) en yakın olanlar, iradelerini de Allah’a (c.c.) teslim edenlerdir. Onlar, kendilerini insanlığa adamışlardır. Onlar; yaşamazlar, yaşatırlar.

Ne demek istiyoruz, onlar yaşamazlar deyince? Onlar, kendi iradeleri ile yaşayamazlar. Onlar, Allah’ın (c.c.) iradesine bağlanmış olanlardır. Onlar, iradelerini de Allah’a (c.c.) teslim etmiş olanlardır. Küllî İrade ya da İlâhi İrade onları hayatta tutar. Her yaptıklarını bir bütün olarak değerlendirdiğimiz zaman onların yapmadıklarını, onlara yaptırıldığını görürüz.

Kim Allah’a (c.c.) ulaşmayı dilerse dilediği andan itibaren Allahû Tealâ (c.c.) o kişiyi tasarrufu altına alır. O kişiye şeytanın yaklaşmasına müsaade etmez. Ne zamana kadar? Ta ki o kişi ruhunu Allah’a (c.c.) teslim etsin. Buraya kadar hepimiz Allah’ın garantisi altındayız. Yani tasavvuf çemberinin içine dâhil oluyoruz.

Cemaat halinde yaşayan insanlar için Allah`ın (c.c.) muradı nedir? Allah’ın (c.c.) muradı; herkesin birbirini sevmesidir. Karşılıklı bir sevginin bütün bir toplumu külliyen kapladığı bir ortamda, insanlar başkalarını mutlu etmek için yaşamaya başlarlar.

Öyleyse sevgili kardeşlerim, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup da, Osmanlı’yı eleştirenlere her zaman bir çift sözümüz vardır. Hatırlayın Osmanlı’yı... Osmanlı hüküm sürdüğü dönem içinde başkalarına hep yardım için yaşadı.

Komşu ülkeler ne kadar uzaklıkta olursa olsun; Osmanlı’dan bir yardım istemişse, Osmanlı oraya yardım göndermiştir. Osmanlı, barış ve huzur nizamını yani tasavvuf adabını dünyaya hâkim kılmak için mücadele etmiştir.

Sevgili kardeşlerim, davranış biçimleri dediğimiz zaman örnek alınması lâzım gelen insanlar onlar yani Osmanlılardır. Onlar hep tasavvufu yaşadılar. Hangi açıdan bakarsanız bakın Osmanlı’nın sosyal hayatında tasavvufu göreceksiniz.

Bir önceki yazımın başlığında ‘Yeni Bir Türkiye, Yeni Bir Dünya’ ifadesini kullanmıştım. Buradan yola çıkarak şunu ifade etmek isterim. Kurulduğu 1923 yılından sonra uzun bir süre toplumu Osmanlı’dan ve tasavvuf adabına bağlı köklerinden koparmaya çalışan devlet yönetimi sebebiyle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bir bocalama süreci yaşadı. Geçmişi ve geleceği birbirine tamamen zıt bir yaşam tarzına mecbur edilen insanlardan oluşturulmaya çalışılan yeni vatandaş profilinden aldığımız sonuç ortadadır.

Hapishanelerimiz tam kapasite dolu, alkol satışları Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu bir ülkeye yakışmayacak kadar yüksek düzeyde, tecavüzler ve cinayetler ahlak ve Allah inancının ülkemizdeki seviyesinin çok aşağılarda olduğunu gösterir biçimde.

Bu örnekleri duyan bazı kesimler hemen şu düşünceyi savunacaklar. “Türkiye, Müslüman bir ülke ama bunlar yaşanıyor. İslam bize hiçbir şey katmadı!...”

Hayır efendim!... Türkiye, Müslüman bir ülke değil. Zaten; ülkeler değil, insanlar inanç sahibi olur. Ayrıca İslam’ı yaşamadan, İslam’ın size bir faydasını beklemek ve size bir şey katmasını beklemek hayalcilik olur. Aynen masanın üstündeki ilacı kullanmayıp; “Bu ilacın hiçbir faydası yok” demek gibi bir şey bu. Yani 1923’ten itibaren oluşturulan toplum profilinden günümüze yansıyan görüntü bu.

Ancak son yıllarda İslami açıdan iyi gelişmeler de oluyor. Aklı hâlâ tek parti iktidarı dönemindeymiş gibi çalışanların toplumdaki değişime karşı aşırı tepki göstermelerinin sebebi işte bu tek parti döneminin kafa yapısı. ‘Her şeyin en iyisini biz biliriz’cilerin dönemi bence artık bitiyor. Toplum, İslam’ı yeniden keşfediyor. Duvarları çatlayıp yıkılan bir baraj gibi, Türkiye’de insanlar hayatlarında İslam’a ve tasavvuf adabına yer açıyorlar.

İşte bu son 10-15 yıldır yaşanan süreç 1923 model tep partici kafaları rahatsız ediyor. Ama bilmiyorlar ki; bugün işgal edilmemiş bir ülkede yaşıyorlarsa, 1923 yılında da; 15 Temmuz 2016’da da yürekleri İslam inancı ile dolu insanların mücadelesi sayesindedir. Biz buna kısaca; ‘İman varsa, imkân da vardır’ diyoruz. Yani 15 Temmuz akşamı süper marketlerde ne varsa alışveriş yaparak stoklayanlar değil; ‘Allah, Allah’ nidalarıyla meydanlara koşanlardır bu ülkeyi kurtaranlar. Tüm Şehitlerimiz; Türkiye Cumhuriyeti var olduğu müddetçe onların adları bu toprakların üzerinde sonsuz kadar unutulmayacak. Allah (c.c.) onlardan razı olsun.

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 566