Bugün: 12.12.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Ruhun, Allah’a Yolculuğu – 2

Ruhun, Allah’a Yolculuğu – 2

Bugün İslâm âleminin önündeki en büyük tuzaklardan biri, "Ruh insana hayat verir. Ruh vücuttan çıkarsa kişi ölür." anlayışıdır.

Bu anlayış, dînimize sonradan sokulmuş, Kur`ân-ı Kerim`e tamamen aykırı bir bidattir. Öyle ki bu korkunç bid`at sebebiyle Kur’an’daki hidayetin üzeri örtülmüş, insanlar Allahû Tealâ`nın teslim emirlerinden bîhaber bırakılmışlardır.

İşte bu yazımızda sizlere, Allahû Tealâ`nın ruhu insana nasıl emanet olarak verdiğini ve emanetini neden geri istediğini Kur`ân-ı Kerim âyetleri ışığında açıklamak istiyoruz.

Kur’ân-ı Kerim’de Allah’a ulaşmayı dileyenler cennetle müjdelendiği gibi (Zumer-17), dilemeyenler de cehenneme gidecekleri konusunda uyarılmışlardır (Yûnus-7 ve 8).

39/ZUMER-17: “Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).”

“Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah`a yöneldiler (Allah`a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!”

10/YÛNUS-7: “İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme`ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).”

“Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah`a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.”

10/YÛNUS-8: “Ulâike me`vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).”

“İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).”

O halde İrade için Allah’a ulaşmak söz konusu değildir. Allahû Tealâ seçim hakkını kişinin serbest iradesine vermiştir. Kişi kendi seçimiyle cezayı ya da mükâfatı hak edecektir.

Akıl, Allahû Tealâ’nın bütün insanlara verdiği bir büyük ni’mettir. Aklî melekeleri yerinde olmayan bir kişinin dîni sorumluluğu da yoktur.  Kişinin aklı hangi ortamda şuurlanmışsa, o standartlar içerisinde yaşamını sürdürecektir. Allah’ın emir ve yasaklarının dikkate alınmadığı bir ortamda, akıl daima nefsin taleplerine göre hareket edecektir.

Nefs, hiçbir zaman Allah’a ulaşmayı dilemeyeceği için bu kişinin kurtuluş kapısından adımını atması da mümkün olmayacaktır. Kişi aklın standartlarında serbest iradesiyle ya nefsin, ya da ruhun taleplerini yerine getirecektir. Nefsin taleplerini yerine getiren kişi daima, Allah`ın istemediği standartlarda hayatını sürdürecektir.

Aklın Allah`a ulaşma gibi bir sorumluluğu yoktur.  

Ruh Nedir? “Allah’a ulaş” emrinin muhatabı, Allah’ın insana emanet olarak verdiği ruh vücut mudur?

Allahû Tealâ İsra Suresinin 85.âyet-i kerimesinde ruhun bir emir olduğunu ifade etmektedir. Allah’tan gelen ve Allah’a geri dönen her şey Kur’ân-ı Kerim’de “emir” olarak nitelendirilmiştir.

17/İSRÂ-85: “Ve yes’elûneke anir rûh(rûhı), kulir rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâ(kalîlen).”

“Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir.” Ve size, (ruha ait) ilimden sadece az bir şey verildi.”

Ruh, bütün insanlara emanet olarak verilmiştir.

33/AHZÂB-72: “İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen)”

“Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir”.

Nisâ-58’de emanetlerin Allah’a teslim edilmesi emredilmiştir.

4/NİSÂ-58: “İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli), innallâhe niımmâ yeızukum bih(bihî), innallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).”

Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

Allahû Tealâ Fecr Suresi’nde ruha seslenerek “İrciî ila Rabbike” emrini vermiştir.

89/FECR-28: “İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten)”

“Rabbine dön (Allah`tan) razı olarak ve Allah`ın rızasını kazanmış olarak!”

“İrcîi” kelimesi, sadece dönüşü ifade eden bir kelime değildir. Kelimeni muhtevasında önce gelmek vardır, gelen bir şeyin tekrar geri dönüşü söz konusudur.

O halde âyet-i kerimedeki “irciî” emrinin muhatabı, Allah’tan gelen ve Allah’a dönecek olan ruhtur. Buradaki dönüşü, “ölüm” olarak ifade eden ve yorumlayanlar şeytanın büyük bir tuzağının içine düşmüşlerdir.

Allahû Tealâ’nın standartlarında ölüm bir kaderdir. Kişinin bu konuda bir seçim hakkı yoktur.

3/ÂLİ İMRÂN-145: “Ve mâ kâne li nefsin en temûte illâ bi iznillâhi kitâben mueccelâ(mueccelen), ve men yurid sevâbed dunyâ nu’tihî minhâ, ve men yurid sevâbel âhirati nu’tihî minhâ, ve se neczîş şâkirîn(şâkirîne)”

“Ve bir kimsenin, Allah`ın izni olmadan ölmesi olmamıştır (olamaz), o (ölüm), süresi tayin edilmiş bir yazıdır. Ve kim dünya sevabı isterse, kendisine ondan veririz, ve kim ahiret sevabı isterse, kendisine ondan veririz. Ve şâkirleri (şükredenleri) yakında mükâfatlandıracağız.”

Allah’a mülâki olma kavramı, ölmeden evvel Allah’a dönüşü ifade etmektedir. Ve  bütün insanlığa farz kılınmıştır.

30/RÛM-31: “Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne)”

“O`na (Allah`a) yönelin (Allah`a ulaşmayı dileyin) ve O`na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.”

Rûm-31’de Allah’a ulaşma dileğini farz kılan Allahû Tealâ, Şûrâ-13 ve Ankebût-5’de de bu farz emrin yerine getirilmesini kişinin serbest iradesiyle yapacağı seçime bağlamıştır.

42/ŞÛRÂ-13: “Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).”

“(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh`a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm`e, Hz. Musa`ya ve Hz. İsa`ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah`a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O`na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır)”

29/ANKEBÛT-5: “Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu)”.

“Kim Allah`a mülâki olmayı (hayattayken Allah`a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah`ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah`a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir”

Fâtır Suresin 18.âyet-i kerimesinde de ruhun Allah’a dönüşünün nefsin tezkiyesine paralel gerçekleştiği görülmektedir.

35/FÂTIR-18: “Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru)”

“Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah`adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah`a döner, ulaşır)”

Kişinin Allah’a ulaşmayı dilemesiyle başlayan manevî tekâmül 7 safhada gerçekleşir. Allah’a ulaşmayı dilemek -  Mürşide tâbiiyet -  Ruhun Allah’a teslimi (1.teslim) - Fizik vücudun Allah’a teslimi (2.teslim) - Nefsin Allah’a teslimi (3.teslim) -  İrşad olmak - İradenin Allah’a teslimi (4.teslim)  

İşte bu 7 safha ve 4 teslim, Kur’ân’ın bütününü oluşturmaktadır. Allah’a ulaşmayı dilemedikçe hiç kimsenin kurtuluşa ulaşması söz konusu değildir. Allahû Tealâ Yûnus-7 ve 8’de Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin cehenneme gideceğini açık ve net olarak ifade etmiştir.

10/YÛNUS-7: “İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme`ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne)”

“Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah`a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır”

10/YÛNUS-8: “Ulâike me`vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne)”

“İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir)”

O halde kişinin serbest iradesiyle yapacağı bir kalbî dilek, cennetin ve cehennemin tek ayırıcıdır. Allahû Tealâ Allah’a ulaşmayı dileyen kişiyi, Şûrâ-13’e göre mutlaka Kendisine ulaştıracaktır. Bundan sonraki takva kademeleri, kişinin kendi gayretine bağlı olarak gelişecektir.

Unutulmamalıdır ki, bütün insanlar Allah’ın indinde birer evliya namzedidir. Her devirde Allah’ın velî kulları yaşamışlardır ve kıyâmete kadar da yaşamaya devam edeceklerdir. Bize düşen bir an evvel Allah’a ulaşmayı dileyerek Allah’ın bizim için tayin ettiği hidayetçiye tâbî olmak ve sahâbe gibi Kur’ân’ın bütününü hayatımıza tatbik etmektir.

Bir kez daha altını çizerek ifade etmek istiyorum;

“Ruh bir emirdir. Allah’tan gelmiştir ve Allah’a dönecektir. Allah’ın kendinden insana üflediği ruhunun tekâmüle ihtiyacı yoktur. İnsan vücudunda Allah’ın temsilcisi ruhtur. Ceza ya da mükâfata muhatap olması da asla söz konusu değildir.

 Fizik vücut, zahirî âlemin varlığıdır. Topraktan yaratılmıştır ve toprağa dönecektir.

Nefs, berzah âleminin varlığıdır. Yapısı itibarıyla devamlı şerri emretmektedir. Allah’ın bizden istediği şeytanın komuta merkezi olan nefsimizin karanlıklarını kapı dışarı edip, tamamen arındırmamızdır. Mükâfatın da cezanın da muhatabı nefstir. Mudessir Suresi’nin 38,39 ve 40.âyet-i kerimeleri bu gerçeği ortaya koymaktadır.”

HACET NAMAZI İLE MÜRŞİDİNİZİ ALLAH’TAN SORUN

Allah`a Kalben Ruhu Ulaştırmayı dileyen herkese mutlaka Hacet Namazı ile Mürşidlerini arayıp bulmalılar.

Allahû Tealâ, mürşide tâbiiyeti farz kılmıştır. Allah’a ulaşmayı dileyen kişi, mutlaka Allahû Tealâ’dan mürşidini soracaktır. İşte Fatiha Suresi bu konuda ilk adımı atıyor; mürşidin, Allah’tan sorulması lâzım geldiğini söylüyor. Allahû Tealâ ne diyor:

-1/FÂTİHA-1: “Bismillâhir rahmânir rahîm.”

“Rahmân ve rahîm olan Allah`ın ismi ile.”

-1/FÂTİHA-2: “El hamdu lillâhi rabbil âlemîn(âlemîne)."

“Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.”

-1/FÂTİHA-3: “Er rahmânir rahîm(rahîmi).”“Rahmân’dır, Rahîm’dir.”

-1/FÂTİHA-4: “Mâliki yevmid dîn(dînî).”

“Dîn gününün mâlikidir.”

-1/FÂTİHA-5: “İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).”

“(Allah`ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.”

“Eûzubillâhimineşşeytânirracîm, Bismillâhirrahmânirrahîm: Kovulmuş, recm edilmiş, taşlanmış şeytandan Allah’a sığınırım. Allah’ın ismiyle, Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla başlarım.”

“Dîn gününün sahibi olan… Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden istiane isteriz.” Yani “Mürşidimizin kim olduğunu yalnız Sana sorarız.”

“Yalnız Senden istianeyi isteriz.”

Öyleyse Allahû Tealâ’dan istiane istenmesi söz konusu, yardım istenmesi söz konusudur. Bu yardımın muhtevasına baktığımız zaman, yardımın, istianenin, Allah’tan mürşid isteme konusunda olduğunu görüyoruz. Allahû Tealâ, “Yalnız Sana kul oluruz.” ifadesiyle, insanların sadece Allah’a kul olabileceğini ifade ediyor. “Yalnız Senden istianeyi isteriz.” ifadesi ise, “Mürşidimizi yalnız Sen belirleyebilirsin.” mânâsını taşıyor.

Mürşid kimden sorulur? Yalnız Allah`tan sorulur. “İyyâke nestaîn” ifadesi bunu ifade ediyor. Niçin?

-1/FÂTİHA-6: “İhdinas sırâtel mustakîm(mustakîme).”

“(Bu istiane`n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM`e hidayet et (ulaştır).”

“Mürşidimizi Senden sorarız ki; O’na tâbî olalım, ruhumuz vücudumuzdan ayrılsın ve Senin Sıratı Mustakîm’ine ulaşsın. Bizi böylece Sıratı Mustakîm’ine ulaştır. Ruhumuz Senin Sıratı Mustakîm’ine ulaşsın da, Sıratı Mustakîm üzerinden bir seyr-i sülûk yapsın ve Senin Zat`ına ulaşsın.”

Allah ile olan ilişkilerimizin bu dizaynına baktığımız zaman gördüğümüz odur ki; Allahû Tealâ’nın indinde, “insan ruhunun Allah’a ulaşması” diye bir müessese var. Ve ruhun Allah’a ulaşması, Sıratı Mustakîm isimli bir yolla gerçekleşir. Sıratı Mustakîm; Allah’a ulaştıran yolun adıdır. Nisa Suresi`nin 175. âyet-i kerimesi bunu veriyor:

HACET NAMAZININ KILINIŞI

Hacet namazının perşembeyi cumaya bağlayan gecelerde veya kandil gecelerinde kılınması asıldır. Ama bütün gecelerde kılınabilir. Önce boy abdesti alınr. Sonra hacet namazına niyet edilir.

Namazda aşağıdaki âyetler okunur:

1. Rekâtta: Subhaneke + Fatiha + 3 Âyetel Kürsî

2. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.

Rekâtın sonunda : Ettehiyyâtü

3. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.

4. Rekâtta: Fatiha + Ihlâs + Felâk + Nas.

Oturuş: Ettehiyyatü + Allahümme Salli + Allahümme Barik + Rabbena

Namaz tamamlandıktan sonra Allah`tan hacet neyse o istenir. Allah`tan mürşid istemek için bu namaz kılındıysa mürşid istenir.

Bu namazdan sonra hiç konuşmadan yatmak gerekir. Yatarken kıbleyi sağa alacak şekilde yatak kurulur. Vücudun ön cephesi kıbleye çevrilerek yanüstü yatılır, 3 Âyetel Kürsî okunur ve Allah`tan mürşid istenir. Eğer kişinin haceti mürşid değil de başka bir hedefe ulaşmaksa (zahirî veya batinî bir hedef olabilir) o hedefe ulaşmak istenir. Sessiz zikir (hafî zikir) bu istekten sonra başlar. Yanüstü yatıldığı için sağ kulak yastığa gelecektir. Baş biraz sağa, sola oynatılarak kulakta kalbin atışlarının, basınç sebebiyle rahatça duyulacağı pozisyona gelinir. Ve kalbin her çift atışında "Allah, Allah" diyerek kişi Allah`i zikr-i hafî ile (yani sessiz olarak) içinden zikredecektir.

Eğer ilk namazdan sonra yatıldığında birşey görülmez ise tekrar tekrar, her perşembeyi cumaya bağlayan gece namaza devam edilmelidir. Her gece de kılınabilir.

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ