Bugün: 22.04.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Ruhun, Allah’a Yolculuğu – 3

Ruhun, Allah’a Yolculuğu – 3

Hidayet; insan ruhunun yaşarken Allah`a (C.C.) ulaşmasıdır.
Hidayeti gizleyenler ise yazdıkları Kur’an-ı Kerim meallerinde;  ‘O`na (C.C.)  ulaşmak’,  ‘Allah`a (C.C.) ulaşmak’ ve ‘Allah`a (C.C.) mülâki olmayı dilemek’ gibi ifadeleri bilerek veya bilmeyerek değiştiren kişilerdir.

Hidayet, İslâm`ın en önemli kavramıdır. Çünkü bir insan ancak Allah`a (C.C.) ulaşmayı dilerse, Allahû Teâlâ’nın (C.C.) cennetine girmeye hak kazanabilir. Hidayeti gizleyenler bu sebeple halkımızı sonsuz cehennem azabına sürüklemektedir.
Sahâbe gibi olalım demeniz için sizin de imamınız olması lâzım ki, hidayete eresiniz. O imam dediğiniz hocanız sizi hidayete erdirebilecek mi? Öyleyse, mutlaka sizi hidayete erdirebilmek için kendisinin de hidayete ermiş olması lâzım. O imamlar yoksa koca bir yalancıdır. Hem de Allah`a karşı bir yalancı.

İslam, güzel ahlaktır.. Güzel ahlak ise `Allah`a ulaşmayı dilemekle başlar`.

YÛNUS–35: “Kul hel min şurekâikum men yehdî ilel hakk, kulillâhu yehdî lil hakk(hakkı), e fe men yehdî ilel hakkı ehakku en yuttebea em men lâ yehiddî illâ en yuhdâ, fe mâ lekum, keyfe tahkumûn (tahkumûne).”

De ki: “Sizin ortaklarınızdan Hakk`a hidayet edecek (ulaştıracak) kimse var mı?” De ki: “Allah, Hakk`a hidayet eder (ulaştırır). Öyleyse Hakk`a hidayet eden (ulaştıran) mı tâbî olunmaya daha lâyıktır (daha çok hak sahibidir) yoksa hidayete erdirilmedikçe, kendisi hidayete eremeyen kimse mi?” Artık size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?

Peki, peygamberlerin olmadığı dönemde İmam var mıydı? Tabii ki vardı. Bu imamlar, velayette irşat kademesine ulaşmış Allah dostlarının arasından Allah`ın seçtiği imamlardır. Neden seçtiği dedik, çünkü Allah; nebilerin hepsini imam kılmışken; vekâleten imamlık yapanlar ise; irşada ulaşmış Allah dostlarının içinden bir tane seçer.

ALLAH’IN (C.C.) DAVETİ

Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa (S.A.V.)’e de, risalet verildikten sonra inanmayanlar aynı gerekçelerle iman etmediler...

Onlar da günümüzdeki hidayetçileri aynen Hz. Muhammed (S.A.V.) gibi sadece bir beşer olarak gördüler. Yani kendileri gibi bir babadan olan, bir anadan doğan, yiyen, içen, evlenen, çocuk sahibi olan sıradan bir insan olarak gördüler. Kaldı ki, Allah (C.C.); “Biz resul göndermedikçe hiçbir kavme azap etmeyiz” demiyor mu?

Şimdi birçoğunuz aklına şu sorunun geldiğini ve “İşte açığını yakaladım. Allah dostlarına resul demek istiyorsun.” diyerek avucunu ovuşturuyorsunuz. Ama Ahzab Suresi’nin 40. Ayeti’ni okuyunca da aynı düşüncede olacak mısın diye ben de bu durumu çok merak ediyorum…

AHZÂB-40: “Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyin(nebiyyine), ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).”

“Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah`ın Resûl`ü ve Nebîler`in (Peygamberler`in) Hatemi`dir (Sonuncusu). Allah, herşeyi en iyi bilendir.”

Âyet-i kerime açık ve kesin bir şekilde Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz`in, hiçbir erkeğin babası olmadığını, Allah`ın (C.C.) Resûlü olduğunu ve resûllerin değil, Nebîler`in sonuncusu olduğunu ifade ediyor.

Zamanımızdaki nebî ve resûl kavramları birbirine karıştırılmış durumda olduğu için bu âyetin önemi çok büyüktür.

Allahû Tealâ (C.C.), Peygamber Efendimiz (S.A.V)`den sonra başka resûllerin geleceğini Duhan-10, 11, 12, 13, 14`te ve Furkan-27, 28, 29 ve 30`da açıklıyor. Ve bütün nebîlerden sonra resûl (Devrin İmamı) geleceğini Al-i İmran Suresi’nin 81. âyet-i kerimesinde açıklıyor.

Bu ayetlere rağmen hâlâ; “Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimizden başka ne nebi ne de resul gelmeyecektir” derseniz biliniz ki, “Nebi gelmeyecek” diyerek Kur’an-ı tasdik ediyorsunuz ama “Resul de gelmeyecek” diyerek maalesef Kur’an-ı Kerim’in Ahzab Suresi’nin 40. Ayeti’ni inkâr etmiş oluyorsunuz.

Resullerin (Devrin İmamlarının), bir peygamber olmadığını aslında hepimiz Ahzab Suresi’nin 40. Ayeti’nin kesim hükmüyle biliyoruz. İşte bu noktada bu ayetin insanların bilinç altındaki algılama yanlışlığını tetikleyen şeytan, maalesef bir çok Ümmet-i Muhammed’i (S.A.V.) şaşırtmıştır ve şaşırtmaya da devam etmektedir. Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimizden sonra Resul (Devrin İmamı) gelmediğini ve bundan sonra da gelmeyeceğini, Kur’an’da sizin düşüncelerinizin aksini söyleyen ayetlere rağmen nasıl iddia edersiniz?

Bakara/186; “Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).”

“Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).”

Peki, sizler Allah’ın (C.C.) davetine icabet ettiğinizden emin misiniz?

İslam dini, biliyoruz ki teslim dinidir. Peki, siz bu davete icabet etiniz mi? Neyinizi Allah’a (C.C.) teslim ettiniz?

Allah (C.C.), Müzemmil Suresi’nin 8. Ayeti’ de; “Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
“Ve Rabbinin İsmi`ni zikret ve her şeyden kesilerek O`na ulaş.” diyor.

İnsan’a Allah (C.C.) tarafından üfürülmüş olan, insandaki Allah`ın (C.C.) ruhunun, hayatta iken Allah`a (C.C.) ulaşması emrolunuyor, yani farz kılınıyor. Secde Suresi’nin 9. Ayeti’nde Allah (C.C.) insana ruhundan üfürdüğünü açıklıyor.

SECDE-9: “Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).”

“Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhumdan üfürdüm ve sizler için sem`î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldım. Ne kadar az şükrediyorsunuz.”diyor.

Fecr Suresi’nin 27, 28, 29 ve 30. ayetlerinde Allah (C.C.), ruha; "Geri dönerek Rabbine ulaş." emrini veriyor.

FECR-27: “Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh(mutmainnetu).”

“Ey mutmain olan nefs!”

FECR-28: “(İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).”

“Rabbine dön (Allah`tan) razı olarak ve Allah`ın rızasını kazanmış olarak!”

FECR-29: “Fedhulî fî ibâdî.”

“(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah`a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.”

FECR-30: “Vedhulî cennetî.”

“Ve cennetime gir.”

Peki, siz Yüce Allah’a (C.C.) yönelip, O’na (C.C.) teslimiyetinizi gerçekleştirdiniz mi?

Bütün bunların doğrusunu öğrenmek için ise Allah (C.C.) ne yapmamız gerektiğini bize Fatiha Suresi’nin 5. Ayeti kerimesinde açıkça söylemiş ve biz her gün en az 40 kez bu duayı okuyoruz.

Peki, neden gereğini yapmıyoruz?

Allah ne diyor Fatiha 5’ de:

“İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).”

“(Allah`ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.”

Allahû Teâlâ insanı kul olsun diye yaratmıştır:

ZÂRİYÂT-56: “Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya`budûn(ya`budûni).”

“Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım.”

Kişi, Allah`a (C.C.) ulaşmayı dilediği anda 1. kulluk söz konusudur. Düşünce olarak kişinin kafasında Allah`a (C.C.) ruhunu ulaştırmak vardır. Mürşidine ulaştığı zaman 2. kulluktadır. Kişi mürşide tâbî olduğunda, ruhu orada vücudundan ayrılarak, Allah`a (C.C.) doğru yola çıkar. Kişinin ruhu Allah`a (C.C.) ulaştığı zaman 3. kulluk söz konusudur. Fizik vücudunu ahsen kılarak Allah`a (C.C.) teslim ettiğinde 4. kulluk daha sonra daimî zikre ulaşıp, nefsini de Allah`a (C.C.) teslime edince ve 5. kulluk gerçekleşir. İhlâs`a ulaştığında 6. kulluk; iradesini de Allah`a (C.C.) teslim ettiğinde 7. kulluk gerçekleşir.

İnsanlar, dîn günü ve Hakk günü Allah`a (C.C.) kul olmak üzere yola çıkmaktadırlar:

FÂTIR-18: “Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru).”

“Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o takdirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah`adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah`a döner, ulaşır).”

Fatiha Suresi, ruhun Sıratı Mustakîm üzerinde yaptığı yolculuğu ve fethi tamamlayan bir suredir. Kur`ân-ı Kerim`in temel suresidir.

İstiane yalnız Allah`tan (C.C.) istenen ve Sıratı Mustakîm`le %100 alâkalı bir yardımdır. Ruhun Allah`a (C.C.) doğru yola çıkması için kişi mürşidi önünde diz çöküp, tövbe eder ve devrin imamının ruhu kişinin başının üzerine gelir ve kişinin ruhuna vücudu terk etmesini emreder.

İstianenin nasıl isteneceğini ise Bakara Suresi 45 ve 46. âyetler tarif etmektedir:

BAKARA-45: “Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).”

“(Allah`tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah`a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.”

BAKARA-46: “Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).”

“Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab`lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O`na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.”

Kişiyi mürşide ulaştıracak olan yardım, Allah`tan (C.C.) istenir. Allahû Tealâ (C.C.) bunun zor bir iş olduğunu ama huşû sahipleri için zor olmadığını ifade etmektedir. Sonra da huşû sahiplerini tarif etmektedir: "Onlar yakîn hasıl ederek, kesin olarak, inanırlar ki ruhlarını ölmeden evvel mutlaka Allah`a (C.C.) ulaştıracaklardır. Ölümden sonra da ruhları Allah`a (C.C.) geri döndürülecektir."

Allahû Tealâ Secde Suresi’nde diyor ki:

SECDE-11: “Kul yeteveffâkum melekul mevtillezî vukkile bikum summe ilâ rabbikum turceûn(turceûne).”

“De ki; size vekil kılınan ölüm meleği, sizi vefat ettirecek (öldürecek). Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz."

İnsan vücudundaki elektromanyetik alanlar sona erdiğinde vücudun, ruhu da nefsi de çekme yetkisi kalmaz. Eğer kişinin ruhu vücudundaysa ruh ve nefs ikisi beraber sigara dumanı gibi vücuttan ayrılırlar. Kişinin ruhu başının sağ tarafında nefsi de sol tarafında yere paralel olarak, vaziyet alır. Vücudun her şeyiyle birer kopyasıdırlar. İnsanlar ne zaman ruhlarını ya da nefslerini görseler kendilerinin aynısını görürler.

Kişi öldüğü zaman eğer ruhu vücudundaysa Azrail (A.S.)`ın yardımcıları onu alıp Allah`a (C.C.) götürür. Eğer kişinin ruhu Allah`a (C.C.) ulaşmışsa o ruh Allah`ın (C.C.) katından geri gelir. Ölüm melekleri gene onu alır ve Allah`a (C.C.) götürür. İşte bu ikinci dönüştür. Bakara-46`da Allahû Tealâ`nın (C.C.) ifade ettiği ruhun ikinci defa Allah`a (C.C.) dönüşü, bu sebepledir. Bakara-46, hidayete erenlerin âyet-i kerimesidir. Hidayete ermek ruhun Allah`a (C.C.) ulaşmasıdır.

ÂLİ İMRÂN-73: “Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).”

“Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah`a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah`a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz`in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah`ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi`dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm`dir (en iyi bilendir).”

BAKARA-120: “Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).”

“Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah`a ulaşmak (Allah`ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” .Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah`tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.”

MÜRŞİD FARZ MIDIR?

Kişiye mürşidini Allah`tan (C.C.) başka kimse gösteremez. Bu sebeple istiane (mürşid) sadece Allah`tan (C.C.) istenir. Kişi hacet namazı kılar, sabreder, eğer gerçekten Allah`a (C.C.) ulaşmayı dilerse, Allahû Teâlâ (C.C.) mutlaka mürşidini gösterir.

Ama Allah`a (C.C.) ulaşmayı dilemeyen bir insan; "Ben Allah`a (C.C.) ulaşmayı istiyorum, Allah (C.C.) bana mürşidimi göstermiyor" diyorsa, o kişi bilsin ki, Allah (C.C.) sadece Allah`a (C.C.) ulaşmayı dileyenlere mürşidini gösterir. İstek olsa Allahû Teâlâ (C.C.) mutlaka ona mürşidini gösterir. Çünkü Allahû Tealâ (C.C.), sadece Allah`a (C.C.) ulaşmayı dileyenlerden engelleri alır. Ondan sonra kişi, görür, işitir, idrak eder ve davete icabet eder. Bu engeller alınmadıkça kimse davete icabet edemez. Allah (C.C.) kalpleri en iyi bilendir.

Peki, bu yardımı nasıl alacağımızı biliyor musunuz?

Şayet biliyorsanız neden Yüce Allah’tan (C.C.) sorup da doğruyu öğrenmiyorsunuz?

Din, Yüce Allah’ın (C.C.) dini; kime hikmeti vereceğinin, kimi mürşitlik ile görevlendireceğinin karar yetkisi sadece Allah’a (C.C.) aittir.

Aksini zaten düşünmüyor olmalısınız. Öyle ise yapmanız gereken şey de mürşidinizi Allah’tan (C.C.) sorarak istianeyi (Mürşidinizi) öğrenmelisiniz. Tabi isterseniz; “Bu Devrin İmamı kim?” diye de sorabilirsiniz. Aldığınız cevaba göre de hareket edersiniz. Öyle ise münakaşa etmeye ve Yüce Allah’ın (C.C.) bir Velisine sataşmaktan da kurtulursunuz.

ALLAH DOSTLARI

Efendimiz S.A.V. onları “Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir.(Tirmizi, İbni Mace, Ebu Davud]" ve “Ümmetimin âlimleri beni İsrail peygamberleri gibidir. (İmam-ı Yâfiî, İmam-ı Rabbani, Abdülgani Nablusi, Neşr-ül-mehasin]” diyerek övmüştür.
Onlar dini yaşamak isteyip de yaşamayanlara dini yaşamada, dini öğrenmek isteyip de öğrenemeyenlere dini öğrenmede rehberlik ederler. Onlar Hz. Rasulullah’ın ümmetine sahip çıkarlar. Onlar bir insan daha secde etsin diye gece ve gündüz uğraşırlar. Onlar Rabbini bilmeyen kulları, Rabbi ile, Peygamberini bilmeyen ümmeti, Peygamberi ile, aslını bilmeyen insanlığı ise aslı ile tanıştırırlar. Onlar tüm ümmeti Muhammed affolunsun diye geceleri sabahlara kadar gözyaşı dökerler...

İşte, Allah’ın rahmetinin tezahürü olan bu zatlar her devirde olmuştur.

Bundan dolayı ne kendinizi, ne de başkalarını itham altında bırakmaya gerek yok. İnşallah yazdıklarım sizleri biraz olsun düşündürecektir ve hidayete ermenize vesile olacaktır…
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1687