Bugün: 12.12.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Ruhun Allah’a Yolculuğu – 7

Ruhun Allah’a Yolculuğu – 7

....................................
`Dünya, ahiretin tarlasıdır. Ne ekersen,onu biçersin.`

Yaratan, öldüren ve rızık veren Allah’ü Teâlâ olduğuna göre; neden onun yarattığı kullarından korkar, yersiz endişelere kapılırız?

Sıkıntılardan kurtulmak için neden Allahü Teâlâ yerine, O’nun kuluna sığınma ihtiyacı duyarız?
Bunun en önemli sebebi insanların olayları (bunun içinde kendi yaradılışı ve dünyaya gönderilme sebepleri de var) sadece dünya gözüyle yorumlaması ve kalp gözünü açmaya yönelik bir gayretin içinde olmamasıdır.

Dünya hayatının ötesini idrak edebilen insanlar, her şeyin Allah tarafından yaratıldığını bilir ve kendi hemcinsi olan insana değil; o insanı mükemmel bir şekilde Yaratan’a kul olur. Çünkü mantık bunu gerektirir. Yani en mükemmele kul olmak…

En mükemmele yani Allah’a kul olan gerçek mümin, mahlûkattan korkmayı bir kenara bırakır ve mahlûkatı mükemmel bir şekilde yaratan Allah’ın yüceliğini tüm benliğinde hissederek O’na karşı büyük bir sevgi ve saygı besleyerek tüm korkularından arınma imkânı bulur. Gerçek mümin o kişidir ki; Allah`tan başka güvenilecek, dost edinilecek hiç kimse ve hiçbir şey yoktur düşüncesi üzerine hayat çizgisinin yönünü belirler.

İnsanoğlu Allah`a ulaşmayı dilemedikçe Allah`ın hizmetinde olamaz. Allah`ın yolunda değildir ama hiç farkına bile varmadan şeytana bir ömür boyu hizmet edecektir.

Allahü Teâlâ, kendinden başkasına sığınanları bakın neye benzetiyor; "Allahü Teâlâ’dan başka dost edinenin hâli, örümceğin durumuna benzer. Hâlbuki barınakların en çürüğü örümcek yuvasıdır." (Ankebut 41)
ANKEBÛT-41 مَثَلُ الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ أَوْلِيَاء كَمَثَلِ الْعَنكَبُوتِ اتَّخَذَتْ بَيْتًا وَإِنَّ أَوْهَنَ الْبُيُوتِ لَبَيْتُ الْعَنكَبُوتِ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
Meselullezînettehazû min dûnillâhi evliyâe ke meselil ankebût(ankebûti), ittehazet beytâ(beyten) ve inne evhenel buyûti le beytul ankebût(ankebûti), lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne
).

Allah`tan başka şeyleri dost edinenler ya putları; ya da şeytanı dost ediniyorlar. Ama her halükârda şeytan zaten onların dostları.

Allah`a ulaşmayı dilemeyen herkes Allah`tan başkalarını kendilerine dost edinmiş demektir.
39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
“Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah`a yöneldiler (Allah`a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!”

"Allah`a ulaşmayı dilemeyenler, onlar tagutun dostlarıdır. Allah`a ulaşmayı dilemeyenler, şeytanın adımlarına tâbî olurlar ve onlara şeytan münker ve fuhuşla emreder."

24/NÛR-21: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).

“Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah`ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah`ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem`î`dir (en iyi işitendir) Alîm`dir (en iyi bilendir).”

Allah`a ulaşmayı dilemeyen herkes şirktedir. Allah`a ulaşmayı dilemediği için müminlerin arasında değildir ve küfürdedir. Ama putlara tapanlar da, hevalarını kendilerine ilâh edinenler de şirktedir.

Allahü Teâlâ Kur’an-ı Kerim`le sarsılmaz bir kale ortaya koymuş ve bütün açıklamaları yapmıştır. Tabii ki İblis de asırlar boyunca insanları Kur`an denilen o büyük hakikatin dışına taşımaya çalışmış ve maalesef önemli ölçüde başarmıştır. Hatta öyle bir başarıya ulaşmış ki, aradan geçen yüzyılların sonunda insanlar Kur`an`ın temel faktörlerini tamamen unutmuşlar ve bu sebepten dolayı insanların çok büyük bir kısmı gizli şirktedir ve farkında de değiller. Çünkü onlar Allah`a ulaşmayı dilemiyorlar.

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
“O`na (Allah`a) yönelin (Allah`a ulaşmayı dileyin) ve O`na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.”

30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).

“(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.”

Zikir; özellikle İslam kimliğinin en belirgin özelliği ve Allah rızasını kazanmanın ilk şartıdır. Allah’ın ismini çokça zikretmek; sıkıntıları bertaraf edecek ve gönül kapılarını Allah’a doğru açacak en etkili ilaçtır. Kim Allah`ı anmaktan uzaklaşırsa, kim Âlemlerin Rabbinden kendisine gönderilmiş olan o yüce kitaptan yüz çevirirse; kendi eliyle hem dünyasını, hem de ahiretini ziyan etmiş olur.

İnsanoğlunun gönlünü ferahlatacak diğer iki anahtar ise; ‘Faydalı İlim’ ve ‘Salih Amel’dir.
Beşerin en büyük ihtiyacı, bedenle birlikte rûhun da ebedî seâdetini temin etmektir. Bu da, Allâh rızâsını kazanmaya bağlıdır. Allâh`ın rızâsı ise, kâmil îmânla birlikte sâlih amellerle elde edilebilir.

Kuran-ı Kerim-i ezberleyen değil, yaşayan kurtulur.

Mübahlarda İleri Gitme: Yeme, uyku, konuşma gibi mubahlarda fazla ileri gitme, orta yolu bul. Bu konudaki uyarıcı ayetlere kulak ver:  "Onlar ki boş ve faydasız şeylerden (lağv) yüz çevirirler" (Kasas 55)

28/KASAS-55 وَإِذَا سَمِعُوا اللَّغْوَ أَعْرَضُوا عَنْهُ وَقَالُوا لَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَا نَبْتَغِي الْجَاهِلِينَ
Ve izâ semiûllagve a’radû anhu, ve kâlû lenâ a’mâlunâ ve lekum a’mâlukum selâmun aleykum lâ nebtegîl câhilîn(câhilîne
).

“Ve onlar, boş lâf işittikleri zaman yüz çevirdiler ve: "Bizim amelimiz bize, sizin ameliniz sizedir. Selâm sizin üzerinize olsun. Biz cahillerle (beraber olmak) istemeyiz (ilgilenmeyiz)." dediler.”
 İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın. (Kaf Süresi 18. ayet) Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz. (Âraf Süresi  31. ayet)

Huzuru ve saadeti malda mülkte, makam ve mevkide arayanlar seni aldatmasın. Aksi takdirde hüsrana uğrayanlardan olursun.

“Allah`tan korkanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hala akıl erdirmeyecek misiniz?” (Araf Suresi, 169) diye çok net bir şekilde bizleri uyarıyor Allahü Teâlâ.

A`RÂF-169 فَخَلَفَ مِن بَعْدِهِمْ خَلْفٌ وَرِثُواْ الْكِتَابَ يَأْخُذُونَ عَرَضَ هَذَا الأدْنَى وَيَقُولُونَ سَيُغْفَرُ لَنَا وَإِن يَأْتِهِمْ عَرَضٌ مُّثْلُهُ يَأْخُذُوهُ أَلَمْ يُؤْخَذْ عَلَيْهِم مِّيثَاقُ الْكِتَابِ أَن لاَّ يِقُولُواْ عَلَى اللّهِ إِلاَّ الْحَقَّ وَدَرَسُواْ مَا فِيهِ وَالدَّارُ الآخِرَةُ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ

Fe halefe min ba’dihim halfun verisûl kitâbe ye’huzûne arada hâzel ednâ ve yekûlûne se yugferu lenâ ve in ye’tihim aradun misluhu ye’huzûh(ye’huzûhu), e lem yu’haz aleyhim mîsâkul kitâbi en lâ yekûlû alâllâhi illel hakka ve deresû mâ fîh(fîhî), ved dârul âhıretu hayrun lillezîne yettekûn(yettekûne), e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).

Artık onlardan sonra, sonraki nesil halef oldu (onların yerine geçti). Kitab`a varis oldular. Ve: “Yakında bize mağfiret edilecek (günahlarımız sevaba çevrilecek).” diyerek, bu değersiz dünya malını alırlar (aldılar). Ve onun gibi bir misli daha dünya malı onlara gelse, onu da alırlar. Allah`a karşı haktan başka bir şey söylememeleri için onlardan Kitab`ın misaki alınmadı mı? Ve onun içindekileri, onlar okudular (öğrendiler). Takva sahibi olanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hâlâ akıl etmez misiniz?

Allahû Tealâ: "Bana ulaşmayı dileyeceksiniz, dilemezseniz cehenneme girersiniz. Dilerseniz mutlaka Benim cennetime girersiniz." diyor. 14 asır sonra bugün, "Allah`a ulaşmak diye bir şey Kur`ân-ı Kerim`de yoktur." deniliyor; bütün sahâbe, Allah`a ulaşmayı dilemelerine rağmen.

Allahû Tealâ: "10 ihsanla tâbî olacaksınız." diyor, tâbiiyeti üzerimize farz kılıyor. Tâbiiyet olmazsa, Allah`ın üzerimize 12 defa farz kıldığı ruhu hiç kimsenin, Allah`a ulaştırması mümkün olmaz. Bütün sahâbe, kâinatın En Büyük Mürşidi`ne ulaşmasına rağmen insanlar, misaklerini unutmuşlar ve "Son Tâbiiyet Müessesesi, Son Peygamber, Peygamber Efendimiz (S.A.V)`dir. O`ndan sonra bir daha mürşid gelmeyecektir." diyorlar. Bütün sahabe, irşad makamının sahibi olmalarına rağmen (Tevbe-100).

Böyle bir dizayn içerisinde, ruhun Allah`a ölmeden evvel ulaştırılması (üzerimize 12 defa farz kılınan bir husus) inkâr ediliyor. "Ruh, insana hayat verdiği için, ölümden sonra Allah`a ulaşır. Fizik vücudun teslimi diye bir teslim yoktur. Nefsin teslimi diye bir teslim yoktur. İradenin teslimi diye bir teslim yoktur." deniyor. Ve bu 7 tane safhanın hepsi, inkâr ediliyor ve buradaki söz söyleniyor: "Mutlaka bize mağfiret edilecek, Peygamber Efendimiz (S.A.V.), kıyâmet günü bize şefaat edecek, hepimiz kurtulacağız." diyorlar.

Bir başka ayeti kerime de şöyledir: "Şu insanlar, çarçabuk geçen dünyayı seviyorlar da önlerindeki çetin bir günü (ahireti) ihmal ediyorlar." (İnsan Süresi 76/27. ayetler)

Ebu Hureyre Radıyallahu Anh anlatıyor: "Resûlullah Aleyhissalâtu Vesselâm (S.A.V.) buyurdular ki: "Cennette, yay kadar bir yer, güneşin üzerine doğduğu veya battığı şeyden (dünyadan) daha hayırlıdır."

Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (S.A.V)`in bildirdiği gibi; bu dünyadaki nimetler cennet nimetlerinin ancak çok küçük bir örneği olabilir. Dünya hayatının nimetleri ne kadar güzel, etkileyici ve kalıcı görünse de, insan bunların ardında gizlenen bu önemli gerçeği hiçbir zaman unutmamalıdır.

ALLAH`A ULAŞMAYI DİLEMEK YOKSA; KURTULUŞDA YOKTUR...

(Yunus Suresi’nin 7 ve 8. ayetleri gereği), dünya hayatında yaşarken Allah`a ulaşmayı dilemeyenler ayetlerden gafil olanlardır ve gidecekleri yer ateştir.(CEHENNEMDİR)

10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme`ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).

“Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah`a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.”

10/YÛNUS-8: Ulâike me`vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

“İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).”

Kur`ân-ı Kerim`in en önemli âyetlerinden biriyle karşı karşıyasınız. Bu âyet-i kerime, Kur`ân-ı Kerim`in birinci safhasını anlatır; ‘Allah`a Ulaşmayı Dilemek’.

Sadece bir tek dilek. Allah`a ulaşmayı dilemek yoksa, kurtuluş da yoktur. Allah`a ulaşmayı dilemeyen bir insan, Allah`ın hanif fıtratıyla yarattığı bütün sistemlerini, kapalı ve mühürlü tutmaya karar vermiş bir insandır. Âyetleri bilse de bilmese de netice değişmez. Bir insan Allah`a ulaşmayı dilemedikçe, cennete gitmesi mümkün değildir.

İnsanlar için sadece iki tane alternatif vardır; Allah`a ulaşmayı dilemek ve Allah`a ulaşmayı dilememek.
Bir insan, hayattayken ruhunu Allah`a ulaştırmayı dilemezse gideceği yer cehennemdir. Bu insan, 80 yaşında ölse, sorumluluk 15 yaşında başladığı için hayatının 65 senesini ibadetle geçirmiş ve İslâm`ın 5 şartını ömür boyunca yerine getirmiş olsa, yani namaz kılmış, oruç tutmuş, zekât vermiş, hacca gitmiş, kelime-i şahadet getirmiş olsa bile en önemli, en büyük ibadet olan zikri yapmamıştır. İslâm`ın 5 şartı arasına zikri koymamıştır. Allah`a ulaşmayı dilemediği cihetle bu ibadetlerin hiçbiri onu kurtaramaz. İbadet yapmıştır ama Allah`a kul olamamıştır. Çünkü ilk kulluk, Allah`a ulaşmayı dilemekle başlar. Ve de Allah`a kul olamayan cennete giremez, dünyada da mutlu olamaz.

"İslâm" kelimesi, Allah`a teslim olmak demektir. İslâm ve teslim kelimeleri aynı kökten gelir: Sin, lâm ve mim. Bize anlatılan İslâm`ın 5 şartının içinde Allah’a teslim olmak yoktur.

Oysaki Allahû Tealâ; ruhu, fizik vücudu, nefsi ve iradeyi Allah`a teslim etmeyi emretmektedir. Bunlar üzerimize farz kılınmıştır.

Bütün sistemleri 7`li olan İslâm`ın inanç şartları, bugün 6`ya indirilmiştir. Mü`min olmanın 7. inanç şartı (ruhun ölmeden evvel Allah`a ulaştırılmasına inanmak) devreden çıkarılmıştır. İslâm`ın 6. ve 7. şartlarının da bu asr-ı hidayette yerli yerine ulaştırılması lâzımdır. İslâm`ın 5 tane şartı, kurtuluşu içermemektedir. Ama eğer onlara ruhu ölmeden evvel Allah`a ulaştırmayı dilemek 6. şart olarak; ruhu, vechi, nefsi ve iradeyi Allah`a teslim etmek 7. şart olarak ilâve edilirse o zaman İslâm`a lâyık bir değer oluşur. Bütün sahâbe, bu 7 tane şartı yerli yerine oturtmuş, hepsini gerçekleştirmişlerdir.

Allah`ın sözü var. Kim Allah`a ulaşmayı dilerse, Kendisi’ne ulaştırır. Yani o kişi, Allah`a ulaşmaz. Allah, onu Kendisi’ne ulaştırır. Allah ona öyle yardımlar eder ki, kişi Allah`tan 12 tane ihsan alır ve bu ihsanlarla mürşidine ulaşır.

Allah önce Rahîm esmasıyla tecelliye başlar, gözlerdeki hicab-ı mestureyi alır, kulaklardaki vakrayı alır, kalpteki mührü açar, küfrü alır, kalpteki ekinneti alır, yerine ihbat koyar. Allahû Tealâ, kişinin kalbine ulaşır, kalbin nur kapısını Allah`a çevirir, göğsünden kalbine nur yolu açar, kişinin huşûya ulaşmasını sağlar. Mürşidini gösterir. Ve kişi mürşidine ulaşıp, önünde diz çökerek tövbe eder. 7 tane ni`met alır. Ve bu ni`metlerle kişi önce ruhunu, sonra vechini, nefsini ve iradesini adım adım Allah`a teslim etmek için hazır hale gelir.

Böylece nefs tezkiyesini gerçekleştirecek ve ruhunu Allah`a ulaştıracaktır. Allah`ın sözü buraya kadardır. Ondan sonra kişi, şeytanın şiddetli saldırısına defalarca uğrar. İblis onu o hidayet noktasından tekrar aşağı düşürmek için ardarda bütün gayretini sarf eder.

Bu âyet, birçok âyetle illiyet rabıtası içerisindedir. Allah`a ulaşmayı dilemeyenlerin cehenneme gitmesi burada, Allah`a ulaşmayı dileyenlerin kurtuluşu ise Vel Asr Suresi’nde anlatılmaktadır:

103/ASR-1: Vel asr(asri). Asra yemin olsun. 103/ASR-2: İnnel insâne le fî husr(husrin).
Muhakkak ki insan, gerçekten hüsrandadır. 103/ASR-3: İllellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve tevâsav bil hakkı ve tevâsav bis sabr(sabrı
).

Ama âmenû olanlar (ilk 7 basamağı aşanlar), nefs tezkiyesi yapanlar (ikinci 7 basamağı aşanlar), Allah`a ruhu ulaşıp Hakk`ı tavsiye edenler (üçüncü 7 basamağı aşanlar) ve sabrı tavsiye edenler (dördüncü 7 basamağı aşanlar) hariç.

Allah`a ulaşmayı dileyenler Allah`a ulaşacaklardır. Yunus Suresi’nin 7. âyet-i kerimesi aşağıdaki 4 âyetle direkt olarak ilişkilidir.

11/HÛD-29: Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne).

“Ve ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak (bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allah`a aittir. Ve ben âmenû olanları (Allah`a ulaşmayı dileyenleri) tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki onlar, Rab`lerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar). Ve lâkin ben, sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.”

29/ANKEBÛT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu).

“Kim Allah`a mülâki olmayı (hayattayken Allah`a ulaşmayı) dilerse, o takdirde muhakkak ki Allah`ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah`a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.”

29/ANKEBÛT-6: Ve men câhede fe innemâ yucâhidu li nefsih(nefsihî), innallâhe le ganiyyun anil âlemîn(âlemîne).

“Ve kim cihad ederse, o taktirde sadece kendi nefsi için cihad eder. Muhakkak ki Allah, âlemlerden müstağnidir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur).”

42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

“(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh`a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm`e, Hz. Musa`ya ve Hz. İsa`ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah`a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O`na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).”

Kim Allah`a ulaşmayı dilemezse bu dünyada hangi ilim kademesini temsil ederse etsin o, Allah`ın âyetlerinden gâfildir.

Allahû Tealâ, bu âyet-i kerime gereğince, Allah`a ulaşmayı dilemeyen bir kişinin gideceği yerin mutlak olarak cehennem olduğunu söylüyor. Bu, Kur`ân-ı Kerim`in "olmazsa olmaz" şartıdır. Kim Allah`a ulaşmayı dilemezse, dilemeyen kişinin kurtuluşu hiçbir şekilde mümkün değildir. Dileyen kişi ise mutlaka Allah`ın cennetine girer. Yunus Suresi 7 ve 8. âyet-i kerimeleri, cennetin anahtarı, cehennemin de kilididir.
Bundan 14 asır evvel bütün sahâbe Allah`a ulaşmayı dilemişler ve Allah`a ulaşmışlardır:

39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).

“Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah`ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl`elbabtır (daimî zikrin sahipleri).”

İnsanoğlunun ruhunu Allah`a ulaştırma noktasına dikkatle bakın: Kişi, Allah`a ulaşmayı diliyor, Allah onu mürşidine ulaştırıyor, nefs tezkiyesine başlatıyor ve kişi mutlaka ruhunu Allah`a ulaştırıyor. Allah`a ulaştığı takdirde kişinin kurtulmaması mümkün değildir.


Allah hepinizden razı olsun… Tüm güzellikler sizlerin olsun. İnşallah…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1440