Bugün: 22.01.2018

Ruhun Allah’a Yolculuğu- 4

.....
Allah`ın bizleri ne kadar çok sevdiğini, bütün emirlerinin sadece ve sadece bizim mutluluğumuz için olduğunu, O’nu (Allah`ı) dilememizi, O’na (Allah`a) yönelmemizi ne kadar çok istediğini, bizler için ne büyük güzellikler, nimetler hazırladığını idrak etseydiniz, O’nu (Allah`ı) dilemeyip, (Allah`a) yönelmediğiniz için utanırdınız...

Mutluluğun anahtarı Allah’a ulaşmayı dilemektir.  Allah’a ulaşmayı dileyerek iman etmek insan hayatının en önemli konusudur. İnsana hem dünyada, hem de ahirette mutlu ve huzur dolu bir yaşam sunar. İman eden (Allah’a ulaşmayı dileyen insanların), Allah’a karşı duydukları sevgi, bağlılık ve kadere olan teslimiyetleri, onları huzursuz edebilecek her türlü nedeni ortadan kaldırır.

Çünkü Allah’a ulaşmayı dileyen insan için hayatı boyunca ‘kötü’ olarak nitelendirebileceği hiçbir şey yoktur. Yüce Allah’ın, zahiren ‘şer’ gibi olan her şeyi, kendisi için ‘hayra’ dönüştüreceğini çok iyi bilmektedir. Bu da müminin her zaman imani bir coşkuya sahip olmasını sağlar. Herkesin karamsar olduğu ortamlarda bile, onu üzecek herhangi bir neden mevcut olmadığından, neşesinden hiçbir şey kaybetmez.

Allah’a inanan, O’na dua eden ve tevekkül eden insanların, diğer insanlardan hem ruhsal, hem de fiziksel olarak daha sağlıklı olmalarının sebebi, yaratılışlarına uygun davranmalarıdır. İnsanın yaratılışına aykırı olan felsefe ve sistemler ise, insanlara hep acı, hüzün, sıkıntı ve bunalım getirir.

Eğer hayat gemisi; iman ve kuran rehberliğine bırakılırsa insanı ihlaslı olmaya ve Allah’tan gelene razı olunan ilahi limana ulaştırıp insanın ruhunu saadet ve mutluluk ülkesine teslim eder.

"İSLÂM, NUH`UN GEMİSİ`DİR. GEMİYE BİNEN KURTULUR"

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) buyuruyor:  “İslâm, Nuh’un Gemisi’dir. Gemiye binen kurtulur.”

Acaba, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimizin bu hadîs-i şerifle bize vermek istediği mesaj nedir?

Allahû Tealâ Şura Suresi’nin 13. Ayet-i Kerimesi’nde buyuruyor:

42/ ŞURA-13: “Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmud dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allahu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).”

“Dîni ikame edin ve fırkalara ayrılmayın.” diye dîn olarak Nuh’a vasiyet ettiğimizi, sana vahyettiğimizi, İbrâhîm’e, Musa’ya ve İsa’ya vasiyet ettiğimizi, sizin için de (Allah) şeriat kıldı. Müşriklere, kendilerini davet ettiğin şey (Allah’a davet) ağır geldi. Allah kimi dilerse onu Kendisine seçer ve Kendisine yöneleni O’na (Kendisine) ulaştırır.”

İşte Nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimiz’in de şeriati, Nuh Aleyhisselâm’ın şeriatıdır. Ve “İslâm, Nuh’un Gemisi’dir. Gemiye binen kurtulur.” Bu ezelî ve ebedî şeriat muhtevasının içinde yer alan insanlar, mutlaka kurtulacaklardır.

ACABA BU GEMİYE BİNEBİLMENİN ÖN ŞARTI NEDİR?

Allah bu sualin cevabını da Hud Suresi’nin 29. Ayet-i Kerimesi’nde veriyor. Nuh (A.S.) kavmine sesleniyor:

11/HUD-29: “Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenu, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne).”

“Ve ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak (bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allah’a aittir. Ve ben âmenû olanları tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki; onlar, Rab’lerine mülâki olacaklar. Ve lâkin ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.”

Hayatta iken insan ruhunun Allah’a ulaşma dileği, gemiye binmenin olmazsa olmaz şartıdır. Allah’a ulaşmayı dilemek gerekir. Allah’a ulaşmayı dilemeyen hiç kimsenin bu gemide yer alması söz konusu değildir.

Yunus Suresi’nde Allahû Tealâ, evrensel mesajı şöyle veriyor:

10/ YUNUS-7: “İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme’ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).”

“Muhakkak ki; onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.”

10/ YUNUS-8: “Ulâike me’vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).”

“İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).”

Allah’ın şu dünya üzerinde yarattığı kadın-erkek hangi insan olursa olsun, hanif fıtratıyla üç vücut, serbest irade ve aklın sahibi olarak dünyaya gelir. Kulvara bütün insanlar eşit şartlarda başlarlar. Hiç kimsenin bir diğerinden farklı tarafı yoktur.

Allah herkese ruh veriyor:

32/ SECDE-9: “Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(ef’ideten), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).”

“Sonra (Allah) onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve onu (onun ruhunun kalbine) sem’i (kalbin işitme hassası) basar (kalbin görme hassası) ve fuad (kalbin idrak etme hassası) hassalarına (sahip) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.”

Allah herkesi bir nefsle dizayn ediyor:

91/ ŞEMS-7: “Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.”

“Yemin ederim ki o nefs sevva edildi (7 kademede).”

Allah herkesi bir fizik bedenle halk ediyor:

15/ HİCR-26: “Ve lekad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(in).”

“Andolsun ki Biz insanı şekillenebilen, kuru bir balçıktan yarattık.”

Ve Allahû Tealâ herkese serbest irade veriyor. “Aklı olmayanın dîni yoktur.” Evrensel mesajı, herkes için geçerlidir. Yani beyin özürlü olan hiç kimse, teklifle sorumlu değildir. Akıl bütün varlıklarda eşittir. Ama varlıkları birbirinden farklı kılan, aklı kullanabilme kapasitesidir. Bunun en üst seviyede tezahür ettiği mahlûk insandır. Allahû Tealâ’nın insana bahşettiği akıl, beyin vasıtasıyla vücudun bütün organlarına kumanda edebilmektedir.

İşte muhterem okuyucular, insan ve Allah. Allahû Tealâ, insan olarak yarattığı herkesi, birinci basamakta eşit şartlar içerisinde dünya hayatına gönderiyor.

İkinci basamakta Allah’ın seçtikleri ve seçmedikleri var. Allah’ın evrensel kanunları mucibince birtakım insanlar azabı hak etmişlerdir. Allahû Teâlâ onları seçmez.

1- Seçilmeyen 1. grup, Al-i İmran Suresi’nin 7. Ayet-i Kerimesi’nde Yüce Rabbimiz’in ifade buyurduğu; kalbinde zeyg (eğrilik) bulunan insanlardır.

Kalbinde zeyg olanlar, Allah’ın müteşabih âyet-i kerimelerini yetkili olmadıkları, Allah’tan bir delilin, bir sultanın sahibi olmadıkları halde yanlış yorumlayarak insanları Allah’ın yolundan ayırmaktadırlar. Bu fiilleri gereğince azabı hak ederler.

İSLAM TESLİM DEMEKTİR. SİZ ALLAH` A NEYİNİZİ TESLİM EDİYORSUNUZ?

Kur’ân-ı Kerim 7’li bir sistem üzerine kurulmuştur.
1- Allah`a ulaşmayı dilemek
2- Mürşide tâbiiyet
3- Ruhun Allah’a ulaşması
4- Fizik bedenin teslimi
5- Nefsin teslimi
6- Muhlis olmak
7- Ve iradeyi Allah’a teslim etmek..

3/ÂLİ İMRÂN-73 وَلاَ تُؤْمِنُواْ إِلاَّ لِمَن تَبِعَ دِينَكُمْ قُلْ إِنَّ الْهُدَى هُدَى اللّهِ أَن يُؤْتَى أَحَدٌ مِّثْلَ مَا أُوتِيتُمْ أَوْ يُحَآجُّوكُمْ عِندَ رَبِّكُمْ قُلْ إِنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَاء وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ

“Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).”

“Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah`a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah`a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz`in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah`ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi`dir (ilmi geniştir, her şeyi kapsar), Alîm`dir (en iyi bilendir).”

1/FÂTİHA-5 إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ  “İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).”

“(Allah`ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.”

ALLAHÛ TEALÂ İNSANI KENDİSİNE KUL OLSUN DİYE YARATMIŞTIR

51/ZÂRİYÂT-56: “Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya`budûn(ya`budûni).”

“Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım.”

Kişi, Allah`a ulaşmayı dilediği anda 1. kulluk söz konusudur. Düşünce olarak kişinin kafasında Allah`a ruhunu ulaştırmak vardır. Mürşidine ulaştığı zaman 2. kulluktadır. Kişi mürşide tâbî olduğunda, ruhu orada vücudundan ayrılarak, Allah`a doğru yola çıkar. Kişinin ruhu Allah`a ulaştığı zaman 3. kulluk söz konusudur. Fizik vücudunu ahsen kılarak Allah`a teslim ettiğinde 4. Kulluk, daha sonra daimî zikre ulaşıp, nefsini de Allah`a teslime edince 5. kulluk gerçekleşir. İhlâs`a ulaştığında 6. kulluk; iradesini de Allah`a teslim ettiğinde 7. kulluk gerçekleşir. Allah’a kul olmayı insan böylelikle başarmıştır.

İNSANLAR ALLAH`A KUL OLMAK ÜZERE YOLA ÇIKMALIDIRLAR

35/FÂTIR-18: “Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru).”

“Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o takdirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah`adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah`a döner, ulaşır).”

Fatiha Suresi, ruhun Sıratı Mustakîm üzerinde yaptığı yolculuğu ve fethi tamamlayan bir suredir. Kur`ân-ı Kerim`in temel suresidir.

İstiane yalnız Allah`tan istenen ve Sıratı Mustakîm`le %100 alâkalı bir yardımdır. Ruhun Allah`a doğru yola çıkması için kişi mürşidi önünde diz çöküp, tövbe eder ve Devrin İmamı’nın ruhu kişinin başının üzerine gelir ve kişinin ruhuna vücudu terk etmesini emreder.

İstianenin nasıl isteneceğini ise Bakara Suresi 45 ve 46. Ayetler tarif etmektedir:

2/BAKARA-45: “Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).”

“(Allah`tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah`a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.”

2/BAKARA-46: “Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).”

“Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab`lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O`na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.”

Kişiyi mürşide ulaştıracak olan yardım, Allah`tan istenir. Allahû Tealâ bunun zor bir iş olduğunu ama huşû sahipleri için zor olmadığını ifade etmektedir. Sonra da huşû sahiplerini tarif etmektedir: "Onlar yakîn hasıl ederek, kesin olarak, inanırlar ki ruhlarını ölmeden evvel mutlaka Allah`a ulaştıracaklardır. Ölümden sonra da ruhları Allah`a geri döndürülecektir."

Birincisi kişinin kendi iradesiyle, ikincisi Azrail (A.S.)`ın iradesiyle olmak üzere iki defa ruhun Allah`a dönüşü söz konusudur.

Kur`ân`ı bilmeyen dîn adamları demektedirler ki: "Ruh vücudumuza hayat veren unsurdur. Bu sebeple Azrail (A.S.) gelip, ruhumuzu bizden aldığı için ölürüz." Ama Allahû Tealâ; "Ölürsünüz ondan sonra Allah`a döndürülürsünüz" diyerek tam aksini ifade etmektedir.

Allahû Tealâ Secde Suresi’nde diyor ki:

32/SECDE-11: “Kul yeteveffâkum melekul mevtillezî vukkile bikum summe ilâ rabbikum turceûn(turceûne).”

“De ki: Size vekil kılınan ölüm meleği, sizi vefat ettirecek (öldürecek). Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz."

İnsan vücudundaki elektromanyetik alanlar sona erdiğinde (yani ölüm gerçekleştiğinde) vücudun; ruhu da, nefsi de çekme kuvveti kalmaz. Eğer kişinin ruhu vücudundaysa ruh ve nefs ikisi beraber sigara dumanı gibi vücuttan ayrılırlar. Kişinin ruhu başının sağ tarafında nefsi de sol tarafında yere paralel olarak, vaziyet alır. Vücudun her şeyiyle birer kopyasıdırlar. İnsanlar ne zaman ruhlarını ya da nefslerini görseler kendilerinin aynısını görürler.

Kişi öldüğü zaman eğer ruhu vücudundaysa Azrail (A.S.)`ın yardımcıları onu alıp Allah`a götürür. Eğer kişinin ruhu Allah`a ulaşmışsa o ruh Allah`ın katından geri gelir. Ölüm melekleri gene onu alır ve Allah`a götürür. İşte bu ikinci dönüştür. Bakara-46`da Allahû Tealâ`nın ifade ettiği ruhun ikinci defa Allah`a dönüşü, bu sebepledir. Bakara-46, hidayete erenlerin âyet-i kerimesidir. Hidayete ermek ruhun Allah`a ulaşmasıdır:

3/ÂLİ İMRÂN-73: “Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).”

“Muhakkak ki hidayet Allah`a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah`a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz`in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah`ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi`dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm`dir (en iyi bilendir).”

2/BAKARA-120: “Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).”

“Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah`a ulaşmak (Allah`ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” .Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah`tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.”

Kişiye mürşidini Allah`tan başka kimse gösteremez. Bu sebeple istiane sadece Allah`tan istenir. Kişi hacet namazı kılar, sabreder, eğer gerçekten Allah`a ulaşmayı dilerse, Allahû Tealâ mutlaka mürşidini gösterir. Ama Allah`a ulaşmayı dilemeyen bir insan "ben Allah`a ulaşmayı istiyorum, Allah bana mürşidimi göstermiyor" diyorsa, o kişi bilsin ki, Allah sadece Allah`a ulaşmayı dileyenlere mürşidini gösterir. İstek olsa Allahû Tealâ mutlaka ona mürşidini gösterir. Çünkü Allahû Tealâ, sadece Allah`a ulaşmayı dileyenlerden engelleri kaldırır. Ondan sonra kişi; görür, işitir, idrak eder ve davete icabet eder. Bu engeller alınmadıkça kimse davete icabet edemez.

3/ÂLİ İMRÂN-164 لَقَدْ مَنَّ اللّهُ عَلَى الْمُؤمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولاً مِّنْ أَنفُسِهِمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِن كَانُواْ مِن قَبْلُ لَفِي ضَلالٍ مُّبِينٍ

“Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).”

“Andolsun ki Allah, mü`minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni`met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O`nun (Allah`ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah`a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.”

Burada Allahû Tealâ nimetten bahsediyor. Allahû Tealâ, başlangıçta bütün insanlara her türlü yardımda bulunur. Onları rızıklandırır, onlara para, mal verir, onları çoluk çocuk sahibi eder. Nimetin başlangıç noktasına kadar Allah’ın bütün yardımları ihsan adını alır. Allahû Tealâ başlangıç noktasında herkese Rahman esmasıyla rahmet eder ve onlara ihsanları vardır.

KALBİNİZİN MÜHÜRLENMESİNİ İSTEMİYORSANIZ ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEYİNİZ

2/BAKARA-7 خَتَمَ اللّهُ عَلَى قُلُوبِهمْ وَعَلَى سَمْعِهِمْ وَعَلَى أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عظِيمٌ

“Hatemallâhu alâ kulûbihim ve alâ sem’ıhim, ve alâ ebsârihim gışâveh(gışâvetun), ve lehum azâbun azîm(azîmun).”

“Allah onların kalplerinin üzerini ve işitme (sem`î) hassasının üzerini mühürledi ve görme (basar) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Onlar için azîm (büyük) azap vardır.”

Kâfirlerin müşterek özellikleri kalbin mühürlü olmasıdır ve gördük ki Bakara Suresi’nin 7. Ayet-i Kerimesi’nde Allahû Tealâ kâfirlerin kalplerinin mühürlü olduğunu söylemektedir. Kimlerin kalpleri mühürlüdür?

Allahû Tealâ, Kur`ân-ı Kerim`de açıklık getiriyor:

45/CÂSİYE-23: “E fe reeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).”

“Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah`tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?”

Bu insanlar Allah`ın yoluna giremeyen zavallı insanlardır.

Nefslerini, hevalarını kendilerine ilâh edinen, ona tâbî olan, dalâlette olan bu insanların durumunu Allahû Tealâ anlatmaktadır. Allah`a ulaşmayı dilemeyip, nefslerinin hevasına tâbî olanlar, Allah`a ulaşmayı dilemeyen insanların kalpleri mühürlüdür. Kalplerindeki işitme hassasının mühürlüdür. Bu kişilerin işitemediğini, kalplerindeki basar hassasının gışavet adlı perdeyle kapalı olduğunu ve onların göremeyeceklerini söylemektedir.

Öyleyse kâfir ve mü`min kavramı son derece önemli iki kavram olarak karşımıza çıkmaktadır ve âlimler bu konuda çok yanlış şeyler söylemektedirler. Diyorlar ki: "Allah`a inanan herkes mü`mindir." Bu yeterli bir ifade değildir. Allah’a ulaşmayı dilemek, mürşide tabiiyet ve ruhun, fizik vücut, nef ve iradenin Allah’a teslimi şarttır. Bunlar da zikirle mümkündür. Ancak günümüz İslam anlayışında bu bilgiler kaldırılmıştır. Müslümanların bu bilgilere tekrar ulaşmaları hayati önem arz etmektedir.

Herkese mutlaka tebliğ yapılır. Tebliğe kayıtsız kalanların sem`î (işitme) hassalarına ve kalplerine Allah mühür vurur ve görme (basar) hassalarına gışavet (perde) çeker. Bu sebeplerle onlar işitemezler, göremezler ve idrak edemezler. Onlar Allah`a inanmalarına rağmen kâfirlerdir.

Allahü Teal’a Ayeti Kerimesi’nde az zikir, günün yarısından fazla zikri ve daimi zikri farz kılmıştır.

33/AHZÂB-41 يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا

“Yâ eyyuhellezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ(kesîran).”

“Ey âmenû olanlar! Allah`ı çok zikirle (günün yarısından fazla) zikredin.”

Zikir farzdır. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).

“Ve Rabbinin İsmi`ni zikret ve her şeyden kesilerek O`na ulaş.”

Ahzab Suresi’nin bu 41. Ayet-i Kerimesi gereğince çok zikir ve Nisa Suresi’nin 103. Ayet-i Kerimesi gereğince daimî zikir farzdır. Allahû Tealâ ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de Allah`ı zikredin emrini vermektedir ki, bir insan sadece bu üç şekilde bulunur. Dördüncü bir müessese yoktur. Bütün işlevler bu üç şeklin içinde yapılır. Allah`ı zikretmekle herkes vazifelidir. Zikir de farzdır, çok zikir de farzdır, daimî zikir de farzdır; Kur’ân’ın temel hükmü böyledir.

Bugünkü şer`i kaidelerde ne 32 farzın içerisinde ne 54 farzın içinde zikrin farziyetine dair bir işaret vardır. Allah`ın farz kıldığı şeyi insanlar 14 asırda farz olmaktan çıkarmışlardır. Zikir yoksa kişinin manevî tekâmülü yoktur. Zikir yoksa ruhun Allah`a teslimi mümkün değildir, fizik vücudun Allah`a teslimi mümkün değildir, nefsin Allah`a teslimi mümkün değildir, iradenin Allah`a teslimi mümkün değildir. Yani İslâm`ı yaşamak mümkün değildir.

4/NİSÂ-103: “Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alel mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).”

“Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah`ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü`minlerin üzerine, "vakitleri belirlenmiş bir farz" olmuştur.”

3 SAAT ZİKİR İLE RUHUNUZU, 18 SAAT ZİKİR İLE FİZİK VÜCUDUNUZU, 24 SAAT ZİKİR İLE NEFSİNİZİ ALLAH`A TESLİM EDEBİLİRSİNİZ...

Allah`ın katında her şeyin bir zamanı vardır. Vakti geldiğinde Allahû Tealâ onu gerçekleştirir. Bu dünyada da ahirette de huzur ve mutluluk için, Allah`a ulaşma dileğini hayatınıza düstur ediniz. Allah`a ulaşma duamızın manevi yönde olması ve Allahû Teâlâ’nın bize verdiklerine de, vermediklerine de, şükredebilmemiz ve mutmain olabilmemiz için birinci şarttır.

Yüce Rabbimizin hepinizi; hem dünya, hem de ahiret saadetine ulaştırması dileklerimle. Allah’a emanet olunuz.
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1819