Bugün: 16.10.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Ruhun, Allah’a Yolculuğu - 1

Ruhun, Allah’a Yolculuğu - 1


Allahû Tealâ’nın düne, bugüne, yarına değil; bütün zamanlara indirdiği, Kur-an-ı Kerim’in reçetesinde gizlidir bütün sır.

O halde bütün sorularımızı cevaplayacak olan da sadece ve sadece Allah’ın Habibi’nin kalbine nakşettiği Kur’ân-ı Kerim’dir. 

Özleyenin de özlenenin de kim olduğuna dair tek doğru yanıtı bize verecek olan da, yine tüm zamanların o tek mutluluk reçetesi olan Kur’an-ı Kerim’dir.

Kaldı ki Kur’ân-ı Kerim seveni, sevgiliye kavuşturan yegâne yol göstericidir. Aşkın gerçek sahibi Allah’tır. Ve o sonsuz sevgisine binaen yeryüzünün halifesi olarak insanı ve insanın varlığını sürdürebilmesi için de, her zerresinde yüce varlığını hissettirdiği kâinatı var etmiştir.

Bugüne kadar hiç o sonsuz sevginin yaratıcısı Allah’a sevginizi ifade ettiniz mi? “Allah’ım seni çok seviyorum” dediniz mi? O’na mülaki olmayı dilediniz mi? Ruhunuzu Allah’a Yolculuğa çıkardınız mı?

Hayatımız boyunca arzularımızın peşinden koşan bizler, acaba neden yüreğimizin özlemini dindirmenin yolunu bir türlü bulamıyoruz?

Neden birçoğumuz onun gerçekte ne aradığını, ne istediğini kestiremiyoruz? Bunca koşuşturmanın, bunca arayışın içinde acaba asıl aradığımız, asıl beklediğimiz kim?

Mülâki olmak; ulaşmak, kavuşmak anlamına gelir.

İnsanın manevî anlamda olgunlaşması ise son derece hayatî önem arz eden bir durumdur. Allahû Tealâ, tüm zamanların hayat kitabı olan Kur’ân-ı Kerim’de bütün insanlara dünya hayatını yaşarken Allah’a mülâki olmayı (Allah’a ulaşmayı) farz kılmıştır. Kâinatın tek dîni olan babamız Hz. İbrahim’in Hanif dini de işte bu Allah’a ulaşma farziyetine dayalıdır. Zaten ‘Hanif’ kelimesi İbranice’de (bugünkü İsrail’in konuştuğu dil) yani Hz. İbrahim’in konuştuğu dilde ‘Teslim olmak’ anlamındadır. Teslim olmak’ kelimesini Arapça söylemek istersek bu sefer ‘İslam’ kelimesini kullanırız. İslam, ruh, fizik, nefs ve irade ile Allah’a teslimi emreder.

Fakat ne yazık ki günümüz İslâm tatbikatında bu farziyet unutulmuştur.

Bugün bize anlatılan İslam’ın 5 şartın içinde ‘Allah’a Ulaşmak’ yoktur.   

Kişi Allah’a ulaşmayı dilemezse, ister tüm kâinata cami yaptırsın, gideceği yer cehennemdir.

Kehf Suresi 105. ayeti kerime:

“İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve O'na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için Kıyâmet günü mizan tutmayız.”

Kur’ân-ı Kerim’e göre Allah’a ulaşmak; HİDAYETTİR

Ve Hidayet;  DÎNİN TEMELİDİR

Allahû Tealâ hidayetin muhtevasını Bakara-120. ve Âli İmrân-73.’de şüpheye mahâl vermeyecek bir biçimde ifade etmiştir.

3/ÂLİ İMRÂN-73: “Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).”

“Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah'a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi'dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).” 

2/BAKARA-120: “Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).”

“Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (Allah'ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah'tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.” 

Dînin temeli hidayetse ve hidayet, Allah’a ulaşma farziyetinin adı ise o halde Allah’a ulaşacak olanın ne olduğunu da yine Kur’ân âyetlerinin ışığında incelemek gerekmektedir. Kaldı ki hidayetin muhatabı insandır.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) de bir Hadîs-i Şerifinde şöyle buyurmaktadır:  “Kale men ehabbe likaallah'i e-habballahü likaehü. Ve men kerihe likaallahi kerihallahü likaeh”

Türkçe açıklaması: “Her kim Allah'a mülâki olmaya (ulaşmaya) muhabbet beslerse (severek arzu ederse) Allah da onu kendisine mülâki kılmaya muhabbet duyar.”

Allahû Tealâ bu standartlar içerisinde yarattığı insanı dalâlet üzere dünya hayatına göndermiş ve bu dünya hayatını yaşarken hidayeti üzerine farz kılmıştır. O halde Allah’ın kendisine ulaştırılmasını emrettiği şeyin sırrını çözebilmek için insanın yaratılış muhtevasına açıklık getirmek gerekmektedir.

İnsan; üç vücut, serbest irade ve aklın sahibi olarak bu dünya hayatına gönderilmiştir.  Hicr-26’ya göre insan bir fizik bedenle salsalin adı verilen şekillenebilir bir balçıktan halk edilmiştir.

15/HİCR-26: “Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn (mesnûnin).”

“Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.”

Bütün insanlar 7 kademede dizayn edilen bir de nefs vücudun sahibidir.

91/ŞEMS-7: “Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.”

“Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).”

Allahû Tealâ bütün insanlara ruhundan üfürmüştür.

32/SECDE-9: “Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).”

“Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem'î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.”

İnsan bu üç vücudun sahibi ise, o halde Allah’ın insanda Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şey nedir? 

Bu sorunun cevabını verebilmek için fizik beden, nefs, ruh, serbest irade ve aklın sorumluluğunu, Kur’ân-ı Kerim ışığında ayrı ayrı incelemek gerekmektedir.

1-Fizik bedenin Allah’a karşı sorumluluğu nedir? Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şey, insanın fizik bedeni midir?

Hicr-26’da açıkça ifade edildiği gibi, fizik beden topraktan yaratılmıştır. Allah’ın kanununa göre her şey aslına rücu edeceği için, topraktan yaratılan fizik beden yine toprağa dönecektir; Allah’a ulaşması mümkün değildir.

Allahû Tealâ, Kalu Bela gününde bütün insanları üç vücut olarak huzurunda toplamış ve hepimizden yemin, misak ve ahd olmak üzere sözler almıştır. 

7/A'RÂF-172: “Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).”

“Ve Kıyâmet Günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”

5/MÂİDE-7: “Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).”

Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.

Fizik bedenin sorumluluğu ezelde Allah’a verdiği ahddir. Ve ahdin muhtevasında Allah’a kul olmak vardır. 

36/YÂSÎN-60: “E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).”

“Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.”

36/YÂSÎN-61: “Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).”

“Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.”

Âyet-i kerimede açıkça ifade edildiği gibi, fizik bedenin ahdi Allah’a kul olacağına dair verdiği sözdür. Allah’a kul olmak da ancak Sıratı Mustakîm üzerinde olmakla gerçekleşecek bir husustur.

Bu noktada akla gelen soru, Sıratı Mustakîm’in ne olduğudur ki, Allahû Tealâ bu sorunun cevabını da Kur’ân-ı Kerim’inde açıkça ortaya koymuştur.

15/HİCR-41: “Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustekîm(mustekîmun).”

Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “İşte bu, Bana yönlendirilmiş (Bana ulaştıran) yoldur.”

Nisâ Suresi’nin 175. âyet-i kerimesinde Allah’a yönlendirilmiş olan Sıratı Mustakîm’in “İnsan ruhunu Allah’a ulaştırdığını” açıkça ifade edilmektedir. 

4/NİSÂ-175: “Fe emmellezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).”

“Böylece Allah'a Âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, kendisine ulaştıran “Sıratı Mustakîm”e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).”

En’âm-87 ve 88’de de Sıratı Mustakîm üzerinde olanların hidayet üzere oldukları net olarak görülmektedir. 

6/EN'ÂM-87: “Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).”

Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık).

6/EN'ÂM-88: “Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu min ıbâdih(ıbâdihî), ve lev eşrekû le habita anhum mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).”

“İşte bu Allah'ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi).”

Bütün bu âyet-i kerimeler arasındaki özel bağ bize gösteriyor ki; Sıratı Mustakîm Allah’a istikametlenmiş, Allah’a ulaştıran yoldur. Ve Allah’a giden yol, hidayetin yoludur. Yâsin Suresi’nin 60 ve 61.âyet-i kerimeleri gereğince Allah ile ahdini yerine getirenler de (Ahd: Şeytana kul olmaktan kurtulup Allah’a kul olmak); sadece Sıratı Mustakîm üzere olanlaradır.

2. Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şey, insanın nefs vücudu mudur? Nefslerin Allah’a karşı sorumluluğu nedir?

Allahû Tealâ Şems-7’de nefsin 7 kademede dizayn edildiğini ifade etmektedir. Nefs başlangıç noktasında tamamen karanlıklarla donatılmıştır. Ve yapısındaki hastalıklar sebebi ile şeytanın komuta merkezidir. Allahû Tealâ bizde şeytanın temsilcisi olan nefs vücudumuzu  7 kademede tezkiye ve tasfiye etmemiz emretmektedir. Ezelde Allah’a nefslerimizi tamamen temizleyeceğimize dair verdiğimiz sözün adı Yemin’dir.

5/MÂİDE-105: “Yâ eyyuhellezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izehtedeytum ilâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).”

Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (nefsinizin sorumluluğu üzerinize borçtur). Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek.

74/MUDDESSİR-38: “Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh(rehînetun)” 

“Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar)”

74/MUDDESSİR-39: “İllâ ashâbel yemîn(yemîni)”.

“Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç.”

74/MUDDESSİR-40: “Fî cennât(cennâtin), yetesâelûn(yetesâelûne).”

“Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar.”

Mudessir Suresi’nin 38, 39 ve 40.âyet-i kerimelerinde açıkça görülüyor ki, cennet ve cehennem hayatını yaşayacak olan nefs vücudumuzdur. Kıyâmet günü kimin günahları sevaplarından fazla ise onun gideceği yer cehennem, kimin sevapları günahlarından en az bir derece fazla ise onun gideceği yer de cennettir (Mu’minun 102-103).

Nefs, fizik bedende bir rehinedir ve berzah âleminin varlığıdır. Bütün ölenlerin nefsi şu anda berzah âleminde bulunmaktadır, Kıyâmet’e kadar da orada kalacaklardır. Kıyâmet günü ceza ya da mükâfata muhatap olacak olan da nefs vücutlarımız olacaktır.

O halde nefsimizin görevi biz bu dünya hayatını yaşarken arınmak, nefsin kalbindeki karanlıkların yerini Allah’ın nurlarıyla doldurup tertemiz kılmaktır. O halde Allah’a ulaşma farziyetinin muhatabı insanın nefs vücudu değildir.

3-Serbest İrade Allah’a ulaşır mı? İradenin Allah’a karşı sorumluluğu nedir? 

Allahû Tealâ fizik beden, ruh ve nefs üçlüsüyle yarattığı insana bir de serbest irade vermiş, ve birbirinden kesin çizgilerle ayırdığı gayy yolu ve rüşd yolu arasındaki seçim hakkını insanın serbest iradesine bırakmıştır.

2/BAKARA-256: “Lâ ikrâhe fîd dîni kad tebeyyener ruşdu minel gayy(gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lenfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm(alîmun).”

“Dînde zorlama yoktur. irşad yolu (hidayet yolu, Allah'a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolundan, şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah'a îmân ederse (mü'min olur, Allah'a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (Allah'tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. Allah Sem'î'dir, Alîm'dir.”

Görüyoruz ki bütün insanlar için bir seçim söz konusudur. Bu seçimi yapacak olan kişinin kendi iradesidir.  Dileyen Allah’a ulaştıran yolu, dileyen şeytanın yolunu seçecektir.

76/İNSÂN (DEHR)-3: “İnnâ hedeynâhus sebîle immâ şâkiren ve immâ kefûrâ(kefûren).”

Muhakkak ki Biz, onu (Allah'a ulaştıran) yola hidayet ettik. Fakat o, ya (Allah'a ulaşmayı diler) şükreden olur, ya da (Allah'a ulaşmayı dilemez) küfreden olur.

Kaldı ki kurtuluşun yegâne anahtarı kişinin serbest iradesiyle yapacağı bir kalbî taleptir. Hidayete ermenin olmazsa olmazı, işte bu dilektir; hidayeti dilemek…

ALLAH’A ULAŞMA DUASI

“Yarabbi! Ben de ölmeden evvel Sana ulaşmak istiyorum. Ne olur beni de ermiş evliyalarından kıl. Ben de Sana ulaşanlardan olayım.” şeklinde bir talep kimin iç dünyasında yeşermişse, o kişi hidayete adımını atmış demektir. Henüz hidayete ermemiştir ama hidayeti dilediği için, Allah’ın birinci emrini yerine getirmiş ve hidayetin kapısından içeriye girmiştir. Bu bir tek dilek, kişiyi kurtuluşa ulaştıracak olan Kur’ân-ı Kerim şifresi aynı zamanda bir cennetin müjdesidir.   

DEVAMI GELECEK YAZIDA…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ