Bugün: 22.01.2018

Ruhun Allah`a Yolculuğu - 8

....
Kainatta hiçbir şey amaçsız, boş ve anlamsız değildir. Atomdan gezegenlere ve galaksilere varıncaya kadar her şey bir amaç doğrultusunda yaratılmıştır.  Bu nedenle dünyanın halifesi ve kainatın özü olarak yaratılan insan da başıboş , amaçsız ve gayesiz değildir.

Allah’ın yoktan var etmiş olduğu insanın da yaratılışının belirli bir amacı vardır. Bu amaç, insanın kendi iradesinin kullanarak Allah’a kulluk etmesidir.

Allah’a en güzel şekilde kulluk edebilmek için  O’nu tanıması gerekir. Allah’ı tanımak ve tanıtması insanın yaratılış amacıdır. Her insan dünyada kendisine belirlenmiş olan süre kadar kalacak ve bu süre bitip öldükten sonra da yeniden diriltilecektir. Sonra ahirette, dünyada yaptıklarından hesaba çekilecektir.

İnsan aklı ve iradesiyle, sorumlu bir varlık olarak yaratılmıştır. İnsanın, Allah’a, topluma ve kendisine karşı görev ve sorumlulukları vardır. İnsanın Allah katındaki değeri, taşıdığı sorumluluğun gereklerine uygun davranması, güzel iş ve davranışlar sergilemesine bağlıdır.

YARATILIŞ AMACIMIZ KURAN-I KERİM’E UYMAKTIR

Kur’an-ı Kerim`de “O (Allah) ki, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yarattı. Sonra (kudret ve iradesiyle) göğe yönelip, onları da yedi (kat) gök olarak düzenledi. Ve o, Alîm`dir (herşeyi en iyi bilendir)..” (Bakara 29. ayet.)`de buyrulmaktadır.

Her şey insana ve onun amaçlarına hizmet için yaratılmıştır. Yine Kur’an-ı Kerim`de yer alan; “Öyleyse Bizim, sizi abes olarak (boş yere) yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi zannettiniz?”(Mü’minûn 115.) ayeti hayatın amaçsız ve boş olmadığını vurgulamaktadır.

Dünya hayatı geçicidir ve insanlar, imtihan için yaratılmıştır. Bu konu ile ilgili Allah şöyle buyurmaktadır:  "Sizin hanginizin en güzel ameli yapacağını” imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratan O`dur. Ve O; Aziz`dir, Gafûr`dur.” (Mülk  2. ayet.)

Hayat bir imtihanlar dizisidir. Allah için yaşamak, başkaları için yaşamanın diğer adıdır. Kim kendisini, zamanını ve herşeyini başkalarının mutluluğuna adarsa, o Allah için yaşayan kişidir. En güzel amel, hayatta iken gerçekleşebilir. Allah bunun için hayatı ve ölümü yaratmıştır. Diğer taraftan Peygamberimiz, dünyayı ahiretin tarlası olarak ifade etmiştir.

MÜSLÜMAN MÜSLÜMAN’IN KARDEŞİDİR

Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz. (Buhârî, İ lm, 12; Müslim, Cihâd, 6.)

İslâm, güzel ahlâktır. (Kenzü`l-Ummâl, 3/17, HadisNo: 5225)

Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir. (Tirmizî, İlm, 14.)  

Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir. (Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, 8.)  

Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanın kusurunu örterse, Allah da Kıyamet günü onu’n kusurunu örter. (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58.)

ÂLİ İMRÂN-20: “Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: "Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah’a teslim ettik. O Kitab verilenlere ve ümmîlere: "Siz de veçhinizi (fizik vücudunuzu) (Allah`a) teslim ettiniz mi?" de. Eğer teslim ettilerse, o takdirde, hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir.”

Peygamberimiz Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimiz ve Ashabı ilk teslimiyetlerini yerine getirmişler. Vechlerini (Fizik bedenlerini) Allah’a teslim etmişler. Teslimden önce de hidayete ermiş olması gerekiyor ki teslimiyet gerçekleşmiş olsun.

YÛNUS-45: “Ve o gün (AllahûTealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah`a mülâki olmayı (Allah`a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayete eren kimseler olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah`a ulaştıramadılar).”

Size, hidâyete ermenin nasıl olacağı öğretilmediyse. O zaman dalâletten kurtulamazsınız. Bu şartlarda ibadetlerinizin ne faydası var ki?

KEHF-105: “İşte onlar, Rab`lerininâyetlerini ve O`na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah`a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.”

Kendi elleriniz ile teslim emrini anlamadığınız veya istemediğiniz için amellerinizi heba (boşa) çıkarmanız, hüsrana düşmeniz çok mu hoşunuza gidiyor?

ALLAH, O`NA TESLİM OLMAMIZI FARZ KILMIŞTIR

ÂLİ İMRÂN-102: “Ey âmenû olanlar, Allah`a karşı “O`nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah`a) teslim olmadan ölmeyin!”

En azından bu emrine karşı geldiğiniz için şâkî olursunuz.

Teslim olmadan ölmemeniz için hidayete ermiş olmanız gerekir ki, ”hidayet ruhun ölmeden Allah’a ulaşmasıdır( Allah’ın ulaştırmasıdır)”.Demek ki önce Allah’a ait olan ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyip. Allah’ın sizin ruhunuzu kendisine ulaştırması ile hidâyete ermiş olasınız. Sonra fizik bedeninizi Allah’a teslim edip bir farz emri yerine getirmiş olun.

NİSÂ-125: “Ve hanif olarak Hz. İbrâhîm’indînine tâbî olmuş ve veçhini (fizik vücudunu) Allah’a teslim ederek muhsin olan kimseden, dînen daha ahsen kim vardır. Ve Allah, Hz. İbrâhîm’i dost edindi.”

Fizik vücudunuzu (Veçhinizi) teslim edin ki, dinde hem Hanif dinini yaşayın, hem de fizik bedenin teslim farzını yerine getirip MUHSİN olanlardan olun. Dinde ahsen(en güzel) olan bir kimse olasınız..

HİDAYET,  RUHUMUZU ÖLMEDEN ÖNCE
ALLAH`A ULAŞTIRMAKTIR

Bugün İslâm âleminin önündeki en büyük tuzaklardan biri, "Ruh insana hayat verir. Ruh vücuttan çıkarsa kişi ölür." anlayışıdır. Bu anlayış, dînimize sonradan sokulmuş, Kur`ân-ı Kerim`e tamamen aykırı bir bid`attir. Öyle ki bu korkunç bid`at sebebiyle Kur`ân`daki
hidayetin üzeri örtülmüş, insanlar AllahûTealâ`nın teslim emirlerinden bîhaber bırakılmışlardır.

AllahûTealâ`nın ruhu insana nasıl emanet olarak verdiğini ve emanetini neden geri istediğini Kur`ân-ı Kerim âyetleri ışığında ele alalım.

Din adamları, sokaktaki vatandaşlar, dindar olanı da olmayanı da; “Bu güne kadar biz böyle bir şey kimseden duymadık, Kuran-ı Kerim’in dışındaki kitaplarda okumadık, eski âlimlerin menkıbelerinde görmedik. Kuran meallerinde sizin anlattığınız gibi açıklanmıyor. Bu şimdi nereden çıktı?” diyorlar. Ancak Sahabelerin yaşantıları incelenmiş olsaydı tüm teslimleri yaparak Allah`a kul oldukları görülürdü.

SAHABE, ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMİŞ

ZUME-17: “Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah`a yöneldiler (Allah`a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!”

SAHABE, KÂİNATIN EN BÜYÜK MÜRŞİDİ’NE TABİ OLMUŞ

A`RAF-157: “Onlar ki, yanlarındaki Tevrat`ta ve İncil`de yazılı buldukları ümmî, nebî, resûle tâbî olurlar. Onlara ma`ruf ile (irfanla) emreder, onları münkerdennehyeder ve onlara tayyib olanları (temiz ve güzel olan şeyleri), helâl kılar. Habis olanları (kötü ve pis şeyleri), onlara haram kılar. Ve onların, ağırlıklarını (günahlarını sevaba çevirip, günahlarının ağırlığını) kaldırır. Ve üzerlerindeki zincirleri, (ruhu vücuda bağlayan bağ ve fetih kapısının üzerindeki 7 baklalı altın zincir) kaldırır. Artık onlar, O`na îmân ettiler ve O`na saygı gösterdiler ve O`na yardım ettiler ve O`nunla beraber indirilen Nur`a (Kur`ân-ı Kerim`e) tâbî oldular. İşte onlar, onlar felâh a (kurtuluşa, cennet mutluluğuna ve dünya mutluluğuna) erenlerdir.”

Ruhları Allah’a ulaştı. Galubela günü verdikleri sözü (MİSAK’ı) yerine getirdiler.

RAD-20: “Onlar, Allah`ın ahd ini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah`a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah`a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.”

RAD-21: “Ve onlar Allah`ın (ölümden evvel), Allah`a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O`na (Allah`a) ulaştırırlar. Ve Rab`lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.”

A`RAF-158: “De ki: “Ey insanlar! Muhakkak ki; ben, sizin hepinize (gönderilen) Allah`ın resûlüyüm. O ki; semaların ve arzın mülkü, O`nundur. O`ndan başka ilâh yoktur. O, hayat verir (yaşatır) ve öldürür. Öyleyse Allah`a ve O`nun ümmî, nebî, resûlüneîmân edin ki;
O, Allah`a ve O`nun kelimelerine (sözlerine) inanır (îmân eder). Ve O`na tâbî olun ki; böylece siz, hidayet e eresiniz.”    

ZUMER-18: “Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah`ın hidayet e erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl`elbabtır (daimî zikrin sahipleri).”

SAHABE, FİZİK VÜCUTLARINI DA ALLAH’A TESLİM ETMİŞ      

AL-İ İMRAN-20: “Eğer seninle tartışmaya kalkarlarsa, o zaman de ki: “Ben ve bana tâbî olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah`a teslim ettik.” O kitap verilenlere ve ÜMMÎ`lere de ki: “Siz de (fizik vücudunuzu Allah`a) teslim ettiniz mi?” Eğer teslim ettilerse o
zaman (onlar) andolsun ki; hidayete ermişlerdir. Eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen (görev) ancak tebliğdir. Allah kullarını BASÎR`dir (görendir).”

SAHABE, NEFSLERİNİ DE ALLAH’A TESLİM ETMİŞ

BAKARA-136: “Deyin ki: “Biz Allah`a, bize indirilenlere, İbrâhîm`e İsmail`e, İshak`a, Yâkub ve torunlarına indirilenlere, Musa ve İsa`ya verilenlere ve (diğer) nebîlere, Rab`leri (tarafı)ndan verilenlere (sahife, kitap ve vahiylere) îmân ettik. Onların arasında hiçbir ayırım yapmayız (fark gözetmeyiz). Zaten biz, O`na teslim olanlarız.”

SAHABENİN HEPSİ İRŞADA ULAŞIP MUHLİSLERDEN OLMUŞ

HUCURAT-7: “Ve aranızda Allah`ın Resûlü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fısk ı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır.”

BAKARA-139: “De ki: “Allah hakkında bizimle mücâdele mi ediyorsunuz? O, bizim de Rabbimizdir sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size aittir. Ve biz, onun için ihlâs sahibi (muhlis) (kul)larız.”

AL-İ İMRAN-102: “Ey îmân edenler! Hakkıyla takva sahibi olanlar (nasıl bir takvanın sahibi ise aynı onlar) gibi, Allah`a karşı takva sahibi olun ve (ölmeden önce) Allah`a teslim olun.”

VE SAHABE, İRADELERİNİ DE ALLAH’A TESLİM EDİP İRŞADA MEMUR VE MEZUN KILINMIŞLARDIR..   
    
TEVBE-100: “O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah`a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar) Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke`den Medine`ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine`deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbeirşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O`ndan (Allah`tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.”

Sahabeler bu makamlara ilk olarak Allah’a ulaşmayı dileyerek gelmişler.

Tevbe Suresi 100. ayete baktığımız zaman, Sahabenin ihsanla tabi olduklarını görüyoruz. İhsanlar; Allah’a ulaşmayı dilediğimiz zaman ALLAH’ın hediyeleri olan 12 ihsandır.

Ayrıca Kuran-ı Kerim’de geçen Allah’a ulaşmayı emrini Veliler de söylemişlerdir.

Hadislerde de Allah’a ulaşma kavramı geçmiştir. Ancak İblis (Şeytan) onların üzerini küllemeyi başarmış.

Kuran’ın dışındaki gerçekleri ya toptan kaldırmış ya da metinleri doğru bırakmış meallerini değiştirtmiş Kuran’ın da aslına dokunamayacağı cihetle meal ve tefsirinde değişiklik yaptırmıştır.

Yunus Suresi 7. ayetinin mealini de “Allah ile karşılaşmayı ummayanlar” olarak meallendirmişler. Mülaki fiili karşılaşmak değil ulaşmaktır, kavuşmaktır. Yani bu dünya hayatını yaşarken ulaşmaktır. Kuran-ı Kerim`de Allah (c.c.) hep bunu buyuruyor. Ve kişinin
kendi serbest iradesiyle oluşan bir fiildir.

YUNUS-7: “Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah`a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.”

YUNUS-8: “İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).”

ANKEBUT-5: “Kim Allah`a mülâki olmayı (hayattayken Allah`a ulaşmayı) dilerse, o takdirde muhakkak ki Allah`ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah`a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten en iyi bilendir.”

Her iki ayette de arzu etmek yani sadece DİLEMEK var; daha sonrası yok. Bir DİLEK kişiyi ateşten kurtarıyor. Gerisini Allah tamamlıyor. Çünkü O`nun sözü var.

ŞURA-13: “Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O`na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).”

RAD-27: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlet te bırakır ve O`na yönelen(Ulaşmayı dileyen) kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

KEHF-110: “De ki: “Ben sizin gibi sadece bir beşerim. Bana sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyolunuyor. O takdirde kim Rabbine mülâki olmayı (ölmeden evvel Allah`a ulaşmayı) dilerse, o zaman salih amel (nefs tezkiyesi) yapsın ve Rabbinin ibadetine
başka birini (bir şeyi) ortak koşmasın.”

Mülaki olmak eğer kıyametten sonra Allah (c.c.) ile karşılaşmak olsaydı.

AL-İ İMRAN-145: “Ve Allah`ın izni olmadan, hiç kimse için ölmek yoktur. (Ölüm), süresi tayin edilmiş bir yazıdır. Kim dünya sevabı isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret sevabı isterse, kendisine ondan veririz. (Şükredenleri) ŞAKİR`leri yakında mükâfatlandıracağız.”

Salih amel şartı olmazdı. O zaman Salih amel işlemeyenler, şirk koşanlar ölmeyecektir veya Allah(c.c.) ile karşılaşmayacaklardır.

Toprak olup yok olacaklardır.

Peki, kişi hayattayken Allah’a ulaşmayı dilemezse ne olur? Kendine yazık eder ve pişman olur; ama son pişmanlık fayda vermez.

Günahlarıyla yüzleşmek durumunda kalır.    

EN`AM-31: “Allah`a mülâki olmayı (ölmeden evvel, dünya hayatını yaşarken ruhunu Allah`a ulaştırmayı) yalanlayan kimseler hüsrana düştüler. O saat aniden onlara gelince,sırtlarında yüklerini taşıyarak: “Orada (dünyada) aşırı gittiğimiz şeyler üzerine (günahlar sebebiyle) bize yazıklar olsun.” dediler. Yüklendikleri şey ne kötü, (öyle) değil mi?”

YUNUS-45: “Ve o gün (AllahûTealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah`a mülâki olmayı (Allah`a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayet e eren kimse(ler) olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah`a ulaştıramadılar).”

Ve Allah’a (c.c); "Ya Rabbim, Galubela Günü sana verdiğim sözü yerine getirmek istiyorum. Sana ruhumu ölmeden önce ulaştırmak istiyorum. Takva sahibi olmak istiyorum. Taguttan insan ve cin şeytanlardan korunmak istiyorum. Sana dönenlerin yoluna tabi  olmak istiyorum. Sana hidayet olmak istiyorum beni hidayete erdir. Maksadım Sana ulaşmak ve Senin rızana kavuşmak. Sana Mülaki olmayı arzu ediyorum." diye Hacet Namazı ile dua edeceksiniz.

BAKARA-45: “(Allah`tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah`a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.”

İstiane (mürşit) sabırla ve namazla yalnız Allah`tan istenebilir.

HACET NAMAZI ŞÖYLE KILINIR

1. Rekât: Subhaneke + Fatiha + 3 ÂyetelKursî
2. Rekât: Fatiha + İhlâs + Felâk + Nâs
Oturuş: Ettehiyyatu
3. Rekât: Fatiha + İhlâs + Felâk + Nâs
4. Rekât: Fatiha + İhlâs + Felâk + Nâs
Oturuş: Ettehiyyatu + AllahummeSalli + AllahummeBarik + Rabbena

Ve kişi Allah`tan hacette bulunur: "Yarabbi benim mürşidim kim, bana onu göstermeni dilerim. İnsanlar vardır hem Allah`a ulaşmayı dilemezler hem de hacet namazını kılarak Allah`tan devamlı mürşidlerini sorarlar. AllahûTealâ da onlara sabırlı da olsalar
mürşidlerini hiç göstermez. Bu insanlar kendi kendilerini aldatırlar: "Ben Allah`a ulaşmayı diliyorum ama Allah bana mürşidimi göstermiyor" diyerek yalan söylerler.

Eğer kişiler huşû sahibiyse kesin şekilde inanırlar ki ruhlarını ölmeden evvel Allah`a ulaştıracaklardır ve ölümden sonra da ruhları tekrar Allah`a bir defa daha geri dönecektir.

Hacet Namazı kılınıp da Allah`tan sorulduğu zaman o şeye ehil olunmalıdır.

Hacet namazını kılan kişi huşû sahibiyse yani Allah`a ulaşmayı gerçekten diliyorsa ve mürşidini Allah`tan sorduysa Allah`ın o kişiye mürşidini daha ilk seferde göstermemesi mümkün değildir. İşte bu dizayn içerisinde âyet-i kerime Allah`tan istianenin nasıl
istenmesi gerektiğini ifade etmektedir. Ve kişi huşû sahibi olmuşsa Allahû Tealâ mutlaka mürşidini gösterecektir ve istianeyi (mürşidi) ona ulaştıracaktır.

ŞURA-16: “O`na (Allah`ın) davetine icabet edildikten sonra Allah hakkında tartışanlar; onların huccetleri (delilleri), Rab`lerinin indinde bâtıldır. Onların üzerinde (Allah`ın) gazabı ve şiddetli azap vardır.”    

Ancak şeytan; Sırat-ı Müstakim’in önünde oturuyor. Ve sizin nefsinize sizin kendi fikrinizmiş gibi fısıldayacaktır. Nefsinizde size vesveseler verecektir.

Çünkü siz Allah’a(c.c) ulaşmayı dileyeceğiniz anda Allah’a (c.c) ulaştıracak. Yol sıratı müstakim olduğu için şeytan sizi oraya sokmamak için bütün gayretiyle mücadele edecektir. Hem sizi fısıltılarla hem de kendi dostlarına sizinle mücadele etmek için
vahyedecektir.

KAF-16: “O zaman her vesvese geldiğinde Allah’a(c.c) tevekkül ederseniz. O sizi vesveselerden uzaklaştıracak ve Allah’a(c.c) ulaşma dileğinizi gerçekleştirecektir.”

Bugün ‘ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK’ insanlara; yabancı, sonradan çıkarılmış ve dine dışarıdan katılmaya çalışılan bir HURAFE olarak geliyorsa bunun sebebi Kur’an- ı Kerim’den uzaklaşmamız ve EMANİYYE’ye bilgileri kabul etmemizden kaynaklanıyor.

Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) buyuruyor ki: “Hiç kimse kendi ameliyle cennete giremez.” O zaman Allah’ın mutlaka bir taraftan yardım etmesi gerekiyor. İşte; hak mümin olan kişi Allah’a ulaşmayı dilemiştir. Hidayete adım atmıştır. Takva sahibi olmuştur.

ENFAL-29: “Ey âmenû olanlar, Allah`a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.”

TALÂK-5: “İşte bu, Allah`ın size indirdiği emridir. Ve kim Allah`a karşı takva sahibi olursa, onun günahlarını örter. Ve onun ecrini azamî artırır.”

ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK VARDIR VE FARZDIR. HERKES BUNU GERÇEKLEŞTİREBİLECEK ŞEKİLDE HANİF FITRATIYLAYARATILMIŞTIR.    

RUM-30: “Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah`ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah`ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.”

Allah bütün insanları hanif fıtratıyla yaratmıştır.

Allah dînini kıyâmete kadar sadece hep hanif dîni olarak sürdürecektir. Başka bir dîni hiç vücuda getirmeyecektir. Bütün insanlar kıyâmete kadar sadece hanif fıtratının özelliklerini yaşayabilecek olan standartlarda yaratılacaklardır. Allah ne dîni ne de insanların o dîni yaşayabilecek olan özelliklerini değiştirecektir. İşte o özellikler hanif fıtratını oluşturur.

Ezelden ebede kadar tek bir dîn oluşmuş ve devam edecektir. Öyleyse dînler olması mümkün değildir. Allah`ın indinde sadece tek bir dîn var olacak ve hiç değişmeyecektir. Nitekim sadece hanif dîni vardır. Ama 21. yüzyılda insanlar 72 tane inanç grubuna ayrılmışlardır.

EY ALLAH`IN KULLARI! KARDEŞ OLUNUZ

Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz buyuruyor ki: "Ey Allah`ın kulları kardeş olunuz."

Bu hadîs-i şerifte ifade edilen kardeşlik, elbetteki aynı anne, aynı babadan akrabalık sebebiyle olan kardeşlik değildir. Bu kardeşlik, dîndeki kardeşliği tarif ediyor. Başlangıç noktasında insanlar aynı anne, aynı babadan gelen akrabalık bağlarıyla kardeş olabilirler.

Ama dînde kardeş olabilmeleri için kalplerine "îmân" kelimesinin yazılması gerekir. Başlangıçta bütün insanların kalplerinde "küfür" vardır.

Birbirleriyle değil kardeş olmak, dost bile olamazlar. Kalbinde "küfür" yazısı olan insanlar, nefslerindeki 19 afetin etkisiyle kendi öz  kardeşleriyle bile hep çatışma halindedirler. Ancak Allah`ın indindeki gerçek kardeşlik kalbin içindeki küfrün alınıp yerine îmânın
yazılmasıyla mümkün olabilir.

3/ÂLİ İMRÂN-103: “Ve hepiniz, Allah’ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki ni’metini hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece O’nun (Allah’ın) nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz.”

Âyette Rabbimiz bu sebeple: "Siz ateşten bir çukurun başındaydınız. Biz sizi oradan kurtardık; birbirinize kardeş yaptık." diyor.

40/MU`MİN-40: “Kim seyyiat (şer, derecat düşürücü ameller) işlerse mislinden daha fazla cezalandırılmaz. Kadınlardan veya erkeklerden kim amilüssalihat (nefsi ıslâh edici ameller, nefs tezkiyesi) yaparsa işte onlar, (îmânı artan) mü’minlerdir. Onlar, cennete konulacak ve hesapsız rızıklandırılacaktır.”

Kalbine "îmân" yazılan, hidayetçiye tâbî olan kişinin doğrudan doğruya cennete gideceği ifade ediliyor. O halde Yüce Rabbimizin, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz`in lisanıyla: "Ey Allah`ın kulları kardeş olunuz." demekteki muradı, dînde kardeş olmanızla birlikte ahiret hayatında gideceğiniz yerin cennet olacağının müjdesini vermektir. O halde diyebiliriz ki; ahiret hayatında cennete gidebilmek, kalbimize "îmân"ın yazılmasıyla mümkünse, kardeş olmak da kalbimize "îmân"ın yazıldığı noktada gerçekleşiyor.

Allah’a ulaşmayı dilemeden Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.) tabi olanlar hiçbir şey elde edemediler. Çünkü ihsan alamadılar.

HUCURAT-14: “Araplar: “Biz âmenû olduk.” dediler. (Onlara) de ki: “Siz âmenû olmadınız (Allah`a ulaşmayı dilemediniz). Fakat: “Teslim olduk.” deyin. Kalplerinize (içine) îmân girmedi. Ve eğer Allah`a ve O`nun Resûlü`ne itaat ederseniz (Allah`a ulaşmayı dilerseniz), amellerinizden bir şey eksiltmez. Muhakkak ki Allah; Gafur`dur, Rahîm`dir.”

Allah, ALLAH’A ULAŞMAYI dilemeyen o kişinin kalbini şeytana dönük bırakır; nur yolu açmaz; nur göndermez. Bu sebeple, o kişinin kalbinde huşû oluşmaz ve hacet namazı kılsa da Allah cevap vermez. Mürşidin önünde tövbe etse de Allah kalbinin mührünü açmaz. Kalbin içindeki küfrü almaz ve oraya îmânı yazmaz. Hucurat Suresi 14. âyet-i kerimeyi hatırlayalım: "Tövbe ettik, mü`min olduk." demekle mü`min olunmaz.

Şeytanın yandaşları şeytana tâbî olurlar; zalimlere tâbî olurlar; hevaya tâbî olurlar; el yazması kitaplara tâbî olurlar. Kısacası negatif kutupta ne kadar insan varsa onlara tâbî olurlar. Pozitif kutupta olan mü`minler ise evvel emirde mürşide tâbî olurlar; Allah`ın
Kitab`ı olan Kuran-ı Kerim’e tâbî olurlar; AllahûTealâ`nın insan vücudundaki temsilcisi olan ruha tâbî olurlar; AllahûTealâ`nınmü`min kullarına tâbî olurlar; resûllere tâbî olurlar. Kısacası onlar da pozitif kutuptaki kişilere tâbî olurlar.

EN`AM 125; "Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah`a) teslime (İslâm`a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü`min olmayanların üzerine azap verir."

Allahû Tealâ bu âyette iki nevi insandan bahsediyor: "Kimi de dalalette bırakmayı dilerse onların da göğsünü açmaz. Onları, göğüsleri sıkışarak, nefes alamaz bir şekilde göğe yükseliyormuş gibi hissettirir. Bu, azaplı bir yükseliştir." Allah`ın dalâlette bırakmayı dilemesinin nedeni bu kişilerin Allah`a ulaşmayı dilememeleridir. Yani biz neyi dilesek Allah da bizim için onu diliyor.

Kur`ân-ı Kerim;

Öğüttür.

Şifadır.

Hidayettir.

Rahmettir.

Başlangıçta kalbin içinde idraki önleyen bir engel (ekinnet) vardır.

Kalpler mühürlüdür. Kalp %100 kapkaranlıktır.

Ve sonuçta;

Ruh, Allah`a ulaşarak, hidayete kavuşur.

Fizik vücut, Allah`a teslim olarak, hidayete kavuşur.

Nefs, Allah`a teslim olarak, hidayete kavuşur.

Kur`ân-ı Kerim; bu safhaları içeren bir öğüttür, şifadır, hidayetir ve rahmetir. Bütün bunlar "rahmet" adlı nurların kalbe taşıdığı fazıllarla gerçekleşmektedir. Ayrıca Allah`ın Rahîm esmasıyla tecellisine bağlıdır.

Ve AllahûTealâ, rahmet kelimesini kullanmıştır. Ama genelde şifa, öğüt ve hidayetle birlikte nur`u kullanmaktadır. "Kur`ân-ı Kerim bir nurdur."

Allah (c.c.) hepinizden razı olsun.


Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1022