Bugün: 25.06.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Şeytanın İpine Sarılan Er ya da Geç Zarara Uğramaya Mahkûmdur

Şeytanın İpine Sarılan Er ya da Geç Zarara Uğramaya Mahkûmdur

“Ya İslam`la yükselir, Ya inkârla çürürsün. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün.” (Necip Fazıl Kısakürek)

Kâinatı yaratan ve yöneten Yüce Allah, son elçisi Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) vasıtasıyla insana gönderdiği son mesajda altını çizerek buyuruyor ki; “Hepiniz toptan Allah’ın ipine sarılın.” Fakat bazı insanlar gidip şeytanın ipine sarılıyor. Güvenilecek ve sığınılacak tek kapı, Allah’ın kapısı olduğu halde; insanoğlu nefsindeki afetleri yüzünden kendisinin en azılı düşmanı şeytana güvenerek hem bu dünya hayatında, hem kabir hayatında ve hem de ahiret hayatında zarara uğrayanlardan oluyor. Maalesef de bu zararı en çok ölüm meleği canını almaya geldiğinde idrak edebiliyor. Ancak son pişmanlık insana bir fayda sağlamaz.

Soru: Nahl Suresi’nin 9. ayetinde Allahû Tealâ’nın buyurduğu; “Doğru yolu bildirmek sebillerin tayini Allah’a aittir” ne demektir?

Cevap: Nahl-9: “Sebillerin (dergâhlardan Sırat-ı Mustakîm’e ulaşan bütün yolların, yani Mürşidlerin) kastedilmesi (tayin ve tespit edilmesi) yalnız Allah’ın üzerine (vazife) dir. Ve ondan sapanlar da var. Eğer Allah dileseydi herkesi (sebiller ve Sırat-ı Mustakîm üzerinden) hidayete erdirirdi.”

Hepinizi ruhunuzun hidayetine, fizik vücudunuzun (vechinizin) hidayetine, nefsinizin hidayetine erdirirdi, diyor.

Öyleyse, burada Allahû Tealâ’nın söylediği şey, sebillerin kastedilmesi. Tabii Kur’ân-ı Kerim tefsircileri, sevgili dostlarımız burada, “doğru yolu göstermek” diye yine bir ifade kullanmışlar ve doğru yol deyince her şey kayboluyor, belirsizlik ortamına giriliyor ve insanlar da İslâm’ın 5 tane şartını yerine getirip “biz doğru yoldayız” diye avunuyorlar.

Oysaki doğru yolda olabilmek, Allah’a yaşarken kalben ulaşmayı dilemekten başlayan, Allah ile olan ahdinizi yerine getireceğiniz, muhteşem bir dizaynı içerir. Allahû Teâlâ orada; “Sebillerin kastedilmesi, tayin edilmesi ve gösterilmesi Allah’ın üzerine vazifedir” diyor.

Bu şeytanlar onları yoldan çıkarırlar, ama onlar kendilerinin hâlâ doğru yolda olduklarını sanırlar. İşin en acı ve acıklı tarafı da, şeytanların ardına takıldıkları halde, onların gösterdikleri istikamette adım attıkları, nara attıkları ve hava attıkları halde hâlâ kendilerini doğru yolda, Allah’ın yolunda zannetmeleri…

Bazı insanların kılavuzu ve himaye edicisi şeytan ama kendini Allah yolunda zannediyor ve etrafını da bu zan ile kandırıyor. Ne büyük bir aldanış…
 
NİSÂ-115: “Ve kim kendisine hidayet beyan edildikten (açıkladıktan) sonra resûle muhalefet ederse ve mü`minlerin yolunun dışında bir yola tâbî olursa, onu döndüğü yola çeviririz ve onu cehenneme yaslarız. Ve o ne kötü varış yeri.”

Allahû Tealâ Nisâ Suresinin 115. âyet-i kerimesinde Resûle muhalefet etmek, Resûlün dizaynı içinde Allahû Tealâ’nın dediklerini yaşamamak, Resûle karşı çıkmak bu istikametteki bir olgudan bahsediyor. Kim Resûle karşı çıkarsa o yoldan sapmış olur yani ruhu Sıratı Mustakîm’den ayrılmış olur ve Allahû Tealâ onların tâbî olduğu yolda kalacaklarını söylüyor. (Yani şeytanın yolunda.) Sıratı Mustakîm’den ayrılıp dalâlette kalacaklarını söylüyor. Burada tarif edilen fısk müessesesidir. İnsanlar fıska düşmüştür. Resûle; ondan şüphe ederek, ona karşı gelerek, muhalefet ederek karşı gelen bu insanların hepsi bunu yaptıkları andan itibaren başlangıçta Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (S.A.V)’in veya Resûl’ün yolunda olmalarına rağmen sonradan yoldan sapmış oluyorlar. Bu da Kur’ânı Kerim’deki fısk hükmünü ifade ediyor.

ZUHRÛF-36: “Ve kim Rahmân`ın zikrinden yüz çevirirse, şeytanı ona musallat ederiz. Böylece o (şeytan), onun yakın arkadaşı olur.”

Kim Allah`a ulaşmayı dilerse o takva sahibi olur. Zikirle, zikrini artırarak ruhunu Allah`a ulaştırır. Allah`a ulaşmayı dileyen kişi ruhunu Allah`a ulaştırıncaya kadar emniyettedir. Allah`a ulaştırdıktan (33 bin ilâ 41 bin zikir) sonra Allah`ın koruması sona erer. Kişi zikirlerini eksiltirse şeytan ona musallat olur. Zikirleri yavaş yavaş azalır, sonunda fıska düşer. Bunun mânâsı artık şeytan onun yakın arkadaşı olmuştur.

ZUHRUF 37; "Ve muhakkak ki onlar (şeytanlar), onları mutlaka (Allah’ın) yolundan men ederler (alıkoyarlar). Ve onlar kendilerinin hidayette olduğunu sanırlar."

Allah’û Tealâ Nur Suresi’nin 21. âyet-i kerimesinde diyor ki:

NÛR-21: “Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah’ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem’î’dir (en iyi işitendir) Alîm’dir (en iyi bilendir).”

Oysaki o ses şeytanın sesidir ve insanları, düşüncelerinin seslerini taklit ederek aldatır ve yapılmaması lâzım geleni yapılması lâzımmış gibi bir hüviyete sokar. Yapılması gerekeni de yaptırmamaya çalışır ki kişi kendisiyle beraber cehenneme gitsin. İnsanlara İslâm`ın 5 şartının onları cennete ulaştıracağına inandırır. Onlar da İslâm`ın 5 şartını yaşayarak hidayette olduklarını zannederler.

ZUHRÛF-38: “O (onlardan biri), sonunda (kıyâmet günü) bize geldiği zaman: “Keşke benimle senin aran, iki doğu kadar uzak olsaydı.” dedi (der). İşte bu kötü bir yakınlık.”

FURKÂN-27: “Ve o gün, zalim ellerini ısırır: “Keşke Resûlle beraber (Allah’a giden) bir yol ittihaz etseydim.” der.”

FURKÂN-28: “Yazıklar olsun, keşke ben filanı (o kişiyi) dost edinmeseydim.”

FURKÂN-29: “Andolsun ki; bana zikir (Kur’ân’daki ilim) geldikten sonra beni zikirden saptırdı ve şeytan, insana yardımı engelleyendir.”

FURKÂN-30: “Ve Resûl: “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur’ân’dan ayrıldı (Kur’ân’ı terk etti).” dedi.

Zikirden saptıran kişiye, saptırılan kişi: “Keşke benimle senin aran, iki doğu kadar uzak olsaydı.” diyor.

YÂSÎN-60: “Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.”

YÂSÎN-61: “Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.”

BAKARA 45; “(Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak Mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.”

İstiane sabırla ve namazla yalnız Allah`tan istenebilir.
 
Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (S.A.V.) şöyle buyurmaktadır: "Cebrail kardeşimin bana öğrettiği iki namazdan biri İSTİHARE, diğeri HACET namazıdır."

Kişi bir kararın kendisi için uygun olup olmadığını İSTİHARE namazı kılarak Allah`tan sorabilir. Kimin doğru yolda, kimin ise eğri yolda olduğunu da bu namazla öğrenebilir.

Bu iki rekâtlık namazda Fâtiha`dan sonra Kâfirun Suresi okunur. İkinci rekâtta da Fâtiha`dan sonra İhlâs Suresi okunur ve Allah`tan yapmak istenen şeyin ya da kararın uygun olup olmadığı sorulur. Eğer Allahû Tealâ beyaz veya yeşil renklerin hâkim olduğu bir rüya göstermişse kararın uygun, siyah veya kırmızı renklerin olduğu bir rüya göstermişse uygun olmadığı anlaşılır.

Dünyadaki en sağlam ve güvenilir liman Allah (C.C.) ve dostlarıdır. Allah’ın dostunu ona buna sorarsan; ya sahtekâra ya da şeytanın yaverine tabı olursun. Mürşidimizi Allahü Teâlâ’ya sorarsak o bizim halimizi bilir ve ona göre bize bir dostunu yollar. Biz önce Allahü Teâlâ’dan kendisine ulaşmayı ve dost olmayı dilemeliyiz. Allah’ın dostunu yani Mürşidimizi Allah’tan öğrenmek için de HACET namazı kılmamız gerekiyor.

HACET namazı ise şöyle kılınır:

1. Rekât: Subhaneke + Fâtiha + 3 Âyetel Kursî
2. Rekât: Fâtiha + İhlâs + Felâk + Nâs
Oturuş: Ettehiyyatu
3. Rekât: Fâtiha + İhlâs + Felâk + Nâs
4. Rekât: Fâtiha + İhlâs + Felâk + Nâs
Oturuş: Ettehiyyatu + Allahumme Salli + Allahumme Barik + Rabbena

Ve kişi Allah`tan hacette bulunur: “Yarabbi benim Mürşidim kim, bana onu göstermeni dilerim.”

Dünyaya ya da manevî âleme ait bir şey isteniyorsa yine hacet namazı kılınır.

Allahû Tealâ; “Namazla” sözüyle hacet namazını ifade etmektedir. İnsanlar vardır hem Allah`a ulaşmayı dilemezler hem de hacet namazını kılarak Allah`tan devamlı Mürşidlerini sorarlar. Allahû Tealâ da onlara sabırlı da olsalar Mürşidlerini hiç göstermez. Bu insanlar kendi kendilerini aldatırlar: "Ben Allah`a ulaşmayı diliyorum ama Allah bana Mürşidimi göstermiyor" diyerek yalan söylerler. Çünkü Allahû Tealâ buyurmaktadır:

ANKEBÛT-5: “Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.

Eğer kişiler huşû sahibiyse kesin şekilde inanırlar ki ruhlarını ölmeden evvel Allah`a ulaştıracaklardır ve ölümden sonra da ruhları tekrar Allah`a bir defa daha geri dönecektir. Hacet namazı kılınıp da Allah`tan sorulduğu zaman o şeye ehil olunmalıdır. Hacet namazını kılan kişi huşû sahibiyse yani Allah`a ulaşmayı gerçekten diliyorsa ve Mürşidini Allah`tan sorduysa Allah`ın o kişiye Mürşidini daha ilk seferde göstermemesi mümkün değildir. İşte bu dizayn içerisinde âyet-i kerime Allah`tan istianenin nasıl istenmesi gerektiğini ifade etmektedir. Ve kişi huşû sahibi olmuşsa Allahû Tealâ mutlaka Mürşidini gösterecektir ve istianeyi ona ulaştıracaktır.

Allah razı olsun. Sevgi ile kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 744