Bugün: 21.08.2018

Toplumsal Erozyon


Ülkemizde en çok kullanılan kelimelerden olan ‘erozyon’, aklımızda orman alanlarının eksikliğinden dolayı verimli toprakların kaybını işaret eder. Ama ülkemizde sadece jeolojik olarak değil, toplumsal erozyonu da yaşıyoruz.

Nasıl ki toprak erozyonunu engellememiz için ağaç dikerek toprak kaymasını önlemeliysek, toplumu bir arada tutan manevi değerlerin kaybolmaması için de Türkiye olarak İslam dinine sıkı sıkıya bağlanmalıyız. Aynen ağacın köklerine tutunan topraklar gibi.

Yüzyıllarca İslam’ın bayraktarlığını yapmış ve İslam’ın yayılmasında büyük katkılar yapmış Osmanlı’nın torunları olan biz Türkler, Türkiye’de medyanın gücü kullanılarak Müslümanları kendi kültürel değerlerinden kopartma çabalarına üzülerek şahit oluyoruz. Şahit oluyoruz diyorum ama aslında toplumumuzun çoğunluğu bu İslami ve kültürel yozlaşma çabalarının farkında değil. Bu çabalar doğduğumuz günden, öleceğimiz güne kadar üzerimizde uygulanıyor. Belki farkındayız, belki değiliz ama nefsimize uygun olan bu çabalar bize sevimli görünüyor.

Özellikle teknolojik gelişimleri takip eden yıllarda insanlarımızın kültürel ve İslami geçmişinin yozlaştırılması çalışmalarının arttığına şahit oluyoruz. Sinema ile başlayan bu süreçte Batı’nın kültürel altyapısı ülkemize pompalanmaya ve bu sayede İslam inancı yozlaştırılmaya başlandı. Örneğin evli bir kadının başka bir erkekle nikâhsız beraberliği ‘masum bir aşk’ olarak insanlarımıza anlatıldı. Bunun en taze örneğini izlenme rekorları kıran ‘Aşk-ı Memnu’ dizisinde gördük. Ya da genç bir delikanlının genç bir kızı babasından izin isteyerek sinemaya götürmesi çağdaşlık olarak gösterildi. Bu sahneyi birçok yerli ve yabancı gençlik dizilerinde zaten görüyoruz. Sihirli konuları içeren çocuk dizileri de küçük beyinlerdeki Allah inancını yok ederek ve Allah’ın gücünün dışında bir güce inandırarak çocuklarımızı zehirlemektedir. Bazı çizgi filmlerde de benzer çabalara maalesef şahit oluyoruz.

Dışarıdan masum gibi görünen bu filmlerin İslam’a ve topluma ne kadar zarar verdiğini geçen yıllarda daha da çok anlıyoruz. Kocaları tarafından öldürülen kadınlar, terk edilen yaşlı insanlar, tacize uğrayan çocuklar, artan cinayet ve soygunlar, alkol ve sigara kullanımı bir yana uyuşturucunun da normal karşılanması, ilköğretim, ortaöğretim ve üniversite çağlarındaki öğrencilerin günlük yaşantılarının kurallarını İslam’dan değil, Batı kültüründen alması ve vatandaşlarımızın günlük yaşantılarında İslam’ın olmaması ülkemizin sosyolojik kimliğinin erozyona uğraması açısından tehlike sinyalleri veriyor.

Türkiye’yi bir arada tutan güç İslam dediğimiz çimentodur. Eğer Türkiye’yi oluşturan duvardan çimentoyu alırsak dış güçlerin ülkemizi yıkması çok kolay olacaktır. Çanakkale Savaşı’nın mağlup İngiliz komutanı Winston Churchill ülkesine döndüğünde çok yoğun eleştirilere muhatap olmuştu. Kendini savunan Winston Churchill; ‘Siz ağzına kadar su dolu bir küvette serçe parmağınız gibi küçük bir balığı tek elinizle yakalayabilir misiniz?’ diye soru sormuştu. Kimse cevap vermeyince konuşmasına devam eden Winston Churchill; ‘Küvetteki küçük balık Türkler ve küvetteki su ise İslam inancıdır. Eğer biz küvetin tıpasını çekersek su akar gider ve küçük balığı da küvetin giderinde rahatlıkla yakalayabiliriz. Biz dünyanın en güçlü ordusu ile Türklere saldırdığımız halde, İslam inancına bağlılıkları sebebi ile yenildik. Onları dışarıdan yenmemiz imkânsız. Onları dini inanışları olan İslam’dan soğutursak ve kendi kültürümüzü aşılarsak küvette susuz kalan balık gibi olurlar” demişti. Şimdi bir düşünün. Konu İslam olunca mangalda kül bırakmayan bizler gerçekten İslami geçmişimize yakışır bir hayat mı yaşıyoruz? Yoksa Batı’nın pompaladığı kültürün esiri mi olduk.

Sinema ve dizi film yolu ile İslami kültürümüze saldıran bu dış güçler müzik yolu ile de çabalarına devam ediyorlar. Yerli ve yabancı birçok pop ve rap tarzı müziklerin video kliplerinde ve şarkı sözlerinde dinsizliği pompalayan ve dine hakaret içeren mesajları sıkça görüyor ve duyuyoruz. Bu dinsizlik propagandası mesajları ile dolu müziklerin video kliplerinde ise İlluminati denilen masonik bir örgütün sembollerinin yarı açık yarı gizli bir şekilde görülmesi dikkatli gözlerden kaçmıyor. İlluminati denilen bu örgüt masonların çok önemli bir ayağını oluşturuyor ve bunlar sanat adı altında yayınlanan sinema, dizi film ve müzik gibi bu çalışmalara kendi amaçları doğrultusunda bazı mesajlarını sokarak Müslüman Türklerin kültürel ve İslami fikir altyapısını erozyona uğratma çabasını gösteriyorlar. Ayrıca bazı kendi figürlerini ve işaretlerini koyarak aslında kendilerini belli ediyorlar. Bu konunun araştırmasını yapan dikkatli kişiler bu figür ve işaretleri mutlaka görmüştür.

İLLUMİNATİ NEDİR?

Dünyayı kendilerine `bilge adamlar` adını veren, 10 kişi yönetiyor. İlluminati'nin güç şebekesi, dünyanın en güçlü kişilerinden, yatırımcılarından, şirket başkanlarından ve siyasilerden oluşuyor. `İç çember` denilen en tepedeki 10 kişiye bağlı 300 kişi ise onların alt kadrosunda yer alıyor ve talimatlarını yerine getiriyorlar. 10 kişilik `bilge adamlar` grubunda Fransa'dan 3, ABD'den 2, Kanada, Avusturya, İngiltere, İspanya ve Güney Afrika'dan 1’er üye bulunuyor.

HEDEF TEK DÜNYA DEVLETİ KURMAK

`İç çember` üyelerinin ortak özelliği Dış İlişkiler Konseyi, Bilderberg, Trilateral Komisyon, Mahson Tarikatı, Kafatası ve Kemir Tarikatı, Aspen Enstitüsü, Malta Şövalyeleri, Opus Dei, Roma Kulübü, Bohemian Grove, Dünya Ekonomik Forumu, Dünya Federalleri üyesi olmaları. İlluminati Komplosu'nun hedefi, başkenti Kudüs olan bir dünya devleti kurmak. Kitabın, sonunda illuminati piramidinin üstünde bulunan `bilge adamlar`a hizmet eden isimlerden bir kısmı, unvanlarıyla birlikle verilmiş. Türkiye'den kimse var mı diye baktık ancak, ne hikmetse kimseyi bulamadık! İlginç değil mi?

İLLUMİNATİ NASIL ÇALIŞIYOR?

Yılda bir kez bir araya gelen İlluminati üyeleri, hedefledikleri dünya devletini kurmak için planlar yapıyorlar. Bu planların içinde sinema, dizi film ve müzik gibi çeşitli sanatsal faaliyetler yolu ile üzerinde çalışma yaptıkları ülkenin vatandaşlarının dinsel ve tarihsel kültürünü yozlaştırma ve erozyona uğratma çalışmaları, ekonomik krizler çıkararak ülkeleri sömürmek, savaşlar çıkarmak, `Daha Fazla Savaş` ilkeleri gereği savaşların sürekliliğini sağlamak, çeşitli hastalıklar icat etmek, (AIDS ve HIV'in ABD'deki askeri araştırma laboratuvarlarından dünyaya yayıldığı iddia ediliyor.) nüfus azaltıcı çalışmalar yapmak, etnik temizliği desteklemek ve 11 Eylül örneğinde olduğu gibi terör yaratarak, `anti-terör yasaları` çıkarmak. 11 Eylül saldırısı için FBI, bazı Arapları kullandı ve bombaları temin etti. İlluminatı'nın ilkelerinden en önemlisi `Kaostan kaynaklanan düzendir.` İlluminati, kendi düzenini çıkarmak için sürekli kaos yaratmak zorundadır.

ÇÖZÜM İSLAM VE OSMANLI KÜLTÜRÜDÜR

İlluminatı denilen bu örgütü halkımızın belki de % 90’ndan fazlasının bilmediğini düşünüyorum. Bizim bu konuyu bilmememiz, bu örgütün ülkemizde İslami düşünceyi erozyona uğratma çabası göstermediği anlamına gelmez. İlluminatı denen bu örgüt, düşünce yapısı İslam’dan uzaklaştırılmış ve sorduğumuz zaman kendisini Müslüman olarak tanıtan ama İslami kuralları yaşam prensiplerinden çıkarmış bir Türk toplumu oluşturma çabası içindedir ve görünüyor ki maalesef bu hedefe doğru hızlı adımlarla ilerliyorlar. Türk toplumu tehlikeli bir sürece girmiştir. Geleceğimiz ve Türkiye Cumhuriyeti’nin devamlılığı tehlike altındadır. Bizi Kurtuluş Savaşı’nda ve Çanakkale’de mağlup edemeyen güçler, kaleyi içten yıkma çalışmalarına ülkemizi kurduğumuz ilk yıllardan itibaren başlamışlardır. İslami, sosyal, siyasal, tarihsel, kültürel ve ekonomik olarak bir erozyonla karşı karşıyayız.

Çözüm ise İslam ve Osmanlı kültürüdür. Eğer İslam ve Osmanlı kültürünü yaşamımızdan çıkarmaya devam edersek…?

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ