Bugün: 22.01.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Türkiye’de Darbeler Tarihi ve 15 Temmuz 2016

Türkiye’de Darbeler Tarihi ve 15 Temmuz 2016

Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılma sürecinin ardından Osmanlı’dan kalan son toprak parçası üzerinde 1923 yılında kurulmuş yeni sayılabilecek bir devlettir.

Osmanlı’nın babadan oğula geçen devlet yönetimi şeklinin aksine demokrasiyi temel alan bir yönetim şekli olan Cumhuriyeti kabul etmiş ve 93 yıllık geçmişi olan bir ülke olarak bulunduğu sıkıntılı coğrafyada demokratik yaşamı ayakta tutma mücadelesi vermeye devam ediyor.

Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında kurulmasına ve demokrasiyi yönetim şekli olarak benimsemesine rağmen çok partili ve demokratik seçimlerle ilk defa 1946 yılında tanışmıştır. 1946 yılında gerçek demokrasi ile ilk kez tanışan Türkiye, darbeyle de kısa bir süre sonra maalesef tanışmak zorunda kaldı. 27 Mayıs 1960 yılında gerçekleşen ilk askeri darbe ile seçilmiş Başbakan Adnan Menderes ve 2 Bakan idam edilerek, ülkenin bilincinde onarılmaz bir yara açılmıştır.

1960 yılını takip eden her 10 yılda bir darbe yapılan Türkiye’de, darbe yapmak neredeyse gelenekselleşen bir duruma dönüşmüştür. 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980’de yapılan ‘Fiili Askeri Darbeler Dönemi’ ülkemizin demokrasi tarihine kara bir leke olarak bulaşmıştır. 1980 darbesinden 17 yıl sonra yani 28 Şubat 1997 yaşadığımız ve adına ‘Post-Modern’ denilen darbe sonucunda Türk halkı tarafından seçilmiş bir iktidar daha askerin baskısıyla görevden uzaklaştırılmıştır.

Türkiye’de yıllardır kemikleşmiş bir bürokratik yapının bozulmasını istemeyen insan merkezli düşünceden değil; devlet merkezli düşünceden yola çıkarak Türk halkını belli kalıplardaki dar bir gömleğe sokmaya çalışanlar, bunu başaramadıklarını gördükleri yaklaşık her 10 yılda bir gömleğin bedenini genişletmek yerine ağızlarından salyalar akarak; ‘Asker Göreve’ çığlıkları arasında Türk halkını bu dar gömleği giymeye mecbur etmişlerdir. Türkiye`nin sorunlarını aşmak için 21. yüzyılda hâlâ darbe istemek ve darbe yapmaya kalkışmak, en hafif deyişle seçmenlere; “Sizin ülkeyi yönetmeye aklınız yetmez. Biz sizin yerinize ülkeyi de, sizi de yönetiriz.” demek gibi bir şey.

Ama takip eden her 10 sene boyunca o dar gömlek Türk halkı tarafından yırtılmış ve bu ‘Sözde Devletçilerin’ darbe talep ve çığırtkanlıkları arasında Türk Ordusu, maalesef Türk halkının başına bir ‘Balyoz’ gibi inmiştir. Bu ülkenin “Sözde!” sahibi olan ‘Seçkinler’, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusunu kendi adına kaydettirdiğini zannedenler, her zaman darbe planı ve uygulaması yapmışlardır. Zaten demokratik seçimlerden umudu olmayanların, darbelerden medet umması son derece doğaldır. Her 10 yılda bir darbe yapmayı ‘Milli Gelenek’ haline getiren bu demokrasi fukarası postal yalayıcıları, 1980’den bu yana gerçek manada darbe yapamamanın acısı ve üzüntüsü ile kaba etlerinin üzerine bir türlü oturamamışlardır.  Peki, bunu 3 sefer yapan bu darbe sevdalıları, bu dar gömleği Türk halkına giydirebilmişler midir? Günümüzdeki genel siyasi tabloya baktığımızda bunu başaramadıklarını memnuniyetle ifade edebilirim.

Konuya nereden bakarsak bakalım, Türkiye gibi demokrasi kültürü bir şekilde oluşmaya başlayan bir ülkede daha önceden yapılmış ‘Fiili Askeri Darbelerin’ artık imkânsız bir durum olduğunu düşünürken; 15 Temmuz 2016 akşamına ülke olarak büyük bir şaşkınlık yaşadık. Türkiye’nin en önemli kamu binaları olan Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve TBMM gibi yerlerin Türk Hava Kuvvetleri’ne ait F-16 savaş uçaklarınca bombalanması, sivil halkın üzerine askeri helikopterlerden uzun namlulu silahlarla ateş açılması, askeri tanklar ile Boğaziçi Köprüsü’nün trafiğe kapatılması ve sivil halkın üzerine ateş açılması inanılır gibi bir durum değildi. Tabi darbecilerin hedefindeki en önemli noktalardan biri de TRT binasıydı. TRT’de yayınlanan askeri darbe açıklaması, o dönemi yaşayanlara 1980 askeri darbesi sonrasında Kenan Evren’in TRT ekranlarında yaptığı darbe konuşmasını hatırlattı.

Ancak gecenin ilerleyen saatlerinde vatandaşın ülkesine ve demokrasisine sahip çıkması darbecilerin işini imkânsız hale getirdi. Türk halkının darbecilerin askeri tanklarının önündeki dik duruşu ve demokrasisine sahip çıkması her türlü takdirin üzerindedir. Ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’ın dik duruş sergilemeleri darbecileri yıldıran bir diğer faktör oldu.

Devletin en üst kademesindeki liderlerin açıklamaları bu darbe organizasyonunun Fethullah Gülen merkezli olduğu yönünde oldu. Teknolojinin çok sık kullanıldığı günümüzde darbecilerin de teknolojik imkânları kullanarak yaptıkları haberleşmelerden anlaşıldığı üzere Fethullah Gülen’in bu darbe girişiminde parmağı olabileceğine yönelik bulgular var. Gerçekleri ise önümüzdeki günlerde daha net anlayacağız diye düşünüyorum.

Milletin verdiği vergilerden maaş alan bir grup Türk askeri kıyafeti giymiş vatan haini, o vergilerle alınmış silahları darbe girişimi esnasında millete doğrultarak insanları öldürüyor. Askeri tanklarla insanları ve arabaları eziyor… O askerler de bu milletin evladı, ama birilerine yem olarak vatan haini damgasını yediler. Birileri okyanus ötesinde gününü gün ederken, vatandaşlar bu vatan haini askerler için idam kararı bekliyor.

Netice itibari ile ne şekilde olursa olsun askeri darbeler, yapıldığı dönem itibari ile toplumun demokratik yaşantısında ağır hasarlara yol açsa da; ilerleyen yıllarda darbeye karşı oluşan toplumsal tepki, insanları demokratik dayanışma ruhuna yaklaştırması bakımında hayırlı olmuştur diyebiliriz. Bu çerçevede Başbakan Binali Yıldırım’ın; “15 Temmuz Demokrasi Bayramımız kutlu olsun” açıklaması darbecilerin yüzüne vurulmuş en ağır tokatlardan biridir. Ayrıca Başbakan Binali Yıldırım’ın TBMM çıkışında vatandaşlara hitaben yaptığı konuşma sırasında ‘İdam İstiyoruz’ sloganlarına cevaben; “Gereği neyse yapılacak” ifadesi demokrasiden yana tavır sergileyen vatandaşlarımız tarafından büyük alkış almıştır.

28 Şubat 1997 darbesinin Türkiye için artık son olduğunu düşündüğümüz bir dönemde gerçekleşen ancak Türk halkının, Cumhurbaşkanı’nın ve Başbakan’ın dik duruşu ile sonuca ulaşamayan 15 Temmuz 2016 darbe girişimi, aslında askeri darbe tehlikesinin devam ettiğini bize hatırlatması açısından çok önemli bir dönüm noktası oldu. Bu noktada yapılması gereken, bu darbe girişiminde birinci derecede suçlu olanların idam edilmesi, arka planda yardım ve yataklık edenlerin de ömür boyu hapis ya da sınır dışı edilmesi gibi cezaların uygulanması Türkiye’nin demokrasi tarihinde yeni bir darbe lekesi oluşmaması açısından önemli olacaktır.

Onun için diyoruz ki; İslam’a ve vatanına gönülden bağlı biri olmak için önce Allah ve Resul’ünü inkâr etmemek gerekiyor. Enfal Suresi 30. Ayet’te geçen Allah’ın sözü ile köşe yazımı tamamlamak istiyorum:

“Ve o inkâr edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek (çıkarmak) için tuzak kuruyorlardı. Ve onlar, bu tuzağı kuruyorlarken; Allah da tuzak kuruyordu. Ve Allah, tuzak kuranların (karşılık verenlerin) en hayırlısıdır.”

Sevgi ile kalın.

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 576