Bugün: 17.01.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Sivil Toplum; İslam’daki Uygulama ve Anlayışı

Sivil Toplum; İslam’daki Uygulama ve Anlayışı


Sosyal örgütler – sivil toplum örgütleri ki bunlar başta sendikalar, dernekler, barolar, birlikler, vakıflar vs. olarak sıralayabiliriz. Bu örgütlerin temel amacı,  bireysel hakların sağlanmasında, siyasi otoritenin yani devleti idare eden siyasal iktidarın karar mekanizmalarını etkileyebilen baskı oluşturan bir aracı kurum ama devletin sosyal yaşamını oluşturan ve dizayn eden sosyal oluşumlardır.

Sivil toplumun gelişmesi için son olarak sosyal grup, kimlik veya kategorilerin devlet karşısında “otonom”  bir statüye sahip olmaları gerekir. Başka bir ifade ile devletin müdahalesine maruz kalmaksızın sosyal grup veya kategorilerin kendi kaderlerini tayin etme hak ve inisiyatifine sahip bulunmaları gerekir.

Kısaca bugün için sivil toplum kavramı ile bireysel özgürlüğün maksimum düzeyde hedeflendiği, katılımın yaygınlaştığı, bireylerin kendi kaderlerini tayin edebildiği demokratik bir toplumu ve hukuksal bir devleti anlıyoruz…

İslam’da Sivil Toplum Uygulama ve Anlayışı: Aynı şekilde İslam’ın öngördüğü yönetim de otoriter veya totaliter bir yönetim değildir. İslam tarihinde bu özellikleri taşıyan yönetimlerin bulunduğu bilinen bir vakıadır. Ancak bunun temel dayanağı ne Kur’an’daki ilkeler, ne de Hazreti Peygamber’in yaşamındaki uygulamalardır. Kur’an'da yönetime ilişkin temel iki ilke “istişare” ve “adalet” kavramlarıdır.  Bu kavramlar bugün sivil toplumun öngördüğü toplum profili ile önemli bir uyum içinde bulunmaktadır.   Hazreti Peygamber dönemindeki uygulamalarda da temel ölçüt olarak bu ilkelerin kabul edildiğini görmekteyiz. Vahye en yakın sima olmasına rağmen Hazreti Peygamber toplumsal konuları istişare ile yürütmüş ve birçok konuda kendi isabetli görüşüne rağmen ashabının baskın görüşüne uymuştur. Hendek Savaşı’nda Hazreti Peygamber kendisinin uygun görmediği savaş taktiğine ashabının baskın reyi olması itibariyle uymuştur.

Kısaca İslam,  “toplumsal farklılaşma”ya açık olduğu gibi “toplumsal katılım”a da açıktır. Başka bir deyişle İslam, bireylerin kendi reylerini (görüşlerini) devlete karşı savunacak ve hatta devlete kabul ettirecek bir anlayışı hem kendi epistemolojisinde barındırmaktadır, hem de ilk dönem uygulamalarında buna ilişkin örnekler sergilemiştir. İlk halifelerin toplumsal katılıma daima açık olduklarını, alttan gelen önerileri dikkate aldıklarını tarihsel vesikalar zengin biçimde bizlere sunmaktadır.

Bununla ilgili İslam’ın o muhteşem döneminde ki buna Asr-ı Saadet diyoruz bu dönemde İdareci ile vatandaş veya sivil diyaloglarının ne olduğunu inşallah önümüzdeki süreçte misallerle anlatacağız.

Hâlâ personelinin örgütlenmesini ve haklarının savunmasını saygı ve takdirle karşılaması hatta teşvik etmesi beklenen bir kurumun Diyanet’in kendi personelinin örgütlenmesine karşı duruşu ve tavrıyla ilgili düşünce ve tespitlerimizi de ayrıca yazacağız.

Esenlik dolu günler ve selamlarımla


       
  Fethi KARAHÜSEYİN

Diyanet-Sen

Giresun Şube Başkanı

0530 425 84 52

fethikarahuseyin@gmail.com

         fethikarahuseyin@hotmail.com
  • PAYLAŞ