Bugün: 25.06.2018

Adaletin Bu mu Dünya!...


Geçtiğimiz günlerde yazdığımız işyerlerinde risk değerlendirmesi ile ilgili yazımızda işyerlerinin güvenliği kimlere emanet diye sormuştuk.

Bu sorumuzun cevabını TV5 Televizyonunda yaptığımız. Arzihal Programında öğrenmiş olduk. Programa katılan Çalışma ve Sosyal Güvelik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü Kasım Özer bu konuda sorduğumuz soruya “her işveren kendi işyerine ait risk değerlendirmesini yapacak” dedi. Artık içiniz rahat olsun, işyerinize varınca kağıdı kalemi elinize alıp işyerinin ünvanını, adresini, ve iletişim bilgilerini de yazdıktan sonra “işyerinde elektrik, su ve doğalgaz tesisatlarını kontrol ettik. Çıplak kablo, su ve gaz kaçağı yoktur. Pencereler sık sık açıp kapatılmaktadır; havalandırma problemi yoktur. Tabanda kaymayı gerektirecek kayganlıkta döşeme yoktur; merdivenler kayacak nitelikte değildir” deyip işveren ve çalışan temsilcisi ile birlikte imza altına alındı mı geriye bir şey kalmayacaktır. Risk değerlendirmesi dediğimiz şey buymuş meğer.

Konu üzerine yazı yazan Sosyal Güvelik Uzmanı Ali Tezel, 2014 yılının 1 Temmuz’unda yaşanması muhtemel bir tartışmayı şimdiden haber verdi. Daha önce de bazı yazarlar esasında konuya temas etmişlerdi. 1-9 işçi çalıştıran tehlikeli ve çok tehlikeli işyerleri için işyeri hekimi ve iş güvenliği hizmeti ücretleri bakanlık tarafından ödenirken; az tehlikeli işyeri için bu ücretler işverenden çıkacakmış. Oh ne ala memleket. Tehlikeli işyerleri için hizmet ücretini devlet ödesin, daha az masraf çıkaracak yerler için de işverene kendin ödeyeceksin de. Tam tersi olmalı değil mi sizce; yoksa ben mi yanılıyorum. Veya ödeyecekse hepsini devlet ödemeli değil mi? 

Ayrıca yine bu yazıdan öğreniyoruz ki işyeri hekimleri az tehlikeli işyerlerine üç yılda bir, iş güvenliği uzmanları da yılda bir uğrayacakmış. Bununla ne halledilecek ben bir şey anlamadım; anlayan varsa bana da anlatsın. Bunun yerine az tehlikeli işyerlerinde risk değerlendirmesi her yıl yeniden yapılır demek veya muaf tutmak daha uygun değil mi? Bizim işlerimiz hep böyle ya herro ya merro…

Beklenen af çıktı!

Geçtiğimiz günlerde kamuoyunu uzun süre meşgul eden sosyal güvenlik kanununda birtakım değişiklikler içeren yasa taslağı kanunlaştı. Cumhurbaşkanının onayından sonra Resmi Gazete’de yayınlanıp yürürlüğe girecek. Çok önemli konular yanında bazı cinlikler de yapılmadı değil, kanun çıkarılırken. Milletvekilleri her tasarı meclise geldiğinde kendileri için bir şeyler koparmayı marifet sanıyor. Sanıyor ki burada da bunu gösterdiler. Emekli olan milletvekilleri açısından bir gün bile beklemeden kendilerine milletvekillerine özel kıyak emeklilik hakkında yararlanmayı tasarıya eklediler. Bunun yanında kendileri için fiili hizmet zammını da ihmal etmediler. Hem de hem hizmete ilave hem de yaşı küçülterek. Bir de kamuoyunda ses çıkmasın diye gazetecilerin ağzına bir parmak bal sürmeyi ihmal etmediler. Gazetenin matbaasında her türlü kimyasal etkiye maruz emekçiler dururken gazetecilere fiili hizmet zammı verdiler. Verdiler de ne oldu. Gazeteciler, primleri cebinden ödeyeceklerini anlayana kadar kanun meclisten geçti bile. 

Ancak hakkını yememek gerek, meclisin. Öğrenciler liseyi bitirip üniversite kaydını yaptırana kadar geçecek sürede artık genel sağlık sigortası primi ödemeyecekler. Zaten böyle olması gerekiyordu. Aksi halde milyonlarca genç sosyal yardımlaşma vakfı ve sosyal güvenlik merkezi kapılarında kuyruklar oluşturacaktı. Birçoğu da bunu zamanında yaptırmadığı için lüzumsuz yere binlerce lira prim ödemek zorunda kalacaktı.

Yine bu kanunla işyerinin tehlike derecesine göre alınan iş kazası ve meslek hastalığı primi % 2 olarak tespit edildi. Oysa eski oran işyerinin tehlike derecesine göre % 1 ile % 6,5 arasında değişiyordu. Bu oranlar hakkaniyete de uygundu. Oranlar sabitlendiği için mali müşavirlik ofisi ile inşaat veya kimya işkolu aynı oranda prim ödeyecek. Hem de inşaat veya kimya işkolunun iş sağlığı ve güvenliği ücretini devlet ödeyecek. Adaletin a’sı nereye gitti acaba?..

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ