Bugün: 23.10.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Bir Garip İş Güvenliği Hikâyesi

Bir Garip İş Güvenliği Hikâyesi

......................
Uzun yıllardır eksikliği hissedilen ve çeşitli kanunlara, tüzüklere ve yönetmeliklere serpiştirilen iş sağlığı ve güvenliği kanunu çıktığında umutlanmak için her şey vardı. Esasında mecliste hakkında konsensüs sağlanan nadir kanunlardan biri olduğu için iktidarı da muhalefeti de hiç itiraz etmeden kanunlaşıverdi. İşçi sağlığı kavramından iş sağlığı kavramına gelinmesi şüphesiz bir devrim olarak algılanmalıydı, algılandı da. Kanun çıktığında sanki her şey hazırmış gibi altı ay gibi kısa bir sürede yürürlüğe gireceği ön görüldü.

Ancak her şey hesaplandığı gibi olmadı. Yürürlük için yönetmelikler ve tebliğler hazırlanmalıydı. Her zaman yaptığımız gibi Aralık ayının son günlerine sıkıştırılan yönetmelik ve tebliğler konunun taraflarınca yeterince incelenemedi. Zaten 50 ve fazlası ağır ve tehlikeli işler kapsamdaydı. Ama kanun bu tanımdan vazgeçmiş herkesi kapsama almıştı. Kamu ve özel sektör demeden bazı kurumlar kapsam dışındaydı ama olsun ülkemiz iş sağlığı ve güvenliği kapsamına alınmıştı.

Bakkal çakkal demeden, büro müro demeden, ev ve apartmanlar dâhil herkes iş güvenliği uzmanı çalıştıracak, doktor ve hemşire istihdam edecek, çalışanlarımız güvenlik ve sağlık içinde işlerini rahatça göreceklerdi. Çok geçmeden işin vahameti anlaşıldı, yeterli iş güvenliği uzmanı, doktor ve hemşiremiz yoktu. Zaten kelin merhemi olsa hastanelerimiz doktor ve hemşire bolluğundan istifade ederdi. İş güvenliği uzmanımız da yoktu. Her kanun çıkarken o konuda uzman olanlar kendilerine pay biçerdi, mühendis olan uzmanlar da bu işi sadece biz başarabiliriz diye sosyal iş müfettişlerine bile parsadan bir pay ayırmamıştı. Bakıldı ki eldeki mühendisler kapsamı genişleten bu uygulama için yetersizdi.

Hemen bir düzenleme yapıldı; ne kadar mühendis ve mimar, teknik eleman adı altında bütün teknik öğretmenler, fizikçi, kimyager veya biyolog unvanına sahip olanlar ile üniversitelerin meslek yüksekokullarının iş sağlığı ve güvenliği programı mezunları iş güvenliği uzmanı oldular. Yönetmeliğe göre en az yedi yıl mesleki deneyime sahip kişiler önce c sınıfı, sonra b sınıfı belge aldıktan sonra a sınıfı belge alabilecekken, hayatında mesleğini icra etmeyenler nerelerde çalışıldığına bakılmaksızın kolay sınavlarla belge sahibi oldular. O da yetmedi a sınıfı belge sahipleri yeterli gelmediğinden c sınıfı belge sahipleri de aynı sektörde çalışma hakkı kazandılar.


Ama bütün bunlar da yetmedi. 50 işçiden az olanlar için uygulama altı ay ertelenmek zorunda kaldı. 2014 yılı başından itibaren bütün tehlikeli ve çok tehlikeli işyerleri de kapsama alındı. Ancak 10 ve daha az çalışanı olanlar için devlet desteği getirildi. Yapılan düzenleme ile yapılacak destek asgari ücretle sınırlı kaldı ve 14-16 lira düzeyinde oldu. Üçer aylık dönemler için yapılması düşünülen destek ile OSGB’lere ödenecek rakamlar arasında önemli farklar oluştu. OSGB’ler açısından ise çeşitli olumsuzluklar ortaya çıktı. Bazı açıkgöz iş güvenliği uzmanları gerçek anlamda OSGB gibi çalışmalarına karşılık bireysel çalışıyor gibi hizmet verdikleri işyerlerinin çalışanı gibi bordrolara girdiler. Oysa yapılması gereken OSGB tipi örgütlenme olmalıydı. O işyerinde çalışmış gibi görülen uzmanın bağımsızlığından söz edilebilir mi?

Verilecek bu düşük rakamların üçer aylık dönemlerde verilmesi yetmiyormuş gibi bir de işi bürokrasi hazretlerine havale edilmesi işin tuzu biberi oldu. İşverenlerin hazırlayacağı bir sürü belge yanında fatura kesilerek bir de KDV ilave edilerek destek işi sarpa sardırıldı. Oysa yapılması gereken şey bakanlığın hizmet alması yönünde bu işi halletmesiydi. Kendi eksiği sebebiyle yeterince denetleyemediği işyerlerini hizmet satın alarak denetletmesi gerekirdi. Belki de hala yapılması gereken budur.  İşyerlerinin listesi OSGB’lerin adreslerine göre Sosyal Güvenlik Kurumu Müdürlüklerince OSGB’lere bildirilmeli ve anlaşma sağlanmalıydı. Bu şekilde hizmet bedeli yönünden işverenle bir bağı kalmayacak OSGB’ler daha bağımsız hizmet verebilirlerdi. Bu da yapılamıyorsa aylık prim ve hizmet belgeleri üzerinden bu destekler her ay rahatça düşülebilirdi. Böylece bunca zahmete ve bürokrasiye de gerek kalmazdı.

Ancak daha radikal bir önerimiz 10 kişiden az çalıştırılan tehlikeli ve çok tehlikeli işyerlerinde ruhsat prosedürleri ağırlaştırılmalı ve belediyelerce takip edilmelidir. Az tehlikeli işyerleri de türüne göre daha az prosedürle ruhsatlı veya ruhsatsız olarak açılabilmeli ve kapsam dışına çıkarılmalıdır. Hem de devlet desteği kaldırılmalıdır.


http://ibalcim.wordpress.com/
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1009