Bugün: 22.04.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Bir Şehirleşme Manifestosu…

Bir Şehirleşme Manifestosu…

Geçtiğimiz Pazar günü değerli dostum Avni Çebi’nin başkanı olduğu Mimar ve Mühendisler Grubu’nun Topkapı Eresin Otel’de yaptığı genel kuruluna katıldım.
İyi ki de katılmışım. Gerçektende çok şeyler öğrenme fırsatı buldum. Eski ve yeni başkanlar yan yana ve her biri diğerinin değerini takdir ediyor ve birlerine gereği kadar değer veriyorlardı. Zaten birazdan hep birlikte çağrıldıkları platformda seçilecek Genel Başkan Murat Özdemir’i de aralarına alarak birlik ve beraberliklerini gösterme fırsatı buldular. 1993 yılında kurulan Mimar ve Mühendisler Grubu, genç ve çalışkan bir gence emanet edildi. İnşallah hayırlı hizmetleri artırarak devam ettirir.

Genel kurulda Başkan Avni Çebi’nin yaptığı konuşma tam bir manifesto niteliğindeydi. İstanbul’un geleceğinden hareketle Türkiye’nin geleceğine dair önemli şeyler söyledi. Türkiye’nin kalkınma hamlesinde başat faktörün inşaattan ziyade demiryolu olması gerektiğinin altını çizdi. Başbakanın otomobil sanayi için bir baba aradığını, bir bakanın ise bir yiğit aradığını ama herkesin aradığı babayiğidin bir türlü bulunamadığını söyledi. Oysa otomobil sanayinin artık ihtiyaçtan ziyade konfora yöneldiğini ve alınan otomobillerin %70’inin dışarıdan ithal edildiğini söyledi. Yerli üretimin ise %80’inin ithal girdilerle yapıldığını söyledi. Üstüne üstlük enerji ihtiyacının ise %100’ünün ithal edildiğini de ekledi. Önerilen bir başka sektörün uçak sanayi olduğunu ancak bunun da uluslar arası alandaki standartlara tabi olduğunu söyleyerek bunu da rantabl bir sektör olmadığını belirtti. Türkiye için demiryolu sektörünün tercih edilmesi gerektiğini söyleyerek dün temeli atılan üçüncü köprünün ihtiyacı karşılayamayacağını böyle giderse köprü ihtiyacının giderek artacağını söyledi.

Ama benim dikkatimi çeken konu şehirleşme serüvenimiz oldu. Türkiye’nin şehirleşmesinin yanlış olduğunu savunan Çebi, 75 milyon Türkiye’nin 15 milyonluk İstanbul gibi şehirlere tıkılmaya çalışıldığını savundu. Oysa 25 milyon konut ihtiyacı olduğunu ve tüm sosyal donatı alanları ve sanayisi ile birlikte 25 bin km’lik alana ihtiyacı olduğunu bunun da tek başına Konya ilimizin 39 bin km’lik alanından küçük olduğunu söyledi. 5-10-15-20-50 katlı binaların gereksiz ve kötü şehirleşme alametleri olduğunu savunarak Başbakanın da söylediği gibi insan ayağının toprağa değmesi gerektiğini belirtti. Çebi “Şehirler medeniyetler in kurulduğu, insanların kendilerini ifade ettiği, toplumsal olarak yaşadığı, ihtiyaçlarını karşıladığı önemli merkezlerdir. Bizim medeniyetimiz şehirlerini insan merkezli ve rabbani merkezli olarak kurmuştur. Şehirlerimiz, insanları bölen onları ayıran değil onları buluşturan mekânlardır. Kentsel dönüşüm, fiziksel mekânın dönüşümünün yanı sıra, sosyal adalet ve gelişim, sosyal bütünleşme, yerel-ekonomik kalkınma, tarihi ve kültürel mirasın ve doğal çevrenin korunması, zarar azaltma ve risk yönetimi, sürdürebilirliğin sağlanması, erişebilirlik, gelecek nesillerin hakkı vb. ilkeler çerçevesinde kapsamlı ve bütünleşik bir yaklaşımla ele alınması gereken bir konudur. Mekânları apartmana dönüştürerek bahçeyi yok ettik, artık insanları kat kat, üst üste koyarak insanlar arasındaki ilişkiyi bozduk. Yatayda veya dikeyde insanları ne kadar yaklaştırırsanız, insanda koruma duygusu daha çok arttı.

Mekânın yaklaşması insanın mahremiyet alanına girdiği için ona uzak kalmayı getiriyor, merak duygusunu da yok ediyor. İnsanlar birbirlerine uzak olmaya çalışıyorlar. Çünkü çok yakınlar, bağırsam duyacak… bu insanları birbirinden uzaklaştırıyor. Apartmanlaşmanın getirdiği en önemli şeylerden bir tanesi, insanı yanı başında olana, üstünde veya altında olana veya aynı kattaysa yan katında olan kişiye karşı duyarsızlaştırıyor. İnsanlar yandaki komşuya küçük bir ihtiyacı olsa dahi gidemiyor veya yanında kimin yaşadığını bilmiyor. Dolayısıyla dikey yapılaşma veya dikeyin yataylaşmış hali, özellikle toprak seviyesindeki iletişimin koptuğu her yerde bir yabancılaşma oluyor. Buralar aynı zamanda bir üretim alanı olmaktan çıktıkları için, sadece insanların bir yere gidip çalıştığı, sonra tekrar geldiği barınma yerlerine dönüyor. Yaşam alanı değil oralar, barınma ihtiyacını karşılayan yerler ama bahçe düzeni olan evlerde aynı zamanda bir yaşam alanı, aynı zamanda evrenle iç içesin… Toprakla, bitkiyle, hayvanlarla, böcekle, komşunu davet edip oturacağın  bir mekan…

Tek katlı, bahçeli, pembe panjurlu bir evde, sevdikleriyle yaşamanın hayalini kuranlar neredeyse tarihe karıştı. Çünkü, günümüzün düşleri çok modern, lüks apartman dairelerinde başlıyor artık.

Peki ne oldu da atalarımızın yüzyıllardır yaşadığı şirin, mütevazı evleri terk edip sitelere sığındık? Zilini çalıp bir tutam tuz isteyemediğimiz komşularımızla gerçekten mutlu muyuz? Her şeyin başı sağlıksa, beden ve ruhumuza son derece zarar veren beton binalardan neden vazgeçemiyoruz?

Gördüklerimize ve duyduklarımıza ilgisiz kalmadan, yaşadığı çağın tanıkları olan bizler, iyiliğin ve güzelliğin söylenmesi ve yayılması konusunda sesimizi yükseltmeliyiz.  Şehre, insana ve geleceğimize sahip çıkmalıyız. Yanlış ve yalan giden konular ile ilgili sorumlu makam ve kişileri uyarmalıyız. Şehri insana ve doğaya saygılı bir şekilde, onu bir rant aracı olarak değil, Allah’ın bize bir emaneti olarak korumalı ve güzelleştirmeliyiz. Şehir bizim ve bizden sonrakilerin ortak malıdır. Bizden sonraki nesillere, imar edilmiş, huzurlu ve yaşanabilir şehirler bırakmak herkesin görevidir. Şehirlerimizi yeni bir medeniyetin taşıyıcıları olarak geleceğe taşımalıyız. Şehir bizim geleceğimizdir. Toplumsal barışımıza ve insanımızın huzuruna katkı sağlayacak şehirleri yeni idrak ile inşa ve ihya etmeliyiz” dedi.

Çebi ayrıca böyle çok katlı binaların daha çok enerjiye ihtiyaç duyduğunu ve enerji bağımlısı şehirler oluştuğunu belirtti. Elektrikler kesilse çok katlı binalarda oturanlar ne yapacak, nasıl aydınlatılacak, nasıl hareket edecek, doğalgazı kesilse nasıl ısınacaklar sorularını ortaya atarak dönüşün mutlaka mahalleye olması gerektiğini belirterek “Merhametli şehirler kurmalıyız. Bunun da şartları erişilebilir, yaşanılabilir, sürdürülebilir, engelsiz ve kaynaşmış diye sıralanabilir. Hemen şimdi bir toplumsal varoluş, yeni şehir ve medeniyet kültürü oluşturmak ve yeni yüzyılımızı inşa etmek ve imar etmek durumundayız” dedi.

Toplantıdan çıkarken ben bunları daha önce neden düşünmedim dedim kendi kendime…
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1156