Bugün: 21.10.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Bir Yemin Merasimi Böyle Geçti

Bir Yemin Merasimi Böyle Geçti

Geçen Cuma Ankara Mamak’ta oğlum Abdullah’ın yemin merasimi için Muhabere Okulu`ndaydım.
Sabah saatlerinde vardığımızda okul nizamiyesi ana baba günü gibiydi. Daha nizamiye önüne varmadan aracımızın gideceği yön için askerler ve polisler umumi bir otoparkı işaret ediyor ve aracımızın burada güvende olacağını söylüyordu. İlgiyle ve sevgiyle işaret edilen bölgeye vardığımızda yüzlerce aracın nasılsa boş kalmış bu alana park ettiğini gördük. Yolun her iki tarafına park eden araçlar da çabası.

Tabi biz işe Ankara’dan başladık. Oysa 1986 yılında ben askere giderken oğlum daha iki yaşına gelmemişti. Şimdi askere gitme ve gelme merasimlerini gördükçe imrenmemek elde değil. Askere şimdiki gibi davulla zurnayla gidemedik. Sessiz Gemi şiirinde olduğu gibi “Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol” misali evde iki çocuğuyla yalnız kalan eşim belki bahçeye bile çıkamamıştı. Aradan çok yıllar geçti. Biraz üzüntü biraz da sevinçle karışık bir duyguyla bir gece yarısı tek başına babası gibi askere giden oğlumun birazdan yemin merasimini yapacağız inşallah.

Geçen hafta Ankara’ya bir başka iş için geldiğimde ziyaret ettiğimden eşimin ve çocukların kimliklerini alarak kayıt yaptırmak için öne geçtim. Oysa boşunaymış, normal zamanda yapılan kayıt yemin merasiminde yapılmıyormuş. Nizamiyeye vardığımızda yetkililer tarafından mı getirildi bilmem bizi davul zurna karşıladı. Zaten bu bile insanı havaya sokmaya yetiyor da artıyor bile. Gelinim evci kâğıdı için yazı bürosuna gitti, ben de geride kalanları bekledim. Herkes nüfus cüzdanlarını ibraz ederek geçti.  Askerlik disiplin mesleği olduğundan kontrolden geçenlerle geçmeyenleri ayrı yerlerden alıyorlardı. Elinden tuttuğumuz Hafsa’yı bile ayrı yerden aldılar içeri.

Misafir yerlerinde gerekli temizlik bir gün önceden yapılmış olmalıydı. Ancak yağan yağmur oturakları ve masaları ıslatmıştı. Herkes mecburen oturacağı yeri silmek zorunda kaldı. Ama askeriyenin işgal ettiği koca bir alan Ankara’nın göbeğinde yemyeşil olarak muhafaza edilmiş. Her taraf pırıl pırıl olması gerektiği gibi düzenliydi. Yemin merasimini seyretmek için kapalı tribünler yapılmış. Ancak oturaklar kirliydi. Tuvaletler tertemiz ve düzenli, gelenlere ikram edilmek üzere ekmek ve köfteden oluşan paket kumanyalar hazırlanmış. Çay tezgâhları kurulmuş bunların yanında oturaklardaki pislik “bu kadarı kadı kızında da olur” kabilindendi.



Çok kalmadan tören başladı. Ağaçların arkasından gelen uygun adım yürüyüş sesi herkesi heyecanlandırmaya yetti. Herkes kendi çocuğunu görmek, cep telefonlarından ve değişik ebatlardaki kameralardan birkaç görüntü almak için adeta yarıştı. Ancak bir iki dürbünlü kişi hariç kimsenin kendi çocuğunu tanıdığı söylenemez. Varsın olsun hepsi Mehmet’ti, hepsi bizim evladımızdı. Bölük bölük törenin yapılacağı alana gelen askerler izleyiciler tarafından ayakta alkışlandı. 1. Tabur 1. Bölükten başlayan düzenli takdimler uzadıkça uzadı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan tören dönem birincilerinin kütüğü isim çakması ve komutanların konuşmaları ile devam etti.

Sancak ve komutan selamlandıktan sonra komutanın önce askerleri sonra da izleyicileri selamlaması içimde tarif edilemeyen duyguların depreşmesine neden oldu. Daha düne kadar nizamiye girişinden içeri sokulmayan başörtülü annelerimiz ve bacılarımız ile sakallı babalarımız ve kardeşlerimiz tribünde yerlerini almış, onları komutan sevgiyle ve saygıyla selamlıyordu. Selamlarken “binbir meşakkatle yetiştirip bize teslim ettiğiniz evlatlarınıza iyi bakıyoruz; emin olun” demesi ayrı bir mutluluk kaynağıydı.

Bayrak şiirinin ve sancak andının okunmasının ardında hep bir ağızdan edilen yemin ise duygularımızı doruk noktasına getirdi. Ağlayanlar ile sevinçten havalara uçanlar hep birlikte kucaklaştılar. Yemin merasimin ardından sahaya inenler koyunların kuzularına kavuşmaları misali dakikalarca oğlunu ve arkadaşını aradı. Bulunduğunda ise bir aylık ayrılık yıllarca sürmüş gibi kucaklaşıldı. Bunca mutluluk arasında belki kimsesizlikten, belki parasızlıktan, belki de başka sebeplerden yakınları gelmeyenlerin sahanın ortasında gruplar halinde oturup akrabası gelenleri seyretmesi tek üzüntülü görüntüydü.
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 942