Bugün: 20.01.2018

Öğretmen Ziyaretlerim - III

Bu yazımızda geçtiğimiz iki yazımızda başladığımız öğretmen ziyaretlerine devam edeceğiz.

Hüseyin Erkan hocama giderken dünden beri aradığım Mehmet Esen (namı Çiko) hocam aradı.

-              Beni aramışsınız kiminle görüşüyorum demez mi? Hocam benim dedim.

-              Hayırdır deyince Cağaloğlu’na geliyorum, gelmişken sizi de ziyaret edeyim dedim.

-              Çok memnun olurum, ama şu ana Sultangazi’ye gidiyorum. Orada biriyle görüşeceğim demez mi?

-              Ben de 500 Evler`de çalışıyorum. Müsait olursanız bana da beklerim, dedim.

-              Akşama kadar Sultangazi’de olacağım, müsait olursan ben beklerim, dedi.


Doğrusu ben biriyle iş görüşmesine gidiyor, diye düşündüm. Tamam, hocam, dönüşte sizi ararım dedim. Hüseyin Erkan hocamla görüşmemi önceki bölümde anlatmıştım zaten. Akşama doğru görüşmemi bitirip geri döndüm. Akşam üzeri hocamı arayıp nereye geleceğimi sordum. Hocamın oğlu eczacı imiş. Sultangazi’de eczanesi varmış ve yeni bir yere taşınmak üzereymiş. Ev sahibi ile görüşmek için oraya gelmiş. Gittiğimde hocamı uzaktan görünce tanıdım. Eskiden biraz daha şişmancaydı. Herhalde kısa boyu olduğundan daha şişman gösteriyordu.

 

Vefa Poyraz Lisesi’nde iki üç yıl edebiyat öğretmenliğimizi yaptı herhalde. Muhafazakâr kişiliği kendini ele veriyor ama o çokta açık etmemeye özen gösteriyordu. 1977-78 yılına geldiğimizde okulumuza yeni bir edebiyat öğretmeni daha geldi. Giresunlu hemşerim olan bu öğretmenin adı Nazım Yaman’dı. İsmi gibi yaman olan bu hocamız da muhafazakâr ve milliyetçi kimliği ile tebarüz ediyordu. Solcuların hedefinde her iki hocamız da vardı. O yıl okulumuza özellikle dışarıdan kaydedilen Yasin isimli bir öğrenci okulda devrimci gençleri örgütlemiş, okulda anarşik hareketler artmaya başlamıştı.

 

Okulun başladığı dönemlerde 500 Evler’de bulunan Ülkü Ocakları ile irtibata geçmiş ortak çalışalım demiştim. O zaman tanımıştım, Seyit Ateş’i. Seyit Ateş o zamanlar Fikirtepe’de bulunan Atatürk Eğitim Fakültesi’nde okuyordu. Okula devrimciler hakim olduğundan muhtemelen okula gitmesi de zorlaşıyordu. Ancak bizim okulda az olan Ülkücü Gençler ve biz Akıncılar ne kadar çalışsak da önemli bir güç elde edememiştik. İleriki günlerde yapılan toplantılarda hep solcu gençler konuşuyor, okulda bulunan kararsızları etkilemeye çalışıyorlardı. Bunda da önemli oranda başarılı oldular. Karşı çıkanları kısa sürede döverek ve tehdit ederek susturmayı başardılar. Ben ise hemen hemen her forum ve toplantıda söz alıyor, görüş ve düşüncelerimi aktarmaya çalışıyordum. Toplantıların birinde söz almış ve solcu gençlerin ilgisini ve dikkatini tekrar üzerime çekmiştim. O gün okuldan nasıl çıktığım ve nasıl kaçtığım tam bir macera filmi olur. Benim arkamdan bütün öğrenciler ayaklanmış ve onlarda çıkmak istemiş ama o zaman müdür yardımcımız olan İngilizce Öğretmenimiz Birol Özcan kapıyı tutarak bana kaçmam için bir fırsat vermişti. Ama ertesi günü okula geldiğimde her şeyi ayarlamışlar beni bir güzel dövmüşlerdi.

 

O zamanlar Kubbealtı Cemiyetinde yapılan toplantılar için çoğu zaman Geometri ve Cebir Derlerimize gelen Nedim Akıncı (Namı Sütçü) hocamdan izin alıp gidiyordum. Okulumuz öğleden sonra olduğu için Cuma Namazı vaktine denk geliyordu. Sağ olsun tarih öğretmenimiz Müdür Yardımcısı Arif Küçük hocamdan geç kaldığım için izin kâğıdı alıp derse giriyordum. Mehmet hocamla bir iki saat hasret giderdik. Hocam biz okulu bitirdiğimiz senenin bütünleme sınavları sırasında okula gelirken okula yakın bir yerde pusuya düşürülerek vurulmuş ve yaralı kurtulmuştu. Ondan sonra başka bir okula giderek orada grev yapmış ve öğretmenliği sırasında başladığı Hukuk Fakültesini bitirerek avukatlığa da başlamış. Bir yandan avukatlık bir yandan da öğretmenlik devam etmiş. 28 Şubat sürecinde kapalı bayan öğretmenlerin uğradığı mezalimlerin meccanen avukatlığını yapmış. Hocamın yaptığı bu hayırlı hizmetten aldığı hazzı hissetmek beni epey duygulandırdı.

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 699