Bugün: 20.08.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Tarihi Yayla Yolundan Kazıkbeli’ne

Tarihi Yayla Yolundan Kazıkbeli’ne


Geçtiğimiz haftalarda başladığımız yayla yazılarına devam ediyoruz. Sırgancık’tan Kazıkbeli’ne giderken Kurugöl’e kadar gelmiştik ki kader bizi ileri değil geri götürmüştü. Hedefimizin tam tersi olmuş, Kurugöl’e aldığımız suda pişmiş patatesin tadı bizi ceniğe kadar götürmeye yetmişti.

Kurugöl, Sırgancık ile Boynuyoğun köylerine ait yaylaların ayrım noktasında güzel bir nokta. Sırgancıklılar bu boğazı aşarak çama giderek odun ihtiyacını uzun süre bu ormanlardan karşıladılar. Bu bölgedeki ormanlık alan yılların verdiği yorgunlukla artık kurumuş ve yok olmuş. Gittikçe kelleşen orman günümüzde nerdeyse tamamen kaybolmuş. Artık odun ihtiyacı büyük oranda köyden getirilen odunlarla karşılanıyor. Isınma amaçlı kullanılan odun yanında yemek yapma ihtiyacı ise gelişmeye paralel olarak tüpgaz ile karşılanıyor, yaylalarda.

Eski yaya yoluna paralel olarak ve çoğu zamanda onu takip ederek devam eden yollar boyunca kâh uzaktan kâh yakından birçok obanın tepelerinden yola devam ediyoruz. Kazıkbeli’nin pazarı olmasına rağmen yollarda gelen gidene rastlamak neredeyse imkânsız. Yolun sağında ve solunda tek tük otlamakta olan inek sürülerine rastlamasak buraların tamamen terkedilmiş olduğunu sanacağız. Ara sıra rastlanan 50-60 koyundan oluşan sürüler yer yer 100-150 koyunluk sürülerle devam ediyor. Eskiden böyle değildi. Daha çok inek ve koyunculuk yapılırdı. Yaylalar arasında otlaklar yüzünden çıkan çoban kavgaları çok meşhurdu. Ortak olduğu düşünülen alanlara hakim olmak çobanların vazgeçilmez tutkusuydu. Bu yüzden çıkan anlaşmazlıklar sık sık çoban kavgalarına neden olurdu. Şimdi geniş ve bol otlu alanlar çobanlarını ve hayvanlarını bekliyor ama ne çoban var ne de koyunlar.

Yolun bir noktasına geldiğimizde yol geçtiğimiz yerlere göre biraz daha bozulmuş ve çatallaşmıştı. Oradan mı gidelim buradan mı derken çatalın üst tarafından giden yolu tercih ettik. İyi ki de etmişiz; alt taraftan giden yolda patates soğan yüklü bir araç kalmış yükünü bir başka araca boşaltıyordu. Çoğu yerde bir aracın zor geçtiği yolda belki de onları beklemek veya geri gelerek geldiğimiz yolu kullanmak durumunda kalacaktık. Şansımız yaver gitti diyerek kendimizi teselli ettik.

Yolda yer yer durarak bol bol fotoğraf çektirmeyi ihmal etmedik. Bu yolları ve yaylaları bilen insanlara kâh kendi köy sitemizde kâh sosyal medyadaki dostlarımıza bol bol malzeme hazırladık. Facebook bu medyanın en önemli organı olarak görüntüleri yayınladığımız yer olacaktı. Her geçilen noktanın hem bizim hayatımızda hem de bu yolları kullananların hayatında önemli hatıraları vardı. İşte şimdi geçtiğimiz Ay Deresi başı, genellikle aniden bastıran yağışı ve ceviz büyüklüğünde doluların yağdığı bir yer olarak birçok kişinin hayatında önemli anlar olmuştur. Çattak denilen yöre dilinde aniden bastıran yağmur veya dolu yağışı korkulan bir şey olmuştur yaylacılar için.


Uzaktan gelen bir atlı bizim için sürpriz oldu. Uzaktan görüldüğü kadarıyla bir çocuğun sürdüğü at, eskiden bu yolların vazgeçilmeziydi. Yaya veya atlı yaylacılar yaylanın Kazıkbeli’ne uzaklığına göre erken veya geç çıkarlardı yola. Biz Imıkyurt’ta yaşadığımızdan Kazıkbeli’ne gitmek için bir iki saati göze alırdık. Ama Güvende’ye gitmek için üç dört saati göze almak gerekirdi. Eskiden televizyon ve telefon gibi iletişim araçları olmadığından pazarlar tek iletişim aracıydı. Bugün bile hala hayatta olan yaşlıların çok uzak köydekileri bile nasıl tanıdığı insanı hayrete düşürür. Şimdilerde aynı köyde, aynı mahallede bile birbirini tanımayanlar düşünüldüğünde bu hayret daha da artar. İnsanı tanımak için yürümek şarttır. Geçtiğimiz günlerde arabamın tamirde olduğu bir gün yürümüş ve uzun süredir görmediğim birkaç dostu yolda görmüş ve hasret gidermiştik.  Yürüyen insanlar varacakları yere varamadıklarında çoğu zaman tanıdığı veya tanımadığı insanlara ve köylere misafir olmak zorundadır. Bu da tanışmanın ve kaynaşmanın bir başka yoludur. 

Ay Deresini geçince Danışmalıların ve Mursallıların yaşadığı Çamiin obası hemen sol tarafımızda tabiatın bütün güzelliği ile gözümüze ilişti. Çocukluğumuzun geçtiği bu yayla uzun süre bu iki köyün kavgasına neden oldu. Birçok canın nahak yere yanmasına neden olan oba artık hayvancılığın da azalmasıyla sadece yazlıkçıların birkaç ay kaldığı yer olmuş. Hiç sebep insandan önemli olamazdı ama maalesef oldu.

Bu uzun yayla yolunda birkaç araç bize yetişti ve geçti. Birkaç araç ta Kazıkbeli istikametinden gelerek köye doğru gitti. Çok az olan bu araç trafiği gerçekten de düşündürücüydü. Oysa daha 10-15 gün önce yapılan Kazıkbeli yayla şenliği binlerce insanın katılımıyla başarıyla yapılmıştı. Bu ilgisizlik ve iştirakin azlığı beni gerçekten de üzdü. Bir müddet sonra Kazıkbeli’ne iyice yaklaştık. Önce tepesine son yıllarda kondurulan GSM şebekesine ait verici daha sonra da tepenin hemen altında bulunan ve çoğu zaman erimeden yeni kara yetişen kar kalıntıları görüldü. Biraz daha yaklaşınca Kazıkbeli, yeni yapılan camii ve yeni yapılan evleri ile ortaya çıkıverdi.

Bulunduğumuz bu noktadan Kazıkbeli’ne inmek bir başka zevkti. Bizim gibi değişik obalardan Kazıkbeli’ne gelen yaylacılar, pazardan yapılacak alışverişten önce bu yoldan atlı veya yaya olarak otçu göçüne gelen Danışmanlıların pazara girişini izlemek büyük bir zevk olurdu. Kemençe ve davul zurna eşliğinde oynayarak ve binlerce mermi sıkılarak inilen düzlükte dakikalarca süren uzun horon halkaları insanların dikkatini celp ederdi.  Alt koldan gelen Cimideliler de aynı ilgiyi çeker ve onların da oyun halkaları Danışmalıların halkaları ile birleşirdi.  

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ