Bugün: 18.11.2019
  • Ana Sayfa
  • »
  • Allah’ın Güvenini Kazanmak

Allah’ın Güvenini Kazanmak

Tarih: 20.06.1999
Allahû Tealâ’nın indinde insanlar var. Allah’ın her insana güveni farklı bir yelpazenin noktasını işaret eder. Bir spektrum içerisinde herkes Allah’ın güveninin bir basamağındadır. Bir basamak işgal eder ve herkesin bulunduğu yer, birbirinden mutlaka farklıdır. Öyleyse Allah’ın size olan güvenini saptayan, tespit eden temel esaslar nelerdir? Bu, Allah’ın sevgisine paralel olan bir işlem. Öylesine muhteşem bir dizayn kurmuş ki hepinizi çok seviyor. Hepinize güveniyor ama herkese olan güveni de farklı bir seviyeyi sergiliyor.

Öyleyse dikkatle ve ibretle kendinize bakın. Allah’ın size olan güveninin simgesi, işareti hepinizin kalbinizde yaşar. Siz kendinize ne kadar güveniyorsunuz? Burada konunun esasına, özüne, tek realitesine ki bir tek realite var, hatırlatmak istiyorum. Siz, kendinize ne kadar güveniyorsunuz dediğim zaman, aslında sormak istediğim şu; sizin kendinize olan güveniniz, Allah’a olan güveninizin eseri olduğu cihetle Allah’a ne kadar güveniyorsunuz? Siz O’na ne kadar güveniyorsanız, O da size o kadar güvenir. Siz O’na olan güveninizi iki katına ulaştırdığınız zaman O, size olan güvenini bin kattan iki bin kata yükseltir.

Tıpkı ( 2.58)… gibi.  Evvela şunu söylemek isterim ki O hepinize güvenir; sizin güveninizin derecesi, sizin Allah’a güvenmenize paralel. Hepimiz bir yolda ilerliyoruz. Bir treniz biz. Biz arabayız. Arabayı çeken atlarız. Biz her şeyiz. Ama Allah ile beraber her şeyiz. Ve bir tarafta O var, bir tarafta O’na güvenen bizler varız. Bir tarafta biz varız, bir tarafta bize güvenen insanlar. Öyleyse dengeyi kurduğunuz zaman biz Ona ne kadar güven duyuyorsak, O da bize o kadar güven duyuyor. Onun için herkes, Allah’ın güven duyduğu yelpazede de insanların Allah’a güven duyduğu bir yelpazede de ayrı bir yerdedir. Merdivenin trilyonlarca basamağı var ve insanlar mutlaka o basamaklardan birinde ve her zaman da yer değiştirmeleri mümkün. Allah’a olan güveninizi her zaman arttırabilirsiniz. Diyorum ki kutuplar her zaman değişir. Neden değişir? Yeryüzünde olanlardan birisi, mevcut kutupların sahip olduğu pozitif derecatın daha ötesine geçtiği an o kutup oradan alınır; dünya üzerinde yaşayan kişi, oraya konulur. Ve bu sebeple hep değişir. Değişmeyen bir tek kişi var dedik;  her zaman kutb-ul aktab olan Abdülkadir Geylanî Hazretleri. Onun derecesine kimse çıkamadı daha. Çıkamadığı için de o hiç değişmez. İşte Allahû Tealâ’nın size duyduğu güven de sahip olduğunuz derecelerle, Allah’a olan güveninizle %100 alâkalıdır.

O’na ne kadar güveniyorsunuz? Oraya dikkatle bakın. O’na duyduğunuz güven, korkusuzluğun da işaretini taşır. Ne zaman kendinizi bir hiç olarak değerlendirebilirseniz, kendinizden ne zaman %100 vazgeçebilirseniz, işte o zaman Allah’a en çok güvenç noktasındasınız, Allah’ın da en çok güvenini kazanmış noktadasınız. Böyle bir noktada bulunmak, belki uzun zaman alacaktır ama bir gün buna yaklaşacaksınız. Bakacaksınız ki her şeyiniz Allah’ın. Size ait olan bir şey yok. Allah yolunda, sizin eskiden kendinize ait zannettiğiniz şeyleri tüketmenin sonsuz zevkine ulaşacaksınız. Allah yolunda tükeneceksiniz. O zaman varlığınız size sadece huzur verecek, mutluluk verecek, Allah’a olan sonsuz güveni yaşayacaksınız.

Niçin ondan evvel sonsuz değil? Niçin o zaman sonsuz? Çünkü evvelki devrelerin her birinde siz kendinize de değer veriyordunuz. Kendinizin bir varlığı olduğunu, bir şeylerden sakladığınız, bir şeylerden korktuğunuz bir varlığın sahibi görüyordunuz kendinizi. Ama bir gün onu sıfırlayabilirseniz, korkulacak bir şey kalmadığını göreceksiniz. O zaman bu, güvenin bütününe ulaştığınızı gösterir. Sizin olan her şey Allah’ınsa, size ait bir şey kalmamışsa korkulacak neyiniz var ki? O zaman güveninizin bütünleşmemesi için sebep kalmıyor. Çünkü koruyacağınız bir şey yok. Hepsi Allah’ın; O’na teslim olmuşsunuz. O’na teslim etmişsiniz fizik vücudunuzu, nefsinizi, ruhunuzu; her şey O’nun. Siz yoksunuz O var. Sadece O’nun kumandası altında, iradî yapının hiçbir noktasını kullanmayan bir insan kalıyor geriye. İşte o zaman Allah’ın en çok güvenini kazanmış insan oluyorsunuz. Çünkü siz tam bir güven içinde yaşıyorsunuz; Allah’a mutlak bir güven. O mu? O, sizi dilerse yaşatır. O mu? O, sizi dilerse öldürür. O mu? O sizi, dilerse hizmetin en yüksek noktasına çıkarır. O mu? O sizi, dilerse hizmetin sıfırına indirir. Emanetini dilediği an alır.

Öyleyse eğer O’na güveniyorsanız en kuvvetli sizsiniz; hiçbir şeyden korkunuz kalmadığı için. Neden korkunuz yok? Çünkü siz yoksunuz. Size ait olan hiçbir şey kalmamış. Hepsini O’na, sahibinize teslim etmişsiniz. O zaman güvenin bütününün sahibisiniz. Öyleyse Allah ile olan ilişkilerinizde hedefiniz, Allah’a teslim olmaktır. Ruhunuzu, fizik vücudunuzu, nefsinizi her zerresiyle O’na teslim etmek ve böylece size ait bir şey kalmadığı için güvenin bütününü yaşamak, bütününü sağlamak. Bu, hepinizin elinde olan bir şeydir. Zaman içerisinde bunu gerçekleştirmek üzere harekete geçeceksiniz. Bunun başlangıç noktası, daimî zikirdir.  yıllarca bu istikamette çalışmanızı öneriyorum. Daimî zikir, hepiniz için hedeftir. Zikri mutluluğunuzun temel vasıtası olarak kabul etmedikçe bu hedefe varamazsınız. Zikir sizin için bir angaryaysa bu hedefe varamazsınız. Zikri zevk edinmelisiniz. Hayatınızın her saniyesini zikirle geçirmenin yolunu bulmalısınız. Beni dinlerken zikir yapmalısınız. Eğer elinizde tespih yoksa elinizi nabzınıza koyarak, iç dünyanızda “Allah” kelimesini devamlı akislendirerek hep Allah’ın adını tekrar etmelisiniz.

Allah’a olan güveninizin artmasını istiyorsanız, bunun aslî unsuru daimî zikirdir.  Oraya ulaşmadan Allah’a gerekli bir güvenin sahibi olamazsınız. Hep eksikleriniz vardır; nefsinizin afetleri sizi devamlı o güvenden men eder. Ne Allah’ın güvenini kazanabilirsiniz, O’nun istediği boyutta ne de siz Allah’a güvenebilirsiniz gene O’nun istediği boyutta. Öyleyse standartları, O’nunla ilişkinizin dizaynına bağlayacaksınız. O ilişki, sizin için teslimi içerir. Neyinizi Allah’a teslim ettiyseniz onun korunması size ait değil artık, O’na ait. O zaman Allahû Tealâ’nın ne söylediğinin farkına varacaksınız. Eğer Allah’a güveniyorsanız; eğer Allah’a inanıyorsanız; O’na güvenin. Eğer güveniyorsanız bilin ki en kuvvetli sizsiniz. Bu, güveninizin derecesine bağlı bir olgudur. Güveniniz hangi boyuttaysa o kadar kuvvetlisiniz. Niçin kuvvetlisiniz? Siz mi kuvvetlisiniz? Hayır! Hiçbir zaman siz, hiçbir zaman ben kuvvetli değiliz. Ama eğer kâinatı yaratan, kâinatın en kuvvetlisi bizimle beraberse O, beraber olduğu için kuvvetli olan biziz. O zaman bütün düşman kalabalıkların içine yalnız başınıza girebilirsiniz. Sonuç hiç değişmez. Onlar, neyi düşünürlerse düşünsünler, onlar neyi yaparlarsa yapsınlar; kazanan hep siz olursunuz. Çünkü siz Allah’la berabersiniz.  

Öyleyse Allah’ın güven duyduğu, Allah’a güvenen insanlar için Allahû Tealâ diyor ki: “Onlar, hiçbir şeyden korkmazlar.” Neden böyle söylüyor? Çok mu zekâ sahipleri? Hayır, değil. Sadece Allah’a güveniyorlar. Kendilerini yok sayabildikleri noktada bunu şuurlarına ve kalplerine gerçek anlamda yerleştirmişlerse onlar bir şeyden korkmazlar. Çünkü korkacak bir şeyleri kalmamıştır. Hepsi O’nundur, O’na teslim olmuştur. Koruyacak olan veya korumayacak olan O’dur. Sahibi olmadığınız bir şeyi onun sahibinin koruması altında muhafaza etmekle mükellefsiniz. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Kölelik arttıkça hürriyetin artmasına. Hem siz teslim olmuşsunuz (O’na teslim ettiyseniz) hem de muhafaza etmekle mükellefsiniz. Buradaki ikilemi hiç unutmayın. Teslimi muhafaza etmekle mükellefsiniz. Yokluğunuzu muhafaza etmekle mükellefsiniz. O’na verdiğinizi geri almamakla mükellefsiniz. Çünkü bunu siz istiyorsunuz; Allahû Tealâ siz istemedikçe sizi teslim almaz. Unutmayın! Mutluluğunuz, köleliğinizin boyutlarına tâbîdir. Köleliğiniz ise teslimin boyutlarına tâbîdir. Tesliminizse Allah’a güveninizin boyutlarını temin eder.

Öyleyse dizaynı, merdivenin basamaklarında ait olduğu yerlere yerleştirin. Oralarda hep siz varsınız ama teslimin tamamlandığı yerde siz yoksunuz. Sadece O, var.  İşte o zaman O’nun size güveni tamdır. Neden tamdır? Çünkü sizde artık müdafaa edeceğiniz bir şey yok. Size ait olan hiçbir şey kalmamış. Kendi müdaafasına almış Allahû Tealâ, Kendi koruyor. O zaman elbette siz O’nun tam güveninin sahibi olacaksınız. Siz de O’na tam güveneceksiniz. Çünkü sizde bir şey yok. Her şey O’nda; kâinatı yaratan, kâinattaki en kuvvetli varlık olan Allah’ta. İşte bunun için en kuvvetli olacaksınız. Allah’a en çok güvenen kişi olacaksınız. Allah’ın en çok güvendiği kişi olacaksınız. Şeytanın en büyük düşmanı, Allah’ın en büyük dostu. Ve şeytan, sizin için sadece bir gazoz ağacı olacak. Hiçbir şey yapması, hiçbir kötülükte bulunması mümkün olmayan en büyük düşmanına hasetle, öfkeyle, kinle bakacak. Hiçbir zaman alamayacağı bir intikamın, bir kinin elinde tarumar olacak. Sizse kâinattaki en büyük dostun, Allah’ın o muhteşem köleliğinde ona da (iblise de) meydan okuyacaksınız. Çünkü siz, kendinizin muhafazasında değilsiniz. Siz, Allah’ın muhafazasındasınız. Onun size kötülük edebileceği bütün alanları Allahû Tealâ önce yok ediyor. Nedir bu alanlar? Nefsinizin afetleri. Onların bütününün yok olduğu bir ortamda şeytanın size hiçbir şey yapabilmesi mümkün değildir. Yetmez, sizin muhafazanız altına girenlere de bir şey yapması mümkün değildir. Çünkü onların hepsinin başının üzerinde sizin ruhunuz oluşacaktır. Bunun mânâsı; iblis, size yapamadığı hiçbir şeyi, başının üzerinde sizin ruhunuzun bulunduğu insanlara da yapamaz.

Öyleyse niçin Allah’a güven duyuyoruz, niçin Allah bize güven duyuyor? Bu söylediğimiz standartlara dikkatle bakın! Her biri sizin için bir kilometre taşıdır. Bir aynadır, bir işarettir. Allah’ın resûllerine dikkatle bakın. Ne diyor Allahû Tealâ? “Seni insanlar için evvelâ bir şahit olarak yarattım.” diyor. Sonra ne diyor? Sonra, “Onları nurlandıran bir ışık olarak yarattım.” diyor. “Seni adaletin temsilcisi yaptım.” diyor. “İnsanlara müjdeleri verecek kişi olarak yarattım.” diyor. “İnsanları ikaz edecek kişi olarak yarattım.” diyor. Bunların hepsi birer vasıf. Bu vasfı, Allahû Tealâ zaman içerisinde üzerinize nakşediyor. Allah için kıymetli oluyorsunuz. Çünkü kıymetli olan her şeyinizi O’na iade etmişsiniz. Geri kalanlarla  kıymetlisiniz. Yani? Kocaman, koskocaman bir sıfırla kıymetlisiniz.

Öyleyse ne demek istediğimi anlıyor musunuz gerçekten? Bir sıfır nasıl kıymetli olabilir? O sıfırın muhtevası sizsiniz. Bu genel görüntü. Bu muhtevanın derunundaki her şey artık sizde değil O’nda. Ve O’nda olan, sizi sıfır yapan temeller, asıllar, Allah’ın size olan bütün ihsanları sahibine devredilmiş durumda. Siz sadece bu varlığınızla bir sıfırı temsil ediyorsunuz. İşte o sıfır, kendisini sıfır yapan bütün faktörlerin onların gerçek sahibine teslimi sebebiyle Allah’ın en çok güvenini kazanandır. Dikkat edin! Allah’ın güvenini kazanabilmek, Allah’a teslimle olur. Bu, sizin iradenizin mahsulü olacaktır. O’na teslim olmayı O, size teklif etmeyecek; sizin talebiniz üzerine teklif edecektir. Teslim olmayı siz isteyeceksiniz.

Hz. İbrâhîm, Allah’a teslim olmayı istiyor. Allahû Tealâ diyor ki: “Bu çok zor bir iştir, ya İbrâhîm.” “Olsun” diyor Hz. İbrâhîm, “Ben Sana teslim olmak istiyorum, teslim-i külli ile.”   
Hz. İbrâhîm, Allah’a teslim oldu mu? Gerçek anlamda. Bütün boyutlarıyla evet. O yüzden Hz. İbrâhîm’in atıldığı ateş su oldu, Hz. İbrâhîm’i yakmadı. Odunlar balık oldu. Hz. İbrâhîm, Allah’a olan sonsuz güveni sebebiyle oraya ulaştı. Bakınız, Hz. İbrâhîm ateşe atılacağı an Cebrail (A.S) karşısında. “Söyle bana” diyor, “Şu ateşi söndüreyim mi?”

“Söyle Bana” diyor, “Firavunu öldüreyim mi? Söyle Bana, ne istersen söyle, yerine getireceğim.”

Hz. İbrâhîm, Allah’a olan sonsuz güvenini gerçekleştiren temel sözü söylüyor: “O, benim ne yapacağımı, ne olduğumu bilmiyor mu?” diyor. Hz. İbrâhîm’in Allah’a olan sonsuz güvenini sergilediği söz, işte bu sözdür.  “O, ne olacağını bilmiyor mu?”

“O, beni muhafaza eder.” mânâsı var burada. “Ben her şeyimi O’na teslim etmişsem, O dilediğini yapar benim üzerimde. Beni o ateşte yakması da neticeyi değiştirmez. O ateşi su haline getirmesi de neticeyi değiştirmez. Ben O’nun azat kabul etmez kölesiyim.” diyor Hz. İbrâhîm. Ne dedim? Bu, Allah’a duyulan sonsuz güvenin işaretidir.

Allahû Tealâ Hz. İbrâhîm’e oğlunu kurban etmesini emrettiği zaman sonsuz güvenin bir defa daha tecelli ettiğini görüyoruz.  Hz. İbrâhîm’in Allah’a olan güveni. Oğlu da kendisi gibi bir varlık, en çok sevdiği. Allah için onu kurban edebilecek bir özelliğin sahibi Hz. İbrâhîm. Hz. İsmail’de de aynı şeyi görüyoruz. Allahû Tealâ ona aynı şeyi emrettiği zaman, “Seni baban benim için kurban etti.” dediği zaman, “Ben hazırım Rabbim.” diyor. O da her şeyiyle Allah’a teslim olmuş. Allah’a tam bir güvenin sahibi. Hayatla ölüm arasındaki farkı yüzlerce defa yaşamış birisi Hz. İsmail de. Onun için babası gelip de onu kurban etmek istediği zaman Hz. İsmail diyor ki: “Baba ben, hazırım. Ne zaman istersen gereğini yapacağız.”

Sözlerimin arasında şeytandan bahsettim size. Şeytan son numarasını yapıyor. Gidiyor, İsmail’in kulağına eğiliyor; “Bu babana sen ne diye güveniyorsun?” diyor, “Seni öldürecek, öldürecek baban.” diyor. Hz. İsmail şöyle dönüp şeytana bakmış, yerden bir taşı kaptığı gibi “şeytanın gözü budur” diye patlatmış gözüne. Şeytanın bir gözü o günden bu tarafa hep şaşıdır. Bir gözü sakat, Hz. İsmail sebebiyle. Kıyâmete kadar yaşayacak olan bu varlık, bu iblis, Hz. İbrâhîm’den aldığı dersi hiçbir zaman unutamaz, Hz. İsmail vasıtasıyla. Ve geri kalanını biliyorsunuz, Allah’a olan güvenin sonsuz yetkili iki tane temsilcisi; Hz. İbrâhîm, Hz. İsmail. Bıçağı çekiyor Hz. İbrâhîm, oğlunun boğazına sürüyor bıçağı; onu kesmek üzere. Ama bıçak, Hz. İsmail’i kesmiyor. Allah’a duyulan güvenin bir muhteşem gösterişiyle karşı karşıyayız. Bıçak, Hz. İsmail’i kesmiyor. Hz. İbrâhîm, “Yanlış bıçak mı aldım?” diye şaşırıyor. Bıçağı taşa sürüyor; bıçak taşı kesiyor. Ve Cebrail (A.S), beraberindeki koçla geliyor; “Onu bırak.” diyor, “Allahû Tealâ bunu kurban etmeni istiyor.” O günden bu tarafa Kur’ân vacip olmuştur.

Öyleyse Allah’a güven duymak; siz Allah’a neyinizi teslim etmişseniz, O’na o kadar güven duyarsınız. O da siz O’na neyinizi teslim ettiyseniz, O da o kadar güven duyar. İnsanlar düşünün; zavallı insanlar; Allah’a teslimin ne olduğundan habersiz. Ne ruhlarını ne fizik vücutlarını ne nefslerini, hiçbir şeylerini Allah’a teslim etmek gereğini duymayan, şu dünya üzerinde bir ot gibi yaşayacak olan ve bir gün ölecek, cehenneme direk gidecek olan bir. zavallı insanlar kervanı. Bu insanların Allah’a olan güvenle ne alâkası var sevgili kardeşlerim? Ne alâkası olabilir ki? Ama siz öyle değilsiniz. Siz, tâbî olduğunuz andan itibaren Allah’a güven duymanın adım adım idrakine varacak olanlarsınız. Yolun neresinde olduğunuzu bana sormayın. Kendi iç dünyanıza bakın; ne kadar Allah’a teslim oldunuz? O’na ne kadar güven duyuyorsunuz? Sizi Allah’ın nelerden kurtaracağına inanıyorsunuz? Bir gün şu düşünce platformunda kurtuluş zannettiğiniz şeylerin, hiç birinin geçerli olmadığı bir noktaya ulaşacaksınız; Allah’a teslim olduğunuz zaman. O zaman ölümden kurtulmak, hastalıktan kurtulmak, parasızlıktan kurtulmak, şundan kurtulmak, bundan kurtulmak, size şu kadarcık bir mânâ ifade etmeyecek. Sadece O’na teslim olmanın, O’na tam güven duymanın o muhteşem mutluluğunu yaşayacaksınız. O zaman dünya üzerinde hiçbir düşmanınız kalmayacak. Hiç kimse size düşman olamaz. Bu hep yanlış anlaşılıyor. Yani siz hiç kimseye düşman olamazsınız. Onlar gene size düşman olmakta devam edecekler. Ama yapacakları şey, sizin için bir mânâ hiçbir zaman ifade etmeyecektir.

Öyleyse Allah, öyleyse siz ve Allah’la sizin aranızdaki güven duygusu. İşte bunu en üst boyuta çıkarabilmeniz, size ait olan varlıkların hepsini birer birer Allah’a teslim etmenizle gerçekleşir. Oraya vardığınız zaman şunu göreceksiniz ki zaten onların hiç birisi size ait değildir. Zaten O’na aittir. Size vekâleten verilmiştir. İşte bu vekâlet ve asalet müessesesini, ancak teslimlerinizden sonra idrak edeceksiniz. Mutluluğunuz mu? Tesliminizle paralel olarak artacak. Allah’a duyduğunuz güven; tesliminizle, mutluluğunuz; bu güvenle devamlı bir artışın içinde olacak. Öyle bir noktaya ulaşacaksınız ki dünya üzerindeki olaylar sizi rahatsız edemeyecek bir boyut kazanacak. İşte bu, Allah’a tam güven duyduğunuz noktada tahakkuk eder. Artık sizin için Allah vardır ama siz artık yoksunuz.

Öyleyse hepinizin, o olmadığınız noktaya ulaşmanızı, Allah’a tam güven duyduğunuz bir noktaya ulaşmanızı, kendinizi Allah yolunda sıfıra ulaşıncaya kadar tüketmenizi Yüce Rabbimizden niyaz ederek, bu akşamki bu konumuzu inşallah tamamlıyoruz.

Allah hepinizden razı olsun.
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1288