Bugün: 22.11.2019

Allah Rızası

26.02.2001
Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Allahû Tealâ bizleri, Allah`ın zikir sohbetinde bir araya getirdi; Allah`tan bahsetmek üzere, kâinattaki isimlerin en güzelini telâffuz etmek üzere: Allah.

Sevgili kardeşlerim, öğrenciler, izleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah hepinizden razı olsun. Her şeyin en güzel olduğu bir ortamda, Allah`ın bir dizaynında hamdolsun ki gene beraberiz. Allah`ın en güzel dizaynına baktığımız zaman şunu görüyoruz: Allahû Tealâ, bizlerden Allah`a teslim olmamızı istiyor. Allah`ın istediği teslim standartlarına baktığımız zaman, bunun bir seri işlevi beraberinde getirdiğini görüyoruz. Allahû Tealâ, biz insanlardan sadece bir tek şey isteyerek bizleri yaratmış. Bizlerden Allahû Tealâ’nın istediği şey, bizlerin mutluluğu. Sadece mutluluğumuzu istiyor, Allahû Tealâ. Başka hiçbir talebi yok bizlerden. Bu mutluluğun dizaynına baktığımız zaman, burada ön planda gelen şeyin Allah`ın rızası olduğunu görüyoruz. Ne zaman Allah`ın rızası var? Bir rıza müessesesi Allah’la bizim aramızda daima var olacaktır. Öyleyse razı olmak; hoşnut olmak, şartları uygun görmek anlamına gelmektedir, uygun görmek ve kabul etmek.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah ile olan ilişkilerinizde her alanda Allah`ın rızasının oluşması söz konusu. Kur`ân-ı Kerim’i incelediğiniz zaman, insanla Allah arasındaki ilişkilerin 4 tane 7 basamaktan oluşan, 28 basamaklık bir dizaynı içerdiğini görüyoruz. Böyle bir dizaynda Allahû Tealâ’nın kulundan razı olması asıldır. Eğer kalın bir çerçeve içinde rıza müessesesine beraberce bakarsak şunu görürüz: Allah`ın emrettiği şeyleri yaptığımız zaman Allah bizden razıdır. Onları yapmadığımız zaman razı değildir.

Belli zaman aralarında namaz kılmamız emrediliyor. “Namaz üzerinize vakitleri belirli olan bir farz olmuştur.” diyor Allahû Tealâ. Öyleyse İslâm’ın yani tasavvufun temel felsefesi, zamanın değerlendirilmesidir. Bütün namazların vaktinde kılınması asıldır. Kur`ân-ı Kerim, insanlara kolaylıklar göstermemiş midir? Göstermiştir. “Eğer yolcuysanız namazınızı geciktirebilirsiniz.” diyor Allahû Tealâ, “Sonra kılabilirsiniz.” diyor. Belli şartları her zaman Allahû Tealâ kabul eder.

Mülhem ihtiyaçlar konusu, (acil ihtiyaç konusu) o zaman namazı belli bir süre ertelemek ve ondan sonra kılmak söz konusu. Bu, namazın kazaya bırakılması halidir. Kazaya bırakılma halinde, yolculuğumuz bittikten sonra veya (şartlar) müsait olmayan şartlar, müsaite dönüştüğünde namazımızı eda ettiğimiz zaman, Allahû Tealâ o namazımızı da kabul kılıyor. Ama Allah`a teslim olmak için yola çıkanlar, kendisine Allahû Tealâ’nın kendilerine Allahû Tealâ’nın sunduğu kolaylaştırıcı şartların dışında, katı hakikatle daima yüz yüze olmak isterler. Ve bu tasavvufun kaidesini koymuştur. Yani İslâm’ı yaşamanın kaidesini, bütün namazlar zamanında kılınmalıdır. Yolculukta da acil ihtiyaçlarda da mülhem ihtiyaçlarda da şartlar ne olursa olsun, namaz zamanında kılınmalıdır. Kur`ân-ı Kerim bunu emretmiyor.

Allahû Tealâ’nın emri kolaylıklar göstermek ama İslâm’ı Allah`ın rızasını kazanmak üzere yaşayanlar, kolaylaştırıcı şartların dışında kalırlar. Ne diyordu Allahû Tealâ, Ahzâb Suresinin 21. âyet-i kerimesinde?

33/AHZÂB-21: Lekad kâne lekum fî resûlillâhi usvetun hasenetun limen kâne yercûllâhe vel yevmel âhıre ve zekerallâhe kesîrâ(kesîren).

Andolsun ki, sizin için ve Allah’a ve ahiret gününe (Allah’a ulaşma gününe) ulaşmayı dileyen ve Allah’ı çok zikredenler için, Allah’ın Resûl’ünde güzel bir örnek vardır.

“Aranızdan kim Allah`a ulaşmayı dilerse ve Allah`ı çok zikrederse, bilsin ki Peygamberinizde ahsen bir örnek vardır.”

Öyleyse ne demek istiyor acaba Allahû Tealâ? Allah`a ulaşmayı dileyenler için ve Allah`ı çok zikredenler için, peygamberinizde ahsen bir örnek vardır. Öyleyse burada normal standartların ötesinde bir var oluşu Allahû Tealâ ifade ediyor: Normalin ötesinde bir karakter, normalin ötesinde bir anlayış, normalin ötesinde bir istek, talep. Sahâbeyi bütün devirlerdeki insanlardan ayıran özellik budur. Bu özellik, Allah`ın rızasını aramanın etrafında tahakkuk eder, tecelli eder.

Öyleyse Allah ile olan ilişkilerinizde Allah`ın rızasını arayanlar, Allah`ın rızasına ulaşanlar, bunlar başkalarından farklı olan iştiyaki sergileyenlerdir. Öyleyse Allah ile aranızda;

1- Allahû Tealâ: “Allahû Tealâ’yı tesbih edin!” diyor, “Sabah akşam.” Ne diye tesbih ediyoruz? “Subhanallah” diye tesbih ediyoruz.

2- “Daimî zikrin sahibi olun!” diyor. Allahû Tealâ’yı tesbih etmekle, daimî zikrin sahibi olmak birbirinden çok farklı iki tane uç oluşturuyor.

Sabah, akşam Allahû Tealâ’yı tesbih eden kişi. Ne yapıyoruz? Her namazdan sonra, 33 defa “Subhanallah” diyoruz. Sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı, kuşluk sünneti, teheccüt sünneti, 24 saatlik devrenin 7 vaktinde Allahû Tealâ’yı tesbih ediyoruz. Ama Allahû Tealâ’nın verdiği emir ne?

4/NİSÂ-103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alâl mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).

Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah`ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü`minlerin üzerine, "vakitleri belirlenmiş bir farz" olmuştur.

“fezkurallahe kıyamen kuuden ve ala cunubühüm: Allah`ı ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de zikredin. Zikrullah yapın!” diyor, Allahû Tealâ.

3 halde; ya ayaktayız ya oturuyoruz ya yatıyoruz, yatar haldeyiz. Bir tarafımıza dönük olarak 3 halin, 3’ünde de zikir emrediliyor. Öyleyse bu, Allahû Tealâ’nın insanlardan talebi, kişilerin iç dünyalarındaki taleplerine inikas eder.

Siz ne istiyorsunuz? İstediğinize uygun bir hareket tarzı daima vardır. Sizi cennete götürür veya cehenneme götürür. Ama ne istiyorsanız, onun tatbikatına açık, Allahû Tealâ. Mükâfatları koymuş, mücazatı koymuş ve demiş ki: “Dilerseniz mükâfat alırsınız Benden. Dünya saadetine ulaşırsanız, Benim cennetime girersiniz. Dilerseniz mücazat alırsınız, cehenneme gidersiniz, dünyada da asla mutlu olamazsınız. Neyi dilerseniz size onu veririm.”

İşte sevgili kardeşlerim, bizim dileklerimizden Allah ile olan ilişkilerimizde sadece 2 sonuç çıkabilir.

1- Allah bizden razı değildir.
2- Allah bizden razıdır.

İşte 28 basamak, 4 tane 7’li basamaktan oluşur ki her 7 basamakta Allah`ın bir rızası mutlak olarak yer almıştır. Öyleyse kalın çerçeve içindeki rıza müessesesine baktığımız zaman, Allah`ın emirlerini yerine getirdiğinizde; Allah bizden razı. Getirmediğimizde; Allah bizden razı değil. Allah`ın yasak ettiği fiilleri işlemediğimiz takdirde (işlememeyi başardığımız taktirde), şeytanın davetine rağmen, şartların en uygun olmasına rağmen, Allah`ın yasak ettiği fiili işlememeyi başardığımız zaman Allah bizden razı olur. Allah`ın yasak ettiği bir fiili işlediğimiz zaman, Allah bizden razı olmaz. Kalın çerçeve içinde hayatımızın her saniyesinde yüzlerce defa Allah`ın (günde yüzlerce defa Allah`ın) rızasına kavuşabiliriz veya Allah`ın bizden razı olmadığı yüzlerce davranış biçimi sergileyebiliriz. Bu kalın çerçeve içinde hayatımızın her saniyesine dağılan bir Allah’la rıza ilişkisidir. Ama kalın çizgilerle hayatınızın her noktasına dağılan böyle bir razı olma sistemi, dört 7 basamağın her birine dağılan, 4 rızayı ilgilendirmeyen onun tamamen dışında kalan bir başka açıdan Allah`ın olaylara bakmasıdır.

Öyleyse şöyle söyleyebilir miyiz? Hayatınızın her saniyesinde Allah`ın bizden razı olması söz konusudur veya razı olmaması söz konusudur, tamam, aynen söyleyebiliriz. Hayatımızın her saniyesinde Allah bizden razı olur veya olmaz.

Ne demek istiyoruz? Daimî zikri emreden Allahû Tealâ, eğer daimî zikrin içinde değilsek zikretmediğimiz zaman parçalarının her saniyesinde bizden razı değildir. Rızasını neyle belirtir? Razı olmadığını neyle belirtir? Razı olduğunu, bize derecat kazandırarak belirtir. Razı olmadığını da derecat kaybettirerek. Allah`ın rızasının en üst seviyedeki göstergeleri; kiramen kâtibîn melekleridir. Hayatınızın her saniyesini hem düşünce platformunda hem davranış biçimleri platformunda devamlı filme alırlar, 3 boyutlu hologram usulü. Hayatınızın her saniyesinde hemen oradan görürüz; Allah`ın rızasını kazanmış mıyız, o saniye kazanmamış mıyız? Her saniye basamaklarımız devamlı değişir. Ne basamakları, 28 basamak mı? Hayır. Milyarlarca basamaktan bahsediyorum. Milyarlarca insan, milyarlarca Allah`ın basamaklarının bir tanesindedir. Her an, her an yer değiştirirler.

Sevgili kardeşlerim! Bir insan şöyle düşünebilir: “Ben şu anda ibadet etmiyorum. Tamam, derecat kazanmıyorum. Ama çok şükür kimseye de kötülük etmiyorum. Öyleyse derecat da kaybetmiyorum.” Yanlış. Zikretmiyorsa kişi, her saniye derecat kaybetmek mecburiyetindedir. Hayatınızın her saniyesinde, Allah`ın rızasıyla muhatapsınız. Ya Allah sizden her saniye razıdır ya da değildir. Her saniye için geçerli bir rıza müessesesi daima hayattadır. Her an aktiftir.

Öyleyse Allah`ın kavram olarak rızası bu mudur? Hayır, bu sonsuz rızadır. Bu sonsuz rıza müessesesi içinde, hayatınızın her zerresine dağılmış olan bir rıza müessesesi içinde Allah`ın bizden razı olmadığı her nokta, kaybettiğimiz derecelerle tespit edilmiştir, kesindir. Kazandığımız derecelerde de hep Allah bizden razıdır. Hayatımızın her safhasına yayılan, her saniyesine yayılan böyle bir rıza müessesesi Kur`ân-ı Kerim’in temelini teşkil eder. Öyleyse Allahû Tealâ’nın kalın çizgilerle bizden hayatımızın her saniyesinde razı olması veya razı olmaması, konumuz bu değil. Bu konunun detayını teşkil eder. Konunun aslına ulaştığımız zaman, burada karşımıza Vel Asr Suresi çıkıyor. Vel Asr Suresi bildiğiniz gibi 4 tane safha içerir.

103/ASR-1: Vel asr(asri).

Asra yemin olsun.

“vel asr.”  diyor Allahû Tealâ. “Zamana, yüzyıla, asra yemin olsun.”

103/ASR-2: İnnel insâne le fî husr(husrin).

Muhakkak ki insan, gerçekten hüsrandadır.

innel insâne le fî husr: insanlar mutlaka, muhakkak ki hüsrandadırlar.

Ne demek istiyor Allahû Tealâ? Yani: “İnsanların gideceği yer, cehennemdir.” diyor Allahû Tealâ. Hüsranda olduklarına göre, Mu’minûn Suresinin 103. âyet-i kerimesine göre: “Hüsranda olanlar cehenneme giderler, ebediyyen orada kalırlar.” diyor, Allahû Tealâ.

23/MU`MİNÛN-103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).

Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.

Öyleyse burada Allahû Tealâ: “İnsanlar hüsrandadır.” dediğine göre açık bir hüküm koyabiliriz; insanlar cehennemliktir.

Şimdi bütün insanların cehenneme gideceğini düşünün, bunlardan 4 grup istisna edilmiş, Allahû Tealâ tarafından. “Herkes cehenneme gider ama bunlar gitmez.” diyor Allahû Tealâ.

“illellezine âmenû.”

“İlla” kelimesi; 4 grubun 4’ünü de ifade ediyor. “Hariç.” diyor, Allahû Tealâ. Kim hariç?

1- Âmenû olanlar hariç.
2- Amilüssalihat yapanlar hariç.
3- Hakk’ı tavsiye edenler hariç.
4- Sabrı tavsiye edenler hariç.

4 tane grup söylüyor, Allahû Tealâ. Bunların hepsi hariç. Bu 4 grubun her birisi 7 basamak içeriyor.

Âmenû olmak, 7 basamak içeriyor. Amilüssalihat’a ulaşmak, 7 basamak gerektiriyor: Ruhu Allah`a ulaştırıp teslim etmek ve böylece Allah`a, (Hakk’a) ulaştırıp Hakkı tavsiye etmek. 3. yedi basamağı oluşturuyor. Ve kişinin nefsindeki bütün afetleri yok edip, onlarla beraber sabırsızlığı da yok edip, bütün hasletleri faziletler adıyla kazanması bütün hasletlerle beraber sabrı da kazanması nefsinin kalbini ruhunun kalbine eşit hale getirmesi. İşte burada bir bütün oluşturuyor konu.

Burada konunun bütününü görüyoruz. Bu bütünün içeriğinde 28 basamağın hepsi var. İşte bu 4 tane safhanın 7., 14., 21., ve 28. basamakların muhtevasında hep Allah`ın rızasını görüyoruz. Öyleyse ilk 7 basamakta Allah`ın rızası var. İkinci 7. basamakta gene Allah`ın rızası var, üçüncü 7. basamakta gene Allah`ın rızası var, dördüncü 7 basamakta gene Allah`ın rızası var.

Öyleyse her alanda Allahû Tealâ’nın insanlardan razı olması veya razı olmaması söz konusu. Her 7 basamak için Allah`ın kanunu var. Allah`tan, Allah bizden razı mı değil mi, biz Allah`tan razı mıyız, değil miyiz? Şunu kesin kanun olarak söyleyebiliriz ki; önce kul Allah`tan razı olacaktır, ondan sonra Allah kulundan razı olacaktır. Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Allah rızasına tâbî olanları teslim yollarına, sebîllerine ulaştırır. Ve onları Sıratı Mustakîm’e ulaştırır.”

Öyleyse Allah’ın bu kavramında rızasına tâbî olanlardan bahsediyor. Öyleyse ilk yedi basamak için sadece iki tür insandan bahsedebiliriz; Allah’a ulaşmayı dileyenler, dilemeyenler. Dilemeyenlerden Allah razı değildir. Razı olması da tabiatıyla mümkün değil. Öyleyse Allah kimlerden razı olur? Emrine itaat edenlerden. Burada insanlar kendilerini sakın bir pazarlık içinde görmesinler. Allah bize karşı değil bizden yana. İstediği şey bizim mutluluğumuz. Kimden razı olmaz? Bu mutluluğu hak etmek istemeyenlerden razı olmaz. Siz mutluluğu hak etmek istiyorsanız Allah buna dünden razıdır. Sizi mutlulukların şahikasına kadar götürmeye hazırdır. Yeter ki siz mutlu olmayı isteyin. Öyleyse mutluluğun bilançosuna baktığımız zaman 4 safhada 4 hedef göreceksiniz;

1- Allah’a ulaşmayı dilemek,
2- Mürşide ulaşmak,
3- Ruhun Allah’a ulaşması
4- Ve diğer iki vücudumuzun Allah’a teslim olması.

Her bir safha mutlak standartlarda Allah’ın rızasını gerektirir. Öyleyse Allah’ın insanları sebîllere ulaştırması sonra da Sıratı Mustakîm’e ulaştırması bize bir şeyler anlatmalı. “Rızasına tâbî olanları” diyor.

Öyleyse başlangıçta ayırımı kesin olarak yapıyor Allahû Tealâ. “Ben” diyor, “Sizin Bana ulaşmanızı dilerim, sizin mutluluğunuz mutlak olarak buna bağlıdır. Eğer Bana ulaşmayı dilerseniz, mutlaka sizi cennetime alırım ve sizlerden razı olurum. Eğer Bana ulaşmayı dilemezseniz, sizlerden razı olmam. Ve sizi cennetime de kabul etmem.” Öyleyse Allah`ın bizim hakkımızda bütün dilediği şeyler, bizim mutluluğumuzun göstergeleridir. Neyi dilemişse o dileğin arkasında mutlaka bizim mutluluğumuz yatmaktadır. Neyi yasaklamışsa onun arkasında mutlaka bizim mutsuzluğumuz yatmaktadır.

 Öyleyse Allah neden razı olmuşsa orada bizim mutluluğumuz vardır. Neden razı olmamışsa orada bizim mutsuzluğumuz söz konusudur. İşte bu muhtevada baktığımız zaman 1., 2. basamakta olayların yaşanması, değerlendirilmesi söz konusu. 3. basamakta, eğer 3. basamağa ulaşmışsak, Allah`a ulaşmayı mutlaka dilememiz söz konusu. Öyleyse Allah`a ulaşmayı dilediğimiz anda, Allah`ın razı olmadığı alanın dışına çıkıyoruz. Razı olduğu bir sahanın içine giriyoruz. Bu rızanın boyutlarına baktığımız zaman 4. basamakta Allah`ın kalbimizdeki Allah`a ulaşma talebini görmesi ve bize Allahû Tealâ’nın Râhmân esmasıyla tecellisi söz konusu. Sonra kulaklarımızdaki vakrayı alması söz konusu. Sonra kalbimizdeki ekinneti alması söz konusu. Sonra kalbimize ihbat koyması söz konusu. Ve bütün bunları gerçekleştirirken, Allahû Tealâ bu bizim üzerimizde vücuda getirdiği değişikliklerden bir tanesini daha gerçekleştirir; irşad makamıyla aramızda bulunan hicab-ı mestureyi alır.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ’nın Hacc Suresinin 54 âyet-i kerimesinde bizlere verilmiş bir sözü var:

22/HACC-54: Ve li ya’lemellezîne ûtul ilme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).

Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl`ün, Nebî Resûl`ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O`na îmân etmeleri, onların kalplerinin O`nu (Allah`ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah`a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm`e hidayet edendir.

“Kim âmenû olursa; Allah`a ulaşmayı dilerse, Allah onları mutlaka Sıratı Mustakîm’e ulaştırır.” diyor, Allahû Tealâ.

Sözü var. Sıratı Mustakîm’e ulaştırması; mürşide ulaştırmak anlamına geliyor. Öyleyse mürşide ulaştırmak, 2. safha olduğuna göre Allah`a ulaşmayı dileyenlerden, Allah`ın beklediği bir şey var. O, kişinin Allah`a ulaşmayı dilemesiyle Allah ondan razı olmuştur. Ama kişinin 2. hedefe hazır olması gerekir. 2. hedef mürşide ulaşmaktır.

Öyleyse 1. 7 basamak içerisinde Allahû Tealâ’nın bizden razı olmasını muhteva olarak taşıyacak olan kesim, bizim mürşide ulaşma dileğimizdir. İşte bunu sağlayacak olan irşad makamıyla aramızdaki hicab-ı mestureyi Allahû Tealâ’nın alması, ikincisine zemin hazırladığı için Allah`ın rızasının üzerimizde oluştuğu noktadır. Öyleyse Allahû Tealâ’nın bu babtaki talebini yerli yerine oturttuğumuz zaman Allah`ın Rahmân esmasıyla tecellisi, arkasından kulaklarımızdaki vakrayı alması, arkasından kalbimizdeki ekinneti alması ve aldıklarının bir dördüncüsünü eklememiz lâzım buraya. O dördüncüsü hicab-ı mesturenin alınmasıdır. Burada Allah`ın ikinci 7 kademeye, ikinci 7 basamağa zemin hazırlaması söz konusudur. Hep aynı standardın, rızanın sondan bir evvelki basamakta veya sondan iki evvelki basamakta devreye girdiğini görüyorsunuz.

Sevgili kardeşlerim! Öyleyse Allahû Tealâ’nın kalbimize ihbat koymadan evvel bizimle olan ilişkisinde bizim üzerimize bir hüviyeti sağlaması lâzım. Bu hüviyete dikkatle baktığımız zaman konuyu yerli yerine oturtabiliriz. İkinci yedi basamağa zemin hazırlayabilmesi Allahû Tealâ’nın, bizim mürşide ulaşmayı dilememizi temin etmektir. Ama ne diyor Allahû Tealâ, başlangıçta? “İnsanlar irşad makamından nefret ederler.” diyor. “Çünkü” diyor, “Hicab-ı mesture vardır onlarda.” diyor İsrâ Suresinin 45 ve 46. âyetlerinde. Âyet-i kerimeye beraber bakalım.

17/İSRÂ-45: Ve izâ kara’tel kur’âne cealnâ beyneke ve beynellezîne lâ yu’minûne bil âhırati hicâben mestûrâ(mestûren).

Sen Kur’ân’ı kıraat ettiğin (okuduğun) zaman, seninle ahirete (ölmeden evvel Allah’a ulaşmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar arasına hicab-ı mesture kıldık (gözlerinin üzerine, seni peygamber olarak görmelerini engelleyen bir perde koyduk).

17/İSRÂ-46: Ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve izâ zekerte rabbeke fîl kur’âni vahdehu vellev alâ edbârihim nufûrâ(nufûren).

O’nu (Kur’ân’ı), fıkıh (idrak) etmelerine karşı, (fıkıh edemesinler diye) kalplerinin üzerine ekinnet ve onların kulaklarına vakra (işitme engeli) kıldık. Ve sen, Kur’ân’da Rabbinin tekliğini zikrettiğin zaman nefretle arkalarına döndüler.

“Habibim! Sen Allah`ın tekliğini söyleyerek, Allah`ın tekliğinden, tek olduğundan bahsederek onlara Allah`ın âyetlerini tilâvet ettiğin zaman (kıraat ettiğin zaman, okuduğun ve anlattığın zaman) o ahiret gününe, yevm’il âhirete, yevm’il âhir’e; yani ruhun Allah`a ulaşması gününe inanmayanlarla senin aranda hicab-ı mesture vardır. O hicab-ı mesture sebebiyle onlar senden nefret ederler. Onların kulaklarında vakra vardır. Senin söylediklerini işitemezler. Kulakları duyar ama onlar işitemezler, mânâya varamazlar. Onların kalbinde ekinnet vardır. Söylediklerini idrak edemezler, fıkıh edemezler. Sen sözlerini bitirdiğin zaman onlar nefretle arkalarına dönerler.”
 
Bu nefreti sağlayan müessese ne? Onlarla irşad makamının arasına Allah`ın koyduğu bir perde, gizli perde; hicab-ı mesture. Bu perde bütün insanlarda var. Başlangıçta bütün insanlar irşad makamından nefret ederler. İşte Allahû Tealâ’nın: “Biz bütün kavimlere resûl göndeririz, art arda göndeririz ama hangi kavme resûl gönderdiysek bütün kavimler resûllerini inkâr ettiler.” demesinin arkasında hicab-ı mesture var. İnsanlar genel çerçeve içinde irşad makamından nefret ediyorlar.

23/MU`MİNÛN-44: Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).

Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü’min olmayan kavim (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.

İşte birinci 7 basamağın muhtevası, Allah`a ulaşmayı dilemekte başlıyor ve bitiyor. İkinci 7 basamağın muhtevası, mürşide ulaşmayı dilemek ve mürşide ulaşmakla noktalanıyor. Öyleyse 1. rıza; Allah`a ulaşmayı dilemeyi ihtiva eder ve Allahû Tealâ bizden, Allah`a ulaşmayı dilediğiniz anda razıdır. Ama bu rızasının ilk 7 basamak içindeki yer aldığı nokta, ikinci 7 basamağa zemin hazırlayan noktadır. Ve böylece görüyoruz ki; ne zaman Allahû Tealâ hicab-ı mestureyi bizden alırsa o zaman razı olmuştur. Çünkü bu kesin bir işarettir. Neye kesin bir işarettir? Bizi mürşide ulaştıracağına kesin bir işarettir.

İkinci 7 basamağa garanti ediyor, Allahû Tealâ. Öyleyse burada ne zaman Allahû Tealâ hicab-ı mestureyi bizden alırsa, hicab-ı mestureyi aldığı an Allah bizden razı olmuştur. Allah`a ulaşmayı dilediği andan itibaren kalın çizgilerle Allah`ın rızası zaten vardır. Ama bu rızanın bizim üzerimizde hüküm ferma olması, ikinci safhaya ulaşmamızı sağlayan bir kesin müessesenin bizim üzerimizde vücut bulmasıyla noktalanır. Bu ise irşad makamından nefretin sona ermesi yerine muhabbetin gelmesi şeklinde tecelli eder.

İşte Allahû Tealâ’nın bizim üzerimizde rızasının oluşması ilk 7 basamaktaki rıza noktası hicab-ı mesturenin bizden alındığı yerdir. Öyleyse bu yer, Allahû Tealâ’nın dizaynı içersinde 7 tane merhaleden oluşan, ilk 7 basamağın içersinde bu yer 7. ve 6. basamaklardan evvel olması lâzım veya 5. basamak yerine 6. basamak olması lâzım. Öyleyse Allahû Tealâ nefsimizin kalbindeki ekinneti aldıktan sonra oluşması gerekiyor, Allah`ın rızasının.

Allah bizim kalbimizdeki daha sonraki 7 basamakta hükümferma olacak olan talebi nasıl oluşturabilir? Mürşide ulaşmamızı engelleyen temel sebebi yok ettiği zaman. Temel sebep nedir? İrşad makamından nefret etmemiz. Bunu Allahû Tealâ, hicab-ı mestureyi alarak sağlıyor. Öyleyse ekinnetin alınmasıyla ihbatın bize verilmesi arasına Allah`ın rızası oturuyor. Allahû Tealâ’nın hicab-ı mestureyi alması. Burada hep bir muhteva görüyoruz; sondan bir evvelki basamak, en çok iki evvelki basamak Allah`ın rızasını dizayn ediyor.

Öyleyse burada Allahû Tealâ’nın rızası ilk 7 basamakta, Allah`ın hicab-ı mestureyi aldığı noktayı işaret edecek. Bu nokta 6. basamağı oluşturuyorsa Allahû Tealâ’nın ekinneti aldıktan sonra hicab-ı mestureyi alması söz konusu. Arkasındanda ihbatı nefsimizin kalbine yerleştirmesi söz konusu. Hacc Suresinin 54. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ: “Onların kalplerinde ihbat konulur.” diyor. “Ondan sonra Allah onları mutlaka; Allah`a ulaşmayı dileyenleri (âmenû olanları) mutlaka Sıratı Mustakîm`e ulaştırır.” diyor.

22/HACC-54: Ve li ya’lemellezîne ûtul ilme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).

Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl`ün, Nebî Resûl`ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O`na îmân etmeleri, onların kalplerinin O`nu (Allah`ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah`a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm`e hidayet edendir.

Öyleyse ulaştırabilmesi için mutlaka nefsimizin kalbindeki, irşad makamından nefret etmeyi sağlayan hicab-ı mesturenin bizden alınması lâzım. İşte burası 6. basamaktır. 7. basamakta da Allahû Tealâ kalbimize ihbatı koyacak.

Öyleyse bundan sonraki safhaya beraberce bakalım. Ne yapıyordu Allahû Tealâ? Nefsimizin kalbine ulaşıyordu. Nefsimizin kalbine hidayet koyuyordu. Sonra? Bu koyduğu hidayetle, nefsimizin nur kapısını Allah`a çeviriyordu (2). Sonra göğsümüzden kalbimize bir nur yolu açıyordu. Sonra? Zikre başlıyorduk. Ve huşûya ulaşıyorduk. Sonrada Allahû Tealâ bize hacet namazı kıldığımızda mürşidimizi gösteriyordu. Öyleyse hidayetin kalbimize konulması; 1. safha oluyor. Bu hidayetin neticesinde kalbimizin nur kapısının Allah`a döndürülmesi; 2. safha oluyor. Sonra Allah`ın göğsümüzden kalbimize bir nur yolu açması; 3. safha oluyor. Sonra? Zikre başlamamız; 4. safha oluyor ki burada zikir artık nefsimizin kalbine sızmaya başlamıştır. Huşû sahibi olmamız; 5. safha oluyor.

Ve Allahû Tealâ’nın mürşidimizi bize gösterdiği noktada, gene Allah`ın rızası var. Öyleyse ilk 7 basamakta bize ulaştırmak istediği yer neresiydi, Allahû Tealâ’nın? Mürşidimizdi. Bunun için nefsimizin kalbindeki ekinneti almıştı, yerine ihbat koymuştu, Allahû Tealâ. Burada da bize mürşidimizi göstererek, Allahû Tealâ rızasını kesin bir şekilde beyan ediyor. “Ben senden razıyım.” diyor. “Sen artık mürşidine ulaşacak olan bir pozisyondasın. İşte rızamı sana ispat ediyorum, mürşidini sana göstererek.” (Altıncı basamak.)

Yedinci basamakta, zaten mürşidimize ulaşıyoruz. Gene yedinciden bir evvelki basamakta tecelli etti olay. Yedinci basamakta; irşad makamına ulaşma ve Allah`tan şu noktaya kadar alınan, 12 tane ihsanın ötesinde mürşidimize ulaştığımız zaman 7 tane ni’met alınması söz konusu. İşte bu ni’metleri art arda sıralıyor, Allahû Tealâ.

Devrin imamının ruhunun kişinin başının üzerinde oluşması; ilk ni’met.
Allah`ın kalbîn mührünü açması, kalbin içindeki küfrü dışarı alması ve kalbin içine Allahû Tealâ’nın îmânı yazması; 2. ni’met.
Günahların sevaba çevrilmesi; 3. ni’met.
Ruhun hidayete başlaması, nefsin hidayete başlaması, fizik vücudun hidayete başlaması; 4., 5. ve 6. ni’metler. İradenin güçlenmesi ise 7.ni’met.

Ayrıca günahların sevaba çevrilmesine paralel olarak Allahû Tealâ evvelden kişiye 1’e 10 verirken, bunu 1’e 100’e çıkarır ve bu, 1’e 700’e kadar aratarak devam eder (3.ni’met).

Mürşide tâbiiyetle birlikte salâvât ve rahmetin yanı sıra kişin nefsinin kalbine salâvât ve fazl nurları da girmeye başlar.

Nereye başlıyoruz? Yeni bir safhada, nefs tezkiyesine başlıyoruz. Yeni bir safhada ruhumuz bizden ayrılmış, Allah`a doğru yola çıkmış. Öyleyse bu Allah`a doğru yaptığımız yolculukta Allah`ın gene bir rıza noktası olması lâzım. Bunu Fecr Suresinin 27, 28, 29 âyetlerine baktığımız zaman net olarak görüyoruz. Allahû Tealâ buyuruyor:

89/FECR-27: Yâ eyyetuhân nefsul mutmainneh(mutmainnetu).

Ey mutmain olan nefs!

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).

Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

89/FECR-29: Fedhulî fî ibâdî.

(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.

89/FECR-30: Vedhulî cennetî.

Ve cennetime gir.

Allahû Tealâ diyor ki: “Ey mutmain olan nefs!”

Hangi kademeden bahsediyor? Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmainne. 4. kademeden bahsediyor. Birinci kademede; ruhumuz birinci gök katına ulaştığı zaman nefsimizin kalbinde %7 nur birikimi vardır. Nefs-i Emmare’deyiz. Ne olmuştur? Rehine olan nefs; birinci gök katının anahtarını ele geçirmiştir (uzaktan kumanda aletini). Ne zaman? Nefsimizin kalbinde %7 nur birikiminde; Nefs-i Emmare. İkinci defa %7 nur birikiyor; Nefs-i Levvame, nefsimizi kınadığımız kademe. Üçüncü defa %7 nur birikimi oluyor, her birinde ruhumuz bir gök katı yükseliyor. Ruhumuz 3. katta. 3. kata da anahtar elde edilmiş. Nefs-i Mülhime; Allah`tan ilham almaya başlıyoruz. Dördüncü defa %7 nur birikimi; mutmain oluyoruz, doyuma ulaşıyoruz. Ve 5. defa %7 nur birikimi; Radiye, Allah`tan razı oluyoruz. Altıncı defa %7 nur birikimi; Mardiyye, Allah da bizden razı oluyor.

Gördünüz mü? Yedinci basamaktan bir evvelki basamakta yeniden Allah`ın rızası bize ulaşıyor. Her basamağın sonunda bununla karşılaşıyoruz. Öyleyse Allahû Tealâ ilk 7 basamakta bizden razı, hicab-ı mestureyi kalbimizden aldığı zaman kesinleştiriyor rızasını. İkinci 7 basamakta; Allahû Tealâ bizden razı, mürşidimizi bize gösterdiği an rızasını belirtiyor. Üçüncü 7 basamakta; Allahû Tealâ bizden razı, biz Allah`tan razı olduğumuz zaman arkasından Allahû Tealâ bizden razı oluyor ve rızasının arkasından da zaten hedefe ulaşıyoruz. Tezkiye oluyoruz. Ve böylece ruhumuz Allah`ın Zat’ına ulaşıyor, Allah`ın Zat’ında ifna oluyor, yok oluyor. Ve bunun arkasından da biz vuslatta ulaşmış oluyoruz.

Allah`ın Zat’ında ruhumuz kaybolduğu anda ruhumuz ait olduğu yere geri dönüyor. “İrciî” emrine, “Rabbine geri dön (İrciî ilâ rabbiki; Rabbine geri dön. Geri dönerek Rabbine ulaş).” emrine istinaden ruhumuz, Allah`a ulaşıyor ve Allah`ın Zat’ında ifna oluyor, yok oluyor ve biz böylece Allah`ın evliyasından birisi oluyoruz. Allahû Tealâ bu konuyu Fâtır Suresinin 18. âyet-i kerimesinde net olarak söylüyor.

35/FÂTIR-18: Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru).

Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah’adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah’a döner, ulaşır).

“Ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih, ve ilâllâhil masîr: Kim nefsini tezkiye ederse, o kendisi için bunu yapar. Çünkü nefsi Allah`a söz vermiştir tezkiye olacağı için ve ruhu Allah`a ulaşır.” diyor, Allahû Tealâ. Ruhumuz Allah`a ulaşıyor.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Burası, 21. basamak. Bundan sonra ne olur? Bundan sonra velâyet kademeleri başlar. Allah`ın Zat’ında ifna olan ruhumuz sebebiyle fenafillah oluruz. Allah`ın içinde fani oluruz yok oluruz. Fena (fani olmak, ifna olmak. fi içinde Allah); Allah`ın içinde ifna olmak; yok olmak.

İkinci makamda; bekabillah oluruz. Allah ile birlikte baki olmak yani bir altın tahtın sahibi olmak. Üçüncü makamda zühd sahibi oluruz, zikrimiz günün yarısını aşar. Dördüncü makamda fizik vücudumuz Allah`a teslim olur. Beşinci makamda nefsimiz Allah`a teslim olur.

Fizik vücudumuzun arkasından nefsimizin Allah`a teslimi, 22. basamak; ruhumuzun Allah`ın Zat’ında ifna olması, velâyetin ilk basamağı, velayetin ilk makamı; fena.

İkinci makam; beka.
üçüncü makam; zühd.
Dördüncü makam; muhsinler, fizik vücudumuz burada teslim oluyor, Allahû Tealâ’ya. Beşinci makam; ulûl’elbab.
Altıncı makam;  ihlâs.
Yedinci makam; salâh.

İşte Allahû Tealâ’ya 4. makamda fizik vücudunu teslim eden kişi, Allahû Tealâ tarafından kendisine gösterilen 7 basamaklık bir dizayn içersinde, Allah`a doğru yaklaşım kademelerini sergileyecektir. Bu sergilemenin rızayı gerektiren noktası; kişinin irşada ulaştığı noktadır, salâh makamının 4. mertebesi. Salâh makamının 1. mertebesinde Allahû Tealâ bizi Tövbe-i Nasuh’a davet ediyor. Salâh makamının 2. mertebesinde Allahû Tealâ bize ihsanda bulunuyor (ni’mette bulunuyor), bizim başımızın üzerine salâh nurunu veriyor ve aynı zamanda günahlarımızı örtüyor. 3. mertebesinde günahlarımızın sevaba çevrilmesi söz konusu. 4. mertebesi gene rızayı gerektiriyor.

Orada ne var? Orada irşada ulaşmamız var. Hucurât Suresinin 7. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ sahâbe için: “İşte onlar irşada ulaşanlardır.” diyor.

49/HUCURÂT-7: Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne).

Ve aranızda Allah’ın Resûl`ü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır.

İrşada ulaşmanın standartlarına baktığımız zaman, Allah`ın onlara fıskı ve küfrü, isyanı kerih göstermesi söz konusu ama îmânı sevdirmesi söz konusu. Bunun arkasından çok önemli bir işlemi yapması söz konusu. “Îmân” kelimesiyle nefsin kalbini tezyin etmesi söz konusu.

İşte bir insanı irşada ulaştıran noktaya baktığımız zaman, kişinin irşada ulaştığı yerde, Allah`ın bir beklentisi giriyor devreye. İrşad makamına ulaşan kişiden Allahû Tealâ onu bekliyor. İrşad makamına ulaşan kişiden Allahû Tealâ, kölelik talebinin gelmesini bekliyor. Aslında Allahû Tealâ’nın emri kölelik talebini içeriyor. Neden içeriyor? Çünkü Allahû Tealâ: “Öyle bir takvayla takva sahibi olun ki bu; hakku tukatihi olsun.” diyor. Yani “bi hakkın takva olsun.” diyor. “Hak takvası olsun.” diyor. “Hakk’ul yakîne ulaştığınız andaki takva olsun.” diyor. Öyleyse onu emreden Allahû Tealâ, bizim oraya ulaşmamız için mutlaka talepte bulunmamızı istiyor, Allahû Tealâ’dan.

İşte bu talep bizim rızamızın varlığıdır. Allahû Tealâ’nın köleliğini talep ettiğimiz zaman bizim rızamız söz konusu olacaktır. Ve Allahû Tealâ talebimizi kabul edecektir. Kabul ettiği zaman irademizi ref edecektir. Bu da Allah`ın rızası olacaktır. Öyleyse bizim rızamız Allahû Tealâ’dan talepte bulunmaktır. “Yarabbi! Ben sana köle olmak istiyorum. İrademi bağla, irademi yok et. Beni köleliğe kabul buyur.” Bu talebin yapıldığı yer, bu Allahû Tealâ’nın bizi ulaştırdığı irşad olma noktasına, irşada ulaşma noktasına bir ilave yapmayı gerektirir. Bir ötedeki saha, biz Allah`a ulaşmayı dilediğimiz takdirde, irademizin bağlanmasını, ref edilmesini dilediğimiz taktirde işte burası bizim rızamızdır. Allahû Tealâ’nın bu rızayı kabul etmesi ve irademizi ref etmesi haliyse Allah`ın rızasının kesinleştiği noktadır.

Öyleyse Allahû Tealâ burada 7. mertebe olan, sadece bir kişiye has olan (devrin imamına has olan) dizaynı son kademe olarak kabul etmemiş çünkü o çok özel bir nokta. 6. kademeyi son kademe olarak kabul etmiş. Ve Allahû Tealâ’nın rızasının oluştuğu yer, bizim irademizi ref ettiği nokta değil. İlk harekete geçtiği ve irademizi sonradan ref etmek üzere bağladığı nokta. Öyleyse buradaki 7 basamağın 6.’sında değil. Bizim Allahû Tealâ’dan razı oluşumuz ve Allah`ın rızasının üzerimizde oluşması, bütün insanlara göre son basamak olan 6. basamaktan, bir evvelki basamaktır.

Öyleyse burada Allahû Tealâ’dan irademizin bağlanması için talepte bulunduğumuz, Allah`ın bizden böyle bir talebi beklediği yerde, biz Allah`tan razı olduğumuzu belirtmek mecburiyetindeyiz. Biz Allah`tan, bizi Allah`ın köleliğine kabul etmesini, irademizi bağlamasını talep ettiğimiz noktada biz rızamızı bildiriyoruz. İrademizin bağlanmasına razı olduğumuzu, irademizin refine razı olduğumuzu, bunu talep ettiğimizi bildiriyoruz. Allah da irademizi önce bağlayarak sonra ref ederek iki kademede de rızasını bildiriyor. Ama ref etmek konunun bütün insanlara göre sonucu olduğuna göre, son kademe bütün insanlara göre orası olduğuna göre Allah`ın rızası; 5. mertebededir. Allah`ın talebimizi kabul ederek irademizi bağladığı nokta, Allah`ın rızasının üzerimizde oluştuğu noktayı ifade eder. İşte böyle bir dizaynda konu tamamlanır. 4 tane 7 basamakta Allah`ın 4 tane rızası söz konusu.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Böyle bir muhtevada, olaya baktığınız zaman 4 tane 7 basamağın her birinde Allah`ın bir rızasının mevcut olduğunu görüyoruz. Hep bizi daha öteye geçirmek için Allah`ın ihsanlarda bulunduğunu görüyoruz. Öyleyse Allah`ın rızasının hiç olmadığı bir devre var: Biz Allah`a ulaşmayı dileyene kadar, Allahû Tealâ 7’li basamaklar itibariyle bizden hiçbir zaman razı olmaz. Ama Allah`ın razı olacağı işlemlerde bulunmaz mıyız? Herkes bulunabilir. Bütün insanlar. En kötü insan bile bazen başkalarına bir iyilikte bulunabilir. Bazen Allah`ın bir emrini yerine getirebilir. O zaman Allahû Tealâ; o emirde o emrin yerine getirilmesinde ondan razı olacaktır. Böyle bir dizaynda o kişinin rızaya ulaşabilmesi ilk 7 basamak için Allah`ın hicab-ı mestureyi o kişiden aldığı, kendisini ikinci devreye hazırlaması noktasıdır. İkinci devrede mürşide ulaşılacaktır. Bunu sağlamak üzere Allahû Tealâ, nefreti sevgiye dönüştürüyor. Ve bu sevginin oluşması standardına dikkatle baktığımız zaman onu görüyoruz.

İşte böyle bir dizayn söz konusu. Sonra ikinci 7 basamaktaki duruma bakıyoruz. Allahû Tealâ bize olan rızasını hacet namazını kılıp da Allah`tan mürşidimizi sorduğumuz zaman, biz rızamızı belirtiyoruz. Allahû Tealâ da kendi rızasını mürşidimizi bize göstererek belirtiyor. Öyleyse biz mürşide ulaşma talebinin kesinleştirildiği bir noktada oluyoruz. Ne zaman? Allah`a sorduğumuz zaman hacet namazını kılarak “kimdir bizim mürşidimiz” diye, bu bizim rızamız, mürşide ulaşma rızamız. Allahû Tealâ da bunun karşılığında bize mürşidimizi göstererek Kendi rızasını gösteriyor.

Her ikisinde de, ilk 7 basamakta da ikinci 7 basamakta da 6. kademe rızanın Allah`ın rızasının bize ulaşmasıdır. Allah`a ulaşma kademesinde bu statü bir kesinlik kazanıyor. Gene 6. mertebe; Allah`ın bizden razı olması hali. 5. mertebede; biz Allah`tan razı oluyoruz. 6. mertebede Allah da bizden razı oluyor. Fakat dördüncü 7 kademeye geldiğimiz zaman (dördüncü 7 basamağa geldiğimiz zaman), orada konunun sonu 7. basamak değildir. 7. basamak, çok özel bir basamaktır. Bu sebeple 7. basamaktan evvel tahakkuk eden, son bir evvelki kademede, rızayı gerektirir. Nitekim o basamakta rıza vardır. Allah`ın rızası. Allah`ın rızasının oluşması içinde, ondan evvelki basamakta bizim rızamızın olması lâzım.

İşte böyle bir dizaynda salâh makamının 4. mertebesi olan irşada ulaşma noktasında biz Allah`tan razı oluyoruz. Ve 5. mertebesi olan Allahû Tealâ’nın bizim talebimizi, kölelik talebimizi kabul ettiği noktada, irademizi bağladığı noktada Allah da bizden razı oluyor. Öyleyse görüyorsunuz ki Allah`ın rıza noktaları, hep sondan bir evvelki basamağa dayalı.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Allah ile olan ilişkilerimizde konunun en güzel statüsü rıza makamıyla tahakkuk eder. Allahû Tealâ hepinizden razı olsun dileklerimizle rıza konusundaki bu sözlerimizi inşallah burada tamamlıyoruz.

Allah hepinizden razı olsun.
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 959