Bugün: 22.11.2019
  • Ana Sayfa
  • »
  • Allah`ın Huzurunda Secde Etmek, Saygının En Büyüğünü Allah`a Göstermektir

Allah`ın Huzurunda Secde Etmek, Saygının En Büyüğünü Allah`a Göstermektir

TARİHİ: 18.02.2002
“Muhterem Efendimiz! Öncelikle mübarek ellerinizden inşaallah sonsuz hürmetle öpüyorum çok kıymetli dualarınızı diliyor, bu günkü bu eşsiz ve yeni mutluluk sohbetimize zat-ı âlinizi muhterem izleyici, dinleyici ve sevgili öğrencilerinizle baş başa bırakıyor, tekrar mübarek ellerinizden sonsuz hürmetle hasretle öpüyoruz inşaallah.” (Allah razı olsun. El Fatiha meâs salâvât. Allahümme salli âlâ Muhammed.)

Es selâmu aleykum ve rahmetullâhi ve berekâtuhu! Eûzubillâhimineşşeytânirracîm Bismillâhirrahmânirrahîm.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım, sevgili kardeşlerim! Allah`a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha bir mutluluk sohbetinde beraberiz.

Hep size “Unutmayın, unutmayın!” dediğim şey o. Allahû Tealâ sizden, hepinizden sizin mutluluğunuzdan başka hiçbir şey istemez. Hiçbir talebin sahibi değildir. Sadece sizin mutlu olmanızı ister ve bütün ibadetler aslında sizin mutluluğunuzun bir vasıtasıdır. Her ibadeti yaparak onun arkasından Allah`a bu ibadeti yapmanın huzurunu, mutluluğunu yaşayabilmeniz için Allahû Tealâ sizlere ibadetleri farz kılmış. Ve her yaptığınız ibadet Allah`a bir yardım sağlamaz. Ama size çok yardım sağlar. Çünkü sizin mutluluğunuzun bir parçasıdır. Şu fizik vücudunuz o ibadetleri yapmak üzere yaratılmıştır. Yaradılış gayesine uygun standartlarda ona bu imkânı vermekle vazifelisiniz. Yetmez; bu mutluluğu yaşamakla da vazifelisiniz. Vazifenizi yaptığınız zaman arkasından bir iç huzuru duyacaksınız, bir şeyler yayılacak içinize. Sıcak sıcak bir şeyler... Allah`ın bir emrini yerine getirmenin verdiği huzur, rahatlık hissi… Kısaca mutluluk!

Öyleyse hiç mi hiç unutulmaması lâzımgelen bir genel kaidesi var Allahû Tealâ’nın: “Ben sizi mutlu olmanız için yarattım. Bütün kâinatta Benim bir tek dînim var. Hz. İbrâhîm’in hanif dîni.” Arapça adıyla; İslâm. Allahû Tealâ buyuruyor: “Bütün peygamberler (nebîler), bütün resûller ve bu peygamberlere ve resûllere tâbî olan herkes aynı dîni (hanif dînini yaşadı.” Âdem (A.S)’dan başlayan bir insanlık tarihi bugüne kadar geldi. Ve bugüne kadar geçen zaman parçalarında hep insanların dîn öğretisi, resûller ve peygamberler (nebîler) eliyle aynı standartları içerdi. Yani Hz. Âdem ne emretmişse oğullarına, kızlarına, torunlarına, Hz. Hz. Nuh da aynı şeyleri emretti ve beraberce yaşadılar. Hz. İbrâhîm de, Hz. Nuh da, Hz. Lut da, Hz. Salih de, Hz. Musa da, Hz. Yakup da, Hz. Davut da, Hz. İsa da, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz de; hepsi aynı dîni yaşadı. Kâinatın tek dîni olan hanif dînini yaşadı.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Öyleyse bu dînin muhtevasında namaz kılmak var, bu dînin muhtevasında oruç tutmak var. Her namazı kıldıktan sonra aynı rahatlığı, iç huzurunu siz de yaşıyor musunuz sevgili kardeşlerim? “Hamdolsun ki; ben Allah`ın bana verdiği, bana bahşettiği bir güzelliği daha yaşadım.” diyebiliyor musunuz? Eğer diyemiyorsanız bundan sonra bu sohbeti dinledikten sonra kılacağınız namaz da yalnız Allah`ı düşünerek namaz kılmaya çalışın. Sizden ayak parmaklarınızın ucundan başlayarak, ayaklarınızı, bacaklarınızı, gövdenizi ve ellerinizin parmak uçlarından başlayarak ellerinizi, kollarınızı aşan başınıza ulaşan ve başınızdan ayrılan bir şeyler düşünün. Ve o bir şeyin Allah`ın Zat`ına ulaştığını düşünün. O’nun Zat`ında yok olduğunu düşünün ve namazınız boyunca birkaç defa o oraya ulaşsın. Allah’ın Zat`ında olsun, bir süre kalsın. Sonra tekrar size geri dönsün. Başınızdan başlayarak vücudunuza tekrar onun geri döndüğünü hissetmeye çalışın. İşte bu müessesenin adı “kanitin olmak” tır. Allah ile beraber olmaktır.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can kardeşlerim! Bu zevki yaşadığınız zaman Allah`a çok şükredeceksiniz, “namaz” adı verilen bir ibadeti sizin için uygun görmüş diye. Düşünebiliyor musunuz; daha öte bir tevazu yok. Başınızı yere koyuyorsunuz Allah`ın huzurunda, Allah`a secde ediyorsunuz? O’nun, sizi yaratan olduğunun delilini koyuyorsunuz ortaya. Sizin tarafınızdan ortaya konulan bir delil. “Sen benim Rabbimsin.” diyorsunuz. “Beni yaratansın ve ben Sana secde etmenin huzurunu yaşamak istiyorum.” diyorsunuz. Sadece bir yaratık olarak yaratılana bir secde müessesesiyle saygı göstermek, eğilmek konunun yarısını teşekkül ettirir. Yani rükû müessesesi saygının yarısını ifade eder. Evvelâ bunu gerçekleştiriyorsunuz sonra saygının sonuna ulaşıyorsunuz. Başınızı Allah`ın huzurunda yere koyuyorsunuz. “Ben yerle birim. Sen beni yaratansın ve ben Senin önünde başımı yere koyarım, secde ederim. Saygının en büyüğünü Sana gösteririm.” diyorsunuz.

Sevgili kardeşlerim! Bir kedi olabilirdiniz, bir ot olabilirdiniz, bir ağaç olabilirdiniz. Allahû Tealâ sizi öyle yaratabilirdi. Canlılığın ayrı ayrı belirtileri. Ama hayır, öyle yaratmamış. Bir cin, bir melek olarak da yaratmamış. Sizi insan olarak yaratmış. Yani şu kâinatta en üstün varlık olarak yaratmış. Bütün kâinatı uğruna yarattığı mahlûku olarak yaratmış. Siz insansınız. Bütün göklerde ve bütün arzlarda yaratılan herşey sizin için yaratıldı can dostlarım, gönül dostlarım. Herşey sizin için! Öyleyse sadece bunu düşünmeniz bile size huzur vermeli. “Ben demek ki Allahû Tealâ tarafından çok sevilerek yaratılan bir mahlûk olmalıyım ki; Allah beni insan olarak yaratmış. Bütün kâinatı benim ve başka insanlar için yaratmış.” demelisiniz. Öyleyse sadece insan olarak yaratılmamız konusunda bile Allah`a ne kadar hamdetsek, şükretsek azdır.

Öyleyse bir namaz müessesesi, Allah`ın huzurunda secde etmek, saygının en büyüğünü Allah`a göstermek bu hepimiz için bir zevk olmalı değil mi? Hele bizden bir şeyler O’na doğru gidiyorsa, O’na kavuşuyorsa sonra oradan tekrar bize geri dönüyorsa, Allah’ta kalmış olarak, oradan bir şeyler getirerek bize geri dönüyorsa ve tekrar bizimle beraber oluyorsa ve kanitin oluyorsa, bu bir mutluluk sevgili kardeşlerim. Deneyin. Bundan sonraki ilk namazınızda ayaklarınızdan başlayan, ayak parmaklarınızdan başlayan ayaklarınızı, dizlerinizi, karnınızı, göğsünüzü aşan, el parmaklarınızdan başlayarak bileklerinizi, kollarınızı aşan, başınızdan çıkan bir şeyleri veya bir şeyi hissetmeye çalışın. Onun Allah`a ulaştığını düşünün. Hissetmeye çalışın. Allah`ın Zat`ında yok olduğunu hissetmeye çalışın. Namaz boyunca hep Allah`a bakın. İç dünyanızla Allah`a bakın. Görüntü, eğer kalp gözünüz açılmadıysa, size ulaşmadıysa da kalp gözünüz aslında O’nu görür.

Allahû Tealâ size zikri farz kılmış. Biliyoruz ki birçok kişi: “Zikir de neymiş? Transandantal meditasyon daha iyi değil mi?” diyecektir. Öyle demekte haklılar mı? Haklılar. Bütün hastanelerde, okullarda meditasyon bir tedavi vasıtası olarak genel kabul görmüş olan bir zavallılıktır. Allah`ın zikrinin şeytan tarafından değiştirilmiş şeklidir. İnsanlar transandantal meditasyonla kendilerine sadece yazık etmektedirler. Bir meditasyon seansından sonra insanların o seans sırasında yaşadıkları zannettikleri bir rahatlamanın arkasından duyulan stres acaba neyin nesi? Meditasyon yapanlar bunu neden düşünmezler acaba? Neden zikrin arkasından meditasyonla olan o stres oluşmuyor da sadece mutluluk oluşuyor? Bunu neden düşünmezler acaba? Oysaki biri Rabbanidir; Allah`ın emridir, diğeri zulmanidir; şeytanın emridir.

Sevgili kardeşlerim! Fizik vücutlarınız Allahû Tealâ tarafından hanif dînine göre hanif fıtratıyla yaratıldı. Sadece bir tek dînin kâinatın bir tek dîninin bütün standartlarını yerine getirebilecek özelliklerle yaratıldınız. Her yaptığınız ibadetin vücudunuza mutlak bir fayda sağlayacağını, o ibadetin karşılığının fizik vücudunuzda beklendiğini hiç unutmayın. Fizik vücudunuz namaz kılmak ihtiyacıyla doludur. Şeytan bütün gücüyle fizik vücudunuzun bu ihtiyacının ona verilmemesine çalışır. Çünkü gayesi tek bir gayedir; sizi mutsuz kılmak. Her türlü vasıtayı deneyecektir. Şu fizik vücudunuz ve içindeki nefsiniz Allah`ın bütün ibadetlerini yapacak ve bundan zevk alacak özelliklerle donatılmıştır. Buna göre dizayn edilmiştir. Namaz kılmak hem fizik vücudunuz için hem de nefsiniz için bir zevktir. Şeytan sizi onların zevk olmadığına sadece bir angarya olduğuna inandırdığı sürecin dışına çıktığınız zaman bunu hissedebilirsiniz.

Unutmayın vücudunuz ona göre yaratıldı; namaz kılmak ve bundan zevk almak. Vasıflarının ve hissiyatının sahibi fizik vücudunuz, zikir yapmak ve bundan zevk almak hissiyatının sahibidir. Ne olur zikir yaptığınız zaman? Zikir yaptığınız zaman göğsünüze gelen salâvâtla rahmet, salâvâtla fazl nurları göğsünüzden nefsinizin kalbine ulaşır. Kalbinizin nur kapısına ulaşan bu nurlar orada bulunan Allahû Tealâ’nın hareketli hale getirdiği mührü, kalbinizin alt noktasında (en alt noktasında) bulunan zülmanî kapıya ulaştırır, 4 enerji (4 nur) baskı yapar, ardarda gelip oraya vurur. Her vuruşta sonsuz sayıdaki rahmet, fazl ve salâvât nurları mührü aşağı indirip zülmanî kapıyı kapatır, mühürler, Rabbanî kapı açıktır. Birkaç dakika içinde nefsinizin kalbi Allah`ın nurlarıyla dolar ve “îmân” kelimesi bu üçlüden fazılları etrafında toplamaya başlar. Böylece mutluluğun anahtarını yakalamış olursunuz.

Sevgili kardeşlerim! Mutluluğunuzun anahtarı başkasında değildir. Mutluluğunuzun anahtarı sizin ellerinize tebliğ edilmiştir Allahû Tealâ tarafından. İnsanlar sadece cehaletleri sebebiyle mutsuzdurlar. Allah`ın güzelliklerini bilmedikleri, tanımadıkları sebeple mutsuzdurlar. Öyleyse mutluluğun sizin için Allahû Tealâ’nın bir vetiresi olarak hükümferma olduğunu bilmelisiniz. O, Allah’tır. Sizi yaradandır. Kâinatta en çok sizi sevendir. Üzerinize titrer. Hepinizin sonsuz mutluluklara ulaşması onun yegâne hedefi ve sizden beklediğidir. Başka bir şey beklemez.

İbadet etmek için yaratılmadınız. İbadet ederek Allah`a teslim olmak için yaratıldınız. Her teslim daha üst seviyede bir mutluluğu ifade eder. Ruhunuzu Allah`a teslim ettiğiniz zaman cennet saadeti 3. kat da dâhil olmak üzere sizindir. 3. katın sahibisiniz. 3. kat cennetin sahibisiniz. Dünya saadetiniz %51’dir. Fizik vücudunuzu Allah`a teslim ettiğiniz zaman dünya saadetiniz %91’e çıkar. Nefsinizi Allah`a teslim ettiğiniz zaman dünya saadetiniz %100’dür. Her olaydan sadece mutluluk duyarsınız. Sonra irşada ulaşırsınız, sonra iradenizi de Allah`a teslim edersiniz. Saadetiniz sonsuzdur.

Öyleyse ibadetlerle bir yerlere geldiniz. İbadetler o yerlere gelmenizin vasıtasıdır. Ve şu vücudunuz ve nefsiniz o ibadetleri yapacağınız ve onlardan faydalanacağınız bir dizaynla hanif fıtratıyla yaratılmıştır. Hanif fıtratı fizik vücudunuz için, nefsiniz için, ruhunuz için çok şeyler ifade eder. Nedir nefsinizin hanif fıtratıyla ilişkisi? Nefsinizin bir kalbi var. Bu kalbin içinde sadece afetler var doğuşunuzdan itibaren. İşte hanif fıtratına göre yaratılan nefsinizin kalbinde “küfür” kelimesi var ve siz Allah`a ulaşmayı dilemezseniz hep o “küfür” kelimesiyle kalacaksınız. Sırf Allah`ın size önerdiği reçeteyi tatbik etmediğiniz için, mutluluğunuzu kendi ellerinizle engellediğiniz için hep mutsuz bir insan olarak kalacaksınız. Oysaki hanif fıtratının gereği olarak yapınızda bir muhteva, öyle bir muhteva var ki; başlangıçta bütün kapılar, Allah`ın bütün kapıları kapalıdır. Şeytanın bütün kapıları açıktır. Gözleriniz mi? Kapalı.

Bütün insanların baş gözlerinin üzerinde onların göremedikleri, hissedemedikleri bir perde var; hicab-ı mesture. O gözlerle irşad makamına baktığınız zaman onu herhangi bir insandan ayırt edemezsiniz. O, herhangi bir insandır size göre. Herhangi bir adamdır. Çünkü gözlerinizde hicab-ı mesture var;  2. perde. Kulaklarınızda vakra var. İrşad makamının irşada mütealik olan şeyleri, söylediği şeyleri işitemezsiniz, mânâsına varamazsınız. O işittiklerinizi kalbinize indirseniz de idrak edemezsiniz. Çünkü kalbinizde de ekinnet var. İdraki önleyen, irşad makamına sevgiyi önleyen bir mekanizma, bir İlâhi computer. Öyleyse görme hassanız vesayet altında işitme hassanız vesayet altında idrak hassanız vesayet altındadır. Hepsi kapalı.

Öyleyse Allahû Tealâ sizden bir şey istiyor. Ne istiyor? Şu iradeniz var ya, o iradenizi kullanmanızı istiyor. İradenizi Allah`a ulaşmak istikametinde kullanmanızı istiyor Allahû Tealâ. Kullanmadınız? Kullanmıyorsanız ebedîyyen sizin için bir kurtuluş söz konusu değildir. Allah cennetini yaratmıştır; o iradesini kullanıp da Allah`a ulaşmayı dileyecek olanlar için. Eğer kullanmıyorsanız kullanmamakta serbestsiniz. Allahû Tealâ sizi zorlamaz. Sadece müeyyidelerini koymuştur. Dileyen yerine getirir Allah`ın emirlerini, dileyen getirmez. Ama dileyen ve dilediği için yerine getirmeyenler bunun sonucuna katlanmak mecburiyetindedirler. Çünkü Allah`ın kanunları değişmez. Ya Allahû Tealâ’nın sizi mutluluğa ulaştırmak için koyduğu genel prensiplere itaat edeceksiniz ve kendi mutluluğunuzu kendi ellerinizle kazanacaksınız, kendi iradenizin mahsulü bir mutluluğa ulaşmayı realize edeceksiniz ya da bunu yapmayacaksınız. O zaman sonucuna katlanmak mecburiyetindesiniz. Eğer iradenizi sevkederek, iradenizi devreye sokarak, kullanarak Allah`a ulaşmayı dilemiyorsanız cehennemden kurtulmanız, ne yaparsanız yapın mümkün değildir. Bir iradi yapının talebine bağlanmış herşey. Cennetin anahtarı veya kilidi, cehennemin anahtarı veya kilidi!

Kim Allah`a ulaşmayı dilemezse onun gideceği yer cehennemdir. Niçin? Allah kaidesini koymuş ve hepinize haber vermiş. Demiş ki: “Bana ulaşmayı dilemenizi emrediyorum, farz kılıyorum. Sizin mutlu olabilmeniz için bu farzdır. Ve kim Bana ulaşmayı dilerse, o kişiyi Ben Kendi Zat`ıma ulaştırıp Benim evliyam, dostum yapmayı garanti ediyorum. Yani sıfır koddaki bu kişiyi 22. basamağa çıkarmayı garanti ediyorum.”

42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).


Şimdi sevgili kardeşlerim! Eğer O diyorsa ki: “Ey insanlar! Sizin için cennet var. Ey insanlar! Sizin için cehennem var. Kim Benim cennetimi isterse Ben ondan çok bir şey istemiyorum. Sadece bir dilek. Benim talep ettiğim şey bu kadar ve Benim kullarım düşünsünler. Ben onlar için çok bir şey mi emrediyorum. Ben onlar için zorluk dilemem. Ben onlar için kolaylık dilerim.” Ve soruyor Allahû Tealâ: “Acaba daha kolay bir şey var mı?” diyor.

Bir insanın bu dünyadaki hayatı 50 senedir, 60 senedir. 100 sene olsun. Olmaz ama 200 sene olsun. Ne yazar ki? Sonsuz bir cennet veya cehennem hayatının yanında 200 senenin lafı mı olur? O sonsuz cehennem hayatından sizi kurtaracak olan, sonsuz bir cennet mutluluğuna ulaştıracak olan şey eğer sadece bir dilekse, Allah`a ulaşmayı dilemekse o zaman daha ne istiyorsunuz Allah`tan sevgili kardeşlerim? Daha ne yapsın Allahû Tealâ? Hepinize kapıları ardına kadar açmış. “Ey kullarım! Ben sizden, hepinizi öylesine cennetime almayı istiyorum ki; sizden sadece bir dilek sahibi olmanızı istiyorum. Geri kalanı Ben yapacağım. Siz yapmayacaksınız. Benden Bana ulaşmayı dilediğinizde Ben derhal size 10 tane ardarda ihsanda bulunurum. Sizi 10 tane ihsanla mürşidinize ulaştırırım.” diyor. Dikkat edin! Allah`ın genel kanunu 1’e 10’dur. Siz bir adım attınız; Allah`a ulaşmayı dilediniz, Allah ne yaptı? 10 tane ihsan verdi. 10 katını verdi size. 10. ihsanı ne? Mürşide ulaştırdı, tâbiiyetinizi gerçekleştirdiniz. Kim yaptı? Siz yaptınız. İradenizi gene devreye soktunuz. Baştan iradenizi devreye soktunuz, Allah`a ulaşmayı dilediniz. 10 tane ihsandan sonra gene siz kendinize düşeni yapacaksınız, yeniden iradenizi devreye sokacaksınız. İrşad makamına, Allah`ın sizin için tayin ettiği irşad makamına ulaşacaksınız ve tâbî olacaksınız. Tâbî olduğunuz zaman bu sefer de 10 tane ihsan alırsınız. Veren kim? O. Hazinelerinin haddi hesabı yoktur. İster manevî hazineler; mutluluk, ister maddi hazineler hepsi O’nun.  
   
Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler! Herşey öylesine güzel dizayn edilmiş ki; O’na hayranlık duyabilirsiniz sadece. O’nu tanıdıkça O’ndan hoşlanırsınız sonra daha ilerde O’nu seversiniz, çok seversiniz sonra O’na âşık olursunuz. Daha sonraysa aşkınız hayranlığa dönüşür.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ garanti ediyor bu güzellikleri yaşayacağınızı. O, Kendine düşenleri yapmaya hazır. Siz hazır mısınız? Allah Kendine düşenleri yapmaya hazır. Siz hazır mısınız? Fıkra şöyle: “Bir delikanlı üniversitede okuyor. Ablasına telgraf çekmiş. Sınıfta kaldım babamı hazırla.” Ablası da ona telgraf çekmiş: “Baba hazır, sen kendini hazırla.”

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler! O, hazır. Sizin sadece bir Allah`a ulaşmayı dilemeniz, O’na ulaşsın ki; dilediğiniz anda ulaşır. O hep size bakar. Gözlerinize, kaşlarınıza, ağzınıza, burnunuza değil, kalbinize bakar. Hâlâ o kalpte bir “Bana ulaşma talebi yok mu?” diye bakar. Hasretle bekler onu. Hepinizin bu hedefe ulaşmasını ister. %100 bir istekle ister. Ve kalbinizde o talep oluştuğu anda işitir, bilir ve görür. Gördüğü anda da derhal O kâinatın sahibi, cömertlerin en cömerdi harekete geçer. Derhal 10 tane ihsanda bulunur size. Sonra da irşad makamına ulaştıktan sonra sizin nefs tezkiyesi yapmanızı mümkün kılar, ruhunuzun Kendisine ulaşmasını mümkün kılar. Ve dikkat edin sizin iradenizin elinde bir şey yoktur. Eğer gerçekten Allah`a ulaşmayı dilerseniz namazı sevmemezlik edemezsiniz, orucu sevmemezlik edemezsiniz, zekâtı sevmemezlik edemezsiniz, zikri sevmemezlik edemezsiniz. Allahû Tealâ hepsini size sevdirecektir. Sözüne dikkat edin; mutlaka sevdirecektir. %100 sevdirecektir. Kim Allah`a ulaşmayı dilerse Allah`ın tayin ettiği sizin O’na ulaşma gününüz mutlaka gelecektir. Mutlaka Kendisine ulaştıracak. Belki ölüm ondan evvel gelecek? Gelsin. Gelse de ulaştıracak. Ve sanki ölmeden önce ruhunuz Allah`a ulaşmış gibi sizi gene cennetine alacak.

Sevgili kardeşlerim görüyor musunuz? Sadece sizi düşünüyor. Sadece sizi mutlu etmeyi düşünüyor. İstediği şey bu kadar basit bir şeyken şimdi düşünebiliyor musunuz ki insanların %90’dan fazlası istemiyor bunu. Allah`a ulaşmayı istemiyorlar. Dilemiyorlar böyle bir şeyi. Allahû Tealâ emrini vermiş. Demiş ki: “Ben herşeyi size sağlayacağım. Sadece Bana ulaşmayı dileyeceksiniz.” Ve insanlar istemiyorlar. İnsanların %90’dan fazlası Allah`a ulaşmayı dilemiyorlar. Böyle bir talebin sahibi değiller. Ve bu ne ifade eder? Bu çok şeyler ifade eder sevgili kardeşlerim. Allah`ın bütün güzelliklerine sırt çevirmeyi ifade eder Allah`a ulaşmayı dilememek. Şeytana Allah’tan daha çok değer verdiğinizi ifade eder. Ve mutluluğu değil mutsuzluğu sevdiğinizi, tercih ettiğinizi ifade eder. Siz Allah`a ulaşmayı dilemedikçe hep şikâyet eden bir insan olursunuz. Başkaları sizi üzüyordur onları şikâyet edersiniz. Evladınız, anneniz, babanız, etrafınızdaki kişiler, öğretmeniniz, talebeniz, amiriniz, memurunuz… Sevgili kardeşlerim! Hayatınız hep şikâyet etmekle geçer. Ve kendinize yazık edersiniz.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Bir tarafta bütün güzellikler terazinin bir tarafını almış. Diyor ki Allahû Tealâ: “Ey kulum! Benim cennetime girmek istiyor musun istemiyor musun? Eğer istiyorsan yapman lâzımgelen şey sadece Bana ulaşmayı dilemek.” diyor. “Ulaşmak” demiyor, “ulaşmayı dilemek” diyor. “Çünkü Ben ulaştıracağım. Sizin hiçbir dahiliniz olmayacak. Namazı size sevdireceğim.” diyor. Zorla ibadet etmeyeceksiniz, etrafınızdaki insanların zoruyla ibadet etmeyeceksiniz. Allah size sevdirecek, severek yapacaksınız ibadetinizi.

İşte bazı kardeşlerimiz bize soruyor: “Acaba ben yolun neresindeyim?” Bu söylediklerimizi hiç dinlememişe benziyor birçok kardeşimiz. Bazen onlara sormak mecburiyetinde kalıyorum. “İbadetlerle aran nasıl? Namaz kılmayı seviyor musun? Tasavvufa girdikten sonra İslâm’ı yaşamaya başlamak, kapısından içeriye girdikten sonra ilk perşembe günü oruç tuttun mu? Açlık hissettin mi?” Sevgili kardeşlerim! Allah`a ulaşmayı dileyenler o açlığı hissetmezler. Allahû Tealâ açlık hissini alır. Allah`a ulaşmayı dileyenlerin namaz kılması bir angarya değildir bir zevktir. Allah`a ulaşmayı dileyenlerin Allah yolundaki hizmeti bir angarya değildir bir zevktir. Allahû Tealâ o zevki onlara yaşatır. O sevdirir. Kendisini bununla vazifeli kılmış. Hem bizi yaratmış hem de sadece bir dilekle Allah`a ulaştırmayı, bizi Allah`ın evliyası yapmayı garanti etmiş. Öyleyse bize niye soruyorsunuz “Ben hangi durumdayım?” diye. Kendinize sorun. Namazı seviyor musunuz? Oruç tutmayı seviyor musunuz? Zikir yapmayı seviyor musunuz? Bunlar sizin için bir zevk mi bir angarya mı?

Erzurum üniversitesinde konferans verdikten sonra bir delikanlı geldi dedi ki: “Efendim! Biz bu ramazan çok güzel bir şey yaptık. Öğle vakti lokantada yemek yiyenleri gördüğümüz zaman tepemiz attı, lokantanın kapısını kırdık, içeriye girdik. O yemek yiyenleri temiz bir sopa çektik. Anladılar hanyayı konyayı.” Biz de ona dedik ki: “Sen şimdi burada marifet mi yaptığını zannediyorsun? Düşün bakalım. Şimdi o dayak attığınız insanlardan herhangi birisi oruç tutmaya mı başlamıştır siz onları dövdünüz diye. Siz sadece nefsinizin hıncını aldınız onlardan. Çünkü siz oruçtan zevk almıyorsunuz. Orucu bir işkence gibi görüyorsunuz.” dedik. “Allahû Tealâ bizi açlıkla imtihan ediyor. Ama bu adamlar o insandan kaçıyorlar. Biz burada açlık çekerken, sigara içemezken onlar fosur fosur sigaraları yakıyorlar. Bir de gözümüzün önünde hem bizim gözümüzün önünde, biz açlıktan ölürken onlar yemek yiyorlar ha!”

Sevgili kardeşlerim! O zaman düşündü kardeşimiz. “Ben sizin yerinizde olsam ne yapardım biliyor musunuz? Yine girerdim o lokantaya. Lokantanın sahibi bilirdi ki ben onlara hiçbir kötülük yapmayacağım.  Ama onlara şunu söyleyebilirdiniz: ‘Oruç tutmak Allah`ın bir büyük zevkidir. Eğer bir gün Allah`a ulaşmayı dilerseniz o zaman içinizden oruç tutma ihtiyacı gelecek. Oruç tutmak sizin için bir zevk olacak. O zaman Ramazan’da oruçlu olacaksınız. Deneyin. İşte ben buradayım. Bu üniversitedeyim. Ve adresim de bu. Deneyin ve bana sonucu bildirin. Eğer söylediğim çıkmazsa beni mahcup etmenizi isterim.” dedim. Bunları söylediğiniz zaman belki sizi dinleyen o 5-6 kişiden birisi gerçekten Allah`a ulaşmayı diler. İşte siz o kişiye hidayeti konusunda yardımcı olmuş olacaksınız o zaman. Allahû Tealâ diyor ki: “Kimin hidayetine sebebiyet verdiyseniz, onun kazandıklarından size de verilir. Kimin dalâletine sebebiyet verdiyseniz onun kayıplarından size de verilir.”

Öyleyse, sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Bir tarafta Allah var; sizi yaratan, kâinatı yaratan, sizin de kâinatın da sahibi olan Allah. Ve sizi o kadar çok seviyor ki, öylesine sizin üzerinize titriyor ki; istediği tek şey sizi mutlu kılmak. Öyleyse ve bunun için sadece “Allah`a ulaşmayı dileyin. Bu kadarı yeter. Geri kalan herşeyi Ben yapacağım.” diyorsa, her türlü sorumluluğu sizin üzerinizden alıyorsa, sadece Allah`a ulaşmayı dilemenin dışındaki bütün sorumlulukları alıyorsa, öyleyse o zaman sormaz mıyız size sevgili kardeşlerim: Kendinize düşeni yaptınız mı?

Bize sorulduğu zaman “Biz namaz kılmaktan hoşlanmıyoruz, oruç tutmak da ağır geliyor, zikir yapmak da bize çok zor geliyor. Acaba ben yolun neresindeyim?” Sevgili kardeşlerim! Yolun hiçbir yerinde değil. Böyle olanlar yolun hiçbir yerinde değil. Onlar evvelâ Allah`a ulaşmayı dileyecekler ve dilediklerine inanç getirdikleri zaman tekrar tövbe alacaklar. Çünkü tövbe etmiş değiller. Dolayısıyla bir defa hidayete erdikten sonra fıska düşme olayı onlar için geçerli değil.            

Sözlerime dikkatle bakın. Ben eminim ki zor bir şey söylemiyorum. Allahû Tealâ sizin için zorluk dilemez. Bir dileğinizle sizi sonsuz bir cennet hayatına Allahû Tealâ almayı, sonsuz bir saadeti size takdim etmeyi, bir dileğiniz karşılığı olarak size adeta kâinatı takdim etmeyi, teslim etmeyi garanti ediyor Allahû Tealâ. Sizi yaratan Allah!

Sevgili kardeşlerim! Söylediğim gibi bir ot olabilirdiniz, daha ötesi hiç olmazdınız. Allahû Tealâ sizi var etmezdi. Var ettiğine göre sizden bir şeyler bekliyor. “O Benim insan kulum mutlaka söylediklerimi anlıyordur. Anlayabilecek idrak verdim Ben ona.” diyor ve bekliyor. Şeytanın sizi aldatmasından ne zaman kurtulacaksınız da Allah`ı dileyeceksiniz diye Allah bekliyor.

Sevgili kardeşlerim! Öyleyse mutluluk sizi bekliyor. Allahû Tealâ sizi evliya yapacağına dair garantiyi vermiş Kur`ân-ı Kerim’inde. Mutlaka Kendisine ulaştıracak. Ulaştırınca ne olursunuz? Allah`ın evliyasından biri olursunuz. Velîyullah olursunuz. Allah`ın velîsi, dostu olursunuz. Ve? Ve mutlu olursunuz. Her gün artan bir mutluluğun içinde yaşarsınız. İşte saadet burnunuzun dibinde! Bu sohbeti sizler için yapıyorum. Allah`ın yolunda olanlar! Bu sohbeti sizler için yapıyorum. Henüz Allah`ın yolunda olmayanlar ama yakında olacak olanlar! Bu sohbeti sizler için yapıyorum. Bugün de Allah`ın yolunda olmayanlar yarın da olmayacak olanlar! Öyleyse boşuna mı uğraşıyorum? Hayır! Bu bizim tebliğ görevimiz. Her halükarda mutlaka bunu Allah yoluna girecek olanlara da girmeyecek olanlara da yaparız.

Sevgili kardeşlerim! Hani dağlarda yabani armut ağaçları açar, gelişir ahlat ağaçları. Meyvelerini verir, insanlar o meyvelerden yeseler de yemeseler de ahlat ağaçları hep meyvelerini verir. Hiç kimse onları ekmemiştir. Hiç kimse onlara bakmamıştır. Onu meyve verecek hale getirmemiştir. Hiç kimsenin gayreti yoktur üzerlerinde. Sadece Allah onu yaratmıştır ve meyve verir hale getirmiştir. Şu anda belki bu dünya üzerinde en çok taşlanan insan biziz. İnsanlar bizi hep kendilerine yanlış aktarılan açılardan tanıyorlar; hiçbir esasa istinat etmeyen. Ama sevgili kardeşlerim biz Allah`ın dostuyuz. Allah`a tevekkül etmişiz. Ve sonucu söylüyorum. Ne diyor Allahû Tealâ? “Eğer Beni seviyorsanız, eğer Bana inanıyorsanız, Bana tevekkül edin. Beni vekil tayin edin. Bana güvenin. Eğer güveniyorsanız, tevekkül ediyorsanız bilin ki en kuvvetli sizsiniz. Bilin ki sizi yenecek yoktur.”

İşte sevgili kardeşlerim! Hayatımızı Allah yoluna adamışız. İnsanlar; onların çoğu bize düşman. Ama ne yazar. Allah bize dost! Allah`ın dostları, Allah`ın gerçek dostları, dost ve en kuvvetli biziz. Biz kuvvetli olduğumuz için mi en kuvvetli biziz? Hayır! Biz kuvvetli değiliz. Ama en kuvvetli olan bizimle beraber!

Sevgili kardeşlerim! Öyleyse en güzel duyguların içinde bilin ki; Allah`ın yolunda olan siz sevgili kardeşlerim bilin ki; Allah sizinle beraber, sizi yenecek de yoktur. Ne diyor Allahû Tealâ? “Ben dostunuz isem (yani bunun mânâsı eğer Bana tevekkül ediyorsanız) bütün dünya düşmanınız olsa Ben onların hepsine yeterim. Hepsini yenerim. Ama eğer Ben düşmanınızsam, Ben dostunuz değilsem o zaman bütün dünya sizin dostunuz olsa gene yenilirsiniz.” diyor.

İşte sevgili kardeşlerim! Bir mutluluk masalı! Anlattığım şey size bir mutluluk öyküsü. Kanınızda dolaşan Allah`ın bir ni`meti. Sizinle iç içe, gönül gönüle bir şey. Allah`a dost olmak, mutluluğu yaşamak!

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Bir sohbet daha burada sona eriyor. Bir mutluluk sohbetinde Allahû Tealâ bizleri bir araya getirdiği için, bu mutluluğu bizlere yaşattığı için Allah`a sonsuz hamd ve şükrederiz. Allahû Tealâ’nın hepinizi hem cennet saadetine hem de onun ötesine yani dünya saadetine ulaştırması dualarımızla sözlerimizi inşaallah burada tamamlamak istiyoruz. Es selâmu aleykum ve rahmetullâhi ve berekâtuhu!
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1094