Bugün: 18.11.2019
  • Ana Sayfa
  • »
  • Cuma Hutbesi (Âli İmrân - 102)

Cuma Hutbesi (Âli İmrân - 102)

TARİH: 15.02.2002
3/ÂLİ İMRÂN-102: Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekullâhe hakka tukâtihî ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).

Ey âmenû olanlar, Allah’a karşı “O’nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah’a) teslim olmadan ölmeyin!


Allahû Tealâ Âli İmrân Suresinin 102. âyet-i kerimesinde böyle söylüyor:

“Ey âmenû olanlar! Öyle bir takva ile takva sahibi olun ki bu, hakka tukatihi takva olsun ve siz ölmeyin, önce Allah’a teslim olun. Sonra ölün.”

Hz. İbrâhîm’in hanif dini; kâinatın yegâne dini, tek dini, Arapça adıyla İslâm dini, Kur’ân’ın temelini teşkil eden din, kâinatın tek dini. Neyi içeriyor? İslâm kelimesi, ‘slm’ kökünden geliyor; sin, lam, mim. Bu kökten -her kökten olduğu gibi- türeyebilen 28 tane kelime var Arapça’da. Her Arapça kelime mutlaka üç tane sessiz harften oluşur. Bu sessiz harfler mutlaka üç tanedir. Bunların evveline, ortasına ve sonuna ilâveler yapılmak suretiyle her kökten tam 28 tane kelime türetilebilir. İşte ‘slm’ kökü, sin, lam ve mim harflerinden oluşuyor. İslâm kelimesi, selâm kelimesi, selâmet kelimesi, teslim kelimesi, müslim kelimesi, müslüman kelimesi, hepsi aynı kökten geliyor, ‘slm’ kökünden geliyor. Hepsinin temelinde teslim olmak söz konusudur.

Öyleyse bakıyoruz ki Allahû Tealâ, Hz. İbrâhîm’den bahsediyor: “Hz. İbrâhîm Allah’a teslim olmuştu.” diyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den bahsediyor, “De ki: Ben teslim olanların ilkiyim.” diyor. Herkes de düşünüyor; Peygamber Efendimiz (S.A.V), Âdem (A.S)’dan binlerce sene sonra dünyaya gelmiş. İlk insan Hz. Âdem, Allah’a fizik dünya üzerinde ilk teslim olan. Öyleyse nasıl oluyor da Peygamber Efendimiz (S.A.V), Allah’a olan teslimlerini ilk tamamlayan kişi oluyor?

Allahû Tealâ A’râf Suresinin 172. âyet-i kerimesinde diyor ki:

7/A`RÂF-172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).

Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”


“Allah, bütün insanları huzurunda topladı. Bütün âdemoğullarını huzurunda topladı. Her birinin sırtından onların zürriyetini çıkararak topladı.” diyor.

Yani Âdem (A.S)’dan onun zürriyetini, onun zürriyetlerinden onların zürriyetini, sonra gelenlerin zürriyetini, ondan sonra gelenlerin zürriyetini, ilk insandan son insana kadar, (kıyamet günü doğmuş olsa bir kişi o gün ölecek) son insana kadar bütün insanlar hepimiz Allahû Tealâ’nın huzurundayız.

Allahû Tealâ soruyor: “E lestü birabbikum: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diyor.

kalû: dediler ki
belâ: evet

Hepimiz Allahû Tealâ’ya “Evet!” diyoruz. Osmanlı’nın bir temel sözü var, hep sorarlar: “Ne zamandan beri Müslümansın?” Ne diyeceksiniz? Kâlû belâ’dan beri. “Kalû Bela.” Kâlû; dediler ki demek, belâ da evet. “Dediler ki; evet.” Hepimiz demişiz ki Allahû Tealâ’ya; “Evet. Sen bizim Rabbimizsin.”

Hepimiz kalbimizle Allah’ın söylediklerini işitiyoruz ve kalbimizden O’na sesleniyoruz. O gün, ezelde Allahû Tealâ hepimizi teslim almış ve dünyaya geldiğimiz zaman da aynı teslimi gerçekleştirmek üzere orada söz vermişiz Allahû Tealâ’ya. Ve Peygamber Efendimiz (S.A.V) onların arasında mevcut ve o, orada, zamandan evvelki bu toplantıda, Allah’ın huzurunda yapılan bu toplantıda ilk teslim olan o; Peygamber Efendimiz (S.A.V).

Teslimden murat ne?

1. Ruhunuzun teslimi
2. Şu fizik vücudunuzun teslimi
3. Nefsinizin teslimi
4. İradenizin teslimi.

Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de vasiyetinden bahsediyor. Allah’ın hepinizin üzerinde vasiyeti var. Bu vasiyet, ruhunuzu da vechinizi de nefsinizi de iradenizi de Allah’a teslim etmenizi ihtiva eder, bünyesine alır. 4 teslim söz konusudur. 21. basamakta ruhunuzu Allah’a ulaştırırsınız. 22. basamakta ruhunuz Allah’a sarılır. Ne demek ruhunuzun Allah’a sarılması? Hadi gelin Nisâ Suresinin 175. âyet-i kerimesine bakalım. Ne diyor Allahû Tealâ?

4/NİSÂ-175: Fe emmâllezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).

Böylece Allah`a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah`a ulaştırmayı dileyenleri) ve O`na (Allah`a) sarılanları ise, (Allah) Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran "Sıratı Mustakîm"e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).


Diyor ki: “Kim Allah’a ulaşmayı ve Allah’a sarılmayı dilerse Allah, onları rahmetinin ve fazlının içine koyar. Ve onları Kendisine ulaştıran Sıratı Mustakîm’e vasıl eder.”

Allah’a ulaştıran, ruhlarımızı Allah’a ulaştıran bir yol var. Bu gözlerle göremediğimiz bir yol. Adı: Sıratı Mustakîm. Kâinatın neresinde olursanız olun, sizi Allah’a götürecek olan bir Sıratı Mustakîm.

Allah’ın Zat’ına ulaşmak için 7 tane gök katını aşmak mecburiyetindesiniz.

İşte Allah’a ulaşacak olan kişi niçin Allahû Tealâ’ya ulaşır? Nisâ-175 veriyor onun cevabını; Allah’a sarılmak için. Allah’a sarılmaktan murat ne? Ruhunuz Allahû Tealâ’ya ulaştığı zaman Allah’ın Zat’ında yok olur. Ruhunuz, Allah’tan size bir emanet olarak gönderilmiştir. Allah’a ruhunu göndermeyen herkes, ruhu fizik vücudunun içinde mevcut olan birisidir. Ve ruhunuz dilediği an fizik vücudunuzun dışına çıkar, dilediği an fizik vücudunuzun içine girer ama dilediği an Allah’a dönemez. Dönebilmesi için mutlaka Allah’a ulaşmayı dilemeniz lâzım. Kendi iradenizle, serbest iradenizle bu kararı vermek mecburiyetindesiniz. Vermezseniz, Allah’a ulaşmayı dilemezseniz eğer, kurtuluşunuz hiçbir şekilde mümkün değil.

Öyle bir dünyada yaşıyorsunuz ki Allah’ın vasıta emirleri insanlara hedef olarak gösterilmiş. Hedef nedir? Hedef:

• Ruhunuzu Allah’a teslim etmeniz
• Fizik vücudunuzu Allah’a teslim etmeniz
• Nefsinizi Allah’a teslim etmeniz
• İradenizi Allah’a teslim etmeniz

Hepsi üzerinize farz. Hedef bunlardır. Bunlardan Allahû Tealâ’nın muradı ne? Sizin mutluluğunuz. 7 kat cennetin 7’sine de sizi ulaştırmak için Allahû Tealâ, kademe kademe hayatınızı tanzim etmiş. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse o, 1. kat cennetin sahibidir. Kim Allahû Tealâ’dan bu sebeple aldığı 12 ihsanla mürşidine ulaşırsa o, 2. kat cennetin sahibidir ama dünya saadeti sıfırdır. Başka insanlardan hiçbir farkı yoktur. Ne zaman ki bu kişi nefs tezkiyesine başlar, yavaş yavaş dünya saadeti onun farklılık kazanır, nefsinde afetlerin kovulmasıyla, yerine ruhun hasletlerinin yerleşmesiyle. Ne zaman ruhunuzu Allah’a ulaştırırsanız, nefsinizin kalbindeki (zikir sebebiyle gelen ve yerleşen) nurlar %51’e ulaşmıştır. Mânâsı; davranışlarınızın %50’den fazlası artık pozitif davranışlardır. Yani sizi mutlu kılacak olan davranışlardır. Yani Allah’ın emirlerine itaatinizi, yasak ettiği fiilleri işlememenizi ifade eder bu fiiller. Burası, ruhunuzu Allah’a ulaştırdığınız gün, 3. kat cennetin sahibi kılar sizi. Dünya saadetiniz, henüz dünya saadetinin yarısı kadardır.

Sonra fizik vücudunuzu Allah’a teslim edeceksiniz; onu ahsen kılarak. Allah’ın bütün emirlerini yerine getiren, yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyen bir vücuda sahip olacaksınız. O zaman dünya saadetinin %90’ı da sizindir, 4. kat cennette. Ne zaman ki daimî zikre ulaşırsınız, hikmet sahibi olursunuz, nefsinizin kalbinde hiçbir karanlık kalmaz, bütün afetler kapı dışarı edilir, ruhunuz nasılsa nefsiniz de aynı hüviyete girer. Ruhunuzun hasletlerine paralel olan güzellikler nefsinizin kalbini tamamen doldurur, işte o zaman dünya saadetinin %100’ü sizindir.

Ne demek istiyoruz? Nefsinizin kalbinde bütün afetler, Allah’ın bütün emirlerine itaat etmezler, yasak ettiği her fiili de işlerler. Yapıları buna müsaittir. Yetmez, şeytan da o istikamette onları devamlı telkiniyle o kötülükleri işlemeye davet eder ve devam ettirir bunu. Bir taraftan şeytanın talepleri, telkinleri, öbür taraftan da nefsinizin zaten ona dönük olan, Allah’ın emirlerine ters çıkan, Allah’ın emirlerini yapmak istemeyen yapısı, Allah’ın yasaklarını mutlaka işlemek isteyen yapısı sebebiyle, şeytanın da onlara devamlı telkinde bulunması sebebiyle nefsiniz, devamlı Allah’ın emirlerinin karşısındadır. Allah’ın emirlerini işlemenize mani olmak ister. Yasak ettiği fiilleri de işlemenizi ister. Başlangıçta öylesine bu, üst seviyededir ki başlangıçta insanların çok büyük bir kısmı genel sistematik içinde Allah’ın yasaklarını işlerler hep nefslerinin talebi üzerine ve emirlerini hiçe sayarlar. İşte bu sebeple insanlar mutsuz ve huzursuz. Allah’ın yoluna girmeden evvel bütün insanlar nefslerinin muhtevası içerisindedir.

Şimdi böyle bir dizaynda eğer ruhunuz Allahû Tealâ’ya ulaşmışsa 3. kat cennet, dünya saadetinin %50’den fazlası. Neden? Çünkü nefsinizin kalbindeki afetlerin %50’den fazlası yok oldu. Fizik vücudunuzu Allah’a teslim ettiğiniz zaman, %90’dan fazlası yok oldu. Daimî zikre ulaştığınız zaman, nefsiniz afetleri sıfırlandı. Ne demek bu? Nefsiniz de Allah’ın bütün emirlerini yapmak istiyor, yasak ettiği hiçbir fiili işlemek istemiyor, ruhunuz da Allah’ın bütün emirlerini zaten yapmak istiyor yapı olarak, yasak ettiği hiçbir fiili işlemek istemiyor. Aralarında tam bir uyum oluşur.

İşte bu noktaya ‘sulh ve sükûn hali’ diyor Allahû Tealâ. İç dünyanızda da dış dünyanızda da başka insanlarla ilişkilerinizde de ve Allah ile olan ilişkilerinizde de (hem emirler cephesinde hem nehiyler yani yasaklar cephesinde) tam bir uyum sahibi olduğunuz nokta; nefsinizin bütün afetlerinin yok olduğu yer. Dünyada mutlu bir insan olursunuz, Allah’a sonsuz hamd ve şükredersiniz, sizi bu mutluluğa ulaştırdı diye. Her şey nefsinizin afetlerini yenmenize, onlara galip gelmenize bağlı. Dünya üzerinde işlenen bunca suçun arkasında sadece nefsleriniz ve şeytan var. Şeytan, nefslerinizin sadece afetlerine tesir edebilir. Öyleyse dizayn açık ve kolay; nefsinizin afetlerini yok etmek üzere harekete geçeceksiniz. Hedefiniz, nefsinizin afetlerini yok etmek, devre dışı bırakmak ve nefsinizin afetleri yerine faziletlerini yerleştirmek, böylece nefsinizle ruhunuz arasında bir uyumu sağlamak.

Başlangıçta nefsiniz, Allah’ın bütün emirlerine karşı gelir. Yasak ettiği bütün fiilleri işlemek ister. Ruhunuzsa hiç değişmez. O, her zaman Allah’ın emirlerini tam olarak yerine getirir, yasak ettiği fiilleri asla işlemez. Öyleyse her işleminizi yaparken bir talep nefsinizden gider aklınıza, bir talep de ruhunuzdan gider. Birisi, Allah’ın emrettiği bir şeyse o, onu yapmamak için talepte bulunur aklınızdan, diğeri onu yapmak için talepte bulunur. Allah’ın yasak ettiği konularda da netice değişmez. Birisi Allah’ın yasak ettiğini işlemeyi, birisi işlememeyi talep eder. Karar mercii aklınızdır.

Eğer aklınız bütün suçların işlendiği, Allah’ın emirlerinin yapılmadığı, yasak ettiği her fiilin serbest olduğu bir ortamda şuurlandıysa, yeşil ışıklarını buna göre yakacaktır. Ve fizik vücudunuz Allah’ın yasak ettiği her fiili işleyecek, emrettiği şeyleri ise yapmayacaktır; aklınızın istikameti o istikamet olduğu için.

İşte konumuzun temeli olan Allah’a teslim olayı, “Siz ölmeyin, önce Allah’a teslim olun, sonra ölün.” ifadesi, daimî zikrin sonrasını ifade eder. Ne zaman ki daimî zikre ulaşırsınız ve bu noktada nefsinizi de Allah’a teslim edersiniz, o zaman dünya saadetinin %100’ü sizin olur. Neden sizin olur? Daimî zikre ulaştığınız zaman bunun mânâsı, nefsinizdeki bütün afetleri yok ettiniz. Yok ettiyseniz ne olur? Afetlerin yerini faziletler aldı. Yani? Yani ruhunuz ne istiyorsa artık nefsiniz de aynı şeyi istemeye başladı. Ruhunuz ne istiyordu? Allah’ın bütün emirlerini mutlaka yapmak. Artık nefsinizdeki afetler yok olduğu için, yerine faziletler geldiği için nefsiniz de ruhunuzun hüviyetine bürünmüştür. Allah neyi emretmişse mutlaka yapmak ister. Allah neyi yasak etmişse, ruhunuz onları yapmamak istiyordu, artık nefsiniz de yapmamak istiyor. Mânâsı ne? Artık iç dünyanızda mutluluğa ulaştınız. Neden? Eskiden çatışma vardı iç dünyanızda. Nefsiniz, Allah’ın yasak ettiği fiilleri işlemek istiyordu ruhunuz da işlememek istiyordu.

Öyleyse böyle bir dizaynda nefsinizin ve ruhunuzun muhtevasına dikkatle bakın. Bir noktadan sonra Allah’ın emirlerini %100 yerine getirebileceğiniz, yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyeceğiniz bir yere varıyorsunuz. Orası, sulh ve sükûn noktasıdır. O noktadan itibaren artık sulh ve sükûnu yaşayacaksınız. İşte sulh ve sükûnu yaşadığınız yer, Allah’a teslim olduğunuz yerdir. Allah’ın bütün nebîleri, bütün resûlleri Allah’a teslim olmuşlardır.

Fizik vücudunuzun tesliminden sonra nefsinizi Allah’a teslim ettiğiniz yer, 26. basamaktır. 28. basamakta irşada ulaşırsınız. Sonra mı? Sonra 28. basamağın sonuna doğru ulaştığınız yer, artık iradenizin de Allah’a teslim edildiği bir yeri ifade eder.

Öyleyse Allahû Tealâ’nın emrine baktığınız zaman Allahû Tealâ hepinizin, sadece ruhunuzu değil, ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi ve iradenizi Allah’a teslim etmenizi ister ve vasiyeti budur. Allah’ın vasiyeti dediğiniz zaman veya Allah’ın ahdi dediğiniz zaman şunu muhtevaya alacaksınız; ruhunuz, vechiniz, nefsiniz ve iradeniz, hepsinin Allah’a teslim edilmesi Allah’ın temel dileğidir. Bunu muhteva alarak bütün insanlara Allahû Tealâ, mutlaka orada, ezelde emretmiştir ve Kur’ân-ı Kerim’de Allahû Tealâ En’âm Suresinin 152. âyet-i kerimesinde de 153. âyet-i kerimesinde de Allah’ın vasiyetinden bahsediyor.

6/EN`ÂM-152: Ve lâ takrabû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddehu, ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah’ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.

6/EN`ÂM-153: Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûhu, ve lâ tettebiûs subule fe teferraka bikum an sebîlihi, zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).
Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.


Allah’ın vasiyeti 4 teslim içeriyor. Ama buna karşılık Allahû Tealâ sizlerden;

• Ruhunuzu teslim edeceğinize dair misak almış.
• Fizik vücudunuzu Allah’a teslim edeceğinize dair ahd almış.
• Nefsinizi Allah’a teslim edeceğinize dair yemin almış.

Ama iradenizi Allah’a teslim edeceğinize dair Allah’a verilmiş bir yemininiz, misakiniz, ahdiniz yok. Oysaki “Siz ölmeyin, önce Allah’a teslim olun, sonra ölün.” sözü, Allah’ın vasiyetinin tam ifadesidir. Burada, size ait olan her şeyin Allah’a teslim edilmesi söz konusu.

Öyleyse nasıl oluyor da Allahû Tealâ size 4 tane teslimi vasiyetinde emrediyor ama orada, “e lestü birabbiküm” günü sizden yemin alıyor, misak alıyor, ahd alıyor, iradenizin teslimine dair bir yemin veya misak veya ahd almıyor? Bunun sebebi, bu işlerin otomatik cereyan etmesidir. Kim daimî zikre ulaşırsa, onun kalbinde temizlik müessesesi otomatik bir sistemi içerir. Böyle bir dizaynda zaten nefsin kalbi pür olmuştur, saf olmuştur, %100 afetlerden temizlenmiştir.

Peki, bunun öbür tarafında ne var? Bu temizliğin öbür tarafında hepiniz için söz konusu olan bir dizayn var; Allah ile olan ilişkiniz.

Öyleyse Allah sizden, Allah’a verdiğiniz yeminin, misakin, ahdin ötesinde bir şey istiyor ama sizden bunun için yemin almaya gerek görmüyor. Arkasında yatan gerçek, bunun otomatik bir olgu olması. Kim daimî zikre ulaşırsa ulûl’elbab makamında ulaşmıştır. Sadece zemin kat gösterilir. 1 mertebe nefsinin kalbi müzeyyen olur. Ondan sonra Allahû Tealâ 1. gök katını göstermeye başlar. Kişi ulûl’elbab makamını aşmıştır, ihlâs makamındadır. 7 tane gök katı gösterecektir Allahû Tealâ. O kişinin nefsinin kalbi 7 mertebe müzeyyen olacaktır; İhlâs makamı. Ne zaman o kişi 7. gök katının 7 âlemini tamamen görür de en son Sidretül Münteha’yı Allahû Tealâ gösterirse ona; 7. katın en yüksek noktasını, burası bir hedefin sonudur. İhlâs makamı burada sona ermektedir. Yeni bir makama geçersiniz; salâh makamı. Allahû Tealâ sizi Tövbe-i Nasuh’a davet eder. 7 mertebe ulûl’elbab makamında nefsinizin kalbi müzeyyen oldu. 7 mertebe ihlâs makamında müzeyyen oldu. Ne zaman ki siz, bir sonraki seviyeye ulaşırsınız yani nefsinizin kalbinde bu aklanmalar daha devam edecektir salâh makamında, buradan sonra 5 mertebe daha devam edecektir. Allahû Tealâ evvelâ sizi, önce Tövbe-i Nasuh’a davet edecektir. Allah’ın söylediklerini tek tek tekrar ederek Tövbe-i Nasuh’u gerçekleştireceksiniz. Nasuh Tövbesi demek, değiştirilmesi mümkün olmayan bir tövbe demek. O tövbe değişmez. Neden değişmez? Çünkü artık nefsinizde, o tövbeyi değiştirme talebinde bulunacak olan afetler mevcut değildir. Nefsinizin kalbinde hiçbir afet yok artık. Yok ki böyle bir değişim vücuda gelebilsin. Nefsinizin içinde bulunduğu noktaya hiçbir itirazı yok, tam tersine onu destekliyor, daha öteye geçmek istiyor.

İşte salâh makamındaki 1.aşamada Tövbe-i Nasuh’u gerçekleştirirsiniz. 2. aşamada Allahû Tealâ size salâh nuru verir ve günahlarınızı örter. 3. mertebede, 3. safhada Allahû Tealâ 3. kademede günahlarınızı; örttüğü günahları sevaba çevirir. 4. kademede ise irşada ulaşırsınız.

Unutmayın! Bundan 14 asır evvel bütün sahâbe irşada ulaştılar. Bitiyor mu? Hayır, bitmiyor. Oradan sonra bir mertebe daha kalıyor. Son mertebe, iradenizi de Allah’a teslim etmenizdir. Ne zaman iradenizi Allah’a teslim ederseniz, o zaman o sözün mânâsını anlayacaksınız; “Siz ölmeyin, önce Allah’a teslim olun, sonra ölün.”

Dikkat edin! Hakka tukatihi takva, takvaların yedinci ve en üst mertebesidir.  İradenizi de Allah’a teslim ettiğinizin kesin işaretini taşır. Son teslim bununla tamamlanmıştır.

Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler, sevgili kardeşlerim! Hakka tukatihi takvanın, bir başka ifadeyle bi hakkın takvanın, bir başka ifadeyle Hakku’l yakîn takvasının (üçü de aynı şeydir; hakku’l yakîn takvası, bi hakkın takva ve hakka tukatihi takva, üçü de aynı şeydir, iradenizin Allah’a teslim olması demektir), bu teslimin gerçekleştiği noktaya dikkatle bakın. Orada, onun remzini hatırlayacaksınız, alâmet-i fârikasını, o seviyenin size hatırlatıldığı ifadeyi; “Siz ölmeyin, önce Allah’a teslim olun, sonra ölün.”

İşte Hz. İbrâhîm, Hz. İbrâhîm’in iki oğlu Hz. Yakup, Hz. İsmail, Hz. Yakup’un oğulları, torunları, Hz. Musa, Hz. İsa, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve bütün peygamberlere bağlı olanların, onlara tâbȋ olanların hepsi bu noktaya ulaştılar: “Siz ölmeyin, önce Allah’a teslim olun, sonra ölün; hakka tukatihi takvanın sahibi olun. İradenizi de Allah’a teslim edin.”

Ne olur? Bir insan iradesini Allah’a teslim ederse ne olur? İradesini Allah’a teslim ederse o, Allah’a gerçek anlamda tâbî olmuştur. Ne demek bu? İradesini Allahû Tealâ Kendi iradesine bağlamıştır. O kişiye Allahû Tealâ, devamlı emirlerini gönderir. Onun, dünya hayatını yaşarken yapacağı her işlemde Allahû Tealâ’nın emrini gerçekleştirmesi, sadece Allah’ın emrini gerçekleştirmesi söz konusu olur. Bunun mânâsı ne? Mânâsı, o kişi kendi iradesiyle iradesini Allah’a teslim etmiştir. Allah’ın emrine %100 girmiştir. Allah’ın iradesine kendi iradesinin bağlanmasını talep etmiştir. Allah da onu kabul etmiştir. Artık o kişi, Allah’ın iradesinin gereklerini yapacaktır. Öyleyse Allahû Tealâ bu kişiye güvenir mi? Güvenir. Çünkü Allah’ın sadece yaptırdıklarını, yaptırmak istediklerini yapabilir. Kendi iradesiyle kendi iradesini teslim etmiştir Allah’a.

İşte Allah’ın dünya hayatını yaşarken irşad makamına geçirdiği insanlar, sadece onlardır. Allah’ın mürşid kıldığı insanlar. Bundan 14 asır evvel bütün sahâbe bu hedefe ulaşmışlardı. Hepsi bihakkın takvanın sahipleriydiler.

“Ve lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn.” Allahû Tealâ bunu söylüyor: “Siz ölmeyin, önce Allah’a teslim olun.”

Nasıl bir teslim? Hakka tukatihi takvayla. İşte bu safhada artık iradeniz Allah’ın iradesine bağlanmıştır. Allahû Tealâ’nın iradesinin gerektirdiği emirleri Allahû Tealâ’dan alırsınız. Sistem otomatik işler. Her an ne yapmanız lâzımgeldiğini Allah size emreder. O kişinin yanlış bir şey yapması, Allah’ın emirlerine itaati kesinleşmiş olduğu için, Allah’ın iradesine râm olduğu için artık mümkün değildir.

İşte böyle bir dizaynda, bundan 14 asır evvel bütün sahâbenin irşad makamına ulaştığını görüyoruz. Bu noktadaki kişilere Allahû Tealâ “İrşada memur ve mezun kılındın.” cümlesiyle hitap eder.

“İrşada memur kılındın. Yani irşadı yapmaya Benden aldığın emri tebliğ ederek başlayacak ve devam edeceksin.”

İrşada mezun kılındın; irşad için yetkili kılındın demek, izinli kılındın demek.

Ve kişi irşad makamının sahibi olur. 4 emaneti de Allah’a teslim etmiştir. Bütün nebîler, bütün resûller, bütün irşad makamına gelen, iradesini Allah’ın iradesine bağlayanların hepsi, Allah’ın bütün emirlerini yerine getiren, yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyen bir noktadadırlar. Allah’ın emirlerine %100 itaat ederler.

Hepinizin Allahû Tealâ’nın yolunda hakka tukatihi takvaya ulaşmanızı ve sonsuz mutlulukları yaşamanızı Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşaallah burada tamamlamak istiyoruz. Allah hepinizden razı olsun.

İmam İskender Ali M İ H R
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 997