Bugün: 22.11.2019
  • Ana Sayfa
  • »
  • Cuma Hutbesi (A’râf -146, 147)

Cuma Hutbesi (A’râf -146, 147)

09.02.2001
7/A`RÂF-146: Se asrifu an âyâtiyellezîne yetekebberûne fîl ardı bi gayril hakkı ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minu bihâ ve in yerev sebîler ruşdi lâ yettehızûhu sebîlen ve in yerev sebilel gayyi yettehızûhu sebîlâ(sebîlen), zâlike bi ennehum kezzebû bi âyâtinâ ve kânû anhâ gâfilîn(gâfilîne).

Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri, âyetlerimizden çevireceğim. Bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Eğer rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu; onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyledir.

7/A`RÂF-147: Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ ve likâil âhirati habitat a’mâluhum, hel yuczevne illâ mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).

Ve onlar ki; âyetlerimizi ve ahirete ulaşmayı (hayatta iken ruhun Allah’a ulaşmasını) tekzip ettiler (yalanladılar) ve onların amelleri, heba oldu (boşa gitti). Onlar, yaptıklarından başka bir şeyle mi cezalandırılır?

Allahû Tealâ, A’râf Suresinin 146 ve 147. âyetlerinde şunları söylüyor:

“Allah, onlara âyetlerinin gerçek mânâsını öğretmekten sarf-ı nazar eder ki; onlar Allah’ın bütün âyetlerini gördükleri zaman onları inkâr ederler, onlara inanmazlar. Allah’ın irşad yolunu, Allah’a ulaştıran yolu gördükleri zaman o yolu kendilerine yol edinmezler. Gayy yolunu, cehenneme ulaştıran irşad yolunun dışındaki yolu gördükleri zaman o yolu kendilerine yol edinirler. Bu onların, Allah’ın âyetlerinden gâfil olmaları sebebiyledir. Ve Allah’ın âyetlerini gizlemeleri sebebiyledir. Kim Allah’a ulaşmayı ve Allah’ın âyetlerini gizlerse, onların amelleri boşa gitmiştir.”

Allahû Tealâ, Kehf Suresinin 103, 104. ve 105. âyetlerinde de aynı şeyi söylüyor:

18/KEHF-103: Kul hel nunebbiukum bil ahserîne a’mâlâ(a’mâlen).

De ki: “Ameller açısından en çok hüsrana uğrayanları size haber vereyim mi?”

18/KEHF-104: Ellezîne dalle sa’yuhum fîl hayâtid dunyâ ve hum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’â(sun’an).

Onlar, dünya hayatında amelleri (çalışmaları) sapmış (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla) olanlardır. Ve onlar, güzel ameller işlediklerini zannediyorlar.

18/KEHF-105: Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).

İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.

“Size bundan daha hayırlısını haber vereyim mi?” diyor Allahû Tealâ. “Kim Allah’a ulaşmayı inkâr ederse, örterse ve Allah’ın âyetlerini örterse onların amelleri boşa gitmiştir.”

Burada Allahû Tealâ’nın söylediği şey son derece açık. Gizlemek söz konusu, Allah’ın âyetlerinin gizlenmesi. Allahû Tealâ âyetlerini son derece açık bir biçimde indirir. Ve Allah’ın dizaynı, Allah’a ulaşmayı dilemekten başlar. Bu noktadan evvel kimsenin kurtuluşa ulaşması mümkün değildir. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse onlar, kurtuluşun sahipleri olabilirler.

İşte insanların Allah’a ulaşmayı dilemeleri halinde o insanlar için Allahû Tealâ mutlaka çözüm üretiyor.  Onların daha sonraki safhaları mutlaka mürşide ulaşmaktır, daha sonraki safhaları mutlaka ruhlarını Allah’a ulaştırmaktır, böylece teslim etmektir. Daha sonra fizik vücutlarını ve nefslerini de Allah`a teslim edeceklerdir. Ama Allah’ın faydasız ilim dediği bir ilim bugün bütün dünyayı dîn adına kuşatmış durumdadır. Allah’ın temel emirlerinin hepsi bütün dînlerin çok büyük bir çoğunluğunda unutulmuş durumda.

Allahû Tealâ,

1- Allah’a ulaşmayı dilememizi istiyor her şeyden evvel, unutulmuş.
2- Mürşide ulaşmamızı istiyor (ona tâbî  olmamız için), unutulmuş.
3- Ruhumuzu Allah’a ulaştırmamızı istiyor, sağ iken hayatta iken, unutulmuş.
4- Fizik vücudumuzu Allah’a teslim etmemizi istiyor, unutulmuş.
5- Nefsimizi Allah’a teslim etmemizi istiyor, unutulmuş.

Niçin unutulmuş hiç düşündünüz mü? Çünkü zamanımızdaki dîn adamları, Allah’ın bu büyük hakikatlerini insanlara artık ulaştıramıyorlar. Ve korkunç bir hüküm söz konusu. Allah emirleri veriyor, peygamberler zamanında bu emirler gerçekleşiyor ve kitaplar indirildikten sonra; mukaddes kitaplar, son Peygamber’e indirilen son kitap Kur’ân-ı Kerim indirildikten itibaren yozlaşma başlıyor, dejenerasyon başlıyor. Ve Kur’ân-ı Kerim’in indirilişinden 14 asır sonra Allah’ın temel faktörlerinin hepsi kaybolmuş durumda. İnsanların %90’dan daha fazlası Allah’a ulaşmayı dilemeyi unutmuş, mürşide ulaşmayı unutmuş, ruhunu Allah’a ulaştırmayı unutmuş, fizik vücudunu ve nefsini Allah’a teslim etmeyi unutmuş. İnsanları kurtuluşa ulaştıracak olan ne varsa hepsi unutulmuş.

İblisin kontrolü altında her şey yeni bir dizaynla ortaya çıkmış. İblis insanların namaz kılmasını istiyor, oruç tutmasını istiyor, zekât vermesini istiyor, hacca gitmesini istiyor, kendi kendilerine “Lâ ilâhe illâllah muhammeden resûlullah.” demelerini istiyor. Ama zikir yapmalarını istemiyor ama Allah’ın hakikatlerini öğrenmelerini istemiyor. Ve İslâm’ın 5 tane şartını kim yerine getirirse onların kurtuluşa mutlaka ulaşacaklarını iblis, insanlara kabul ettirmiş durumda. Yani namaz kılan, oruç tutan, zekât veren, hacca giden, kendi kendine“Lâ ilâhe illâllah muhammeden resûlullah.” diyen herkes, mutlaka Allah’ın cennetine girer zannediyorlar. Yetmez! Daha da öteye geçiyorlar, diyorlar ki: “İslâm teslim demektir ve teslim olmanın Allah’a 5 tane şartı vardır. Bu saydığımız 5 tane şart. Biz bunları evelallah yapıyoruz. Öyleyse biz, mademki İslâm Allah’a teslim olmak demek ve İslâm’ın da 5 tane şartı var,  mademki biz de bu 5 şartı yapıyoruz. Öyleyse biz Allah’a teslim olanlarız.”

Oysaki bu bir ham hayaldir. Hiç kimse İslâm’ın 5 tane şartıyla Allah’a teslim olmak şöyle dursun cennete de ulaşamaz. Allah’a teslim olmak demek; bir insanın ruhunu, vechini ve nefsini Allah’a teslim etmesi demektir ki; bu cennet saadetinin de 5. katını ifade eder, dünya saadetinin de tamamını (%100’ünü) ifade eder. Oysaki İslâm’ın 5 tane şartı ile kurtulacağını, kurtuluşa ulaşacağını ümit eden hiç kimsenin Allah’ın cennetine girmesi mümkün değildir.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler! Bu Cuma hutbesinde bir büyük farklılığı sizlere sunmak istiyorum. Bir insan düşünün: 80 yaşında olsun, bu yaşa gelinceye kadar 15 yaşından itibaren bütün ibadetlerini, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şahadet getirmek, İslâm’ın 5 tane şartını alâkadar eden bütün ibadetlerini yerine getirsin, hem de 5 vakit bütün namazlarını kılsın. Bu kişi Allah’ın cennetine giremez. Bu kişinin gireceği yer ne yazık ki cehennem.

Başka bir insan düşünelim: Bunlardan hiçbirini yapmamış, Allah’a ulaşmayı dilemiş. Allahû Tealâ anında o kişinin kalbindeki bu talebi görür, işitir ve bilir. Derhâl harekete geçer. O kişinin kulaklarındaki vakrayı alır, kalbindeki ekinneti alır. O kişinin kulaklarındaki vakrayı, irşad makamıyla arasındaki hicab-ı mesture’yi alır. Ekinnetin yerine ihbat koyar. Ve bu kişi işitmeye yani mânâya varmaya başlar (irşad makamının söylediklerinin) ve idrak etmeye başlar. Bu şartların sahibi olan herkes Allah’ın cennetine girer. Farklılığı anlatabiliyor muyum? Bir kişi düşünün: Sadece Allah’a ulaşmayı dilemiş, Allahû Tealâ bunu gördüğü anda; kişinin kalbindekini dilediği an görür. Birkaç dakika içinde 3 işlemi de tamamlar. Ne yapar? Kişinin irşad makamıyla arasındaki hicab-ı mestureyi alır. Kulaklarındaki vakrayı alır. Kalbindeki ekinneti alır, üç. Yerine ihbat koyar, dört.

Bu işlemi Allahû Tealâ kimde yapmışsa Mulk Suresinin 8, 9, 10. âyetlerine göre bu kişiler mutlaka Allah’ın cennetine girer.
 
67/MULK-8: Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr(nezîrun).

(Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu.

67/MULK-9: Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey`in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin).

Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”

67/MULK-10: Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na`kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).

Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.

İki taraf arasındaki farkı anlatabiliyor muyum? Terazinin bir tarafında bir insanın 65 yıl yaptığı ibadetler var. Ama onları kurtaramayacak olan ibadetler. İblis, asıl kurtaracak olan yegâne ibadeti insanlara unutturmaya başlamış. Bu ibadetin adı zikirdir. Ancak zikir yaptığınız zaman nefsinizin kabine Allah’ın nurları ulaşmaya başlar. Nefsinizin kalbine yerleşmeye başlar. Bu ise sizi devamlı daha yukarılara çıkaracak olan çok önemli bir vesiledir. Nefsinizin kalbindeki nurlar arttıkça %50’yi geçtiği anda cennet saadetini %100 elde edersiniz. 3. kat cennete kadar dünya saadetinin de yarısını elde etmiş olursunuz. Farklılık; hayatının 65 yılını ibadetle geçirmiş olan adam zikir yapmamış ama 5 tane İslâm’ın şartını gerçekleştirmiş ve cennete gideceğinden emin ama gidemez! Kurtuluşu mümkün değil. Niçin gidemez? Sırf Allah’a ulaşmayı dilemediğin için. Allahû Tealâ  diyor ki Yûnus Suresinin 7 ve 8. âyetlerinde:
 
10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme`ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).

Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

10/YÛNUS-8: Ulâike me`vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

“Allah’a ulaşmayı onlar dilemiyorlar. Onlar dünya hayatından razıdır, dünya hayatıyla mutmain olurlar. Onlar, bizim âyetlerimizden gâfil olanlardır, gidecekleri yer cehennemdir.” diyor.

Dikkat edin! Gâfil olmak Allah’ın âyetlerinden. Allahû Tealâ iki nevî insan türü koyuyor karşımıza: Bilenler, bilmeyenler. “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” diyor. “Hâlâ akıl etmeyecek misiniz?” diyor Allahû Tealâ. Bilselerdi ne yapacaklardı? Allah’a ulaşmayı dileyeceklerdi. Yaşarlarsa en üst seviyelere kadar ulaşacaklardı. Yaşamazlarsa cenneti mutlaka hak etmiş olacaklardı. Şimdi, zamanımızda üniversiteler ilim öğretiyor insanlara. Öğrettikleri ilim ne kendilerini ne de öğrettiklerini kurtarması mümkün olmayan, Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’de “faydasız ilim” diye bahsettiği bir ilmi içeriyor. Ve insanlar o ilmi öğrenerek kurtulacaklarını zannediyorlar. Ve hiçbirinin de kurtulması mümkün değildir.

İşte  Allah’ın  bu  büyük  hakikatleri  gözümüzün  önünde, bizim gözümüzün içine doğru batarken dînden habersiz olan insanlar dîn öğretimiyle meşguller. Ve neticede dünyanın %90’ından daha fazlasının gideceği yer, bu yanlış ve eksik dîn öğretimi sebebiyle bütün dînlerden bahsediyorum, hepsinde aynı olay var, insanların %90’ından daha fazlasının cehenneme gitmesidir. Sonuç budur!

İşte bu korkunç akıbetten insanların kurtulması için bütün dînlerin mensupları bir araya gelmek ve kendilerine ait olan bölümde insanları aydınlatmak zorundadırlar. Bu olay tahakkuk edemezse sorumluluk, dîn öğreticilerinin omuzlarındadır. Bunun adı vebaldir. Bunlar, Allah’ın lânetine muhatap olanlardır. Kim kendi günahları sebebiyle cehenneme giderse o, lânetin içinde değildir. Kim başka insanların cehenneme gönderilmesinin vebalini omuzlarında taşıyorsa, ne kadar insanın cehenneme gitmesine sebebiyet verdiyse o insanların vebali, yanlış dîn öğretiminin müsebbiplerindedir.

Öyleyse Allahû Tealâ’nın, o insanların kalplerini açmalarını, dîn öğreticilerinin kalplerini açmasını, onlara gerçek dîni, Allah’ın Kur’ân’daki İslâm’ını öğrenmelerini Allahû Tealâ’nın temin etmesini Yüce Rabbimizden dileyerek, onların ve onların dîn öğrettiği bütün bir dünya insanının kurtuluşunu Yüce Rabbimden dileyerek sözlerimizi inşaallah burada tamamlamak istiyoruz.

Allah hepinizden razı olsun.
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1226