Bugün: 22.11.2019

Cuma Hutbesi (Bakara - 120)

26.01.2001
Allahû Tealâ Bakara Suresinin 120. âyet-i kerimesinde diyor ki:

2/BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve le initteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).

Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” . Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah’tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.

“Muhakkak ki, Allah’a ulaşmak var ya! Ruhun Allah’a ulaşması var ya! İşte o, hidayettir.”

Öyleyse hidayet diye bir kavram var Kur’ân-ı Kerim’de; insan ruhunun Allah’a ulaşması. Hidayet diye bir kavram var Kur’ân-ı Kerim’de; nefsin tezkiyesi ve tasfiyesi. Hidayet diye bir kavram var Kur’ân-ı Kerim’de; fizik vücudun Allah’a teslim olması. Öyleyse üç ayrı hidayet söz konusu Kur’ân-ı Kerim’de.

Allahû Tealâ, ruhun ölmeden evvel Allah’a ulaşması konusunda hepimizden ezelde misak almış. Hepimiz Allahû Tealâ’ya elest bezminde yani zamandan evvel Allahû Tealâ bizleri topladığı gün, hepimizin ruhu Allahû Tealâ’ya misak vermiş. “Biz mutlaka fizik vücudumuz hayattayken Sana ulaşacağız ve Sana teslim olacağız” diye bütün insanların ruhları ezelde (Allahû Tealâ bizleri babalarımızın sırtından çıkardığı zaman), Allahû Tealâ’ya misak vermiş. Ne olmuş? A’râf-172 bu konuyu anlatıyor:

7/A`RÂF-172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).

Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”


Diyor ki: “Biz Âdem (A.S)’dan başlamak üzere bütün insanların zarhlarından, sırtlarından onların zürriyetlerini çıkardık. Hepsini birden etrafımızda topladık. Ve hepsine birden dedik ki: ‘elestü bi Rabbiküm: Ben, sizin Rabbiniz değil miyim? kalu; dediler...”

“bela; evet.” demişiz hepimiz Allahû Teala’ya, “Sen bizim Rabbimizsin.”

Neden öyle? Hepimiz görüyoruz, kalbimizle sesini işitiyoruz. Kalbimizdeki gözle Allahû Tealâ gösteriyor Kendisini, hepimiz görüyoruz Allahû Tealâ’yı karşımızda. Ruhlarımızdan misak alan Allahû Tealâ, fizik vücutlarımızdan ahd alıyor; şeytana kul olmaktan kurtulacak fizik vücutlarımız ve Allah’a kul olacak diye. Allahû Tealâ bu konunun muhtevasını Yâsîn Suresinin 60 ve 61. âyetlerinde anlatıyor:

36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).

Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).

Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.

“Ey Âdemoğulları! Ben sizden ahd almadım mı şeytana kul olmayacaksınız diye? Çünkü şeytan size apaçık bir düşmandır. Ve Ben sizden Bana kul olacaksınız diye ahd almadım mı? Bu da Sıratı Mustakîm’dir.” diyor Allahû Tealâ. Bu da fizik vücudun hidayeti olarak dizayn edilmiş. Sonra da Allahû Tealâ nefsin hidayetinden bahsediyor. Nefsin tezkiye olması ve neticede tasfiye olması. Diyor ki Allahû Tealâ Mâide-105’te:

5/MÂİDE-105: Yâ eyyuhâllezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izâhtedeytum, ilâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).

Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (nefsinizin sorumluluğu üzerinize borçtur). Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah`adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek.

“Ey âmenû olanlar! Nefslerinizin sorumluluğu üzerinizedir. Nefsinizi tezkiye etmek üzerinize borçtur. Siz nefsinizi tezkiye etmeye başlayınca, hidayete adım atınca nefsinizi tezkiye etmek yoluyla dalâlette olanlar size bir zarar veremezler.”
 
Görüyoruz ki nefsimizin hedefe ulaşması, tasfiye olması hidayete ermektir. Fizik vücudumuzun Allah’a kul olması da hidayet mi? Nahl Suresinin 36. âyet-i kerimesi onun da hidayet olduğunu söylüyor. Diyor ki Allahû Tealâ Nahl-36’da:

16/NAHL-36: Ve lekad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).

Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).

“Biz bütün kavimlerde resul beas ederiz ( vazifeli kılarız). Onların arasında dünyaya getiririz. Vazifeli kılarız. O kavimdekileri şeytana kul olmaktan kurtarsınlar da Allah’a kul etsinler diye. Bu yüzden o resûllere tâbî olarak bir kısmı hidayete erdiler. Bir kısmının üzerineyse dalâlet hak oldu.” diyor Allahû Tealâ.

Tâbî olanlar hidayete erdiler, tâbî olmayanlar dalâlette kalmışlar. Allah’ın hak sözünü dinlemedikleri için onların üzerine dalâlet hak olmuş. Eğer tâbî olsaydılar hidayet hak olacaktı kendilerine. Gördüğümüz dizayn açık ve kesin. Üç ayrı cephede üç hidayet.
 
Şimdi 14 asır evvele bakıyoruz. Acaba sâhabe 3 hidayeti de yaşamışlar mı? Yani ruhlarını Allah’a teslim edip birinci hidayeti, vechlerini (fizik vücutlarını) Allah’a teslim edip ikinci hidayeti, nefslerini de Allah’a teslim edip 3. hidayeti, üç hidayeti de yaşamışlar mı? Cevap kesin olarak geliyor. Evet! İşte bakıyoruz Kur’ân-ı Kerim’e, bütün sahâbe ruhlarını Allah’a ulaştırıp teslim etmişler. Allahû Tealâ bu konuda en açık standartlarda şöyle söylüyor Zumer Suresi 18. âyet-i kerimede:

39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahsenehu, ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).

Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleri).

“Onlar sözü dinlerler, sözün en güzeline (ahsen olanına) yani Peygamber Efendimiz (S.A.V) tarafından söylenmiş olanına itibar ederler, O’na tâbî olurlar. Onların hepsi hidayete erdiler.” diyor Allahû Tealâ.

Bütün sahâbe ruhlarını Allah’a ulaştırıp, Allah’a teslim etmişler. Fizik vücutlarını Allah’a teslim etmişler mi? Onu da yapmışlar. Âli İmrân Suresinin 21. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor ki:

3/ÂLİ İMRÂN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebeani, ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).

Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: "Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah`a teslim ettik. O kitab verilenlere ve ümmîlere: "Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah`a) teslim ettiniz mi?" de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir.

“Habibim! O ümmîlere ve kitap sahiplerine de ki: ‘Ben ve bana tâbî olanlar, biz hepimiz vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah’a teslim ettik.’ Sor bakalım o ümmîlere ve kitap sahiplerine onlardan da vechlerini (fizik vücutlarını) Allah’a teslim edenler var mı? Eğer varsa mutlaka onlar daha evvel hidayete ermişlerdir. Daha evvel ruhlarını Allah’a mutlaka ulaştırmışlardır.”
 
Zaten tek başına bu âyet-i kerime Âli İmrân Suresinin 20. âyet-i kerimesi sahâbenin hem ruhlarını hem de vechlerini Allah’a teslim ettiklerini kesin olarak gösteriyor. Öyleyse Allahû Tealâ’nın indinde böyle bir dizayn söz konusu.

Bütün sahâbe ruhlarını teslim etmekle kalmamış Allah’a, ruhlarını hidayete erdirmekle kalmamışlar, fizik vücutlarını da hidayete erdirmişler. Onu da teslim etmişler Allahû Tealâ’ya. Geriye nefsleri kalıyor. Onu da gerçekleştirmişler mi? Bakara Suresinin 132 ve 136. âyetleri arasında Allahû Tealâ peygamberlerden bahsediyor. Ve onların hepsinin Allah’a ruhlarını, vechlerini, nefslerini teslim ettiklerini tam teslimle, teslim-i külli ile teslim olduklarını söylüyor ve 136. âyet-i kerimede sahâbeye diyor ki:

2/BAKARA-132: Ve vassâ bihâ ibrâhîmu benîhi ve ya’kûb(ya’kûbu), yâ beniyye innallâhestafâ lekumud dîne fe lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).

Ve, İbrâhîm (a.s) onu (Allah’a teslim olmayı) kendi oğullarına vasiyet etti. Ve Yâkub (a.s) da: “Ey oğullarım! Muhakkak ki Allah, bu dîni sizin için seçti. Artık siz, Allah’a teslim olmadan ölmeyin.” diye (vasiyet etti)..

2/BAKARA-136: Kûlû âmennâ billâhi ve mâ unzile ileynâ ve mâ unzile ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ve mâ ûtiyen nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).

Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilenlere, İbrâhîm (as.)’a, İsmail (as.)’a, İshak (as.)’a, Yâkub (as.) ve torunlarına indirilenlere, Musa (as.) ve İsa (as.)’ya verilenlere ve (diğer) nebîlere, Rab’leri tarafından verilenlere (sahife, kitap ve vahiylere) îmân ettik. Onların arasından hiçbirini ayırmayız (fark gözetmeyiz). Ve biz, O’na teslim olanlarız.”

“Onlara deyin ki: Biz muhakkak ki, Allah’a teslim olanlarız. Ruhumuzu da vechimizi de nefsimizi de Allah’a teslim edenleriz.”

İşte böylece sahâbenin üç tane teslimini tamamladığını ve Allah’ın evliyası olmaktan daha ötelere geçtiğini, hepsinin irşad makamına ulaştığını, Allah’a köle olduklarını görüyoruz. Hepsi üç tane teslimi mutlak olarak tamamlamışlar.

Sevgili kardeşlerim! Aradan 14 asır geçmiş, 14 asırda Allah’ın 11 defa üzerimize farz kıldığı ruhumuzun ölmeden evvel Allah’a ulaştırılıp teslim edilmesi keyfiyeti, bütünüyle ortadan kalkmış. Fizik vücudumuzun Allah’a teslimi, nefsimizin Allah’a teslimi külliyen unutulmuş. Ruhumuzun Allah’a teslim edildiği noktaya kadar oluşan İslâm’ın üç safhası; Allah’a ulaşmayı dilemek, mürşide ulaşmak ve ruhu Allah’a ulaştırıp teslim etmek keyfiyeti artık tatbikattan İslâm âleminde bütünüyle kaldırılmış. İnsanlar İslâm’ın beş tane şartıyla cennete gideceklerini zanneder olmuşlar!

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Şunu görüyoruz ki: “Bir facia oynanıyor. Bir trajedi. İnsanların kitle halinde cehenneme gittikleri bir devir yaşıyoruz dünya üzerinde. Artık İslâm’ın bütün insanları cennet saadetine ulaştıracak olan farzları yok edilmiş. Dikkat edin! Kur’ân-ı Kerim’den yok edilmemiş, Kur’ân-ı Kerim’de hepsi aynen duruyor. Onun için bu kadar kuvvetliyiz. Her söylediğimiz Kur’ân-ı Kerim’de mevcut olduğu için ama tatbikata baktığımız zaman, bakmaya başladığımız an görüyoruz ki, Allahû Tealâ emirlerini vermiş. 14 asır evvel sahâbe hepsini gerçekleştirmişler. 14 asırda, Kur’ân-ı Kerim indirildiğinden bu tarafa geçen 14 asırda, iblis Kur’ân’ın insanları cennet saadetine ulaştıracak olan bütün temel faktörlerini yok etmiş, farzlardan da çıkarmış. Farzların arasında bunların hiç birisi yok, tatbikattan da çıkarmış. Artık insanların ruhlarını Allah’a ölmeden evvel ulaştırması diye bir şey büyük kitlelerin yaşadığı İslâm’da mevcut değil. Bir milyar insanı sinesinde barındıran İslâm dünyasında artık İslâm’ın bacaklarının kesildiğini görüyoruz. İslâm bitkisel hayata itilmiş. Artık kurtuluş ümidi yok kitlelerin, herkes cehenneme gitmek mecburiyetinde. Öyle bir devre ulaşmışız ki dîn adamları insanları kurtuluşa ulaştıracak olan hiçbir şeyi söylemez olmakla kalmamışlar, artık hiçbir şeyi söylemiyorlar. Yetmez, bütün bunların ötesinde asırlardan beri gelen insanların yazdıkları kitaplardan öğrendikleri yanlış bir ilimle, insanları kurtuluşa ulaştıracak olan bütün faktörlerden elimine etmeyi oluşturmuşlar. Artık yok. İslâm âleminin kurtuluş ümidi yok.

Sevgili kardeşlerim! Bir zamanlar İslâm, bütün dünyanın medar-ı iftiharıydı. Eğer Ebu’l-iz dişliyi icat etmeseydi, kim bilir ne zaman dişli icat edilecekti? Eğer El Cabir matematiğe negatif değerleri katmasaydı, nasıl bu gün fizik ilmi de kimya ilmi de müspet ilimlerin dışında kalıyorsa Allah’ın ilmi standartlarında, matematik de aynı standartlarda olacaktı.  Fizik ilmi ve kimya ilmi sadece bu âlemle alâkalı kısmı içine alıyor. Negatif değerlerden habersiz insanlar.

Sevgili kardeşlerim! Bir fizik vücudunuz var, bir nefsiniz var, bir de ruhunuz var. Sadece fizik vücudunuzda negatif değerlerle pozitif değerler bir arada yaşıyor. Bütün elektronlarınız pozitif değerlerin sahibi, bütün karşıt elektronlarınız negatif ağırlığın sahibi. Pozitif ağırlık ve negatif ağırlığın arasındaki farkla bu dünya üzerinde tartılabiliyorsunuz. Öyleyse biliyor musunuz sevgili kardeşlerim? Artı kutuptan eksi kutba doğru bugün dünya üzerinde bir elektrik enerjisinin akmaya başladığı anda, negatif kutuptan pozitif kutba aynı anda bir enerji akımı başlar. Ama dünya ilmi bunu bilmiyor. Yarıya kadar biliyor olayı, sadece kendi âleminin standartları içerisindeki kesimi biliyor. Öbür kesim insanlar tarafından meçhul, bilinmiyor. İşte bu açıdan El Cabir’in matematiğe negatif değerleri koyabilmesi Allah’ın realitesini insanlara açıklamak istikametinde son derece önemli bir olay. Ama ne fizikte, ne kimyada negatif değerler insanlar tarafından bilinmiyor. Nükleer fizik, nükleer kimya elektronlar üzerine kurulmuş ama elektronların yanı başında karşıt elektronların da varlığı insanlar tarafından henüz bilinmiyor. Ve sadece Debrogli her elektrona, her partiküle bir dalganın eşlik ettiğini söyleyebiliyor. Dünyanın algılama standartları karşıt elektronları, titreşimleri sebebiyle dalga olarak düşünüyor.  Elektron yapısının aynı negatif bir dizaynda yaratılmış olan karşıt âlem.

Allahû Tealâ buyuruyor ki: “ Biz her şeyi zıttı ile kaim kılarak çift yarattık.” Hiçbir elektron tek başına yaratılmamıştır. Mutlaka bir sağ spinli, bir de sol spinli iki elektron. Yetmez! Bu çiftlik olayını tamamen ifade etmiyor. Aynı anda mutlaka bir karşıt elektron sol spinli mutlaka bir karşıt elektron sağ spinli birlikte yaratılıyor. Zıt istikametlerde dönen iki elektronla, zıt istikametlerde dönen iki tane karşıt elektron aynı anda yaratılıyor. “Biz her şeyi zıddı ile kaim kılarak çift yarattık.” diyor Allahû Taelâ. Bu fiziğin, kimyanın temel standartlarının ne kadar noksan olduğunu gösteren çok ilgi çekici bir olay. Dünyamız bunu bilseydi zaten çoktan başka yıldızlara gitmek imkânının sahibi olacaktı.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, sevgili kardeşlerim! 14 asır geçmiş Kur’ân-ı Kerim’in indirilişinden bu tarafa. 14 asır geçmiş sahâbenin hem dünya saadetine hem cennet saadetini kazanmasından bu yana. 14 asır sonra iblis, kâinatın en büyük çorabını başımıza örmüş. Artık İslâm, İslâmî kitleler tarafından ne yaşanıyor ne biliniyor. İblis, insanlar bir takım araştırmalara girmesinler diye onlara demiş ki: “Namaz kılın, oruç da tutun, zekât da verin, hacca da gidin, ara sıra Lâilâhe illâllah Muhammeden Resûlullah deyin, şu İslâm’ın beş tane şartını yerine getirin.” İnsanlar da zannediyor ki; bu beş tane şartı yerine getirdiler diye Allah’ın cennetine girecekler. Hiç kimse İslâm’ın bu beş tane şartı ile Allah’ın cennetine giremez. Ne yazık ki insanlar bunu bilmiyor. Ve korkunç bir tuzak, 14 asırdır gücünü giderek artırarak devam ediyor. Ve her şey unutulmuş! İslâm’ın temel faktörleri; nefsin, ruhun, fizik vücudun Allah’a verdiği yemin, misak, ahd unutulmuş! İnsanların üst teslimleri unutulmuş. Allah’a ulaşmayı dilemek bile unutulmuş ki, o dilemek tek başına bir insanı mutlaka Allah’ın cennetine ulaştırabilir. Böyle bir dünyada insanların bütün kurtuluş ümitleri kaybolmuşken Allahû Tealâ dînini yeniden ihya etmek üzere ilim veriyor insanlara şimdi. Bu ilime dikkatle bakın! Bu ilim zahiri âlemde, içinde yaşadığımız âlemde kaynağını Kur’ân-ı Kerim’den alır. Diğer kitaplar, onlar da ilk indirildiği sırada Kur’ân-ı Kerim’in aynı standartları içindeydi. Zaman içerisinde insanların onları adım adım değiştirdiklerini görüyoruz. İslâm dîninde de aynı değişikliği insanlar sonunda oluşturmuşlar.
 
Ve sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! İnsanların şu andaki tatbikatıyla hiçbir kurtuluş ümitleri yok. En kötüsü dîni insanlara öğretmekle vazifeli olanlar da bu büyük eksikliğin içindeler. Ve öğrettikleri ilimle kendilerini de ilim öğrenenleri de yalnız cehenneme taşıyabilecek olan özelliklerin sahipleri. İşte bunca yıldır sizlere anlatmaya çalıştığımız husus işte bunlar. Her şey unutulmuş! İnsanlar cehenneme doğru kitle halinde gidiyorlar; 60 küsur milyon insan ve böyle bir dizaynda hiç kimse için bir sonuca ulaşmak söz konusu değil.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Böyle bir dizaynda hepiniz için söz konusu olan şey; Allah’ın doğrularını öğrenmek ve tatbik etmek. Allah’a ulaşmayı dileyeceksiniz. İrşad makamına ulaşacaksınız. Ruhunuzu Allah’a ulaştırıp teslim edeceksiniz. Fizik vücudunuzu ahsen kılarak Allah’a teslim edeceksiniz. Nefsinizi ahsen kılarak Allah’a teslim edeceksiniz. Dünya saadetinin de cennet saadetinin de sahibi olacaksınız. İnsanlar Allah’ın söylediklerini tamamen unutmuş durumdalar. Ve dîni öğrendiklerini zanneden insanlar, diğerlerini o öğrendikleri eksik ve yanlış ilimle, sadece cehenneme doğru sevk etmekteler. Böyle bir tabloda Allah’ın misyonunun ve reel misyonun ne kadar önem taşıdığını hâlâ insanlar anlamıyor mu acaba? Korkunç bir tuzak asırlar boyunca insanların başına oturtulmuş. İnsanlar cehenneme mahkûm edilmiş.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Bu standart içinde bütün bunlara rağmen doğruları öğrenmek ve tatbik etmekle hepiniz mükellefsiniz. Bir başka alternatif yok. Allah’ın insanlık tarihi boyunca öğrettiği bir tek dîn olmuş, Allah’a teslim olmak dîni ve biz bu devirde onun esaslarını size öğretmekle vazifeliyiz. Bu sebeple başka yerlerden bu ilmi almanızın mümkün olmadığını söylemek mecburiyetindeyiz. Kâinatın en büyük ispat vasıtası Kur’ân-ı Kerim, ne söylüyorsak hamdolsun ki hepsini ispatlıyor.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Sizler için varız. Sizin kurtuluşunuz için varız. Ve sizin için yaşıyoruz. Allahû Tealâ’nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırması dileklerimizle ve dualarımızla… 

Allah razı olsun.
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1128