Bugün: 18.11.2019
  • Ana Sayfa
  • »
  • Cuma Hutbesi (Yâsîn - 60, 61)

Cuma Hutbesi (Yâsîn - 60, 61)

18.01.2001
36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).

Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).

Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.

Allahû Tealâ, Yâsîn Suresinin 61.âyet-i kerimesinde böyle söylüyor. Diyor ki: “Ey Âdemoğulları! Ben sizlerden ahd almadım mı şeytana kul olmayacaksınız diye? Ve Ben sizlerden Bana kul olacaksınız diye ahd almadım mı? İşte bu Sıratı Mustakîm’dir.”

Zâriyât Suresinin 56.âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ’nın şöyle söylediğini görüyoruz:

51/ZÂRİYÂT-56: Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya`budûni.

Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım.

“Biz insanları ve cinleri başka bir şey için değil, bize kul olsunlar diye yarattık” diyor.

Bir âyet, Allahû Tealâ’nın temel gayesini söylüyor. Öteki de insana da soruyor; “Aldım mı, almadım mı senden bu ahdı?” diyor. “Bana kul olmanı emrettim sana. Bu konuda senden ahd aldım mı, almadım mı?”

İşte sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ bize verdiği 3 vücudumuzdan bir tanesi olan fizik vücudumuzdan ahd almış; fizik vücudumuzu Allah’a teslim edeceğimize dair. Böylece şeytana kul olmaktan kurtarıp Allah’a kul edeceğimize dair. Neyi? Fizik vücudumuzu. Ruhumuzu vücudumuzdan ayırıp, Sıratı Mustakîm üzerinden Allah’a ulaştıracağımıza ve Allah’ın Zat’ında ifna edeceğimize, böylece ruhumuzu Allah’a teslim edeceğimize gene Allahû Tealâ’ya hepimiz misak vermişiz.

Ra’d Suresinin 21.âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ bizlere bunu söylüyor.

13/RA`D-21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).

Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale: ve onlar Allah`ın, Allah`a ulaştırılmasını emrettiği ruhlarını Allah`a ulaştırırlar.

Neyi emretmiş? “Ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı emrettim!” diyor size. Ruhumuzu Allah’a ulaştırıp, Allah’a teslim etmemiz Allahû Tealâ tarafından emredilmiş.

Üç vücudumuzdan bir tanesinin de adı nefs. Nefsimiz için ne diyor Allahû Tealâ?

74/MUDDESSİR-38: Kullu nefsin bimâ kesebet rehîneh(rehînetun).

Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar).

74/MUDDESSİR-39: İllâ ashâbel yemîn(yemîni).

Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç.

74/MUDDESSİR-40: Fî cennât(cennâtin), yetesâelûn(yetesâelûne).

Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar.

“Bütün nefsler rehinedirler, iktisap ettikleri derecelerin karşılığı olarak. Ama yemin sahipleri, yeminlerini yerine getirenler, onlar cennette olacaklardır.” diyor Allahû Tealâ.

Kim Allah’a verdiği yemini yerine getirirse, nefsini tezkiye ederse o kişinin gireceği yerin Allah’ın cenneti olduğunu söylüyor. 3 ayrı vücudumuz için 3 ayrı yemin söz konusu, sevgili kardeşlerim. Öyleyse 3 ayrı vücut, 3 ayrı yemin. İşte nefsimiz önce tezkiye olacak, sonra tasfiye olacak. Yemin, tezkiyeyi kapsıyor. İkinci kesim Allah’a teslim olma standartları içinde gerçekleşecek. Misakimiz; ruhumuzun vücudumuzdan ayrılıp Allah’a mutlaka ulaşmasıyla alâkalı. Fizik vücudumuzsa şeytana kul olmaktan kurtulup Allah’a kul olmaya Allah’a ahd vermiştir. Ne demek bu?

Nefsimizin kalbi doğuşumuzdan itibaren afetlerle dolu. Bu afetlerin karanlığında yaşıyoruz. Bu afetler Allah neyi emretmişse onun yapılmamasını bize telkin ederler. Bu afetler Allah neyi yasaklamışsa onu da yapmayı telkin ederler. Öyleyse dikkat edin, içinizden bir ses bu istikamette konuşacaktır. Yani Allahû Tealâ neyi emretmişse, onu yapmamanız için size bir sürü bahane gösterecektir. Allah neyi yasak etmişse, onu da size hoş göstermek için bir gayretin içinde olan içinizden bir şeyler hissedeceksiniz. İşte o nefsinizin sesidir. Nefsinizdeki afetlerin sesidir. Allah neyi yasak etmişse onları işlemenizi isteyen, Allah neyi emretmişse onları da yapmamanızı isteyen talep, o nefsinizin afetlerinin talebidir. Nefsiniz devamlı şeytanla ilişkidedir. Ruhunuz da devamlı Allah’la ilişkidedir. Öyleyse iki sesten birisi Allah neyi emretmişse yapmanızı ister.

Bugün Cuma namazı kılacağız, onun için buradasınız. O sesi dinlediğiniz için, ruhunuzun sesini. Allah’ın sesini dinlediğiniz için buradasınız. Cuma namazını kılmanın üzerinize hep farz olduğunu biliyorsunuz. Bu farzın ışığı altında yapılması lâzım gelen bu Cuma namazını kılmaktır. Nereden geliyor bu ses içinize? Ruhunuzdan geliyor. Ruhunuz Allah ile devamlı ilişkidedir. Gelmeseydiniz; başka birini dinlemiş olacaktınız; nefsinizin sesini, şeytandan gelen sesi. Ve Allah’ın emrine itaat etmeyecektiniz. İşte şeytan sadece nefsinizdeki afetlere tesir edebilir. Doğuşunuzda nefsinizin kalbi %100 afetlerle doludur. Siz onları gerekli kalp şartlarına sahip olduktan sonra, zikir adı verilen bir işlemle adım adım yok edeceksiniz. Allah’ın nurları kalbinize girecek yerleşecek zikirle ve yerleştikleri yerden karanlıkları mutlaka kovacak. İşte karanlıklar nefsinizin afetleridir, nurlar da ruhunuzun hasletleridir. Allah’ın katından gelirler, nefsinizin kalbine yerleşirler. İşte nefsinizin Allah’a verdiği o tezkiye olma yeminiyle, fizik vücudunuzun Allah’a verdiği şeytana kul olmaktan kurtulup Allah’a kul olmak aynı standartları içerir. Ne demek istiyoruz? Başlangıç noktasındasınız; mürşidi falan bilmiyorsunuz, ulaşmayı da düşünmüyorsunuz, nefsinizin kalbi %100 afetlerle dolu. Yani şeytan nefsinizin kalbindeki alanın, sahanın, hacmin bütününe tesir etmek imkânının sahibidir. Sadece afetlere tesir edebilir. Ne zaman siz zikirle Allah’ın nurlarını nefsinizin kalbinde yerleşmeye, yerleştirmeye başlarsınız îmân kelimesinin etrafında, mürşidinize ulaştığınız gün kalbinizin içine îmân yazılacaktır, îmân kelimesinin etrafında bu nurlar yerleşmeye başlar. Yerleştikçe, onların yerleştiği yerlerdeki afetlerin orada barınması söz konusu değildir, onlar kapı dışarı edilir. Mânâsı; şeytanın hâkimiyet alanı o kadar azalmıştır. Nefsinizin kalbinde ilk %7 nur biriktiği zaman siz Nefs-i Emmare’yi tamamlamış olursunuz. %7 karanlık nefsinizin kalbinden atılmıştır, şeytanın hâkimiyet alanı %7 daralmıştır. İkinci sefer Nefs-i Levvame bir %7 daha azalır. Nefs-i Mülhime bir daha, Mutmainne, Radiye, Mardiyye, Tezkiye kademelerinde %7, %7 nefsinizin kalbindeki karanlıklar dışarı atılarak, nefsinizin kalbinde huşûda kazandığınız %2 nurla beraber, %51 nur oluşur. Karanlıklar %100’den %49’a çıkmıştır. Şeytanın hâkimiyet alanı da size tesir edebileceği alanlar da %100’den %49’a düşmüştür. Burası Allah’a kul olmanın başladığı yerdir. Çünkü artık nefsinizin kalbinde karanlıklar değil, şeytanın hâkim olduğu alanlar değil, Allah’ın nurlarının kapladığı alan %50’yi geçmiştir, hâkimiyet o tarafa geçmiştir. Şeytanın hâkimiyeti %100’den %49’a düşmüştür. İşte Allah’a verdiğiniz, Allah’a kul olmanın gerçekleşme noktası, gerçekleşmesinin başladığı noktası burasıdır. Hâkimiyetin tebeyyün ettiği, oluştuğu yer. Bundan sonra daimî zikre doğru yükseldikçe Allah’ın nurlarının hâkimiyeti %100’e doğru yaklaşacaktır.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Öyle bir yere varacaksınız ki orada daimî zikirle nefsinizin kalbindeki afetlerin hepsi dışarı atılmış olacak. Sahâbenin hepsi daimî zikrin sahipleriydi. Nefslerinin kalbinde hiç bir negatif faktör bu sebeple kalmamıştı. Hepsi şeytanın tesir sahasının %100 dışına çıkmışlardı. İşte orası Allah’a kul olduğunuz yerdir. Orası Allahû Tealâ’ya azîm kul olduğunuz yerdir. 3 büyük mükâfatın sahibi olacaksınız. Fevz-ül azîm; mükâfatların en büyüğü, ecrul azîm; ücretlerin en büyüğü ve hazzul azîm; hazların sonsuzu.

Hayatınızın her saniyesi sonsuz bir hazzı yaşayarak geçer. Hiç birşey sizi mutsuz kılamaz. Çünkü şeytanın üzerinizdeki hâkimiyeti sıfırlanmıştır. Allahû Tealâ’nın hepinizi ulaştırmak istediği hedef orasıdır. Allah’a ruhunuzu teslim etmek ve birinci kulluğa ulaşmak, 22.basamak. Fizik vücudunuzu Allah’a teslim etmek, ikinci kulluğa ulaşmak, ekber kulluğa ulaşmak, 25.basamak. Nefsinizi de Allah’a teslim edip, azîm kulluğa ulaşmak, 26.basamak. Böylece 3 kulluğun 3’üne ulaşmak ve sonsuz bir dünya saadetinin de sahibi olmak söz konusudur.

Bütün sahâbe zülcenahayndi. Cenah; kanat demek, cenahayn; iki kanat demek, zül de sahibi olmak demek. Hepsi iki kanat sahibiydi. Yani cennet kanadı, dünya kanadı. Her iki saadetin de iki cihan saadetinin de sahipleriydi. Hepinizin hem cennet saadetine hem dünya saadetine sahip olmanızı, Allah’a kul olmanızı, o zaman gelecek olan bir terimle Allah’a köle olmanızı Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimi tamamlıyorum.

Allah razı olsun.
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1170