Bugün: 22.11.2019

Dînlerin Birleştirilmesi

29.01.2001
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve şükrederiz ki,  bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde beraberiz. Sizlerle birlikte olmak, zevklerin en büyüğünü yaşamak demek sevgili öğrenciler, izleyenler,  dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz.

Öyleyse beraber olmanın, Allah’tan bahsetmenin sadece biz bize değil, kalp kalbe değil, Allah ile de beraber olmanın muhteşem hazzını beraber yaşamak üzere bir aradayız. O bizim Rabbimiz, sahibimiz, bizi yaratan ve O’nunla birlikteyiz. Hamdimiz ve şükrümüz sonsuzdur.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! O’nunla birlikte olmak, O’nu hissetmek, O’nu yaşamak, Allah’ı yaşamak, anı yaşamak muhakkak ki çok büyük bir zevk. O Allah, O sahibimiz ve bizlerle birlikte. Bizim için var. Bizi mutlu kılmak için, bizi onure etmek için, bizi hedeflerimize, dünya sulh ve sükûnuna ulaştırmak için bizimle birlikte.

Öyleyse Allah, insanları en çok sevendir. En çok sevdiği mahlûk insandır ve insanların sulh ve sükûna ulaşması Allah’ın temel hedefidir. Ama bu insanların iradesine bağlı olduğu için gene insanlar, bu sulhun ve sükûnun temin edilmesinde vazifelidirler.

Öyleyse savaşın, insanların öldürülmesinin, yok edilmesinin arkasından gelecek olan asr-ı saadet, insanların akıllarını başlarına toplamasıyla mümkündür. Bunun sağlanabilmesi, insanların arasında dostluğun kurulabilmesine bağlıdır. Dünya şu anda pek çok dîne ayrılmış durumda. Müslümanlık, Hristiyanlık, Musevîlerin dîni, Budizm, Şintoizm, Hinduizm. Her türlü dînin var olduğunu görüyoruz.

İnsanlar ayrılmışlar, ayrılmışlar, ayrılmışlar ve o ayrı ayrı gurupların birbirine karşı sevgisi değil daha çok nefreti var. Her dînin içinde bir takım insanlar, Allah’ı tanımadan dîn adamı olmuşlar. Allah’ın dostluk emrettiğinin farkında bile olmayan bu insanlar hâlâ düşmanlığı körüklüyorlar.  Dînler arası bir düşmanlık. Müslümanlar, Hristiyanlığa karşı, Yahudilik dînine karşı, bütün dînlere karşı. Hristiyanlık bütün dînlere karşı. Yahudilik, bütün dînlere karşı ve bütün dînler birbirine karşı. Büyük guruplar böyle görüyorlar. Kendilerinden olmayan düşmandır.

Öyleyse sevgili kardeşlerim, bunun dışında dînsizlerin, dîn sahibi olanlara karşı düşmanlığı. Bunun yanında şeytanın Allah’ın dostlarına karşı olan düşmanlığı. Her tarafta sadece düşmanlık kol geziyor, kin tohumları atılıyor insanların kalplerine. Sokaklara, tarlalara kin tohumları atılıyor. Herkesin birbirine düşman olduğu bir ortam, sadece uluslararası platformda değil her ülkenin kendi iç dünyasında da yaşanıyor.

Gün geçmiyor ki bir takım insanlar, terör örgütleri bir takım insanları öldürmüş olmasın. Kinin, intikamın, düşmanlığın, nefretin kol gezdiği hâkim olduğu bir dünyada yaşıyor insanlık. Dünya üzerindeki durumu inceleyenlerin son söyledikleri şey, dünya ülkelerinin 3’te 1’i birbirleriyle aslında savaş halinde. Birçoklarının, bunun dışında birçoklarının kendi içinde savaş var, iç savaş.

Sevgili kardeşlerim! İnsanların nefslerinde öfke afeti var, kin afeti var, nefret afeti var, düşmanlık afeti var ve insanlar şeytanın devamlı telkinleriyle birbirine düşman. İşte orada hep asık suratlı, birbirine karşı kin bileyen, her an patlamaya hazır bir bomba gibi olan öfkeli insanlar sokakları doldurmuş. Her tarafta sevgisizlik, sokaklardan nefret çirkefi akıyor. Herkes birbirlerine karşı öfkeli, kin tohumları saçan davranışların sahibi,  herkes kendisine yapılan bir haksızlığı, eğer o haksızlığı yapandan intikam alamazlarsa, başka birine ödetmek üzere patlamaya hazır bir öfke bombası gibi. Herkes nefretini, kinini kusuyor. Sokaklar birbirine düşman, birbirleriyle kavga eden insanlarla dolu.

Ülkenin %60’ı birbiriyle davalı ve davacı durumunda. 60 milyon nüfus. 15 milyon dava dosyası, her davada 3 kişi olduğu kabul ediliyor. Ortalama 45 milyon insan, 1980’li yıllara ait olan bir veri bu. Bugün bu rakam kim bilir ne kadar arttı. Senetlerin, çeklerin %58’i geri dönüyor.

Dîndar olmayanlarla, dînin sahipleri arasında hep anlaşmazlıklar, kırgınlıklar, dîndar insanların hırpalanması, 2. sınıf vatandaş muamelesi görmesi. Hep kinin, nefretin, düşmanlığın sokaklarında kol gezdiği bir ülke haline getirdi ülkemizi.  Artık sokak ortasında 5 tane korumasına rağmen, emniyet müdürleri öldürülebiliyor. Kin, düşmanlık, adavet sokaklarda kol geziyor. Mahkemelerin sürüncemede bıraktığı alacak davalarının sonucu, mafya tarafından alınıyor.

Osmanlı’nın mirasına bakın sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Böyle bir dünyada herkesin herkese düşman olduğu bir ortamda, mutluluğun izlerini aramak imkânsıza kucak açmış gibi bir şey.

Sevgili kardeşlerim! Bu manzarayı hiç unutmayın! Küfranı ni’met edilen bir ülkenin son aldığı durum, her geçen gün daha kötüye giden bir ekonomi ve bunun farkında bile olmayan yabancıların dolduruşlarına gelen bir ekonomi idaresi. Ülkeyi iflasa götüren bir yanlış zihniyetin ellerinde, kontrolünde ve lokomotifin frenlerinin patladığı, uçuruma doğru giden bir ekonomi treni Türkiye’yi iflâsa doğru götürüyor.

Bu kapkaranlık tabloda ışık veren bir Allah`ın dostları var. Allah`ın dostları! Sizlere sesleniyorum, sükûnetinizi bozmayın, Allah`a güvenin. Bütün fırtınalar mutlaka durur. Bütün denizlerde dalgalanmaların durduğu     bir gün gelecektir. Bütün dînlerin birleşeceği bir gün. Bu anlaşmazlıkların, o intikam çığlıklarının bittiği bir gün gelecek. Dünya sulhunun dünyaya hâkim olacağı bir gün. O günün gelmesi, bütün dînlerin aslında tek bir dîn oluşturduğu bir gün,  o gün bu hercümercin, bu kargaşalığın sonu olacaktır.

Aslında sevgili öğrenciler, izleyenler can dostlarım, gönül dostlarım! Aslında sadece bir tek dîn vardır; Allah`a teslim olmak. Şeytan, bütün dîn guruplarına başkalarını düşman göstermeye çalışıyor. Kendi dîn zannettikleri şeyin dışında olanları, başka dînleri temsil edenleri, onlar Allah`ın yolunda değil, sadece biz Allah`ın yolundayız zannıyla onlar bize düşman, öyleyse biz de onlara düşmanız zannıyla insanları korkunç bir tuzağa düşürmüş ve insanlık bir anlaşmazlık zinciri içerisinde, daha büyük anlaşmazlıklara doğru bir yolculukta.

Sevgili kardeşlerim! Dünyanın her tarafında bir ülkeler arası savaş mevcut olmadığı halde, her gün yüzlerce insan öldürülüyor, her gün insanların öldürülmesi umuru adliyeden oldu. Öyleyse intikamların kanla alındığı, insanların birbirine düşman olduğu, ahlâk ölçülerinin giderek sıfıra yaklaştığı bir ortamda, ahlâksızlık normal bir olguymuş gibi insanların kabul ettiği bir ortamda, öyle kabul edildiği bir ortamda, insanların mutluluğu nasıl mümkün olabilir mi diyorsunuz? Mümkün olabilir; eğer insanlar Allah`a inanıyorlars, O’na güveniyorlarsa, nefslerinin afetlerini temizleyebilmişlerse, o zaman sokaklardan akan çirkef, sokaklardan akan pislik, o insanları kirletemez.

Mihr vakfının mensupları, radyolarımızın, üniversitemizin, dergimizin değerli mensupları! Allah`ın yolunda olanlar sizlerle iftihar ediyorum. Sizler bu çirkefin ortasında bir gül bahçesisiniz. Sizler bütün dünyanın umudusunuz, bu bataklıkta açan güllersiniz. Bu çizdiğim kara tablo, sizin tablonuz değil. Siz bu karanlıkta gün ışığını temsil ediyorsunuz. O güzel davranışlarınızla, insanlara sulhu, sükûnu, dostluğu anlatıyorsunuz. Siz, 21. asrın mutluluğunun çekirdeğini temsil edeceksiniz. Dünya sulhu mutlaka kurulacaktır.  Bir sulh ve sükûn ortamında 2. bir asr-ı saadet mutlaka yaşanacaktır. Bu karanlık tablo ne kadar kararırsa kararsın, bu karanlıklar her zaman sizin dışınızda kalacaktır. Siz o karanlıkların içindeki güneşlersiniz.

Öyleyse geleceğin mimarları olan, geleceğin sulh mimarları olan sizler, bütün dünyaya ışık saçacaksınız. Karanlıkların, çirkefin kirletemediği insanlar olarak kalacaksınız. Sizlerle iftihar ediyorum. Sokaklardaki insanlar hangi kötülüğü temsil ederse etsin siz, Allah`ı temsil edeceksiniz.

Öyleyse unutmayın, 2.  asr-ı saadet mutlaka gerçekleşecektir. Nasıl fırtınalar normal değilse, denizlerin sulh ve sükûn halinde oluşu, fırtınalı geçen devreye nazaran çok,  çok uzun devrelerse, birbiriyle kabili kıyas olmayacak uzun devrelerse, işte o sulh ve sükûn hali dünyaya da mutlaka ulaşacaktır. Dünya adı verilen bu gezegende de kâinatın bir çok gezegeninde kurulan sulh ve sükûn mutlaka tahakkuk edecektir.

İşte gecenin bitmesi, şafağın sökmesi çok uzaklarda değil sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım, bu etrafınızdaki karanlık dünya bu sokaklardan akan çirkef, sizi kendisine benzetemez ama siz karanlıkları gündüz haline getirecek olan güneşleri temsil ediyorsunuz. Hiçbir zaman o karanlıklar, sizleri kirletemeyecek. Her zaman dürüst olmayan insanların içinde, bir dürüstlük numunesi olarak yaşayacaksınız. Size güvenecekler. O güvene lâyık olacaksınız! Çünkü siz Allah`a güvenenlersiniz ve en kuvvetli olanlar sizsiniz, sizlersiniz ve etrafınızdaki insanlara sizden karanlık değil sadece nur ulaşır.

Öyleyse sevgili kardeşlerim! Bu güzellikleri yaşamak, sokaklardan akan çirkefin dışında kalabilmek, yazılı basının, medyanın her türünün karanlıkları davet ettiği, saçtığı ve yaşadığı bir ortamda siz sulh ve sükûna dönük en güzel sesi, Allah`ın sesini temsil edeceksiniz. Bu sesi boğmaya, yok etmeye çalışıyor karanlık dünya ama bunu yapamazlar sevgili kardeşlerim. Çünkü bizler Allah`ın dostlarıyız.

Allahû Tealâ buyuruyor: “Eğer Allah`a güveniyorsanız, eğer Allah`ı seviyorsanız O’na tevekkül edin, O’na güvenin. Eğer güveniyorsanız, muhakkak ki en kuvvetli sizsiniz.”

3/ÂLİ İMRÂN-160: İn yansurkumullâhu fe lâ gâlibe lekum, ve in yahzulkum fe men zellezî yansurukum min ba’dihi, ve alâllâhi fel yetevekkelil mu’minûn(mu’minûne).

Eğer Allah size yardım ederse, o zaman sizi yenecek yoktur. Ve eğer sizi yardımsız (yüz üstü) bırakırsa, ondan sonra size kim yardım eder. Öyleyse mü’minler, Allah’a tevekkül etsinler (Allah’a güvensinler).

Öyleyse sizler, bir avuç insan, şu dünyanın en kuvvetli insanlarısınız. Çünkü en kuvvetli olan sizlerle beraber Allah.
 Allahû Tealâ diyor ki Kur’ân-ı Kerim’inde: “Bütün dünya düşmanınız olsa Ben dostunuzsam, Ben yeterim. Bütün dünya dostunuz olsa, Ben düşmanınızsam Ben gene yeterim.” diyor Allahû Tealâ.

Öyleyse yalnız değilsiniz. Bu ümitsiz gibi görünen çıkmaz sokaklarda yalnız değilsiniz, Allah ile beraberseniz. Karanlıkları değil, Allah`ın nurlarını, güzelliklerini temsil ediyorsunuz. Ve bu çirkef sizi korkutamaz. Öyleyse Allah`a sonsuz hamd ve şükrediyorum, bir avuç insan bu karanlıklardan, çirkeften, intikamdan, düşmanlıktan beri kalabilmiş. Allah`ın sevgilileri el ele, gönül gönüle geleceğe doğru yol alacaksınız. Hiçbir şeyin sizi tesiri altına alması söz konusu değildir. Sizler Allah`ın muhafazası altındasınız.

Sevgili kardeşlerim, değerli arkadaşlarım! Hepiniz gelecek için birer ümitsiniz, birer Allah`ın vaadisiniz. İşte gelecek günler, dünya sulhunun kurulacağı günler baz olarak dînlerin birleşmesine dayalıdır. Aslında bütün dînler bir tek dîni ifade eder; Allah`a teslim olmak. İnsanlık tarihine baktığımız zaman ilk peygamber ve ilk insan olan Âdem (A.S)’dan başlayan bir Allah`a teslim olmak olgusu, zamanımıza kadar bütün peygamberlerce yaşanmıştır.

Kur’ân-ı Kerim’de Allahû Tealâ hengi peygamberden bahsediyorsa Kur’ân-ı Kerim’imizde bu peygamberlerin adı peygamber olarak değil, nebî olarak geçer. Peygamber kelimesi, Acemce bir kelimedir. Osmanlıcaya girmiştir ve kök salmıştır orada. Kur’ân-ı Kerim’de peygamber değil, nebî kelimesi geçer, peygamberleri temsil eder.

İşte Kur’ân-ı Kerim’de kaç tane peygamber adı geçiyorsa hepsi, hepsi Allah`a teslim olmuşlardır 1 ve onlara tâbî olanlar da Allah`a teslim olmuşlardır. Hz. Âdem, onun oğullarından, kızlarından, torunlarından, torunlarının oğullarından, torunlarından kimler ona tâbî olmuşsa hepsi Allah`a teslim olmuşlardır.

Öyleyse böyle bir dizaynda Allah`a teslim olmanın standartlarına beraberce bakalım. Bugün dünyada temsil edilen dînler, hangi dînlerse onların, bütün başlangıçtaki kurucuları ve o kuruculara tâbî olanlar hepsi Allah`a teslim olanlardır. Bugün dînler, büyük çoğunluk itibarıyla insanlar artık Allah`ı temsil etmiyorsa bu, insanların dejenerasyonunun, yozlaşmasının bir sonucudur.

Hz Âdem ve Ona tâbî olanlar hepsi Allah`a teslim oldular. İlk insan ama aynı zamanda ilk peygamber, ilk nebî Hz. Âdem. Kur’ân-ı Kerim son nebînin, son peygamberin Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz olduğunu söylüyor. Ve son nebîye bakıyoruz, son peygambere bakıyoruz O ve Ona bağlı olanlar, Ona tâbî olanlar, Onun sahâbesi hepsi Allah`a teslim oldular. Ruhlarını da vechlerini de nefslerini de Allah`a teslim etmek şerefine erdiler.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Allahû Tealâ Zumer Suresinin 18. âyet-i kerimesinde bütün sahâbenin hidayete erdiğini, ruhlarını Allah`a teslim ettiğini söylüyor.

39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahsenehu, ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).

Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleri).

Âli İmrân Suresinin 20. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ bütün sahâbenin fizik vücutlarını Allah`a teslim ettiğini söylüyor.

3/ÂLİ İMRÂN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebeani, ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).

Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: "Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah`a teslim ettik. O kitab verilenlere ve ümmîlere: "Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah`a) teslim ettiniz mi?" de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir.

Âli İmrân Suresinin 84. âyet-i kerimende Allahû Tealâ, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le beraber bütün sahâbenin teslim-i küllî ile teslim olduklarını, 3 vücutlarını da Allah`a teslim ettiklerini söylüyor. Ruhlarını, vechlerini ve nefslerini.

3/ÂLİ İMRÂN-84: Kul âmennâ billâhi ve mâ unzile aleynâ ve mâ unzile alâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ven nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum, ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).

“Allah`a ve bize indirilene ve İbrâhîm (A.S)`a, İsmâil (A.S)`a, İshâk (A.S)`a, Yâkub (A.S)`a ve Yâkub oğulları’na indirilenlere, Hz. Mûsâ`ya ve Hz. Îsâ`ya ve nebilere Rab`leri tarafından verilenlere îmân ettik. Onların arasından birini (diğerlerinden) ayırdetmeyiz. Ve biz O`na (Allah`a) teslim olanlarız.” de.

Öyleyse ilk peygamber, ilk nebî Hz. Âdem ve Ona tâbî olanların hepsi Allah`a teslim olmuşlar. Son peygambere kadar hep böyle gelmiş. Son peygamber ve Ona tâbî olanlar da Allah`a teslim olmuşlar. Bugün dünyadaki 3 semavî kitaplı dîne baktığımız zaman bunlardan en eskisi, Hz Musa’ya Allah`ın verdiği Tevrat’la başlayan Musevîlerin dînidir. Hz. İsa’ya tâbî olanların dînidir. Bakıyoruz ki Hz. Musa ve Ona tâbî olanların hepsi Allah`a teslim olmuşlar. Sonra Hristiyanlık geliyor, Hz. İsa’yla ve İncil’le. Hz. İsa ve onun havarileri hepsi Allah`a teslim olmuşlar. Ve daha sonra gelen tatbikatta Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) ve Ona tâbî  olanlara bakıyorum onun sahâbesine, hepsi Allah`a teslim olmuşlar.

Öyleyse ne görüyoruz bugün? İslâm ayrı bir dîn Hristiyanlık ayrı bir dîn, Yahudilik ayrı bir dîn ve arkasından bütün dînleri sayın. Budizm’den başlayarak bütün dinlerin mensupları başkalarından ayrı bir dînin sahibi olduğunu zannediyorlar. Oysaki bu dînlerin her birinin başlangıç noktasında hep aynı şey var. O dînin Allahû Tealâ tarafından vazifeli olan kurucusunun Allah`a teslim oluşu onunlar beraber ona tâbî olanların hepsinin Allah`a teslim oluşu.

Öyleyse eğer dîn, Allah ile ilişkinin adı ise ve eğer Allah ile ilişkinin içinde olan insanların yaptıkları yegâne şey Allah`a teslim olmaksa, Allah`a teslimin dışında bir dîn var mı? Eğer Hz. Musa da Allah`a teslim olmuşsa Ona tâbî olanlar da. Hz İsa da Allah`a teslim olmuşsa, Ona tâbî olanlar da. Hz. Muhammed de Allah`a teslim olmuşlarsa Ona tâbî olanlar da. Bu 3 tane peygamber ne yapmışlar, birbirinden farklı şeyler mi yapmışlar? Sonuç, kesin olarak aynı sonuçtur: Allah`a teslim olmak. 3 tane kelime, Allah`a teslim olmak. Ruhen, vechen, nefsen Allah`a teslim olmak. Aradan binlerce sene geçmiş. Ve geçen bu seneler içerisinde insanlar şeytanın yozlaştırma tekniğinin kurbanı olmuşlar. Adım adım dînlerini unutmuşlar ve bugün birbirine düşman olan, hatta bir çok insan tarafından birbirine düşmanlığı bilenen, daha keskin hale getirilen bir dîn ayrılığı söz konusu olmuş. Her birinin mensubu, kendisinin dışındaki bütün dînlerin kendisine düşman olduğunu, onların Allah`ın dîninden uzak olduklarını, yalnız kendi dîninin doğru dîn olduğun zannediyor. Oysaki bütün dînler dejenerosyona uğamış. Hiçbir dîn bunun dışında kalmamış.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Aslında bilin ki dînler arasında realitede Allah ile olan ilişkiler açısından hiçbir farklılık söz konusu değildir. Bütün dînlerin ilk temsilcilerinin yaptığı şey, Allah`a teslim olmaktır.  Ve tâbî olanları da Allah`a teslim etmektir; ruhlarıyla vechleriyle ve nefsleriyle. Öyleyse tek bir dînden bahsediyoruz. Gelecek yıllarda, bütün dünyayı kucaklayacak olan dünyanın değil kâinatın yegâne dîni, tek dîni, Allah`a teslim olma dîni.

İslâm kelimesini lügat standartları içerisinde incelediğimiz zaman,  şu hakikati görüyoruz. İslâm kelimesi, “slm” kökünden geliyor; sin, lam, ve mim. Bu kökten türetilen kelimeler selâm kelimesi, selâmet kelimesi, İslâm kelimesi,  müslim kelimesi, Müslüman kelimesi ve teslim kelimesi her kökten türetilebilen, 28 tane kelimenin arasında dîne damgasını vuran asıl kelime mânâ itibarıyla teslim kelimesidir.  İslâm, Allah`a teslim olma dîninin Arapça söylenmesi halidir, Arapçasıdır.  Bütün dînlerde bu kelimenin, Allah`a teslim olma kelimesinin teslim kelimesinin bir karşılığı vardır. Ve bütün dînler, sadece Allah`a teslim kılmışlardır insanları.

Yani sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler yani insanlar için söz konusu olan şey, bütün insanlık tarihi boyunca eğer o insanlar, Allahû Tealâ’nın kitabı indirildiği devrede yaşamışlarsa mutlaka Allah`a teslim olmakla dînlerini yaşamaları noktalanmıştır. Böyle bir dizayn içerisinde insanların bütün güzellikleri yaşamaları söz konusu olmuştur. Ve o noktadan, başlangıç noktasından sonra gelen nesiller birbirine tâbî olarak bugünlere kadar ulaşmıştır.

Bütün dînlerin içinde o dîni Allahû Tealâ’nın oluşturmakla görevlendirdiği peygamberi neyi yapmışsa, nasıl Allahû Tealâ’ya teslim olmuşsa, tâbî olanlara tâbî olanlar, onlara tâbî olanlar, bugüne kadar aynı esasları yürütmüşlerdir. Ama bunlar, o dînin bugünkü büyümüş çerçevesi içerisinde çok küçük bir gurubu temsil edebilmektedirler. Hristiyanlığın içinde de Yahudiliğin içinde de İslâm’ın içinde de durum aynıdır. 3 semavî dînde de bugün büyük kitleler Allah`a teslim olmayı yaşamıyorlar 1, diğer dînleri kendilerinden farklı zannediyorlar, 2, kitlelerin büyüğü, büyük kitleler başka dînleri kendilerine düşman kabul etmişler ve dostluğu değil insanların çoğunluğu, düşmanlığı körüklüyorlar.

İşte şeytan kazandığı başarıyla, gururla insanların bu düşmanlıklarını uzaktan kıs kıs gülerek seyrediyor.  Onu çok iyi tanıyoruz. Şu dünya üzerinde en iyi tanıyan biziz, şu dünya üzerinde onun en büyük düşmanı.

Sevgili kardeşlerim! Vücuda getirdiği tuzağın, insanlar tarafından keşfedilmesi onu her zaman kudurtmuştur, iblisi. Şimdi de aynı standardın içerisinde. Ama öfkenin kadere tesiri yoktur. Asr-ı saadet günü geldiği zaman iblisin mağlubiyeti kesindir. Sevgili kardeşlerim! Allah`a teslim olmak bir dînsel çatıdır. Bu çatının altında bütün dînler birleşecektir. Ve inceledikleri zaman asıllarının bu olduğunu, Allah`a teslim olmak olduğunu, yapılması lâzımgelen işlemin bunu vücuda getirdiğini insanlar, gelecek 3-4 yıl içinde öğreneceklerdir. Sadece öğrenmekle kalmayacaklar; dünya sulhunun kurulmasında her grup karınca kaderince öncü olmaya çalışacaklardır. Bu ise dünya sulhunun garantisini oluşturan omurgayı vücuda getirecektir.

Sevgili kardeşlerim! Artık bizi tanıyorsunuz, bu güne kadar söylediklerimizin hepsi dünyadaki belki en kıymetli hazine olarak bilgisayarların hafızalarında saklanıyor. 400’ün üzerinde kaset, binlerce birkaç aya kadar on binlerce diyebileceğiz sual ve onların cevapları her konuda. Artık sözlerimiz suya yazılan yazılar değil, ağzımızdan çıktığı gibi kayda alınıyor. Ve insanlığın elinde şu anda bir hazine var. Allah`ın hazinesi, insanların müracaat edebileceği, dîn açısından bütün suallerine cevap alabileceği bir hazine.  Allahû Tealâ’nın bunu bizim elimizle vücuda getirmesi, bizim için kâinatın en büyük onurudur, en büyük şerefidir.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Böyle bir dizaynda biz ne kadar mutlu olsak, huzur duysak Allahû Tealâ’ya ne kadar şükretsek azdır.  Bütün bu güzellikleri vücuda getiren Yüce Rabbimizdir.

Öyleyse sevgili kardeşlerim, işte bugün insanların birbirini öldürdüğü, birbirini aldattığı, birbirine en kötü davranışları sergilediği, çoğunluğun; çok büyük bir çoğunluğun böyle olduğu bir ortamda bir küçücük azınlık, bir avuç insan Allah`ı temsil ediyorlar. Sokaklardan akan çirkef, onları kendi rengine boyayamıyor, karartamıyor. Onlar Allah`ın boyasıyla boyanmış olanlardır, sıbgatullah olmuş olanlardır.  Hem kendi ülkelerine hem de bütün dünyaya örnek olacak tertemiz insanlar.

Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım gönül dostlarım! Sizlerle mutluyuz, sizlerle huzur buluyoruz. Sizleri Allahû Tealâ geleceğin teminatı olarak gösteriyor. Tüm güzelliklerin merkezinde sizler varsınız, geleceğin güneşleri.

Sevgili öğrenciler, izleyenler,  dinleyenler, Allah`ın dostları! Sokaktaki öfke kusan insanlarla kendinizi karşılaştırın, siz onlardan biri değilsiniz. Siz onları, güzele, doğruya, Allah`a davet edenlersiniz. Dikkat edin! Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve bütün sahâbe Allah`a davet ediyordu. Ediyor muydu? İşte Yûsuf Suresinin 108. âyet-i kerimesi:

12/YÛSUF-108: Kul hâzihî sebîlî ed’û ilâllâhi alâ basîratin ene ve menittebeanî, ve subhânallâhi ve mâ ene minel muşrikîn(muşrikîne).

De ki: “Benim ve bana tâbî olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah’ı görerek) Allah’a davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur. Allah’ı tenzih ederim. Ve ben, müşriklerden değilim.”

Allahû Tealâ diyor ki: “ Habibim! O ümmîlere ve kitap sahiplerine de ki “Benim ve bana tâbî olanların, benim sahâbemin basiretle (yani kalbimizdeki basar hassasıyla, kalp gözümüzün basar hassasıyla) görerek; Allah`ı görerek Allah`a davet ettiğimiz yol, işte bu Sıratı Mustakîm’dir.  İşte bu bizim yolumuzdur.”

14 asır evvel Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve bütün sahâbe böyle söylüyordu. Yûsuf Suresinin 108. âyet-i kerimesinde çizilmiş olan tablonun muhteşem görüntüsü buydu ve aradan 14 asır geçti. 15. asırda bizler varız, Allah`a davet edenler.

Öyleyse sevgili kardeşlerim, sizler bir avuç insan Allah`a davet ediyorsunuz. Şu kâinattaki en şerefli görevi ifa ediyorsunuz. Kâinat üzerinde birçok gezegende tesis etmiş olan sulh ve sükûn bizim dünyamızda da oluşacaktır.  Bunun oluştuğunu göreceksiniz. Biliyorsunuz şimdiye kadar Allahû Tealâ size bizim ağzımızdan bir çok şey söyletti. Her biri bu güne kadar bildiğiniz gibi vücut buldu. İnsanlar bu hakikatleri karalamaya çalışsılar da netice almaları mümkün değildir.

Biliyorsunuz sevgili kardeşlerim, Türkiye büyük bir zelzele felaketi geçirdi ve kardeşlerimiz bize sordular: “Ne yapalım? Bu geceyi sokakta mı geçirelim, ne yapmamız gerek?” Biz de onlara dedik ki: “Hayır evinize gidin, huzur içinde uyuyun çünkü Allahû Tealâ size hiçbir şey olmayacağını açıklıyor.” Ne oldu sevgili kardeşlerim? Bu bir avuç insanın hiç birisinin burnu kanamadı, hiç birisine hiçbir zarar, fizik vücutlarına hiçbir zarar gelmedi. Eşyalar, ev, onlar değil insan müessesesi; Allah`ın kurduğu insan adlı müessese. O insanlara Allah, verdiği sözü tuttu. Hiç birisine zelzelenin göbeğinde olanlar da dâhil olmak üzere hiç birisine hiçbir şey olmadı. Bu büyük hakikati yaşadınız. Biliyorsunuz ki artık, Allah verdiği sözü mutlaka tutar.

Öyleyse Allah`ın hakikatlerini gölgelemek isteyenlerin gayretleri hep kursaklarında kalmıştır, hep insanlık tarihi boyunca. Allah`ın dostlarına karşı savaş açanlar, onları çekemeyenler, kuvvetin sahibi olduğunu zannedenler, insanlık tarihi boyunca hep mağlup olmuşlardır Allah`a.  Gene aynı sonuç söz konusu olacaktır, gelecek 3- 4 yıl içinde bir dünya yelpazesine Allah`a teslim olma dîninin bütün esasları dağılacaktır.

İnsanlar, her dînin mensubu kendi peygamberlerinin hayatına baktıkları zaman o hakikati göreceklerdir ki kendi peygamberlerinin ve onlara tâbî olanların yaptığı şey, Allah`a teslim olmaktan başka bir şey değildir. Allah`a teslim olma çatısı altında dînlerin birleşmesi ve sulh ve sükûnun kurulması söz konusu olacaktır. Bunun için buradayız, bunun için yaşıyoruz.

Bu yüce görev için Allah`a sonsuz hamd ve şükrederiz sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ’nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırmasını Allah`a teslim-i küllî ile teslim kılmasını, daimî zikre ulaştırmasını, cennet saadetini ve dünya saadetini bütün boyutlarıyla yaşamanızı, zülcenehayn olmanızı Allah`ın sizlere ihsan etmesi için, sizi bunlarla ni’metlendirmesi için Yüce Rabbimize dua ederek sözlerimizi inşallah burada tamamlıyoruz.

Geleceğin güneşleri! Sizlerle iftihar ediyoruz, sizlerle mutluyuz. Allah, hepinizden razı olsun.
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1156